Allah’ın yüce Adıyla..
“Cami yaz Kur’an kurslarında çocuklara daha ziyade camiyi Kuran’ı sevdirme odaklı eğitim vermeli”
görüşü üzerine:
çocuklara somut bir fayda vermediğiniz zaman anne babalar cami dışında arayışlara giriyor ve talebe sayısında düşüş yaşanıyor.
mesela benim Bayrampaşa bilal’i Habeşi camii’ne mücavir derneğim vardı. dernekte bizim Medrese hocaları okutuyordu. camiye gelen talebe kadar dernek te yükünü almıştı ve paralı olduğu halde.
bunun sebebi burası daha iyi okutur daha iyi öğretir düşüncesi. yani aslında “camide bir şey öğrenemez” önyargısı bu duruma sevk ediyor
Veli bakıyor, çocuk
Kuran’ı okumayı öğrenmiş mi
namaz sürelerini öğrenmiş mi
namaz kılmayı kamet okumayı 32 farzı öğrenmiş mi..
Eğer cevap hayır ise sen istediğin kadar “biz sevdirmeye yönelik eğitim vermekteyiz” de.. öğrenciyi göndermez. camide sayının düşük olma bir sebebi bu
Aynı sorun hafızlık kurslarında da var. Şimdi bir kurs, sözde öğrenciyi sevdirme yıldırmama ilkesi üzere hareket ediyor. anne babalar dinliyorum şikayetçiler. hafızlık zayıf ağız gevşek talim mahreç zayıf oldu çocuk zayi oldu.. diyorlar. buna karşılık hocalar var sert ciddi prensipli.. bir tek boşa müsamahaları yok.. evet çocuk başta sızlanıyor nazlaniyor ama büyüdüğünde rahmet okuyacak. hocamızdan Allah razı olsun onun ciddiyeti sayesinde iyi konumdayım diyecek
bu yazdıklarım hiç birisi afaki değil hepsi yaşanmış tecrübe edilmiş şeyler
bizim medreselerde bilirsiniz sert ve katı kurallar vardır şalvar cübbe konusunda taviz verilmez. öğrenci girer girmez kıyafetini değiştirmelidir..
mühendislikten gelme bir adam baş hocamızın koltuğunun altına girdi Onun fikirlerinden Hoca Efendi etkilendi “sevdirmek lazım özendirmek lazım talebenin kendi kendine giymesini sağlamak lazım..” fikrini aşıladı. o sene gelen öğrencilere sözde bu minvalde hareket edildi. kimseye şalvar cübbeyi giy denilmedi saçını kes denilmedi.. bu atmosfer içerisinde, sohbet ve vaazlardan etkilenerek kendilerinden beklendi..
Sonuç ne mi oldu ?
sonuç fiyasko. o sene giriş yapanların ekseriyeti cırk oldu. hiçbir zaman gerçek molla gibi hareket edemediler.
burada sert ciddi ve prensipli olmak ile nefret ettirmemek buğuz ettirmemek arasındaki ince çizgiye de dikkat etmek lazım.
sertin de tatlı olanına.. veya yumuşak olanın ciddi olanına ihtiyaç var
Mehmet Görmez zamanından beri bir kıssa dillerde dolaşır: genelkurmay başkanı Hilmi Özkök bir toplantıda diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez’e demiş ki “ben yaz kursunda bir camiye gitmiştim Hoca denilince oradaki Hocam aklıma gelir Güler yüzüyle tatlı haliyle bize kendisini ve camiyi ve ibadeti sevdirmişti..”
Sevdirmek budur: çocuk evvela hocayı sevmelidir. sevdiği nereden anlaşılır? ondan ayrılmak istemez. verdiği emri nasihatı tutar, dersine çalışır.
bunu başaranlara helal olsun. evet en büyük iş budur. yirmili yaşlarda bu performansı sergileyebiliyorsun. bu şekil fakiri seven öğrencilerim arkamdan medreseye geldiler
Yorum Yapılmamış