Bismillahirrahmanirrahim Anneciğim Ayşe Erdoğan’ı 2022 de akciğer kanserinden kaybettik. Allah rahmet eylesin. Şehadet mertebesi ihsan eylesin 1972 yılında Yozgat Çayıralan ilçesi Yukarı Yahyasaray köyünde doğmuş bir Anadolu kadını. 9 erkek kardeş içinde onların tek bacısı. Babası Şıhduran (Şeyh Duran) ile annesi Anşa (Ayşe) nin biricik kızları. Annem Ayşe kızı Ayşe.. Yukarı Yahyasaray köyünde annem ilkokula dahi gitmemiş anne babası belki abileri okula salmamış okuma yazmayı öğrenmemiş evde annesine yardım etmiş. iyi de etmiş. Annem asla bunun eksikliğini ezikliğini yaşamış değildir. Anneciğim 20 yaşında iken köylüsü Yahya (26 yaş) ile evlenmiştir. Babam Yahya köyün hocası Mustafa Nuri Erdoğanın oğludur. Bu evlilikten 7 çocukları olmuş 2 kız 5 erkek. İlk çocukları Fatıma annesini hiç emmemiş ve 3. gün vefat etmiş.. Diğerleri sırayla İlyas (1973), İsa (76), Mustafa (78), Hatice (79), Abdullah (81) ve Abdurrahman (85) Rüya Bugün annemi gördüm rüyamda çok güzel gördüm bir sofradaydık ve neşeli idi gülüyordu (27.05.2025) ..devam ediyor
Allah’ın yüce Adıyla.. Mahmud efendi hazretleri bir vaazında Allah’ın emrini okur “Hırsızlık yapan erkeğin kadının kesin ellerini.. [5:38]” Bütün cemaat huşu içinde vaazı dinler ancak arada başka niyette olanlar da vardır. Onlardan biri o gün içindeki inkarı daha fazla gizleyemez “bu zamanda el kesme olmaz böyle barbarlık olmaz!” diye bağırır. Efendi Hazretleri bu cahilden i’raz eder, cevap vermez konuya devam eder.. Ancak bunun cevabını ilahî takdir verecektir. O gece bunun arabası kapı önünden çalınır. Araba sahibi olmanın lüks ve zenginlik sayıldığı yıllar.. Bu deliye döner sağa sola saldırmak ister, ancak çaresiz. Vaazda yaptığı terbiyesizliğe şahit olan komşusu buna sorar “hırsızı bulsan ne yaparsın ? “kafasını koparırım onun.” Müslüman o anda lafı gediğine koyar: Şeriat adamın kafasını değil bak sadece elini kesiyor.. Kesiyor ki bir daha başkasının canını yakmasın. Diğer hırsızlar da korksun, hiç yeltenmesinler.” Sonra gelip durumu Efendi Hazretlerine anlatır da Şeyh efendi bunu da vaazlarında ibret olması için söylerdi. Bu vesileyle bizzat benim çevremde yaşanmış birkaç araba hırsızlığı hikayelerini aktaracağım.. Ta ki Allah’ın hükmü ne kadar yerinde herkes anlasın 1. Vaka, Gariban hocanın Kliyo’su Allah yoluna gönüllü hizmet eden bir hoca kardeşim dişinden tırnağından artırdığı, yetmemiş büyük bir borcun altına girip aldığı aldığı Clio marka bir arabası vardır, onunla…
Allah’ın yüce Adıyla.. 2011 yılında yine Mahmud Efendi Hazretlerinin umreye gideceği haberi etrafı sardı. Bütün İhvanı tatlı bir heyecan bir telaş sardı. özellikle 2005 umresine gelemeyenler.. o vakit Beyoğlu çıksalın Mahallesi’nde Hz Ali camisi’nde fahri olarak müezzin, ve bir dernekte de yine Hoca olarak görevliyim ve ayrıca medrese açmışım 15 tane talebem var Arapça İslami ilimler okutuyorum. Maaşımı dernekten alıyorum aylık 1000 lira bunun 400 lirası oturduğum cami lojmanında kiraya kesiliyor, elime giren 600 lira. 3 tane çocuğum var.. Yani bu parayla umre’ye gitmem imkansız. Dolayısıyla en uygun en ucuz umre’ye gitme çarelerini arıyorum. Duyduk ki bazı hocalar karayoluyla umreye götüreceklermiş. Bunlardan birisi Ali Kara Hoca (Allah rahmet eylesin) kendisini çok severim hukukumuz vardır. o vakit kaç liraya götürdüklerini şimdi nedense hatırlamıyorum belki kayıtlarıma bakmam lazım. ancak uçakla gitmekten çok daha uygun olduğu kesin. ve karayoluyla, ayağın yere basa basa o kutsal yolculuğa gitmek evet sıkıntılı olmakla birlikte ayrı bir feyz. Bunu tatmak istiyordum ve belki o yolu öğrenip ileride kendi imkanlarımla gitmeyi/götürmeyi hedefliyordum. Bu sebeple mutlaka kara yoluyla gitmeliyim dedim. Ali Kara hocaya yani onun Zeytinburnundaki derneğine müracaat ettik. 15 kişilik sayı verdim bilirsiniz 15 kişi toplayanlara bir kişilik ücretsiz gidiş hakkı oluyor. Benim ekibim içerisinde 18 yaşını tutmayan…
Allah’ın yüce Adıyla Özet: 2005 Umre ziyaretimizde Rasulullah efendimizin mescidinde 40 vakti tamamlamak bize mümkün görünmüyordu, tur şirketinin aldatmasından sebep.. Ancak Hz Allah ol deyince olduruyor.. 2005 yılı.. Mahmud Efendi Hazretleri umreye gideceği haberi duyuldu. Bütün ihvanlar gibi biz de hareketlendik. Durumum iyi değildi, umreye gidecek imkanım yoktu doğrusu. Beni götürecek bir sponsorum da. Hatta bazı Edirneli ihvanlar “bizi bırakıp nasıl gider!” demişler. Hasılı destek değil, köstek bile vardı. Onlara “Ama Şeyh Efendi bütün müritlerini bırakıp gidiyor !?” diye cevap vermiştim. Ve önceki sene arabamla memlekette kaza yapmıştım, borçlarım vardı. Bazı yakınlarım bunu hatırlamışlar “Borçlarını ödemeden nasıl gider!” demişler. Kimseyi dinlemedim her şeye rağmen gidecektim bu fırsatı kaçıramazdım Mahmud Efendi Hazretleri şeyhimle umre yapma fırsatı kolay ele geçer şey değildi.. Bazı arkadaşlar umreci topluyordu 750 dolar yetiyordu bir kişi için. Ben bir bebek ve 2 yetişkin kişiydim 1.500 dolar benim için yetecekti bebeğe ücret almıyorlardı. Bazı akrabalardan borç aldım, altın dolar buldum buluşturdum parayı denkleştirdim ve Allah’a şükür umreye gidebilecektim. En ucuzundan, otelimiz yemeksiz olacaktı. Yani yemekleri kendimiz pişirecektik en uygun seçenek buydu. Doğrusu şimdiki aklımla yemeksiz oteli kimseye tavsiye etmiyorum. Sıkıntı.. tavatı saydi ibadetti derken yoruluyorsun.. Sonra otele gel bu meşgale arasında bir de yemek yapmakla uğraş.. düzgün malzeme…
Yüce Allahın Adıyla.. Kurs Medrese faaliyetlerim 1) Mehmet Ali Paşa Camiinde bir sığınmacı olarak başladım hizmet hayatıma. Beş ay boyunca cami imam odasında kaldım umumî tuvaletleri kullandım vakıf aşevinden yedim 2) Sonra tertip ettiğim arapça dersi ile gelişen çevremle, edindiğim ekiple o mahallede daire tuttuk ve o dairede açtığımız ilk medreseyle hizmetimiz şahlandı 3) ve Paksoyların binasına geçişimizle hizmetimiz palazlandı. Medrese olarak kullandığımız binalar bununla sınırlı değil. Paksoylar apt nındaki Medresemiz polis baskınıyla mühürlenmesi sonucu orayı terk etmek durumunda kaldık 4) Aynı mahallede bir kadına ait daireyi tutarak yolumuza devam ettik. 5) Tam karşı tarafında bulunun Şenerlerin binasını da (komple bina) yaz kursu için kiraladık ve yaz Kuran kursunun ikincisini orada icra ettik. Aynı anda Şenerler mescidini de biz yeninden hizmete açtık ve faaliyete soktuk Bursa’ya derse gidiş Askerlik öncesi kısa süreli bir Bursa maceram olmuştu. İsmailağa’da Bursa talebelerini görüyor ve Efendi Hazretlerine olan muhabbet ve ittibalarına hayran oluyordum. O yüzden o hocadan mutlaka istifade etmeliyim diyordum. Şunun şurasında askere gitmeme 2 ay kalmıştı bu 2 ayı mutlaka Bursa’da Ahmet İslamoğlu hocanın yanında geçireceğim onun feyzinden maneviyatından istifade edeceğim diyordum. Bu gaye ile kalktım Bursa’ya gittim hocanın medresesini buldum. Hoca ile görüştüm beni çok güzel yumuşak karşıladı. bana dedi ki…
Allahın yüce Adıyla İcazetname alıyoruz Medreseden ayrılırken hemen icazetimizi almadık. Eski hocaların usulü imiş mezun olan talebeye bakarlar imiş bu ne yapacak Allah yoluna Kur’an ilimlerine hizmet mi edecek dünyaya mı dalacak..? Böyle birkaç sene gözlemler sonra çağırır istikamet üzere olursa icazetlerini verirlermiş. hocalarımız da bize böyle muamele ettiler mezun olduktan yaklaşık 2 sene sonra icazetimizi aldık. o zamanlar şartlar fazla müsait olmadığı için ulu camilerde herkesin gözü önünde icazet merasimleri yapılmıyordu hocalarımız tarihi bir mekanda restoran gibi bir yerde orayı tutmuşlar sayılı sınırlı misafirlerin gözetiminde icazetname rasimimiz icra edildi. Ancak bereket versin Hasan Efendi hocamız şeyhimiz nezaretinde gerçekleşti Onun dua ve teveccühleriyle 30 kadar arkadaş cazetimizi almış olduk sene 2002. Hilal Hanımla Tanışma Maraşlı bir hoca arkadaşımı bir izmit arabasında görmüş karşılaşmıştım. Hemşerisi Mustafa Adatepe ile birlikte. İşte o Mustafa bana bacanak olacaktı. Hoca arkadaşım askerlik öncesi memleketinde hizmet etmek için bir sohbet halkası kurar. Bu halkanın önemli bir müdavimi Teaş Termik Elektirk santarlinde memur olarak çalışan Ahmet beydir. Ahmet beyin üç kızı da İstanbulda Mahmud efendi hz nin medreselerinde okumuşlardır.. en büyükleri Hilal hoca hanım tahsilini tamamlamış diğerleri bir sebeple yarıda bırakmış ve dünya evine girmişlerdir. Ahmet bey bir gün bu hocaya hoca kızından bahseder. Fikri fikrinde zikri…
Allah’ın yüce Adıyla.. Hızır Efendi Kuddise sirruhu hocamızdan herkes gibi umumi istifade etmek yanında her hafta mutad olarak İsmailağa Medresesine (Kubbealtı taş Medreseye) tasavvuf dersimize girmekle (1995-96) kendilerinden hususi olarak istifade ettik ve bu cihetle Hızır Efendi bizzat hocamızdır. Burada hususi/umumi ifadelerini tefrik etmeksizin kendilerinden duyup işittiğim her türlü malumat kırıntısını aktaracağım ki ilim bizimle zayi olmasın. O yılları idrak eden ihvan/hoca arkadaşlarımızdan temennimiz tespit ettikleri varsa eksik hatalı sözlerimi yorum kısmında belirtip bizi ihtar ve tashih etmeleridir çünkü “aklı beşer nisyan ile maluldur” Sözünün tesiri Hızır Efendi hocamız nefesi kuvvetli sözü ziyade tesirli idi. Tıptan umudunu kesmiş bazı hastaları doktorlar Hızır Efendiye gönderir o onları okur Allah’ın izniyle şifa bulurlardı. Yine manevî maraz kapmış faraza kendini Mehdi zanneden İsa Peygamber zanneden hastaları Hızır Efendi hocamıza getirirler, o onlarla hasbihal ederek uyandırır içine düştükleri o halden biizniAllah çıkarırdı. Kendisi anlattılar “Biri geldi ‘ben isa peygamberim’ diyor.. Başladık sohbet etmeye hoşgeldin hoşbulduk. Nerelisin şuralı. kimlerdesin ? filanca sülaleden. Baban kim ? Hüseyin Ağa derler..” Hah bak işte isa peygamber değilsin onun babası yoktu. Adam uyandı gitti. Hızır Efendi Hocamızla ilgili Bazı Kıssalar Bizzat kendisinden şöyle dinledik “İsmailağa’ya Mahmud Efendi Hazretlerine geldim bana sakal bırak sakal bırak diyor, ben direniyorum.. Bir gün…
Allah’ın yüce Adıyla.. İsmailağa’nın 1. mihrap şehidi Hızır Efendi kimdir !? Haliyle merak ediyor yeni yetişenler, Hızır’a yetişemeyenler. 1942 Rize doğumlu olan Hızır Efendi hocamız, Mahmud Efendi hz’nin biricik damadıdır. Allah dostları sıradan kişileri damat edinmez.. Buradan bilmeli evvela kadr-i faziletini. Hızır Efendi Çukurbostan camiinin imamı, Rabbani bir islam alimi, samimi bir müslüman idi. Mahmud Efendi Hz’ne damat olmakla halinde tevazusunda bir değişiklik olmamış -bilmeyen onu sıradan bir mürid zanneder- mahfiyet sahibi hakiki bir tasavvuf eriydi. Hocalar, müridler arasında fazileti, tefevvuku herkesçe müsellem muttefekun aleyh bir zât idi. Belki şehadetine sebep husus da bu oldu; Cümle alemin teveccühünü üzerinde toplamış olması..! {haşiye} Bu itibar ve teveccüh, bir zaman öyle bi raddeye varmış ki kendisi bundan rahatsızlık duymaya başlamış. Müritlerin teveccühünü kırmak, ilgi ve iltifatı kendine değil, Şeyh efendiye yöneltmek için Hızır Efendi hocamız sokakta çorap satmış, yazın dondurma satmış. İşe yaramış da.. Çok zuhurat gören hal ehli bir muridine Şeyh efendi şöyle demişti “Bu hallerini gizle. Bak filan kişi gizleyemedi ihvan ile aramda set oldu, Hızır Efendi ise gizledi ihvan ile aramda köprü oldu” Gerçekten Hızır Efendi insanları mürşid-i kâmil’e yönlendirir güneşten istifade etmelerini sağlardı. O yüzden Cumartesi akşamları sohbet eder, sohbetin konusu Mahmud Efendi Hz’nin pazar sohbetinin tekrarı idi….
Allah’ın yüce Adıyla.. Hikmet Paksoy “Allah’ın hikmeti..” deriz ya. Tam da öyle işte. Bu Allah’ın hikmetiyle açıklanabilir, başka türlü de açıklanamaz. Hayatımda iki tane hikmet abi var biri bu İzmitli Hikmet Paksoy diğeri de İstanbul Çıksalın mahallesindeki.. Ona söz gelecek Hikmet Abi içeri girer girmez tanıdım ve işte o aradığım mübarek insan dedim. O konuşmaya başladı. Derdini düşüncelerini döktü adeta. Benim ekip içinde eli ayağı düzgün bir kardeşimiz Muharrem bir ara hemen laf arasına girerek meramımızı dile getirdi “Efendim biz sizden medrese için bir daire talep etmek için geldik..” gibi şeyler söyledi. Hikmet amca “7. katta boş bir daire var. orayı Medrese yapın onin üstü teras talebeler icabında terasa çıkar hava alırlar” dedi ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti. Yani o kadar kolay vermişti ki adeta lafı bile olmaz der gibi.. Adamın gönlünü zerre kadar meşgul etmedi.. Arkadaşlar Hikmet amcadaki bu genişliği görünce bir ricada daha bulundular “Hikmet abi hocamız evlenecek bir daire de ona ayarlayabilir misiniz?” Hikmet abi hemencecik “ikinci kattaki daireye de hoca geçsin” dedi ve kendi konularına devam etti. Biz hepimiz çok şaşırdık ve çok sevindik. Böylesi bir genişlik böylesi bir cömertlik hayatta görmedik. Benim açımdan körün istediği bir göz buldu Allah’tan iki göz! Nasıl sevinmem nasıl…
Allah’ın yüce Adıyla.. İzmit’te eski bir arkadaşım İzmit’te Medresemi açmışım hizmete devam ediyorum.. ve hafta sonları yine otobüse atlayıp İstanbul’a gidip geliyorum Şeyhimi ziyaret ediyorum ismailağa’yı görmüş oluyorum arkadaşlarımı görmüş oluyorum.. bu seferlerin birisinde otobüste takkeli birini gördüm o anda kim olduğunu çıkaramadım ensesinden görüyordum. otobüsten indim medrese’ye gideceğim Bir de baktım arkamdan bana seslendi isa hoca! Bir baktım eski arkadaşım Ooo Muhittin Hoca sen misin ? sarıldık. yanında biri var biz yaşlarında. Ayakta iki hoşbeşten sonra onu medreseye çağırdım geldi oturduk uzun uzadıya sohbet ettik. meğer garibim yanındaki hemşerisi kalebodurcu Mustafa Usta’nın yanında çırak olarak işe başlamış inşaatlarda işçi gibi çalışıyormuş. İzmit’e de büyük bir iş için numune yapmaya gelmişler beğenilirse işi alacaklar.. nerede yatıp kalkıyorsun geceleri diye sordum “inşaatta dedi. nasıl ortamın iyi mi rahat mı diye sordum “ne rahat olacak Her taraf çamur zibil dedi. Bırak inşaatta yatmayı gel buraya dedim. seve seve kabul etti. böylece 3-5 gün üst üste onunla birlikte oturma sohbet etme imkanı buldum. aslında bu hayatımı sonuna kadar değiştirecek çok büyük bir işin vesilesiydi. Diğer bir arkadaşım Hafız Halil Medresede derslere devam ederken bir gün kapı çaldı baktım Aa Hafız Halil kardeşim. İbrâhim Yılmaz hocanın Medresesinden hafızlık arkadaşım. Buyur geç içeri. Hoş beş…
Allah’ın yüce Adıyla.. İzmit’e geldik Mehmet Ali Paşa camisini bulduk. Boyacı Hüseyin adında kıdemli bir ihvan cami bahçesinde bizi bekliyormuş görüştük. vazifemiz yaz kursu için gelecek öğrencileri yaz tatili boyunca okutmak. Cami deprende harap olmuş cam yok duvarlar yarıya yarıya yıkık dışarının tüm tozu gürültüsü içeride kulağınızın içinde patlıyor.. Boyacı Hüseyin sorumlu kişi. Cami başkanı İlyas bey ona tevdi etmiş yaz kursu işini. Kayıt yaptıran her öğrenciden 5 er lira alıyordu. toplamda üç grup oldu. benim grubum Hasan’ın grubu ve boyacı nın oğlu filanca nın grubu. pek hocaya benzemiyordu ama onu da çağırmış grup vermiş. Herşey rağmen benim açımdan güzel bir eğitim oldu. Öğrencilerle güzel bir iletişim kurduk. onları Kur’ana teşvik ettim hatim bitirmeye teşvik ettim.. para vs ödülle değil. bende yok ki öğrenciye ne vereyim. sözlerle sevap vaadi ile teşvik ettim. Sabah derse geldiğimde benden önce gelmiş öğrencilerim açmışlar Kur’an okuyorlardı. yarış halinde hayırda rekabet ediyorlardı. ezberlerini dinledim devamlı not veriyordum hafta birincisi tayin ediyor oturma sırası ona göre oluyordu. her öğrenciye eşit ilgi için önüme geleni saatle dinliyordum 4 dakika. bu süre içinde ne kadar satır okuduysa bu onun notu oluyordu. hata yaparsa düzeltiyordum. yani öyle basıp gidemiyor.. öğleden sonra ilmihal sohbet tarzı geçiyordu ders. ben anlatıyor onlar…
Allahın adıyla.. İzmitte neler oldu ? Önce izmite nasıl gittik kısaca anlatalım. M. hoca efendinin yanında medresenin son derslerini okuyorduk. Sene 2000 Telhis ul miftah üzerine Muhtasarul Meani, ve Menar üzerine Nur-ul Envar ve Kuduri üzerine Lübab.. Mezun olup icazet almaya az kalmıştı.. belki yarım dönem.. dersler o dönem sonuna yetişmedi ve yaz tatili geliverdi. O yıl İzmitten bir ihvan ismailağa ya gelmiş ve yaz tatilinde izmitte bir camide yaz talabeleri okutacak hoca/kıdemli talebe istemiş. ismailağa vakfı bu işi bizim hocaya havale etmiş.. Hocamız da düşünmüş iyi fikir. bu sayede daha geniş kitlelere ulaşmış oluruz talebe derlemeye de faydası olur.. bizim sınıfa geldi olayı kısaca ifade etti ve kürt hasan dediğimiz bir arkadaşla beni seçti ve ismit egönderdi Mehmet ali paşa camiine Hasan gruba sonradan gelmişti.. tam olarak mahmur hocanın talenbesi sayılmazdı ve askerliğini henz yapmamıştı. askerlik o dönem 18 ay. dersleri de çok başarılı değildi. İhvan Hüseyin abi bir kişi kalıcı olacak demiş Hoca beni işaret ederek sen kalacaksın dedi.. ilişkilerimiz askeri disiplin çerçevesinde adeta.. ayak üstü emir komuta usulu.. “dedim oldu bitti..” O zamanlar hiç yadırgamadım. aldığımız eğitim bunu bize kanıksatmış.. şu an insanın garibine gidiyor. Hani nasıl olmasını isterdik.. seni odasına çağırır şöyle bir oturursun adam yerine…
Allahın Yüce İsmiyle.. Medreselerin içinden geçtiği badireler.. 98-99 yıllarında ismailağa Medreselerinin polis ve jandarma tarafından basıldığı, talebe ve hocaların terörist muamelesi gördüğü 28 Şubat sürecini biz yaşadık. Bundan önceki askeri darbelerde din hizmetlerine, dindarlara yapılan baskı ve eziyetin bir benzeri bu süreçte yapıldı. Bu baskı ve zulümlerden en büyük nasibi şüphesiz sarık sakal cübbe ve çarşaflı Kuran talebeleri aldı. Çünkü onların kaçacak gizlenecek yerleri yoktu. O dönem bil-fiil hizmet eden hemen hemen her hocamızın mutlaka bir baskın hikayesi vardır. Ancak bugünlerde rüzgarın sanki o baskınlar hiç yaşanmamış, o tazyikler hiç olmamış gibi esmesinin temel sebebi hocalarımızın ihlas ve tevekkülle hareket etmeleridir. Tellallık yaparak o amel-i salihi zayi etme korkusudur. O yüzden bu acı hikayeler anlatılmaz Ancak İla-i Kelimetullah davasının nasıl başlayıp geliştiği, hangi badirelerden geçerek bugünlere ulaştığını artık bilmek ve yeni nesillere bildirmek zamanı. O yüzden biz bu tarihi hadisatın peşindeyiz. Buldukça kaybedeceğiz Bu akşam mahallemizin gün görmüş ömür geçirmiş muhterem bir abimizin Canib Yavuz Efendi’nin iftar sofrasındaydık. O şöyle anlattı: “Burada (Bağcılar, Mahmutbey Mahallesinde) sarığı çarşafı sevmeyen biri vardı. Uzaktan akrabamız da olur. Bizim evin üst katını komple kız medresesi yaptık orada talebeler okuyordu.. Bu gitti bizi şikayet etti o zor dönemlerde.. Mahalleye polis geldi. Karşısına ben çıktım “burada…
İsmailağa imamlar toplantısı Salih Topçu hoca efendinin sunumu Molla Hüsrev Hazretleri adap ve usulü terk etmiş bulunan talebeler için ne demişti ? O ki usulü terk ettiler, vusulden mahrum oldular” حرموا الوصول لتركهم الاصول Musa aleyhisselam Mevla Teala ile ilk görüşmesinde aldığı ilk emir bir adap idi “ey Musa ayağındaki ayakkabılarını çıkar çünkü sen mukaddes bir vadi üzerindesin” يا موسى فاخلع نعليك Arkadaşlar benim diyeceklerim hep bildiğiniz şeyler olacak. Bildiğimiz şeyleri konuşacağız burada. Hoca bilmediğimiz bir şey söylese diye beklenti içine girmeyin. Zavendikli Mustafa Efendi’nin de içerisinde bulunduğu bir mecliste bir hoca kürsüye çıktı -hani pek de öyle kitabî konuşan biri değil- dedi ki arkadaşlar şimdi bir şey diyeceğim 104 kitapta bulamazsınız onu. Zavendikli bize döndü “ne diyecek bu ?” Bizim bir arkadaş var lafını esirgemez “yalan diyecek efendim” dedi. gülüştüler. Şimdi arkadaşlar duymadığınız bilmediğiniz bir şey diyelim diye yalan mı diyelim !? Abdulfettah Ebu Gudde bütün kitapları okunmaya şayandır, özellikle de “İslam Alimlerin Nezdinde Zamanın kıymeti” isimli kitabı.. mutlaka alın okuyun bu kitabını. Onlarca eseri inceleyerek tarayarak yazdı. o kadar eserleri bizim ne alıp okuyacak halimiz var ne vaktimiz var Arap alimlerinin yazdığı usul kitaplarına baktığınızda tamamı fıkıh tamamı usul. Bizim Türk alimlerinin usul kitaplarına mantık çok girmiş bulunmakta. Şimdi…
Bismillahirrahmanirrahim H S S Tebliğ cemaatinin faaliyetleri kapsamında yine bir grup Müslüman mahallemize geldi, camimize misafir oldular. Ben buraya geldiğimden beri bu üçüncü cemaat. Şu ana kadar gelen bütün taleplere olumlu cevap verdim. Çok müteşekkir oluyorlar dua ediyorlar. Bu mahallenin delili olan arkadaşlar ilk cemaati kabul ettiğimde şöyle dediler “20 yıldır biz bu camide, bu mahallede çalışma yapmak istiyorduk her yere girdik ama bu camiye giremedik Hocam eğer bundan sonra istersen izin verme, burada sayende bir kere faaliyet yaptık ya.. artık gam değil !” Müslüman Cemaatlere Destek Ben onların yüzüne demedim ama niyetim Ehli Sünnet vel Cemaat olan bütün müslümanların faaliyetlerine destek olmak. Anadolu gençlik derneği mahalle sorumlusu bir genç, bir pazar sabahı camimizde faaliyet yapmak istediğini çorba ikram edeceklerini söyledi, izin istedi. Anadolu gençlik aslında siyasi bir partinin bayrağı altında, ancak camide siyaset yapmayacaklarını tahmin ettiğim için onlara da izin verdim. Sonuçta Erbakan gibi büyük bir İslam liderinin varisleri.. Şimdi aynı arkadaş her cumartesi, çalıştığı gençleri topluyor, ikindi namazını benim camimde kılıyorlar.. Buradan bütün İmam arkadaşlara tavsiyem bu konuda Müslümanlara yardımcı olmaları. Tebliğ cemaati ne yapıyor, Nasıl Çalışıyor ? Bir kısmı camide zikir ve dua ile meşgul oluyorlar diğer kısmı mahalleyi geziyor. Buldukları eriştikleri insanlara Allah’ın kelamından peygamberimizin nasihatlarından…
Allahın yüce Adıyla.. Mekan: İsmailağa Tekamül ve İhtisas Medresesi (yeni bina) 29 Aralık 2021 İsa Erdoğan: Hocam kaç doğumlusunuz Fatih Kalender: 1978 İstanbul İsa Er: Medreseye kaç yılında başladınız? Fatih Kalender: 13 yaşında başladım hayrola İsa Er: Hocam sizi tanımak istiyoruz Fatih Kalender: Biz sizi tanıyalım önce İsa Er: Hocam ben isa, Eminali Hoca ile beraber okudum Fatih Kalender: Nerede okudunuz Eminali Yüksel: İsa Erdoğan bu, o dairede (tuttuğumuz talebe evinde) beraber idik İsa Er: Biz kubbealtı medresesinde okuduk Mahmut Eren Hoca, Hüsamettin Hoca, Seyit Ahmet hocalarda Fatih Kalender: Taş medreseden bahsediyorsun.. Kaç yılı ? Bayram Hoca da orada mıydı o zaman? İsa Er: Yoktu. 1995–2000 yılları arası benim ki.. Bayram hocamız bir dönem önceydi bizden Fatih Kalender: O çıktıktan sonra o zaman.. Sizin zamanınızda Mahmut Eren Hoca orada müdürdü İsa Er: Evet.. Eminali Yüksel: Ben de oradaydım Fatih Kalender: Sen o kursa girmiş miydin ? Eminali Yüksel: Evet girdim Fatih Kalender: Benim haberim yok senin oraya girdiğinden Eminali Yüksel: Ali Kara hocamdan sonra taş medreseye geçtim ben de.. İsa Erd: Hocam sizi bazen İsmailağa kürsüsünde görüyorduk ? Fatih Kalender: Evet o işi bizim medresede ben başlattım Ali kara hoca’dan önce ben kürsüye çıktım İsa Erd: Belirli bir gününüz mü vardı, yoksa.. ? Fatih Kalender: Cuma günleri Mehmet Talu Hoca çıkıyordu, hocanın gelmediği günlerde beni…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Allahın Yüce Adıyla Hocalar Olumlu Tepki Bekler Hepimiz yaşamış görmüşüzdür bir hocamız vaaz ediyordur, arada dua cümlesi telaffuz eder, cemaatten cılız bir “amin” sesi gelir ve hoca memnun olmaz, müdahale eder: “cemaat aminleri duyamadık, yoksa istemiyor musunuz !?” “Cemaat ölü gibisiniz daha canlı amin diyelim lütfen..” O günleri geçirenler canlı olarak anlatıyorlar; Mısırın yetiştirdiği en büyük Kıraat Makam üstadı Hafız Mustafa İsmail RhA Türkiye ziyaretine çıkmıştır 1970 li yıllar.. Ankara ile başlar ve Kocatepe Camiinde tilavet eder. Kıraat tamam olur ancak Üstad Mustafa İsmail keyifsizdir “hemen dönelim memleketimize” der. Ankaradan mı, camiyi doldurmayan Türk cemaatten sebep mi bilmiyorum bizi beğenmez. Belki de o enfes Kıraatinden, müthiş nağmelerinden de etkilenmeyen, ölü gibi sessiz, hissiz, tepkisiz, durağan cemaatten rahatsız olmuş ve turu yarım bırakıp hemen dönmek istemiştir. Neyse ki yardımcıları onun kadar hisli değiller, “Üstadım bir de İstanbula gidelim, orada da cemaati beğenmezsek döneriz” derler ve Üstad Mustafa İsmail’i İstanbulda kıraat etmeye ikna ederler. Hakkaten İstanbul cemaati Ankara gibi değildir, Üstadımız İstanbul cemaatini beğenir ve devam ederler.. Zeyl: Üstad bu İstanbul seferinde hiç farkında olmadan büyük hizmetler yapmıştır. Koskoca bir alimi, bir islam Şehidini, Mahmud efendinin müridi, cihanşümul bir vaizi, Ayaklı Kütüphane lakaplı Mektubatçı Bayram hocayı avlamıştır. Bayram hocamız “Sultan Ahmet Camiinde…
Allahın Yüce Adıyla Dericide Eski Bir dostumu ve Kadim bir Eserimi Buldum Kitap ciltlemek için deriye ihtiyacım var.. Hakiki deri. Yenibosna tarafında bir eski dostumun derici dükkanı vardı oraya bugün ince deri almaya gittim, Medreseden eski arkadaşım merhum Muharremin dükkanına.. Muharrem Erdoğmuş, baba mesleği deri işi yapıyordu.. 2 sene önce kanserden vefat etti 37 yaşında geriye 3 çocuk bırakarak.. . Dükkanı Muharremin abisi Muhammed Fatih devralmış ve o devam ettiriyor.. Resimde M Fatih sağda . Dükkanda beni tatlı bir sürpriz bekliyordu: Sınıf arkadaşım Harun hafız da meğer oradaymış.. en solda . Soldaki Harun, 20 sene sonra ilk defa burada görüştük.. Aslında burada işim bitince çıkıp onu arayacaktım onun da oralarda deri işi yaptığını biliyordum.. Ancak bu dükkanda bulacağımı bilmiyordum . Harun kardeşim sınıfın en zeki en çalışkan, güleryüzlü sevecen öğrencisiydi.. Dersleri kısa sürede mütalaa eder hazırlardı ve diğer arkadaşların çoğu onun etrafında toplanır ve dersi ondan dinlerlerdi.. Çünkü Molla Cami dersini biz çıkarıp/hazırlayıp sabah hocaya okumak zorundaydık.. Hocamız kura usulü dersi okuyacak kişiyi belirliyordu. Kura kime çıkarsa sınıfın huzurunda dersi hocaya o okuyordu. Bu da, Molla Camiyi şerhlerinden (Akdünnami, Abdulhakim, Abdulğafur) gibi şerhlerden mütalaa yapmayı gerektiriyordu. . Sınıf 20 kişiydi ancak bu şekil bir mütalaa ile dersi çıkarabilecek belki en…
Allah’ın yüce adıyla.. Mescid-i Selam Tebliğ Cemaati Ehli Sünnet midir ? Tebliğ cemaati tasavvufa karşı mıdır ? Tebliğ cemaati vahabi-selefi akımı tesirinde midir ? Bu yazıda bu konulara açıklık getirmeye çalışacağız. Bu soruların cevabını iki yoldan arayacağız: 1) onların kitaplarındaki tarikat tasavvuf yanlısı ifadeleri görerek. 2) Tebliğ cemaatine katılan tebliğ faaliyeti yapan kişileri inceleyerek, onları gözlemleyerek. 3) Bizden daha sağlam daha hassas alimlerin ilgili cemaat hakkındaki kanaat ve hükümlerini aktararak 1) Kitaplarla Tebliğ cemaati Cemaat’in kurucu liderlerinden Muhammed Zekeriyya Kandehlevi kendi eserinde bizzat müminlere şeyh edinmeyi tavsiye etmektedir. Bu sebeple Tebliğ cemaatinin tarikat ve tasavvufa karşı olması mümkün değil. Fezail-i Âmal isimli eserin “Salih müminlerle beraber olmak” bölümünde Sandıklarla beraber olun” ayeti tefsiri sadedinde “Tefsir alimleri ‘doğru olanlardan’ sünnete uyan samimi mürşidiler’in kastedildiğini yazmışlardır. Bir kimse onların kapısındaki hizmetkarların arasına girdiği zaman onların terbiye ve velayet kuvvetleri sayesinde çok yüce makamlara erişirler” demiştir. Başucu kitabında bu bilgiler yazılı olan bir cemaat, tarikat ve tasavvufa, şeyhe mürşide karşı olabilir mi ! ikinci husus: İhvanından nice kişiler Mahmud Efendiden Tebliğ Cemaati ile sefere çıkmak için izin istemişler ve hiç birinden “hayır çıkamazsın şeklinde cevap vermemiştir. Hatta Edirne’de şuna rast geldim; onlardan bir cemaat Edirne’de tebliğ hizmeti için gelmişti içlerinde İsmailağa mensubu biri…