İzmit Yıllarım 6 (son)

9 Haziran 2022

Yüce Allahın Adıyla..

Kurs Medrese faaliyetlerim

1) Mehmet Ali Paşa Camiinde bir sığınmacı olarak başladım hizmet hayatıma. Beş ay boyunca cami imam odasında kaldım umumî tuvaletleri kullandım vakıf aşevinden yedim

2) Sonra tertip ettiğim arapça dersi ile gelişen çevremle, edindiğim ekiple o mahallede daire tuttuk ve o dairede açtığımız ilk medreseyle hizmetimiz şahlandı

3) ve Paksoyların binasına geçişimizle hizmetimiz palazlandı. Medrese olarak kullandığımız binalar bununla sınırlı değil. Paksoylar apt nındaki Medresemiz polis baskınıyla mühürlenmesi sonucu orayı terk etmek durumunda kaldık 

4) Aynı mahallede bir kadına ait daireyi tutarak yolumuza devam ettik.

5) Tam karşı tarafında bulunun Şenerlerin binasını da (komple bina) yaz kursu için kiraladık ve yaz Kuran kursunun ikincisini orada icra ettik. Aynı anda Şenerler mescidini de biz yeninden hizmete açtık ve faaliyete soktuk 

Bursa’ya derse gidiş

Askerlik öncesi kısa süreli bir Bursa maceram olmuştu. İsmailağa’da Bursa talebelerini görüyor ve Efendi Hazretlerine olan muhabbet ve ittibalarına hayran oluyordum. O yüzden o hocadan mutlaka istifade etmeliyim diyordum. Şunun şurasında askere gitmeme 2 ay kalmıştı bu 2 ayı mutlaka Bursa’da Ahmet İslamoğlu hocanın yanında geçireceğim onun feyzinden maneviyatından istifade edeceğim diyordum. Bu gaye ile kalktım Bursa’ya gittim hocanın medresesini buldum. Hoca ile görüştüm beni çok güzel yumuşak karşıladı. bana dedi ki İsa emin ol hiç yerimiz yok askere git gel söz seni alacağım dedi. Bu defa ben “hocam gerekirse burada camide de yatarım koridorda da yatarım dedim o vakit İrfan hocayı çağırdı bu arkadaşı bir yere sığdıramaz mıyız diye sordu o da hocam bir ayarlama yaparız dedi ve Beni böylece kabul etmiş oldu. Bu esnada ben başladığım hafızlığımı ilerletiyordum girdiğim sınıfta hafızlık sınıf. Cuma namazlarını hemen bitişikteki ikizler camii’nde kılıyorduk cami çıkışında sakallı Cübbeli seyyar satıcıları yollarda satış yapıyor tatlı bir pazar oluşuyordu. baktım keçeli kalemler ancak ucu kesik tam hat yazmaya uygun. bu kalemlerden birkaç tane aldım bulmuşken bulmak gerçekten zor. Türkiye’de satılan ucunu kesik kalemler ya düz olur ya da sola meyilli olur kaligrafi için. Arap hattı yazmaya elverişli sağ elimle kalem bulmak neredeyse imkansız. bulmuşken birkaç tane aldım. sonra o kalemlerle arkadaşların kitaplarının üzerine isimlerini yazdım birbirinden görenler bana kitabını getiriyordu. çocuklardan biri A4 büyüklüğünde kağıt getirdi oraya bir besmele yazdım kılıç yaptım Allah Muhammed isimlerini yazdım bir şeyler daha yazdım çocuk da bunu rahlesinin üzerine koymuş Ahmet İslamoğlu Hoca Efendi geçerken rahle üzerindeki o yazıyı görmüş durmuş eline almış yazıyı incelemiş çok beğenmiş “kim yazdı bunu demiş ? hafızlık sınıfına gelen sakallı abi yazdı demiş çocuk. Hoca Efendi beni çağırdı hey mübarek sen bu işi biliyormuşsun ya ! biz de böyle birini arıyorduk. hocaları toplayacağım hemen onlara ders başla” buyurdu ve Medresede hocalara hüsnü hat dersi vermeye başladım..

…dvm yazılıyor

Medresemize Polis baskını

Kısaca anlatayım, Paksoyların binasında arapça islami ilimler okutma faaliyeti ifa ederken İstanbulda olacak bir düğüne bütün medrese olarak iştirak ettik. İzmitli hoca arkadaşım Yunus Başak’ın düğünü. Düğün otobüsü dönüşte İzmit girişinde rutin bir kimlik kontrolünden geçiyor. Bazı talebelerin üzerinden kimlik olmadığı için aşağı indiriliyorlar “kimsiniz necisiniz şeklinde sorular sorulunca bunlar “biz talebeyiz kursta okuyoruz diyorlar. Kurs nerede ? şu adreste. Hayret kayıtlarımızda böyle bir kurs yok bizi oraya götürün.” Derken işin seyri değişiyor. Olayı asayiş şubeden terörle mücadele şubesi devralıyor. Savcı ve basın ve polis ekipleri eşliğinde bizim medreseye geliyorlar. Savcı şaşırıyor hayret benim mıntıkamda böyle bir yer varmış ve benim haberim yok diyor. Emniyet müdürü de aynı şaşkınlık içinde.. Derken beni arıyorlar eve geliyorlar bulamıyorlar. Ben durumu haber alınca istanbulda kaldım ve bir kaç gün de gelmedim oradan işi çözmeye çalışşıyorum bazı temaslarda bulunuyorum. Savcı eminyetle birlikte medreseye gelince Recep Dikilitaş olayı üstüne çekiyor “hoca benim sorumlu benim” diyor Allah razı olsun beni gizliyor. ve ancak medrese kapatılıyor. Emniyet savcılık Paksoyları da tehdit ediyorlar “eğer burayı tekrar böyle faaliyete verirsen seni teröre yatakçılıktan içeri alırım” diyorlar. Onlar da çekiniyorlar ve bizi oradan tahliye ettiler. Sonra Recep hoca mahkemeye çıktı ve izinsiz dersane açmaktan 6 ay hüküm yedi hüküm para cezasına çevrildi. o zamanın parası 600 bin lira gibi bir meblağ idi sanırım. On daire kirası diyebilirim. Recep hoca için de bizim için de çok büyük rakam. Ben evet ödemedim.. ödeyemedim doğrusu. Yoktu durumum çünkü. Ancak izmit hocası ve ihvanları sahip çıkacaklarını ve ödeyeceklerini düşündüm. Gönül ferahlığım o yüzdendi. ancak recep hoca sonra çok sıkıntısını çekmiş. Bana da sitem etmiş Hiç arayıp sormadı demiş.. Hakkı var. Keşke daha açık konuşsaydı ve keşke ben ona yardım edebilseydim. Geriye baktığımda utandığım mahcup olduğum bir husus bu Recep hocayı neden aramadığım oldu. Bazı sebepler vardı. şimdilik kalsın

Şenerlerin Binası

Paksoyların binası bizim için bitince medrese için yer arayışına koyulduk. Şenerler o muhitte bilinen tanınan zengin esnaflardan. O bölgede hem petrolleri var hem de kereste işletim atölyeleri var. Paksoylar’dan çıkıp ortada kalınca gözüm Şenerlerin binasına ilişti. konuştuğum müşavere ettiğim bazı kişiler “onlar size bina vermez orayı alamazsın “o bina depremde hasar gördü giremezsin. belediye izin vermez “o binanın sıvaları döküldü iki hafta var kursa vaktinde yetiştiremezsin” türündeki tüm olumsuz lakırdılara karşın teşebbüsümüzü gerçekleştirdik ve binayı aldık. İçeri girip katları gezdiğimde acı bir hatırayla karşılaştım duvarda asılı takvim 18 ağustos 1999’u gösteriyordu. deprem günü. pişmanım da o takvimi alıp öylece saklamadığıma pişmanım. Şenerlerin binasında bizi bekleyen tatlı bir süpriz de giriş katında bir mescidi olmasıydı. temizledik hazırladık mescidi de faaliyete soktuk ve oranın hocalığını imamlığını da biz yaptık. benim arabça ilimler talebelerim için o mescid aynı zamanda bir tatbikat camisiydi. orada hutbeye kürsüye çıkmayı öğreniyorlar orada halkla irtibat kuruyorlardı.

İzmitte Maddi Durumum

Evet maaşım yoktu. Bunu esasında sorun bile etmemiştim.¹ Yüce Allaha şükür, bizi aç açıkta bırakmadı. ve üç tayfa arkadaş grubuyla bana ve hizmetime düzenli yardım ulaştırdı. Ender’in tayfası, Salih’in tayfası, Talat abinin tayfası.. arada başka gelip gidenler de oluyordu. Şöyle izah edeyim İzmit depremden çıkmış olunca depremde evi işi barkı sağ salim olanlar Allah’a şükür kastıyla yardım işine koyulmuşlar ve böyle ekipler oluşmuş. aydat verme usulü para topluyorlar ve bir noktaya onu hibe ediyorlar..

Abdurrahman hafızın bursu

Abdurrahman kardeşimi hafızlığını takva sünnete temessük eden bir medresede yapması için Bursa AHmet İslamoğlu hocanın yanına vermiştim. O da iki haftada bir hafta sonu kalkar yanıma gelirdi. Onun harçlığını da aydatını ben ödüyordum. ben izmitten gideerken demiş kardeşim ben şimi hafta sonu nereye gidecağm ? aydatımı kim verecek ? babam versin ? demekki o dönem babamın iflas ettiği sıfırı tükettiği dönem..

Annemlere yardım..

Yine izmitte maaşım yoktu ama elim bol ve genişti. annemlere de her ay harçlık gönderebiliyordum. uzun süre o vakit PTT üzerinden yolladığım harçlıkların makbuzlarını saklamışımdır. bir gün unutulur da sen ne yaptın anne babam için demesinler diye.. 

Bunun dışında izmitte müminlerden gördüğüm ikram ve ihtimam neticesinde şunu derdim: Eğer on tane hoca arkadaş olsun hepsine Allah’ın izniyle maaş bağlar istihdam ederim” derdim. O kadar bereketliydi

Kurbanlık Hayvan işi

Yakın dostlarımdan Horozumlu Allattin bir gün bana şu teklifle geldi “amcam köyde hayvancılık yapar. bizim oralarda bu işi ortaklaşa yapmak yaygındır. parası olan para verir, köylü de bakar besler kurbanda satılır karı bölüşürler. Amcam böyle bir şey yapmak istiyor sen istersen onunla yap bu işi” Dedim, ne kadar para lazım ? 3000 liar. O kadar param yok. Hatta birikmiş hiç param yok. sadece hanımın düğünden kalan bilezikleri var.. Hesap ettim yetmiyor. Düşündüm birilerinden borç bulsam da şu işe girebilsem. ve aklıma çevremde maddi durumu en iyi olan arkadaşlar geldi. Kamuran (Allah rahmet eylesin) Mehmet ve Rifat. Bunlar Tüpraşta çalışıyorlardı. maaşları herkese göre fazlaydı. 1800 lira lazımdı kişi başı 600 tl borç istedim. istersen dolar verelim değer kaybı olmasın dediler. Dedim, dolar alamam bir iyilik yapmak istiyorsanız lira verin. Allah razı olsun kabul ettiler. Altın bileziklerle beraber aldığım bu borç parayı Alaattine verdim o da götürdü önce kuyumcuda bilezikleri bozdurdu ve 3000 lirayı amcasına teslim etti. 

Selaattin (benim ortağın adı) bu parayla 10 tane düve almış. Yani kurbanda satılmak üzere bir yaşını doldurmuş büyük baş hayvan. 10 tane iyi rakamdı. iyi iş çıkarmıştı sordum yaşları nası Kurbanda iki yaşını doldurmuş olacaklar değil mi ? Alaattin “tabi ki dedi. ona göre aldı. Bir ara köye gittik hem ortağımızla tanıştık hem hayvanları gördük.. dua ettik. Selaattin tarlasına mısır ekmiş onları beslemek için tarlayı vs gösterdi.. İyi dedik Allah’a tevekkül ettik ve kurbanı beklemeye başladık. Sonra Alaattin getirdi haberi izmitin hocaları benim bu hayvan işine girdiğimi duymuşlar ve bunu dillerine dolamışlar “nereden aldı bu parayı” gibi laflar etmişler. Alattin demiş Allah’tan korkun adam karısının bileziklerini bozdurdu hatta bana teslim etti ben gittim bozdurdum” diyerek beni müdafaa etmiş. susmuşlar. Hata etmiş. o üç kişiden borç aldığımı da söylememiş.. Adamlar bileziğe de inanmaz. bu kadar bileziği nereden bulmuşlar der mi derler..! Aklıma efendi hz nin sözü geldi “Bu millet hocanın taşı üzerinden taşı olsun istemez” Tamam milleti anladık da hocalara ne oluyor ? Hocalık demekki bazılarını avamlıktan kurtarmıyor.. demekki hocalık yarım “yarım hoca dinden eder” veseelam 

Köylü Selaattin hainlik ediyor

Kurban bayramı yaklaştı bizim malların satılmasına bir ay kaldı. Allah’a şükür çok yerinde bir yatırım isabetli bir ticaret yapmıştık. çünkü o günden bugüne hayvan et fiyatları iki katına çıkmıştı. Bizim için karlı bir ticaret olacaktı. en çok ihtiyacımız olan şey bir araba alacaktık. Ticaretin şekli şuydu: hayvanlar satılacak hayvanların satın alındığı ana para (sermaye) çıkarılacak bana ödenecek. ben hanımın bileziklerini ve aldığım borcu ödeyecektim. geri kalan kar ikiye bölünecek yarısı bana yarısı ona. Bu tarz benim pek içime sinmedi ve ilk safhada daha başlarken bir fıkıh alimine sorduk “olur caiz” demişti ve girdik. Nasıl oldu biz mi köye gittik öğrendik Alattin mi haberi getirdi tam hatırlamıyorum bir de duydukki Selaatin kurbana bir ay kala hayvanları topluca satmış. oralarda kurbana yakın böyle mal toplayan bir simsar varmış hepsini topluca ona vermiş 7000 liraya. Duyunca bir tuhaf oldum. benden habersiz nasıl böyle bir şey yapar dedim.. sonra La havle çekip neyse gideyim paramı alayım dedim ve gittik ancak para yok ortada. nerede parası madem ki topluca erkenden sattın parasını çıkar ? Para yok ödemedi Kurbanda satınca ödeyecek. işte şimdi köpürme zamanı. Bre hey aklısız herif madem ki parayı peşin ödemeyecekti neden ona verdin neden bir ay daha bekleyip sen satmadın Kurbanda karı biz alırdık. hem karı ona yedir hem para peşin değil.. aklım fikrim almıyor. bu kadar ihanet fazla. Şimdi olsa heralde o kadar sakin kalamazdım. mutlaka elimden bir şey çıkardı ya boğazına sarılırdım ya elinden bir senet menet alırdım.. O zaman şeyhimiz Mahmud efendinin başımızda varlığı tarikatın zevki feyzi ile sukunet ve uhuletle karşıladım ne Alattine ne amcası Selaattine bir çirkin laf dahi etmedim.. kadere iman ve tevekkülle döndüm evime ve kurbanda hayvanların o simsarca satılıp paranın buna ödenmesini bekledim. 

Bu arada biz bunlardan paramızı hakkımızı alamadan benim Edirneye tayin işim çıktı ve İzmiti terk ettik cebimde nakliye aracına verecek param dahi yoktu. bir abimiz onu karşıladı. edirenden gidip gelerek paramızı takip etme durumuna düştük. Bu arada kurban da geçti bayram da bitti parayı çoktan alma vakti geldi de geçti ancak o 7 bin lirayı, hasılı bana ödemesi gerek 5 bin lirayı hiç bir zaman göremedik. yani 7 – 3 kalan 4 bin (kar). ikiye böl 2 bin. 3 + 2 = 5 bin lira alacağımı doğru dürüst alamadım. hep “ödemedi dedi” durdu. yani simsar parayı ödememiş ! yalan mı gerçek mi şimdi tereddütlüyüm. o zamanki saflığımla her dediğine inanıyorum. parça pörçük bir şeyler verdi. bir gittiğimizde önümüze bir silah bir de tüfek çıkardı bunlarla ödemek istedi vs.. almadım tabi.. hasılı ne borcumu ödeyebildim ne de hanımın altınlarını geri yerine koyabildim.. Bu arada şu ayrıntı önemli : Borç parayı aldığım günden o yana dolar artmadı. eğer dolar alsaymışım aynı parayı ödeyecekmişim. Çünkü o arada Ak Parti iktidarı gerçekleşmişti. 

Kia Kapital

Bu arada benim izmit yıllarım doldu edirneye göreve başladım. imkan buldukça gelip alaçağımı tahsil etmeye çalıştım.. hasılı ağızmızın tadı kaçtı bu işten. bir daha biriyle ortaklık mı ? Asla ! Bu arada en büyük ihtiyaç bir araba hem edirne içinde sohbete hizmete giderken hem aileni bir yere taşırken hem istanbula gelip gitmek için araba şart. araba yokluğu günlerinde otobuşs dolmuşlarla idare ettik. bunun iyi tarafı var eksi tarafı tabi.. iyi tarafı insan içine karışmış oluyorsun daha fazla insana erişim sağlama imkanı buluyorsun toplumu yakından tanımış oluyorsun.. eksi tarafı namazlar sıkıntıya girebiliyor mahremiyet ihlal edilebiliyor ve zaman kaybı.. bazen otobüsten inince tanıdık birini arayıp seni almasını istemen icab ediyor millete yük oluyorsun icabında..

 

Hatta bir gün ziyaretime çanakkale çandan bir hoca arkadaşım geliyordu ailecek. yolda kaza yaptılar arabasını mucura kaptırarak takla attı. edirmeye 70 km mesafeydi.. nazım geçtiğini düşündüğüm kişilere rica ettim mazeret beyan ettiler araba vermediler.. “bir hoca hanımı çocuğu ile kaza yaptı buları alıp getirmemiz lazım dedim” olay vahimdi bir insanlık yapılmalıydı.. hiç olmazsa sen de gel “sen götür” dedim olmaz işim var yemek saatim açım vs dediler.. gel de kızma darılma.. bu gibi şeyler insanı araba almaya mecbur ediyor. Duydum ki arkadaşım davut hoca elindeki KİA Capital marka 93 model arabayı satıyor fiyatı bence makuldü 3500 elimde vardı 3000 onu vereyim üstüne de elimdeki pc yi sayayım dedim kabul etti. Çorludan arkadaşım Hüseyin de geldi gittik candan arabayı aldık geldik. arabayı hüseyin sürdü benim şoförlüğüm şehirler arası yeterli değildi.. arabayı çok beğendik. rahat konforlu ve fiyatına göre özelikli bir arabaydı. dört cam oto. hidrolik direksiyon.. merkezi kilit vs. o zamanlar için yüksek özelliklerdi bunlar. bir tofaş şahin fiyatına bir japon arabası almıştık.. araba sarıydı taksi çıkmasıydı ama davut hoca bizi temiz kullanıdlığına temin etmişti bunu sorun yapmadım. bazıalr arabaya çamur sürmek istediler bu kupon arabası Türkiye’ye bunu türkiye gazetesi getirdi 300 adet geldi sadece kuponla verdi senin elinde kalır son sahibi olursun dedilerse de kimseyi dinlemdim. arabamdan memnundum. araba lpg liydi az yakıyordu. yol tutuşu iyiydi mersedes konforu veriyordu… devrini bulmadan üst vitese geçmiyordu..” davut hoca bana satarken böyle methetmişti arabsını hepsine inandım. nurullaha dediğimde “ne alakası var” demişti. beni saflıkla itham etmişti.. 

elim alışınca istanbula kia kapitalle gitmeye başladım. hatalı lerit değiiştirmden ötürü bir iki defa kaza tehlikesi atlattım. diğer süürcülerin dikkati sayesinde kurtulduk.. 2003 yılında ailmele ilk memleket iznine bu arabayla gittik. sarıkaydan anne babamı da lıp köye geçiyorduk ki.. köy yolunda arabayı mucura kaptırarak kaza yaptım. araba virajda yoldan çıktı şaranpole düştük.. çok büyük hasar oluştu. yaptırmaya param yoktu. babam almancı komuışumuz Ahmet amcadan 500 uro borç aldı. arabayı çekici ile kayseri sanyisine götürdük ve oradan bir ustaya teslim ettik. önce 2000 tl tutar dediği araba sonra şu da lazım bu da lazım diyerek 3500 ti masraf çıktı.. çok zarar ettim. kandırıldım. 

Kaçak Elektrik Cezası

…yazılıyor

İsmailağa Vakfıyla irtibat..

yazılıyor

İzmite gelip gidenler

…yazılıyor

İzmit’e veda Edirne’ye Gidiş 

yazılıyor

isa erdoğan
Her hakkı mahfuzdur

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın