İzmit Yıllarım 2

25 Nisan 2022

Allah’ın yüce Adıyla..

İzmit’e geldik Mehmet Ali Paşa camisini bulduk. Boyacı Hüseyin adında kıdemli bir ihvan cami bahçesinde bizi bekliyormuş görüştük. vazifemiz yaz kursu için gelecek öğrencileri yaz tatili boyunca okutmak. Cami deprende harap olmuş cam yok duvarlar yarıya yarıya yıkık dışarının tüm tozu gürültüsü içeride kulağınızın içinde patlıyor..

Boyacı Hüseyin sorumlu kişi. Cami başkanı İlyas bey ona tevdi etmiş yaz kursu işini. Kayıt yaptıran her öğrenciden 5 er lira alıyordu. toplamda üç grup oldu. benim grubum Hasan’ın grubu ve boyacı nın oğlu filanca nın grubu. pek hocaya benzemiyordu ama onu da çağırmış grup vermiş.

Herşey rağmen benim açımdan güzel bir eğitim oldu. Öğrencilerle güzel bir iletişim kurduk. onları Kur’ana teşvik ettim hatim bitirmeye teşvik ettim.. para vs ödülle değil. bende yok ki öğrenciye ne vereyim. sözlerle sevap vaadi ile teşvik ettim. Sabah derse geldiğimde benden önce gelmiş öğrencilerim açmışlar Kur’an okuyorlardı. yarış halinde hayırda rekabet ediyorlardı. ezberlerini dinledim devamlı not veriyordum hafta birincisi tayin ediyor oturma sırası ona göre oluyordu. her öğrenciye eşit ilgi için önüme geleni saatle dinliyordum 4 dakika. bu süre içinde ne kadar satır okuduysa bu onun notu oluyordu. hata yaparsa düzeltiyordum. yani öyle basıp gidemiyor.. öğleden sonra ilmihal sohbet tarzı geçiyordu ders. ben anlatıyor onlar dinliyor sorular soruyorlardı.

Kurs bitiminde cami idaresi bana teşekkür etti eğitimini beğendik dediler. tam tersi Hasan geçer not alamadı. Boyacı Hüseyin de küçük oğlunu bana vermişti, abisine değil. Abdullah ve Rıdvan ve Furkan o halkanın meyvesi oldu benim için. Edirne’ye kadar arkamdan geldiler medreseye okumaya..

Haftada bir ihvanlar toplanıyor hatmi Hacegan okuyorlardı. iştirak ettik tabi ki. Hamit hoca akabinde sohbet ediyordu. Sonrasında da Mektubat okunuyordu. ilerleyen zamanlarda Hamit hoca bu Mektubat okuma işini bana verdi sağ olsun. Bu esnada ihvanlarla bir münasebet kurmuş olduk. özellikle gençlerin vekilden talepleri biraz daha fazlaydı. ilave sohbet istiyorlardı. bunu da bana havale etti. bir süre bazı gençlerle ayrıca toplandık sohbet muhabbet ettik.. 

Haftalar bir birini kovaladı ve yaz kursu bitti. Bir maaşın çeyreği denemez (125 tl) kadar bir harçlık verdi bize Boyacı Hüseyin abi. Aslında patron İlyas Kaya idi. Selam tv nin sahibi ve Mehmet Ali paşa camiinin vakıf başkanı. ancak müdür olarak Huseyin abiyi koymuş biz onunla muhatap oluyorduk. Sınıf  arkadaşım Hasandan işittim sonra “kendi oğluna şu kadar (250) vermiş bize şu kadarcık! (125) “ diyordu.. Tam iki katı. Benim için bir sorun teşkil etmiyordu ancak buraya not olarak düşmüş olalım da bu taşeron gadrine kimse maruz kalmasın.

Doğrusu böyle durumlarda işin başından oturup konuşmalı, sözleşmesini pazarlığını yapmalı. iş bitiminde konuşulan verilmediyse o zaman şikayete hakkın olabilir. Acemilik işte.. medreseden ilk defa dışarı çıkan toy öğrencisin ve hedefin para pul değil. Lakin gurbetçisin garipsin.. insan yapılan haksızlığı gözünle görünce dayanamıyorsun. 

لاَّ يُحِبُّ اللّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوَءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلاَّ مَن ظُلِمَ وَكَانَ اللّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا

İşte devlet aklı burada devreye giriyor ve “asgari ücret” diye bir kavram/kanun geliştiriyor. gözü kapalı saf kişilerin bile hakkı hukuku böylece korunmuş oluyor. İslam’da buna ecr-i misil denmekte. Şimdi aklıma geldi hafta sonları biz istanbula yani memleketimize gidebilmemiz için yol parası kabilinden bir harçlık alıyorduk.. Belki de onları da aylık ücretin içinde saydılar ve o yüzden kurs bitiminde elimize geçen cüzi bir şey oldu! Belki de boyacı Hüseyin Abi kendince böyle bir adalet gözetmişti. Yoksa kasıtlı haksızlık yapacak biri değil. iyi niyetli, hizmet etmek isteyen biri.

Hadi naptın sen

Kurs bitti yaz tatili sona erdi. medreselerde dersler başladı. ben hafta sonları İstanbul’a gidip geliyordum. Hocamızla bir görüştüğümde şunu dedi “sen ne yaptın hani ne oldu durumun. orada vazife yapacaksan böyle olmaz onlar heyet halinde gelip bize müracaat etmeliler sen resmen talep etmeliler..” Aynen geldim boyacı Hüseyin’e aktardım. Bana ne dese iyi !? sen kursuna dön” 

Benim için şok etkisi yaptı. Bu apaçık söz verip sözünden çatmaktı bir genç hocanın hayalleriyle şerefi itibariyle oynamaktı. Onurum var vakarım var yalvaracak dil dökecek biri değilim. tek Kelime dâhi etmedim. arkamı döndüm imam odasına gidip eşyalarımı toplayacaktım. öncesinde dostlarımla vedalaşmak istedim. Kitapçı dükkanında çalışan Salih’in yanına gittim. hakkınızı helal edin ben dönüyorum İzmitten ayrılıyorum dedim. Salih üzüldü. Hocam dur nereye gidiyorsun niye gidiyorsun ne oldu dedi. Durumu kısaca açıkladım..  Biraz düşündü ve “hocam seni gönderemeyiz dedi. Cübbeli Ahmet Hoca’mız izmiti bıraktı bak başımıza ne büyük musibet geldi (depremi kast ediyor) sen de gidersen hepten helak oluruz dedi. Tamam kalayım da kalmam için en azından bir medresem olmalı dedim. inşaat halinde olan bir caminin imam odasında kalıyordum.. dedim.

ilk ekip 

Dedi ki bu akşam sana geleceğiz camide buluşalım. Akşam oldu baktım geliyorlar. on kişi kadar olmuşlar. Bir kısmını daha önce gördüm tanıştığım dostlarım

Salih, Kamuran (rahmetlik) müdavimlerdendi ve arkadaşı Mehmet. ve bu ikisinin arkadaşı Rifat. Üçü birlikte Tüpraşta çalışıyorlardı. Diğer dostlarım Elektirkçi Mustafa, Talip, elektrikçi Cemil, Muharrem ve pazarcı Cemil ve ayakkabıcı Tezcan, Mesut ve belki adını şimdilik anmadığım diğerleri.. Allah hepsinden razı olsun. Salih’in öncülüğünde toplandılar ve çarkı çevirmek için 10’ar lira aydat ödemeyi taahhüt ettiler. En azından aylık 100 liramız oluyordu.

Bu esnada Boyacı Hüseyin abinin de bu toplantıdan haberi olmuş baktım o da gelmiş ve İmam odasındaki makam koltuğuna oturmuş baş köşeye kurulmuş. Biraz canım sıkıldı. Geçen gün sen git diyerek beni adeta kovan adam şimdi gelmiş bizim kurduğumuz teşkilatın başına geçmeye çalışıyor. O ekibi böylece etrafımda görünce şöyle dedi “tam biz isa Hoca’ya sahip çıkarız ancak bir şartımız var” ben de odadaki herkes de merak ettik neymiş şartı? “burada bizim istediğimiz gibi çalışacak” yani emir komuta bende olacak diyordu açık açık. Cevap verdim: Biz hocalarımızdan nasıl gördü nasıl öğrendi isek o şekil çalışırız” Cevap çok yerinde oldu. Sustu ve toplantı boyunca da ağzını açmadı.

ilk Medresem

Salihler hemen sokakları taradılar ve Camiye yüz metre hemen arka sokakta bir eski bir kiralık daire buldular giriş kat ve müstakil bir kapısı var. orayı 70 liraya kiraladık. o zamanın parası 70 lira tam 100 dolar ediyordu. Başladık dairemizin içini tamir etmeye.. Salih Mesut Cemil.. buldukları eşyalardan halı vs getirdiler ve içine girdik. Eski püskü derme çatma oldu ama benim için adeta bir saray yavrusu idi. Orada çok bereketli hizmetler oldu. İzmitin deprem sonrası ilk erkek medresesi oluyordu.

Medresemizi henüz açmadan önce ben daha camide imam odasında kalırken Salih öncülük etti “gidip vekille görüşelim, ona danışalım onun desteğini alalım” dedi. Aslında bu çok yerinde bir hareketti. Benim kendi başıma ilk geldiğimde gitmem lazımdı. Bir hatmi Hacegan sonrası Hüseyin abi ile vekil hocaya bir selam vermiştik aslında, ancak bu pek makbule geçmedi. Çünkü vekil ile İlyas Kaya arasında ihtilaf varmış. Bu ihtilafı çözmek, tarafları barıştırmak için ismailağa vakfından gelmişler ancak sonuç vermemiş. “Herkes kendi hizmetini yapsın kimse kimseye karışmasın” denilmiş ve öylece kalmış. Şimdi boyacı Hüseyin, İlyas beyin ekibine girince haliyle vekilin karşısında muhalif cephede konumlanmış oluyordu. Biz de tuttuk Hüseyin’in yanına İlyas Kaya’nın camisinde görev aldık.. aynı duruma düşmüş olduk !

Bunları az çok bilen Salih o yüzden tekrar vekile çıkmayı uygun gördü ve orada mazeret dili kullanarak vekilin gönlünü aldı. “Hocamız buradaki durumları bilmiyordu” gibi ifadeler kullandı. İşe yaradı da. ondan sonra hatmi Hacegan’da Mektubatı ben okumaya başladım.. Yani vekil efendi bana bir konum vermişti ihvan içinde bir itibarım olmuştu

Paraları toplayacaklar

Daire tipi medresemizi açınca ihvanlarımız dostlarımız çok sevindiler. Bu İzmit’te büyük bir ihtiyaç idi çok güzel ettiniz dediler. Zincirlikuyu caddesine yakın, şehir içinde işlek yerde olduğu için de çok müşterisi oldu. Gelenim gidenim hiç eksik olmuyordu..

Ancak bu açılıştan memnun olmayanlar da vardı Adaşım isa hoca aktardı İlyas Kaya bu açılışı duyunca ilk tepkisi “desene vakfın paralarını toplayacaklar” olmuş..! Çünkü cami inşaat halinde idi çok paraya ihtiyacı vardı. 

ilerleyen süreçte ilyas Kaya beni gördüğü yerde sordu günlerden Ramazandı “ne kadar zekat geldi” verdiğim rakamı hatırlamıyorum. sonra şunu dedi koskoca camiye hepi topu 4000 lira zekat geldi.. azımsıyordu.

Niyet hayır 

Yatak yorgan döşeğimi belediyede çalışan Mesut getirdi. Babası da ihvan idi ve Hamit hocaya yakın idiler. Bu biraz özel bir ilgiydi. Tuhafıma gitti. Sonra sebebi anlaşıldı. Evlerine davet ettiler yemek yedik. “içeriden birinci dersi tarif etmeni talep ediyorlar şuradan anlatıver” dediler. koridora doğru konuştum. içeriden birileri dinledi zahir.. Girerken çıkarken de herhalde izlediler. ilginç bir yöntemdi. Ben bir şey görmedim. olmadı o iş.

Elektrik çarpıntısı

Mehmet Ali Paşa Mahallesi’ndeki daire medresemizde en yakın dostlarımdan birisi elektrikçi mustafa’ydı. dostlarımızın verdikleri 10 liralık aidatlarla toplamda 100 lira para toplanıyor bunun 70 lirasını kiraya veriyoruz 30 lirası da harçlık olarak kalıyordu. arkadaşımız Mustafa bazı yöntemlerle elektrik faturasını yarı yarıya indirdi. Ben de Allah affetsin işte burası tamamen tatile hizmet veren bir yerdir okullar daireler elektriğini devletten aldığı gibi buranın da hakkı var gibi düşünerek buna razı oldum. ancak üç beş kuruşluk indirim ağzımızdan burnumuzdan geldi.

medresemizi hem ev sahibemiz olan dul bir kadıncağız hem de mahalleli sahiplenmişti mahalleden bize süt ikramı vesaire ikramlar geliyordu. pazarcı Cemil pazardan gerekli ihtiyaçlarımızı meccanen getiriyordu. arkadaşlarım akşamları derse geliyorlar hem çay içip muhabbet ediyoruz hem de derslerimizi yapıyorduk. çevreden dostlarımızın yakınlarından 5-10 talebede tedarik ettik bir şekilde yükümüzü aldık yükümüzü aldık yola revan olduk. İstanbul’dan ders arkadaşlarım ziyaretime geliyorlar hizmeti yerinde görmek istiyorlardı. ev arkadaşlarım Emin Ali Hoca Mehmet Coşkun hoca musap Meral hoca Abdülaziz Akyüz Hoca orada bizi ziyaret edenler arasında.

Gönenli İbrahim

Evinden hicret etmiş ve ismailağa’ya okumaya gitmiş Gönenli bir talebe İbrahim. babası peşine düşmüş İstanbul’da medreseleri dolaşarak fellik fellik oğlunu arıyor alıp eve götürecek.. hocamız demiş bunu isa’ya İzmit’e gönderin orada okusun hem izini kaybettirmiş olur.. İbrahim geldi tanıştık hayatı çeltik (pirinç) tarlalarında geçmiş hafif kilolu gür sakallı bir arkadaş. Mahmud Efendi Hz adında bir evliya var diye duymuş kalkmış  ismailağa’ya gelmiş. Arkadaşımız Ömer Aktaş onunla ilgilenmiş ismailağa camii’nde namaz sonrasında Efendi Hazretlerini görmek için bekleyenler arasına girmişler. kalabalık, izdiham var. Açılan yoldan Efendi Hazretleri ilerlerken önüne bakıyormuş. İbrahim diyor ki bulunduğum nokta itibariyle yol boyu gelişini görüyordum önüne baka baka ilerliyordu tam benim önüme geldiğinde durdu başını kaldırdı yüzüme bakarak “İbrahim dedi sakın ola sırtından cübbeyi başından takkeyi eksik etme.” Ben şok oldum hayatımda ilk defa gördüğüm bir zat adımı söyledi. arkasından yürüdüm baktım insanlar bir kapı önünde bekliyordu Ben de bekledim ve kapı açıldı içeri girdik oradaydı onunla musafaha ettik. Ben de eline sarıldım elini öptüm ve bana tekrar “İbrahim bak bir daha söylüyorum sakın ola başından takkeyi sırtından cübbeyi eksik etme” Ve İbrahim bu zatın yolundan ayrılmamaya medreseye girip okumaya karar verir. Babası İstanbul’u ona dar edince kalkar bize gelir.

İbrahim’in hayatımda önemli bir yeri var. Bana dokunan kişilerden biridir.. Evlilik istiharemi İbrahim yapmıştır. Çok zuhurat güzel rüyalar görürdü. Maneviyata yatkındı. Ben de evlilik istiharemi ona yaptırdım. Rüyasında çeltik tarlasında görmüş kendini. dize kadar su var. tarlada yürüyorum ancak hiç çamur olmuyor su bulanmıyor..” hayır dedik ve yürüdük. Elhamdülillah

İbrahim’in geldiği gibi böyle sağdan soldan da talebe geliyordu.. o zamanlar tabii, talebe seçme lüksüm yok. Kim kapımızı çalsa kabul ediyorduk. Başka bir tarikatın müritleri benim medresemde baktım ağırlık oluşturdular bir anlamda medresenin dengesini bozmuşlardı.. Bu durumdan da bizar olduğumu ifade etmeliyim. çünkü nerede bulunduklarına kimin himayesi altında olduklarına bakmaksızın Bizim diğer talebeleri de hafta sonları kendi tarikatlarına götürüyor oraya bağlamaya çalışıyorlardı.. Bir gün Ahmet İslamoğlu Hocaefendi ile görüştüğümde bu durumu sordum “filanca tarikattan talebe geliyor onları medreseye alayım mı.” Hoca Efendi hemen Efendi hazretlerinden nakli yaptı “Ben de bu soruyu Efendi Hazretlerine sordum bana buyurdu ki “almaya alırsın ama sakın ola kendi tarikatlarını bizim talebeye anlatmasınlar siz de onlara anlatmayın”

 >> öncesi <<      ***     >> sonrası <<

isa Erdoğan

© her hakkı saklıdır

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın