Ilımlı Kemalizm

2 Haziran 2025

Kahhar Olan Bir Allah’ın Adıyla 

“Kemalizm’e karşı mücadelede kırılma noktası” veya “ılımlı kemalizm”

Osmanlı İmparatorluğu bir İslam Şeriat Devleti idi gökten indiğine kesin inanılan Kur’an ile yönetiliyordu. Devletin bütün kurumları Halifelik Seyhülislamlık Meşihat dairesi, Şerî mahkemeler, müftülükler, Heyeti Telif Dairesi, Maarif vekaleti Medreseler Tekke ve Dergahlar vs. hepsi Şeriat devletinin alt birimleri idi. Hatta Osmanlı Ordusunun adı “Muhammedin Yardımcı Kuvvetleri” ve askerin adı da “Muhammedcik” olmakla Ordusunun misyonu bile dinî idi..

Ve bütün bunlar yıkıldı iptal edildi. Yerine Türkiye cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyet kendine yeni bir misyon edindi bu misyon “islam dini” değildi. Aksine islama alternatif bir şeydi. Önceleri Hıristiyanlık düşünüldü sonra tutmayacağı öngörülerek laiklik-atatürkçülük karması seküler bir ideoloji devletin resmi ideolojisi oldu. Bu seküler ideoloji sonraları “Kemalizm” adını aldı. Kitabı dahi yazıldı ve içi dolduruldu. Kemalizm tam olarak İslamizme alternatif olacak şekilde oluşturuldu. Bir tanrısı, kıblesi, hac için toplanma, dua ve bağlılık sunağı ve bir inanç sistemi vardı imanın altı şartına benzer.. Ve tabi ki bir yaşam biçimi.. hatta her yerde her mekanda büstler önünde uygulanabilecek tinsel ritüelleri bile.

Şeriatı istemek bu yeni dini inkar “küfür” sayıldı. Bu en büyük suçtu ve adı “irtica” idi. Irtica orta cağa geri dönmek demekti. Irtica ile en şiddetli bir şekilde mücadele başladı. İstiklal mahkemeleri kuruldu. Binlerce alim şeyh dini lider asıldı kimi faili meçhul cinayetlere kurban gitti kimi sürgüne gitti kimi tecrit edildi.

 Bunlar ekseriyetle vatan haini yaftasıyla yaftalandı. Böylece halkın gözünde idamı hakeden gerçek suçlu oldukları sağlanmış oluyordu.

Cumhuriyeti kuran kadro bu yeni rejimi yerleştirmekte kararlıydı. En küçük dini bir faaliyete musamaha yoktu. Bir yerde toplanıp Allahı zikreden müslümanlar terör suçlusu gibi yakalanıyor gazetelerde “on tane meczup dini ayin yaparken yakalandılar” türünden korkutucu haberlerle halka duyuruluyorlardı.

Allah’ın indirdiği kitaba göre yaşamayı ve bu kitaba göre yönetilmeyi isteyen kişiler her şeye rağmen pes etmediler. Gizli gizli faaliyetlere devam ettiler. Kuran, islam samanlıklarda kuytu mekanlarda öğretildi. Minarelere jandarmayı gözetleyen bir nöbetçi talebe diken Hocalar camide kuran öğrettiler. Bazısı trenlerde dağlarda bu hizmeti cesaretle ifa etti..

İslami rejim “Şeriat” kaybedilmişti. Ancak halkın imanı da kaybolmak üzereydi. Bu noktaya himmetler teksif edildi. Bazıları dini faaliyetin adına bu cihetten iman hizmeti diyordu..

Ancak yeni rejimin bağlıları din adına yapılan her faaliyeti irtica; cumhuriyet rejimine karşı bir tehdit olarak görüyor ve en sert bir şekilde üzerine gidiyordu.

Böylece iki cephe oluştu. Yeni rejimi savunan “Kemalistler” ile Islam inanç ve ibadet hayatını korumaya çalışanlar; yani “irticacılar”.

Kemalist taife savundukları bu “Din” görünümündeki ideoloji “Kemalizmi” ayakta tutabilmek için Mustafa Kemal Atatürkü ön planda tutuyor, Cumhuriyetin kurulmasında baş aktör olması yönüyle onu bütün Türkiye halkının ortak değeri gibi takdim ediyordu. Onlara göre “Türkiye’de serbestçe yaşayan her vatandaş Mustafa Kemal’i sevmeliydi. Çünkü Osmanlı Devletinin dört bir yanı düşman askerleriyle istila edildiği cihan harbi yıllarında milli mücadeleyi o başlatmış ve sonuna kadar başarılı bir şekilde sürdürerek nihayet Türkiye toprakları kadarını onlardan kurtarmış ve Türkiye cumhuriyeti devletini kurmuştu..”

Bu bakımdan her türkün ona karşı derin bir sevgi ve saygısı olmalıydı. Bu, kıymet bilme, kadirşinas olma, nankör olmamanın gereği idi.. O yüzden Mustafa Kemal’i sevmemek “vatan hainliği ile eşdeğerdi!” Sevmeyenleri şiddetle kınıyorlar ve “Atatürk düşmanı” yaftasıyla yaftalıyorlardı. Son yıllarda “irtica” suçlaması yerini bu yeni suçlamaya bırakacaktı: “Atatürk Düşmanlığı”

Devam ediyor.. 

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın