Allah’ın Yüce Adıyla..
كل علم ليس في القرطاس ضاع * وكل سر جاوز الاثنين اشاع
Manası: Kağıda dökülmeyen her ilim zayi oldu * İki kişiyi aşan her sır fâş oldu”
Ezber gücü eskilerde zirveymiş.. Çünkü şimdiki gibi günahlar yok, haram yeme yok, tv yok, lüzumsuz video yok, malayani yok.. Bütün bunlar zihni kalbi ifsad eden unsurlar.. O yüzden kadim insanların hafızası zehir gibiymiş. Ciltler dolusu malumatı ezberler, istedikleri zaman hatırlayabilirlermiş. Sayfalar dolusunca sözleri bir duymada beyne kaydeder ve aynen naklederlermiş..
Alın bir İmam Serahsi Hanefi fıkhının şahseri 30 ciltlik El-Mebsut’unu hiç bir kaynağa bakmadan hapishaneden dikte (imla) yoluyla yazdırmıştır. İmam Süyuti, Camiussağir isimli Hadisler Mecmuasını 10.000 hadisi ezberinden ve alfabetik sırayla yazmıştır. Camiulkebir’ini ise 40.000 hadisi yine alfabetik sırayla tertip etmiştir ki bu o zamanın şartlarında ancak ezberden yapılabilecek bir iş. İmam Muhammed bir kaç günde Yüce Kuran’ı ezberlemiş 600 sayfayı 6000 küsür ayeti kısa sürede hafızaya almıştır. Yüz binlerce hadisleri senetleriyle ezberden bilen mega dahiler dahi gelmiş geçmiştir İmam Buhari İmam Müslim gibi.. İmam Şafii okuduğu bir sözü duyduğu bir kelamı o anda ezberler ve unutmak nedir bilmez imiş..
İmamlarımız böyle iken.. sıradan insanlar da bu noktadan çok uzakta değillerdi. Bir çok malumat ezberden muhafaza edilir ezberden ifade edilirmiş.. O zamanlar matbaanın olmayışı, eserlerin el yazması oluşu ve esere erişimin öyle kolay olmayışı, kağıdın bu denli bol olmaması gibi faktörler de elbette sözlü/işitsel kültürü ilerletmiş ve insanları ezberlemeye itmiştir. Ve nihayet ezber kaabiliyeti böylesine gelişmiştir.
Yazının başında aktardığımız o beyt işte dönem insanını uyarmak için söylenmiş adeta; “Hafızanıza çok güvenmeyin bilgiyi yazıya dökün gün gelir unutursunuz veya ölür gidersiniz bilgi de sizinle toprağa karışır yok olur.” Onlar da üşenmemişler kağıdı kalemi almışlar, bizlere milyonlarca ciltler dolusu kütüphaneler bırakmışlar. O ilimler sayesinde Müslümanlar cihan imparatorlukları kurdular, nice imparatorları yerle bir ettiler..
Allah cümle İslam musanniflerine rahmet ve mağfiret eylesin.
Yazı, medeniyetin temel taşı.. Bilgiye ulaşmak yazıyla mümkün. Bilgiyi başkasına aktarmak, öğrenmek yazıyla mümkün.
“İkram sahibi Rabbin insana kalemle (yazıyla) bilmediğini öğretti..” Alaq: 4-6
Yazıldıysa bir bilgi geleceğe taşınabildi. Yazılmayanlar tarihin derinliklerine gömüldü. Yazılı metinler levhalar sayesinde bugün eski medeniyetlerden haberdarız. Selef-i salihîn’in ilimlerine yazdıkları eserler sayesinde varis olabiliyoruz. İki bin, üç bin yıl öncesine ait bir kitap, bir levha bulunsa dünya heyecanlanıyor, ilim ehli nabzını tutup içinde yazılı olanları merak ediyor.. Bugün Tevrat’ın, İncil’in aslı bulunsa, Muhammed aleyhisselamın vasfını, müjdesini herkes orada görse, bütün yeryüzü hazinlerinden daha değerli olmaz mı ?
Yazmanın, yazıya dökmenin önemi yadsınamaz. Bunu inkar edecek kimse yoktur..
Bu manada bir mısra şudur:
من كتب قر * من حفظ فر
Yazan tuttu * Ezberleyen unuttu
Bir de bunun tam tersi var
Şöyle anlatılır, İmam Gazali ra bir kervan içerisinde seyahat ederken eşkıyaların baskınına uğrarlar. Yolculardan para edecek ne varsa talan eden eşkıyalar İmam Gazali’nin bineğinde kitap defterden başka bir şey bulamazlar. Belki işimize yarar diyerek onları da alırlar. İmam Gazali ferevan eder eşkıya başının çadırında dikilir ona dil döker “ne olur onları bana bahşedin onlar sizin hiçbir işinize yaramaz kimse bunlara para ödemez” Eşkıya başı sorar “Bu kitaplarda defterlerde ne var ki ? Para edecekler şeyler değil, benim ömür boyu tuttuğum notlarım, ilmi çalışmalarım var.. Eğer bunları alırsanız beni bitirmiş olursunuz”
Gazalinin bu cevabı üzerine eşkiya şöyle der “Sen nasıl bir alimsin ki elinden kitabı defteri alınınca cahile dönüşüyorsun !?
İmam Gazali bu sözden çok etkilenir memleketine dönünce ilk iş olarak bütün ilimleri kitaplarını ezberlemek olur. Gazali o zaman İmam Gazali olur.
Demek ki evet bilgiyi kağıda dökmek, yazmak ne kadar önemliyse, kalbe indirmek, hafızaya almak da bir o kadar önemlidir. Şu halde yazmak, başkaları için, ezberlemek ise kendi istifadesi için lazımdır. O yüzden bugün devasa bilgi yükünü belleğinde barındıran telefonlara tabletlere sahip kişilere kimse alim gözüyle bakmaz. Bu olsa olsa kitap yüklü eşek gibidir.
O yüzden medresede kabul gören en önemli metod bütün ilimlerden, bütün fenlerden bir metni ezberlemek. Hayır bu yerilen “ezbercilik” değildir. Ezbercilik konusuna sonra değineceğiz. Medresede talebe arapça öğrenmeye “Emsile Bina Avamil” kitaplarını ezberleyerek başlar ve sonrasında öğreneceği bütün malumatı bunların üzerine bina eder.. Medresede talebenin kalbine bilgi ezber sayesinde, kökleri üzerine yükselen sağlam bir ağaç gibi işlenir.
“Hafıza Teknikleri ve Medrese Usulü Ilim Tasili” isimi yazıyı okumak için tıkla
Hafızaya alınmamış, Allah ve Rasulü’nun deyişiyle kalbe işlenmemiş bir bilgi nasıl kişiye fazilet olabilir ki ? İlim rütbesi rütbelerin en yücesi” ifadesinde övülen ilim sahipleri ilmi kalbinde taşıyan, sonra da içinden dışına yansıtanlardır. Yere göğe sığmayan Hafızlar bu mertebeyi Kuranı ezberleyerek elde ettiler. İnsan dünyadan ahirete götüreceği şeyler ya amel defterinde yazılı, ya da kalbinde saklı olanlar.. Allah kalplere baktığında orasını kendi Kelamı ile dopdolu gördüğünde ne mutlu o bahtiyara..
İmam Mahmud efendinin talebeleri sevenleri bu zamanda başka bir örneğe ihtiyaç duymazlar. Şeyhleri son elli yıldır gözleri kitabı seçemediği halde vaktiyle ilme çalışmış didinmiş çocuk yaşta Kuran hafızı olmuş, sonrasında nice ilimleri gözü kapalı okuyacak bir dereceye erişmiştir. Buharinin muhtasarını, Mektubat gibi dev bir şaheseri ve Risalei Kutsiyye kitaplarını baştan sona ezberden okur. Günlük iki üç cüz Kuranı ezberden tekrar eder ve fıkha Kelama dair daha nice kitapları, nice şiirler, beytler, kıssalar, tarihi vakalar ve darbı meselleri vaktiyle ezberlemiş yutmuş olarak vaazlarında sohbetlerinde halkına cömertçe sunmuştur. İşte Sohbetler kitabı ortada.. Sıradan her hocayım diyen o kadar malumatı kürsüde ezberden dizemez..
Şu halde değerli müminler, sevgili ilim talebeleri. Vakit varken, imkan eldeyken, gözler görüyorken evvela Kuranı sonra diğer faydalı ilimleri ezberlemeli, kalbi zihni Allahın ilmiyle meşgul etmelidir. Ve ezber yetisini köreltecek malayaniden, bahusus harama nazardan sakınmalı, Allah korkusuyla gözyaşı dökerek kalbi günah kirlerinden temzilemelidir.
Ezber kabiliyeti nasıl geliştirilir ?
Konuyla ilgili müstakil makale gelecek. Şimdilik şunu diyelim, günlük az da olsa ezber yapmalı, ezberden asla kopmamalı. Hafizlar üç beş ayet ezberleyerek Kuranı hıfzetmeye başlarlar ve sonunda bu üç beş sayfaya kadar yükselir. Yani beyin Allahın Kelamını içine çektikçe yeri daralmaz aksine genişler.. Bu da Kuranın başka bir açıdan mucizesidir.
4 rekatlı bir hacet namazı var, kim onu cuma gecesi kılarsa ezber gücü kuvvetlenir biiznillah. İlk rekatte Yasin 2. rekatte Duhan, 3. rekatte Secde 4. rekatte Tebareke suresini okur, akabinde duasını eder.. hafızası kuvvetlenir Kuran Hadis Fıkıh gibi faydalı ilimleri biiznillah unutmaz..
isa Erdoğan
02.11.2022 istanbul
Yorum Yapılmamış