ramazan ayının büyüklüğü ve Ramazan ayı boyunca müslüman bireyin kazanımları bu yazıda
Soru: Hocam beş vakit namaz kıldığı halde sarık ve cübbeye karşı olan kişinin durumu nedir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla.. “Ameller niyete göredir” Fasık ve münafıkların neden karşı olduğu açıktır, onlar İslam’la İslam’a dair olan herşeyle kavgalılar. Onlar Allah’ın düşmanlarıdır. Bes vakit namaz kılan bir müslüman ise sarığa cübbeye neden karşı olabilir? Sarık cübbe Rasulullah’ın kıyafeti iken yüz binlerce alimler evliyalar imamlar bu kıyafeti bayrak gibi taşımışken..? Bu kişiler niyet ve maksadını gözden geçirmelidir, Eğer niyeti salih değilse düzeltmeli ve tevbe etmelidir Camide sarık Cübbe ile namaz kılan bir Müslüman gördüklerinde genelde şu sebeplerden karşı oldukları görülmektedir: 1) Sarık cübbe âlimlerin seyyidlerin kıyafetidir, herkes bunu kuşanamaz, kuşanmamalı” Cevap: Evet alimler, fazıl kişiler toplum içinde temeyyüz etmelidir ta ki insanlar kime tabi olacağını bilsin. Ancak bunun yordamı İslami kıyafeti âlimlere has kılıp, umum halkı frenk giysisi içine mahkum etmek değildir. Böylesi bir mahkumiyetin delili yoktur. Doğrusu alimler daha büyük sarık, daha geniş ve uzun cübbe giyerler avam ise kısa ve nispeten dar cübbe ve bir iki dolamlık hafif sarık sararlar ve böylece fark belirgin olur 2) Sarık cübbe giymeye ehil değilsiniz, hatalı işlerle bu kıyafete laf ve leke getiriyorsunuz” Cevap: Suç şahsidir. Bir kimsenin işlediği bir kabahat bir zümreye mal edilemez….
Allahın yüce adıyla.. Hz Muaviye RA döneminde islam ordusu Abdurrahman b. Halid komutasında cihad etti. müslümanlardan biri savaşta 100 roma altınını zimmetine geçirdi. Savaştan sonra pişman oldu geldi Emîre teslim etmek istedi. Emir kabul etmedi. “gaziler dağıldı ben bunu alamam. kıyamet günü getirirsin Allah gazilere haklarını taksim eder” dedi. O hangi Sahabeye götürdü ise hiç biri kabul etmedi. Kalktı hilafet merkezi Dimeşke gitti Hz Muaviye huzuruna çıktı o da “kabul edemem” dedi. Adam ağlayarak çıktı bir yandan ağlıyor bir yandan inna lillahi çekiyordu. Faqîh bir zat olan Abdullah Elseksekî onu gördü neden ağlıyorsun. Başından geçeni anlattı. Gir Muaviyenin yanına de ki “sen imamın hakkı olan 5’te 1’i al..” Bu zat Hz Muaviye nin yanına giriyor ona diyor Sen imamın hakkı olan şu beşte biri al..” Gerisi ne olacak ? Gerisini ben Mücahitler namına tasadduk edeceğim “Allah sadakaları Kabûl eder..” (Tevbe:104) Allah o mücahitlerin isimlerini yerlerin bilir. Fakih Abdullah böyle fetva verdi. Hz Muaviye diyor ki keşke hiçbir şeyim olmasaydı da şu fetvayı verecek ilme sahip olaydım çok güzel söylemiş. Kaynak : İbni Kesir tefsiri. Tercüme : isa Erdoğan
Allah’ın yüce Adıyla.. اعتكاف itikaf, kendini vermek, bir yere kapanmak, mukaddes bir yere kapanıp ibadetle meşgul olmak, bir yerde sürekli kalmak, kendini soyutlamak” manalarına gelir Din istılahında itikaf ibadet kastıyla bir mescide girip orada bir süre kalmak, zaruret olmadıkça dışarı çıkmamak. Sünnet olan itikaf Ramazan ayının son on gün ve gecesi yapılan itilaftır, kişi bunu adamış olursa vacip olur Bu sene (2022) sünnet itikaf Perşembe akşamından başlamaktadır Kuran’da İtikaf “Biz ta o zaman bu Beyt’i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim’den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail’e şöyle ahid verdik: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar (itikaf edenler) için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!” Bakara:225 “..Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın..” Bakara 185 Hadislerde İtikaf Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününde olduğu ağırlık kazanınca, Allah Resûlü de itikâflarını bu günlerde yapmaya başladı. (Buhârî, İtikâf, 1) “Resûlullah mescitte keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırında itikâfa girerdi.” (Müslim, Sıyâm, 215) Hazreti Ayşe’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İtikâf 1; Müslim, İtikâf 5) Yine Hazret-i Ayşe anlatıyor: “Resûlullah…
Allah’ın yüce Adıyla Oruç tutan müminlerin bir sorunu bazen geç uyanmak veya tam ezan okunurken uyanmış olmak. bu durumda ister istemez en azından bir bardak su içmek durumunda kalıyorlar ve genelde hocalar “ezanla beraber yemeği bırakacaksınız. ezanla beraber yer içerseniz orucunuz olmaz kefaret gerekir!” gibi fetvalar veriyorlar. Bu fetva doğru mu ? ezanla beraber yiyip içilebilir mi Bir bardak su içmeye müsaade yok mudur ? Diyanet işleri başkanlığı namaz vakitlerini hazırlama komisyonu 80’li yıllara kadar imsakta 20 dakika ihtiyat payı olacak şekilde hazırlıyordu. yani ezan okunduktan 20 dakika sonra vakit doluyordu. Ancak bu durum suistimallere ve karışıklıklara sebep oluyordu “daha vakit var daha vakit var” denilerek süre aşımı yapılıyordu. o yüzden 80’lı yılların sonunda Diyanet işleri başkanlığı bu ihtiyat payını kaldırdı. Daha doğrusu kaldırdığını ilan etti. Ancak gizli bir şekilde halka duyurmadan 4 dakikalık ihtiyat payı yine de bıraktılar. Bu itibarla ezan başladığı andan (takvimde imsak saati) itibariyle 4 dakika boyunca su içilebilir yarım kalan lokmalar yutulabilir. imsak saatinden sonra 5 dakika başında ise kesin olarak oruca başlamış olmak gerekir. Bu husus hocaların ders yaptığı bir ortamda bu cumartesi yeniden dile getirildi ve yetkililerden bu meseleyi dinlemiş bir hocamız “4 dakikalık ihtiyat payının olduğunu” orada açıkça söyledi ve kimse de…
Bir hoca sohbetinde “Namaz kılmayan kişinin orucu kabul olmaz” demiş. Nedir bu işin iç yüzü ? Sizin düşünceniz ne yönde ? Cevap, Allah’ın yüce Adıyla İbadetlerin kabulü Allah’ın elinde. Biz bu konuda Ondan öğrendiğimiz dışında yorum yapamayız. Allah’ın kimden kabul edeceğini beyan bir ayet budur : “Ey Muhammed! Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınan takva kullardan kabul eder” demişti. işte benim düşüncem bu yönde: “Allah ancak mütteki kullardan kabul eder..” Günde beş kere Rabbisinin çağırısına icabet etmeyen, namazı zayi eden için “Allah’a saygılı mütteki kul” demek zor. Peki namaz kılmayan, ancak oruç tutanlar devam etsinler mi, orucu da bıraksın mı ? diye sorarsanız: Kesinlikle devam etsinler tabi ki. Allah’la namaz bağlantısı kopmuş bir kul oruç ile Rabbisine bağlanmış oluyor.. Nasıl bu bağlantıyı da koparsın deriz !? Hem oruç tutmanın nuru çoğu zaman kişiyi kuşatır ve namaza da başlamaya vesile olur. “Mümin olduğu halde kim salih amel ederse onun emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.” Enbiya: 94 Hem İslam Fıkhında yerleşik kaidedir “her amel müstakildir” yani amellerin hesabı ayrı ayrıdır…
Allah’ın yüce Adıyla.. Kadın erkek karışık yaşamak, arada bir engel bir perde olmamak nefsi emmarenin öteden beri arzusudur. Ancak ne var ki bunun yeri cennettir. Şeriat buna dünyada musade etmez. Şeriat kadınları ayrı erkekleri ayrı ortamda tutar. Şeriatın bu kuralını delmek ve karışık eğitime bahane bulmak için şeytan akıl verir ; “Kabede bile erkek kadın karışık tavaf ediyor, bu zamanda eğitimde haremlik selamlık sevdası da neyin nesi’ deyin” demiş. Allah bu şeytanlığı Kuran’da reddeder : “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar” (Nur:30) “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.” (Nur:31 Yani Kabe’de bile olsak yabancı kadınlara karşı gözler neredeyse yumuk olmalı. Okulda, sınıfta kapalı gözlerle ders olmayacağına göre demekki kız-erkek karışık eğitime İslam’da fetva çıkmaz, günahtır, haramdır. Konunun şeytanla alakası şu ayeti kerimede açıklandı: “Üzerine Allah adı anılmayanlardan yemeyin. (Allah’ın adıyla başlamayan kitapları da okumayın) Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka fısıldarlar. Onlara boyun eğerseniz şüphesiz siz de Allah’a ortak koşmuş olursunuz.” Enam:121. Allah her daim doğru söyler. Allah’ın bir yasağını (kızları dikizlemek) yine Allah’ın bir emri (Kabeyi tavaf etmek) ile delmeye çalışmak ancak şeytanın aklına gelebilirdi. Konuyla alakalı ilmi/aklî cevabımız : >> İslâm’da aslolan kadın ile erkeğin ayrı…
Allah’ın yüce Adıyla B-ilime uymuyor diyerek nice nebevî Hadisleri inkar eden ve Allah dostlarının kerametlerini reddedenlere sorarım şu hadis hakkında ne dersiniz ? Mezhebiniz bunu da inkar etmeyi gerektirir zira : Allah eski ümmetlerden salih bir zata öyle üstün meziyetler vermiş ki.. rüzgara emreder dilediği yöne estirirmiş, o rüzgara biner istediği yere zahmetsiz gidermiş, hayvanları, uçan kaçan kuşları hatta görünmez cinleri şeytanları emrine amade etmiş, bunlarla konuşur dillerini anlar istediği her ağır işi yaptırırmış.. Yüksek muhkem binalar, saraylar inşa ettirir, denize daldırır, inci mercan çıkarttırırmış.. Bu zatın öyle yardımcıları varmış ki göz açıp kapayıncaya kadar uzak memleketlere gider devasa ağır eşyaları anında alır getirirlermiş? Bu zat öyle bir mülk ve saltanata nail olmuş ki tüm dünyaya sultan olmuş.. insanlara cinlere şeytanlara hayvanlara rüzgarlara ve yeryüzü hazinelerine hakim olmuş..” Ne dersiniz bu hadis/menkıbe hakkında ? Herhalde modernist ilahiyatçı bu hadisi “B-ilime uymuyor, cin kuş rüzgar kimsenin emrine girmez” diyerek inkar edecek..! Vahabi sefeliler ise “bu kişiyi ilah yapmışlar.. şirk şurk!” diyerek onlar da bu menkıbeleri inkar edecektir..! Ancak bu anlatı ne bir kul sözü, de ne uyduruk bir masal ! Bu Allah’ın ayetleriyle sabit Allah’ın peygamberi Hz. Süleyman Aleyhisselam ! İsa Erdoğan
Sahte Doktor mu Sahte Hoca mı, hangisi daha zararlı ? Haberler yazdı: “Bütün Kuran Mealleri Diyanet kontrolünden geçecek. Onay almayan meal basılmayacak” Ne âlâ ! On yıllık doktorun diploması sahte olduğu anlaşılınca bütün mahalle nasıl da o doktorun suratına tükürüyor değil mi! “Adam on yıldır doktorluk yapmış, bizleri muayene etmiş, ilaç reçete yazmış hiç açık vermemiş.. “aman canım o da öğrenmiş doktorluğu yapıyor işte.. bırakın yapsın..” demiyor kimse. Bilakis herkes derhal tutuklanıp ceza almasını istiyor değil mi..! Neden ? Çünkü ehil ellerden geçerli ve yeterli bir eğitim almadığı için. Izinsiz doktorluk yapmaya kalkışıp hastaların sağlığını tehlikeye attığı için. Düşünün. Bir doktor bile yeterli eğitimi diplomayı almadan reçete yazamıyorsa, insan hayatını tehlikeye atmak suç sayılıyorsa.. Hiç bir dinî eğitim almadan, Kuran’ı daha okumayı bile bilmeden.. Tefsir nedir tevil nedir ? Delalet iktiza işaret ne demek oluyor “Nâsih mensuh ayetler hangileri?” bütün bunlardan haberdar olmadan, Allah’ın Kelamı hakkında kitap yazan, cahil cesaretiyle fetva basan ve böylece milletin ahiret hayatını tehlikeye atan bu sözde Kuran’cı mealci tayfaya elbette bu kadar göz yummak fazla idi. Önüne gelen meal yazmış, aklına esen Kur’anı açıklamaya kalkışmış..! Bir tek olan Kur’an sadece Türkiyede 70 den fazla meali çıkmış, biri diğerini tutmuyor! Bu serbesti içinde gizli din düşmanları…
Allah’ın Yüce İsmiyle.. “..Meryem oğlu (İsa) nın aranıza inmesi yakındır. Haç’ı kıracak, domuzu katledecek..” ☪️ Hilal ile haçın ✝️ savaşı devam ediyor her alanda.. ve semboller cephesinde. Hilal Allah’ın hak dinini temsil ettiğinden beri galibiyet üstüne galibiyet elde ediyor. İnsanlar Allah’ın dinine koşuyor. Buna karşılık Haçlılar gizli ve sinsi yöntemlerle karşı ataktan geri durmuyorlar. Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlar. Apaçık mücadele yanında subliminal mesajlarla sinsi yöntemlerle de mücadele ederler. Bazen bir filim karesinde, bazen bir çizgi film arasında, bazen de elektronik oyun içinde İslam’a müslümana hakaret ettiklerini görürsünüz Semboller Savaşı İtikadî, fikri, ideolojik davalar soyut ve kimi zaman karmaşık kavramlar olması hasebiyle bazen bir resim, bir işaretle ifade edilirler. Böylesi anlam yüklü resim ve işaretlere sembol veya şiar denilir. Bu anlamda Hilal 🌙 Allah’a imanı, tevhidi, islam dinini temsil ederken, Haç (istavroz) ✝️ ise Hıristiyanlık inancını teslisi (üçleme şirkini) temsil etmektedir. Ve pek bilinmese de haçın çok türlü çeşitleri farklı şekilleri vardır. Alt kısmı uzun olabildiği gibi her yanı eşit + gibi de olabilmektedir. Cami ve mescitlere gizlice haç ✝️ motifleri yerleştirme hilesi de Haçlıların İslam’la mücadele yöntemlerden biridir. Elbette bu hilenin ne Müslümanlara, ne namaza bir zararı yok. Sadece zavallı misyonerler gizli bir tatmin yaşamış oluyorlar. Halı deseni, pencere…
Caner Taslaman ve mızıka ekibi (m i.oğlu) ne diyorlar ? “Evrim Kuran’a uygunmuş, Kur’an evrimi reddetmez miş!”diyorlar. Ve kimse bunların yüzüne tükürmüyor.. biz hariç ! Nasıl reddetmez ? Allah “topraktan yarattım Ademi diyor topraktan çamurdan..” dediğimizde cevap olarak şöyle diyorlar: “ee efendim bak biz hayatta kalmak için ne yiyoruz ? Hıyar patates havuç değil mi ? Hee nolmuş ? “Olmuşu şu efendim bütün bunlar nereden çıkıyor ? topraktan değil mi. demekki biz topraktan hayat alıyoruz..” Ee yani ? “işte “Ademi topraktan yarattım demek bu demek efendim.. biz böyle şeyttik..” Cevap: Tuh senin suratına şeytanın tilmizi! Kuran bükülür de bu kadar mı bükülür !? Evrim masalı Kurân’a uymaz . Bir çok delilden biri: Çünkü Allah Hucurat 13’te “Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık..” buyurmakta. Taslaman ve M.Maymunoğlu gibilerin iddia ettiği gibi insanlık eğer maymundan evrilerek nihayet Adem’e dönüşmüş olsaydı, evrim tek tük bir iki maymun için geçerli olmuş olurdu ki evrim masalını anlatanların dediği bu değil. Onlara göre bir tür maymun koloni halinde insana dönüşmüş! Ayet ne diyor? “Bir erkek ve bir dişiden” yani sadece iki kişiden yaratıldı tüm insanlık. Demekki Kur’an evrimi reddeder yerin dibine çalar. isa erdoğan
Rahman Rahim olan Allah’ın ismiyle.. Salât ve selâm habibi-,Hüda Rasulü kibriya Ahmed Mahmud-u Muhammed’e ve âline ve ashâbına Ya Rabb Aşağıdaki deliller müslümanın Yahudi Hıristiyan ve müşriklere benzemekten kaçınmasıyla alakalıdır: Ayet: “Sen onların dinlerine tabi olmadıkça Bu Yahudi ve hıristiyanlar asla senden razı olmazlar (artık onları memnun etme fikrinden uzak dur) Şanım hakkı için ki eğer sana ilim (vahiy) geldikten sonra onların heva ve heveslerine uyarsan sana Allah’tan ne bir dost ne bir yardımcı yok” Bakara: 120 Ayet: “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” Hûd: 113 Hadisi şerif: “Kim bir topluma benze(mek iste)rse onlardan olur.” Teşebbüh haramdır, yüzlerce hikmetinden biri insan dışınını onlara benzetmekle, iç’inin de benzemesine sebep olacaktır. Kafirlerin içinde ise küfür var, Allaha isyan ve günaha cüret var. Hadis-i şerif: “Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler / kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz.” (Hz. Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahâbîler) sorduk: “Ya Rasûlellah! (izlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı ?” Şöyle buyurdu: “Ya başka kimler olacaktı?” (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6) Hadis-i şerif: “Zaman gelecek…
Soru: “Din’de zorlama yok” mu ? İlgili Ayette geçen “Din” ve “zorlama” nın sınırları nedir ? CEVAP: Allahın yüce Adıyla.. “Din’de zorlama yok” kaidesi Bakara 256. ayetin gereğidir. Yüce Allah mealen: “Din(e girme)de zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” demektedir. [Diyanet] Bu itibarla ayet üzerinde iyice düşünülürse ayetin teması “Allah’ın dinine girmek” hakkında olduğu anlaşılır. Yani Allah’ın dinine girmesi için kimseyi zorlamak yoktur, zorlamaya gerek bile yoktur çünkü rüşd (hidayet) yolu, ğay (sapıklık) yolundan apaçık ayrı ve belirgindir. Kişi az bir tefekkürle Allah’a iman etmenin hak olduğunu anlar ve kendiliğinden girer.. Artık kim tağutu/şeytanı/yalancı tanrıları inkar eder ve Allah’a iman ederse o en sağlam kulpa tutunmuş olur..” Bu ayetin iniş sebebi olarak birkaç kıssa zikredilir. Abdullah b Abbas RA dan nakledildiğine göre: “Medine’de yaşayan bir Sahabenin iki oğlu var, dışarıdan, şamdan gelen tüccarların propagandası ile iki oğlu birden Hristiyan olmuşlardır ve onlarla birlikte Rum diyarına doğru gitmektedirler. Bu Sahabi hemen Peygamber efendimize gelerek Ya Rasulallah iki oğlum da hiristiyan oldu, anlattım hiristiyanlıktan başka şey tanımıyorlar şimi rum diyarina gidiyorlar arkalarına düşüp onları men edeyim mi bizim dinimize girmeleri…
Geçen gün akşam namazını Fatih’te bir camide* kıldım. Namaz akşam namazı, yani en çabuk kılınan namaz.. Ezan herkesten bir kaç dakika sonra okundu, ihtiyat içinmiş. Sonra imam efendi yoktu, Müezzin hoca kıldırdı.. imam Salih hoca daha da dikkatliymiş.. Her rükuda ben rahat rahat 5 kere “Sübhane Rabbiyel Azim” dedim.. Secde de aynı, beşer kere. Tahiyyata oturduk, ben teşehhüdü okudum bitirdim üzerinden üç kere daha şehadet okudum ve ancak kıyama kalktık. Ben mi hızlı okudum? hayır. Yanımdakiler benimle aynı okudular, işaret parmağının kalkışından anlıyorum.. Yani arkadaşlar şunu anladım ki biz namazı çok acele kılıyor muşuz.. Ben de karar aldım “rüku secde tesbihlerini bundan böyle 5 yapacağım” Hem geçenlerde konuyla ilgili araştırma yaparken “Bidayet’ül-Müctehid” isimli mukayeseli fıkıh* kitabında bazı alimlerin “İmam olan kişi rüku secde tesbihlerini 5’er defa okusun ki cemaatin yaşlıları 3’ü yetiştirebilsinler..” dediğini okumuştum. O zamanlar denemiştim ancak olmadı. Sanki cemaati fazla bekletiyorum gibi’me geldi, bıraktım 3’e döndüm. Ancak canlı kanlı bir camide bunun yapılabildiğini bizzat görünce kuvvet oldu. İşte bu nokta “salah ve takvanın kalpten kalbe aksettiği” hakikatinin tezahürü. İnsan okuyarak değil, yaşayanları görerek onları sevip örnek alarak terbiye oluyormuş. O yüzden Mürşid’e olan ihtiyaç zorunluluk derecesinde. Namazda acele etmemek, yani fıkıh tabiriyle “ta’dil-i erkan” namazın vaciplerindendir. Namazını acele…
Allah’ın Yüce Adıyla.. Allah’ın Adına saygısızlık Allah’a saygısızlıktır çünkü Ehli Şünnete göre isim müsemmadan başka değildir. Dün camide bir vatandaş ölmüşleri hayrına okutma yaptı ve mevlit şekeri dağıttı. Şeker dolu kağıt huni elime ulaştığında ben şok oldum. Ölünün adı yazan etikette bir de Allahın ismi yazılmıştı. Apaçık vaziyette “بسم الله الرحمن الرحيم” yazılıydı. Bu kadar ihmal, bu kadar gaflet olamaz ! Yuh olsun” dedim.. Tabii bir çokları o ihmal ve gafletin ne olduğunu anlamadı. Arkadaşlar buradaki sıkıntı, bu şekeri yiyecek olan çocuklar, adamlar ne yapacaklar ? Elbette boş ambalajı kaldırıp atacaklar! değil mi ? Yani Allah’ın ismini yerlere çöplere atacaklar ! Fetva Büyük Makamdan 1940’lı yıllarda ilk defa İslami(!) bir gazete basılıp gazeteye Allah’ın ayetleri yazılınca Mevlana Ali Haydar Efendi “Allah’ın Ayetlerini gazeteye yazmak küfürdür” demiştir. Çünkü gazetelerin yere atılacağı kesin. Her türlü işte, paketleme, yere serme ve hatta tuvaletlerde kullanılan gazete kağıdına Ayet yazmak Ayete hakarettir. Ve Allah’ın Ayetlerine kasıtlı olarak hakaret etmek tabi ki imanı iptal eder Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bu konuda dindarlar, olmayanlar kadar gafil ve laubali. Görünüşte mütedeyyin sanılan bir ustanın terzihanesine girdim.. doğrusu giremedim kapıda kalakaldım çünkü yerlere paspas çekmiş kuruması için de gazete sermiş. Yazılara basamazdım, onu kapıdan uyardım “mübarek bunları yere nasıl…
Bismillahirrahmanirrahim Başını Türkiyede prof Mustafa Öztürk’ün çektiği gizli din düşmanları komitesi bu defa kaleyi içeriden yıkma planıyla, -bizden gibi görünerek- “Kuran sözlerinin Tanrıya ait olmadığı, Muhammed’e ait olduğu” küfrünü savurmaktalar. Ve içimizde yaşayan kimi kemalist laiklerden ve kimi Rum Ermeni Hiristiyan cemaatlerden delice alkış ve destek almaktadırlar. Tamamı gayrimüslimlerden oluşan bu tayfa Türkiye Müslümanlarını Kuran ve İslamdan uzaklaştırmak için bu yeni taktiği denemişler, ancak Anadolu Müslümanlarının feraseti bu tuzağı da fark etmiş ve ilahiyata sızmış bu gibi zındıklara fırsat vermeyerek bu proflar ülkeden kaçıp defolup gitmelerini sağlamıştır. Kuranı Kerim hem lafız, hem mâna olarak Allah’tan inme olduğunu ifade elden ayetler: الم * ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ ) (البقرة : 1 – 2) İşte kitap; onda asla şüphe yoktur. O, günahtan sakınanlar için bir rehberdir.” Bakara 1,2 إِنَّ هَـذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْراً كَبِيراً ) (الإسراء :9). Şüphesiz ki bu Kur’an en doğru en sağlam yola iletir; amel-i salihte bulunan müminlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler.” İsra: 9 لا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ ) (فصلت : 42 -41) . O Kurana ne önünden ne arkasından batıl (hata) yaklaşamaz. Kuran…
Allahın Yüce Adıyla Hocalar Olumlu Tepki Bekler Hepimiz yaşamış görmüşüzdür bir hocamız vaaz ediyordur, arada dua cümlesi telaffuz eder, cemaatten cılız bir “amin” sesi gelir ve hoca memnun olmaz, müdahale eder: “cemaat aminleri duyamadık, yoksa istemiyor musunuz !?” “Cemaat ölü gibisiniz daha canlı amin diyelim lütfen..” O günleri geçirenler canlı olarak anlatıyorlar; Mısırın yetiştirdiği en büyük Kıraat Makam üstadı Hafız Mustafa İsmail RhA Türkiye ziyaretine çıkmıştır 1970 li yıllar.. Ankara ile başlar ve Kocatepe Camiinde tilavet eder. Kıraat tamam olur ancak Üstad Mustafa İsmail keyifsizdir “hemen dönelim memleketimize” der. Ankaradan mı, camiyi doldurmayan Türk cemaatten sebep mi bilmiyorum bizi beğenmez. Belki de o enfes Kıraatinden, müthiş nağmelerinden de etkilenmeyen, ölü gibi sessiz, hissiz, tepkisiz, durağan cemaatten rahatsız olmuş ve turu yarım bırakıp hemen dönmek istemiştir. Neyse ki yardımcıları onun kadar hisli değiller, “Üstadım bir de İstanbula gidelim, orada da cemaati beğenmezsek döneriz” derler ve Üstad Mustafa İsmail’i İstanbulda kıraat etmeye ikna ederler. Hakkaten İstanbul cemaati Ankara gibi değildir, Üstadımız İstanbul cemaatini beğenir ve devam ederler.. Zeyl: Üstad bu İstanbul seferinde hiç farkında olmadan büyük hizmetler yapmıştır. Koskoca bir alimi, bir islam Şehidini, Mahmud efendinin müridi, cihanşümul bir vaizi, Ayaklı Kütüphane lakaplı Mektubatçı Bayram hocayı avlamıştır. Bayram hocamız “Sultan Ahmet Camiinde…
Allahın Yüce Adıyla Bu soru islamda olan bir haramın sebebini yani ilmi tabirle mesnedini sormaktır.. Bu haramın sebebi, mesnedi Allah Rasulünün haram etmiş olmasıdır. Bir eline ipek diğer eline altın alarak “bu ikisi ümmetimin erkeklerine haram edilmiştir” buyurarak Allahın bunu bize haram ettiğini duyurmuştur. Altın erkeğe haram olma sebebi bu açıklamadır. Ancak şimdilerde insanlar sebep, illet, hikmet, maslahat nedir bilmediklerinden aralarını ayırt edemezler ve “sebebi nedir” derken aslında hikmetini sormak isterler.. Doğrusu Şeriat bizlere hela-haramı beyan etmiş, ancak bunların hikmetlerini çoğunlukla açıklamamıştır. Bu da “bilmemizin gerekli olmadığı” manasına gelir. Rabbimiz Allah bizden koşulsuz teslimiyet beklemektedir ki kulluk da budur: teslim olmak. Şimdi Allah ve Rasulü sas bir şeye haram dediyse bizim için iş bitmiştir biz orada noktayı koyarız neden nasıl” gibi sorular sormayız, sormamalıyız çünkü bu sorularda itiraz kokusu vardır. “Aklına yatmadıysa yapmayacak mısın” derler adama. Yine de bazı duyduğumuz hikmetlerden açıklayalım: Altın süstür, zinettir. Erkeğin bu tarz takılarla süslenmesi erkeklik fıtratına aykırıdır. o yüzden altın süsler kolye bilezik küpeler erkeğe caiz olmadığı gibi bunların gümüş veya bakır olanı da erkeğe caiz değil, çünkü bu tarz süslenme kadına benzemektir “ALlah kadına benzeyen/özenen erkeklere lanet etmiştir” Bir başka husus, derler ki “erkeğin altın kullanması onda kadınsı tavır ve duygular peyda ediyormuş..”…
Allahın Yüce Adıyla Soru: Şimdilerde faiz oranları epey düştü. Hükumet faizle mücadele hamlesi başlattı.. Enflasyonun da altında faiz oranı veren bankalar var. Şimdi faiz oranı enflasyonun altında olduğu için banka kar yapmış olmuyor, yani sadece değer kaybeden parasını geri almış oluyor, bu durumda bankadan düşük faizli kredi çekmek caiz olur mu ? CEVAP Şimdilik dediğiniz gibi olabilir, faiz miktarı paranın değer kaybıyla eşit veya daha düşük olabilir. Bu durum bankalar için “karlı olmayan kredilendirme” demek de olabilir. Ancak bu durum yine de “faizle para çekmeyi” mübah yapmaz çünkü İslam “eğer banka kar etmiyorsa faizli para çekebilirsiniz” demiyor. “Allah faizi kesinlikle haram etmiştir” diyor. “Faize devam eden bana harp ilan etsin” diyor.. Yani faizin haram olma sebebi Allahın pazarlıksız haram etmiş olmasıdır, bankanın bundan kar edip etmediği meselesi değildir. Bu durum şuna da benzemez: Birileri sana 100 bin lira faizsiz kredi verir, ödeme zamanı geldiğinde bakarsınız ki 100 bin liranın alım değeri düşmüş, o zamanın 95 bin lirası kadar olmuş.. o 5 bin liralık zararını senden talep eder sen de verirsin ve bu İmam Muhammed’e göre caizdir “ne haksızlık yapın ne de haksızlığa uğrayın” ayetine istinaden tazmin-i zarar fetva verdiği için.. Bankaların bugün düşük faizle kredi vermesi yukarıdaki misale benzemez, çünkü…
Soru: Bazı kitaplarda “Allah kaza borcu olanın kılacağı nafile ibadeti kabul etmez, o boşuna yatıp kalkar” yazılıymış. Doğrusu nedir ? CEVAP: Biz İmam Azam Ebu Hanife Radıyallahu Anh’ın tabiileri olarak her hususta kendi imamımıza tabi olacağız ve üzerimizde kaza borcu olsa da revatib sünnetleri mutlaka kılacağız. Bir ibadeti kabul edip etmeyeceğine sadece Allah karar verebilir ve Allah kendi kararlarını bize Kur’an ya da hadisler yoluyla bildirir. Ne Kuran’da ne de hadiste “kazası olandan sünnet kabul etmem” şeklinde bir bildiri yok. Demekki bu beşer sözü. Bazı beşer öyle demişse gam değil, İmam Azam da böyle demiştir : “Sünnetler kılınacak, makbuldür” Bu elbette daha isabetli olandır. Hem şimdilerde o “kazası olan nafile kılamaz” sözü onlarca suistimal edilmektedir. Kılmadığı nice farz namazların kazasını üzerinde dururken bir kişi nafile ile meşgul olamıyorsa başka hiçbir abes işle de meşgul olamaz. Bu kişi oturup video izleyemez, kahve içemez, keyif çayı içemez, farz olan nafakası için çalışması ve yeterli bir uyku dışında devamlı kaza namazı kılması gerekir” demektir. Ama onlar ne yapıyorlar ? her türlü video oyun filim eğlence keyif boş durmalar.. Sonra sıra Rasulullah’ın (salât ve selâm olsun) sünnetini yapmaya gelince “olmaz, kılamam benim üstümde kaza borcu var!?” Yuh. Bu apaçık cürümdür, bu çifte cinayettir !…