İzmit Yıllarım 4

7 Mayıs 2022

Allah’ın yüce Adıyla..

Hikmet Paksoy

“Allah’ın hikmeti..” deriz ya. Tam da öyle işte. Bu Allah’ın hikmetiyle açıklanabilir, başka türlü de açıklanamaz. Hayatımda iki tane hikmet abi var biri bu İzmitli Hikmet Paksoy diğeri de İstanbul Çıksalın mahallesindeki.. Ona söz gelecek 

Hikmet Abi içeri girer girmez tanıdım ve işte o aradığım mübarek insan dedim. O konuşmaya başladı. Derdini düşüncelerini döktü adeta. Benim ekip içinde eli ayağı düzgün bir kardeşimiz Muharrem bir ara hemen laf arasına girerek meramımızı dile getirdi “Efendim biz sizden medrese için bir daire talep etmek için geldik..” gibi şeyler söyledi. Hikmet amca “7. katta boş bir daire var. orayı Medrese yapın onin üstü teras talebeler icabında terasa çıkar hava alırlar” dedi ve kaldığı yerden anlatmaya devam etti. Yani o kadar kolay vermişti ki adeta lafı bile olmaz der gibi.. Adamın gönlünü zerre kadar meşgul etmedi.. Arkadaşlar Hikmet amcadaki bu genişliği görünce bir ricada daha bulundular “Hikmet abi hocamız evlenecek bir daire de ona ayarlayabilir misiniz?” Hikmet abi hemencecik “ikinci kattaki daireye de hoca geçsin” dedi ve kendi konularına devam etti.

Biz hepimiz çok şaşırdık ve çok sevindik. Böylesi bir genişlik böylesi bir cömertlik hayatta görmedik. Benim açımdan körün istediği bir göz buldu Allah’tan iki göz! Nasıl sevinmem nasıl şükretmem ! 

Ama Allah için.. Hikmet amca ne kadar cömert ve iyi kalpli ise oğulları da bir o kadar cömertler ve iki kalpliler Allah razı olsun hepsinden. Çünkü hiç itiraz etmediler. Hop bir dakika babam tamam da biz de buradayız bizim onayımız da gerekir diyebilirlerdi. Hikmet amca Almanya’ya dönünce bize sorun çıkarabilirlerdi.. Asla sorun çıkarmadılar ve canı gönülden Medreseyi beni kabul ettiler babalarının oğulları olduklarını gösterdiler.

Muradın Gerçekleşmesinde Gizlilik prensibi 

Bu kıssada Mevlana Celaleddin Hz’nin “Muradını kalbinde gizli tut, çünkü böyle yapman husule gelmesi için en yakın yoldur” sözünü bizzat görmüş tecrübe etmiş olduk ki gerçek ve hakikatmiş. Elhamdülillah 

Yani.. hani bazı insanlar görürsünüz devamlı konuşurlar. ideallerini hedeflerini anlatır dururlar “şöyle yapmak lazım böyle etmek lazım ben şöyle düşünüyorum, benim böyle planlarım var..” der dururlar ve bakarsın hiçbir icraat ortaya koyamazlar.. Lafta kalır 

Tamam Hikmet amca camide bana içini döktüğünde ben heves etmiştim “keşke bize de bir iyilik yapsa da bir daire tahsis etse Medreseyi oraya taşısak, kira vermekten kurtulsak” diye içten içe temenni etmiştim ve bu gizli temennim, bu muradım Allah’ın lütf-u keremiyle hasıl olmuştu..

Ancak diğer bir çok fikir ve projelerim için aynısını diyemeyeceğim. İsmailağa da okurken arkadaşlarıma bir çok konuda fikirler verir birçok plan ve projelerden bahsederdim.. “Mezun olunca bazı arkadaşlar görüyoruz Vakıftan herhangi bir görev maaş almayınca ‘bana sahip çıkılmadı’ deyip küsüyorlar her şeyi terk ediyorlar. Böyle olmamak lazım şimdiden düşünmek lazım fikir proje üretmek lazım ‘ben tek başıma kalırsam ne yaparım Ne ederim nereden başlarım..’ hesabını yapmak lazım. bizler vakıftan maaş almak için okumadık ki almayınca küsmüş olalım Bu yolu bırakmış olalım..!” derdim

Belki de İzmit’te yaşadıklarım bütünüyle ağzımdan çıkan bu sözlerin, o büyük lafların imtihanıydı. Çünkü bu hayat Yolunda şunu öğrendik ki kişi ağzından çıkan büyük laflarla mutlaka imtihan olur. Beni İsrail “neden Allah yolunda cihad etmiyoruz neden oturuyoruz” {2:246} dediler ve ancak cihat emri gelince firar ettiler. Lafları altında ezildiler. O yüzden Hz Allah kulun yapamayacağı şeyleri söylemesini beğenmez “neden yapamayacağınız şeyleri söylersiniz” buyurur. ve bunu en büyük günahlardan sayar. {61:3}

her şeye rağmen Allah’a sayısız şükürler olsun ki o laflarımızın sözlerimizin altından kalkabildik. herhangi kurumdan, vakıftan maaş almaksızın çıktığımız bu İslam’a hizmet yolunda ayaklarımız üzerinde kalarak bugünlere kadar gelebildik. 

Taşınıyoruz

Eşyaları toplamaya başladık. bir kamyonet geldi yüklerken ev sahibesi kadın geldi. neden çıkıyorsunuz Neden bizi bırakıyorsunuz Biz mahalle olarak sizi çok sevdik Kur’an okuyordunuz sizi dinliyorduk bir kusurumuz mu oldu yukarıdan su damlıyordu O yüzden mi çıkıyorsunuz..” gibi birçok sorular sordu. üzüntüsü her halinden belli idi  hayır abla kesinlikle sizinle ilgili değil başka sebepler. dedik

Tasımızı tarağımızı topladık ve yeni yerimize geçtik.. Asansörlü binada yedinci kata. İzmit nispeten ayaklarımız altındaydı diğer birçok binaya daireye tepeden bakıyorduk artık. Ayaklar altında kalmaktan kurtulmuş tepe noktasına tırmanıştık. Amiane bir bilmişlikle şunu diyebilirdik “işte sabrın sonu selamet, tavazunun neticesi izzet ve rif’at. Allah Kur’an ehlini yerden kaldırdı en yükseğe yerleştirdi..vs!” 

Paksoyların binasına geçmemiz hizmet hayatımda şüphesiz önemli bir merhale

Müspet tarafları: Maddi olarak rahatladım. Arkadaşların derlediği 100 bin liranın 70’i kiraya gidiyordu (100$ kadar) şimdi tamamı bana kaldı. Nitekim evlenme arefesinde buna ihtiyacım vardı. ikincisi: Bina daha rahat ve genişti. eski Medresede giriş katta idik bina eski ve alttan su rutubet alıyordu. odamdaki halının bir köşesi alttan ıslanıyor eğer yönünü değiştirmezsem kaldırıp havalandırmazsam kuflenip çürüyordu. Son günler bir de üst kattan bir su patlağı oluşmuş dersliğin ortasına şıpır şıpır su akıyordu. leğen koyarak halıyı korumaya çalışıyorduk. Bütün bunlara kolaylıkla katlanıyor sorun da yapıyorduk aslında. bir iç huzuru, bir sadır genişliği vardı.. Tarikatın bereketi Rabıtanın feyzi vardı. 

Eski Medrese dar ve küçüktü. Yazın yatılı öğrenci alma imkanı yoktu. Paksoyların binasında ise ihtiyaç anında diğer dairelere de geçiş yapıp yerimizi çoğaltabiliyorduk. o sene yazın gelen talebenin fazlalığına binaen ikinci bir daire daha tutmuştuk. toplam kırk öğrenciyi iki daire içinde yatılı okutmuştuk. 

Paksoyların binada kafamız daha rahattı. bina sahipleri ile aynı fikir ve inançta olmamızın sağladığı rahatlık vardı. 

Gelelim menfi taraftarına 

Birincisi Önceki yere göre biraz sota yerde kalıyordu. Arada beş yüz metre vardı ama konum olarak ilk Medrese ayak üstü sayılırdı. ana caddenin hemen yanında insan trafiğinin yoğun olduğu noktada idi. Bu bakımdan yarım saat hatta 10 dakika bile vakti varsa bir arkadaşımız uğrayabiliyordu. bu açıdan hiç müşterimiz eksik olmuyordu. Yeni yerde ise hususi bir vakit ayırmadan gelme olmuyordu. arkadaşların ayağı bıçak gibi kesildi diyebilirim.

Buradan şunu görmüş olduk ki açılan bir dükkanın/derneğin konumu ve hatta yola yakınlığı çok önemli. İşlek yerde yerle aynı düzlemde bir medrese ile yüksek binanın son katındaki medrese kesinlikle aynı oranda müşteri çekemez. Paksoyların binasında dış kapı devamlı açıktı bu bile girip çıkmayı kolaylaştıran bir faktör.. Bir de kapı kilitli olsa hepten izole olmuş olacaktık.

Hani Şeyhimiz Mahmud efendi hazretleri “her mahalleye bir medrese açılsın” buyuruyor ve diyor ya “mahallenin erkekleri o medreseden geçmeli..” ilk yerimiz tam da böyleydi işte. Bütün mahalleye hizmet veriyordu. Ancak Paksoyların binasında şehir içerisinde resmen izole olmuştuk. 

İkinci husus : Yere yakın toprakla aynı düzlemde olmakla yüksek katlarda olmak kesinlikle maneviyat feyz açısından bir değil. Allah yere basan tevazu sahiplerini seviyor. yere yakın olup toprağa ayak basmayı ben de çok seviyorum. ilk medresemizde hissettiğimiz feyzi ilahiyi varidatı rabbanyi yüksek binada hissedemedik. Bizim kusurumuz muhakkak. Sonra bazı öğrencilerin pencere ve balkonlardan diğer binaları dikizlediklerini işittik.. İşte bu bizi mahfetti. 

Burada hocanın talebeye hakimiyet faktörü de önemli tabi ki.. ancak aynı hoca aynı talebeyle yapılan bir mukayeseyi biz nazara veriyoruz.

Sonuç olarak bütün güzellikler maalesef bir yerde toplanmıyor. Ancak o zamanki durumumuz itibariyle Paksoyların bu iyiliği bizim için çok makbule geçti. Ölene kadar müteşekkiriz hayır duacıyız. Onların sayesinde nice talebelere hizmet verdik dinlerini kitaplarını öğrettik

Hikmet amca çok kalender bir insandı. Sabah namazından sonra yatmaz Kur’an okur sonra meşgul olurdu. öğlen vaktinde ise sünnet üzere kaylule yapardı. Evine alışveriş yapsa Medreseyi de unutmaz bir iki poşet de talebeye alırdı. Ara sıra yanıma gelir sohbet ederdik. Bir gün birlikte 7. katın balkonundan bakıyoruz gözü uzaklara dalmış.. Bana şöyle demişti “Hoca buralar sana göre değil. Apartman dairesinde kurs ne kadar olabilir! Sen İzmitin tenha bir yerinde arsa bul oraya bir kurs yapalım..” O sene yeniden Almanya’ya döndü. Geldiğinde o işe bakacaktık.. Ancak Hikmet amca sağ gelemedi. Mübareğin naaşı geldi. Niyetten kazandı. Çocukları son bir kere babayı görmek için kefenin yüzünü açmışlardı.. Yüzünde bir nur bir gülümseme vardı adeta canlıydı sanki ölmemiş gibiydi.. Allah rahmet eylesin. mekanını Cennet derecesini ali eylesin.

Elektrik Saati ile imtihanımız

Paksoyların binasına girdik. Allah razı olsun. 7. kattaki daireye medreseyi kurduk. şunu farkettim elektirk saatinin mührü kopuktu. Abi Paksoy Faithe haber verdim. o ilgileniyordu. geldi baktı gördü.. bu başımıza iş açar ceza verirler dedim uyardım. ve ihmal edildi elektrikçiler geldi ve cezayı kilitlediler o zamanın parası yanılmıyorsam 700 tl kadar. sene 2001. bizim için çok para. epey canımızı sıktı toplayana kadar göbeğimiz çatladı. izmit sorumlsuna söyledik bir himmet eder ihvana söyler dakkada toplanır zannettik heyhaat.. yine o iş bizim sadık dostlarımıza kaldı. seyyar satıcı bayram abi (Allah razı olsun) işin çoğunu üstlendi o gariban kapı kapı el açtı da nihayet ödedik. Bina sahipleirnin bir kabahatini bizim üstlenip ödememiz can sıkıcıydı. şöyle düşündüm kendimi teselli ettim: Bunlar bizi bedava iskan ediyorlar.. bu da kira parası sayılır! o yüzden ısrar edip siz ödeyeceksiniz bunu demedim. Aslında ilahi adalet zaviyesinde meselenin arka planı vardı. ben onun farkındaydım o yüzden fazla tellallık yapacak halim yoktu. …/…

isa erdoğan

>> Öncesi <<      ***      >> sonrası <<

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın