BU safhada kitabı yani formalar arasını dikmek gerekiyor. Bu kitap aslında daha önce tamir görmüş ancak işin sanatından anlamayan acemi biri formaları ikişer olarak ayakkabı dikiş makinesine sokmuş ve formaları makinede dikerek mahvetmiş.. her iki forma arasını da yapıştırıcı ile tutturmuş.. kullandığı malzeme berbat tukal donmuş taş gibi olmuş ve kitap yapıştırma yerlerden ayrılmış sayfaalr dağılmış.. dikim işi tamam oldu arkasına özel tutkal uyguladım şimdi kitap prese girecek şimdi sırada kapağı hazırlayıp kitaba tutturmak var isa erdoğan
Medrese kıssalarındandır; Evvel zaman içinde bir medresede arapça hocası açığı olmuş ve talebeler merakla gelecek yeni hocayı beklemişler. Aceba nasıl biri ? İlmi dirayeti var mı ilmi kuvvetli mi, yoksa ilmi zayıf yüzeyselci mi.. ona göre tavır alacaklar. Ve nihayet yeni hoca gelmiş ve oturmuş derse. Arapça dilbilgisi SARF üzerine Maksud kitabı okuyorlarmış.. ibare gelmiş gelmiş “Kâle el-mas”a gelmiş. ve acemi hoca burayı aynen yazıldığı gibi okumasın mı.. Hoca “kâlel massu” demiş ! Halbuki arabi kitaplarda مص “mas” musannif’in kısaltmasıdır “mas” diye yazılır musannif diye okunur. Acemi hoca ‘massu’ deyince baltayı taşa vurmuş. Talebeler de kahkahayı patlatmışlar hocanın ardından yerlere yuvarlanmışlar “hoca dedi kâlel massu yat aşağı yam yassu” :)) diye bir de tekerleme uyarlamışlar..
Allahın yüce Adıyla.. 28 Şubat darbesinin hedefi büyüktü: İslam’ı her alanda zayıflatmak, İslamî çalışmaları durdurmak, Müslümanları tarikatlardan koparmak, çocuklarını kurslara veren aileleri yıldırmak ve sindirmek, Kur’an kurslarını Medreselerin içini boşaltmak, İmam Hatipleri etkisiz hale getirmek, Müslümanlara ait holdingleri batırmak ve Müslümanların partisini kapatarak onları siyasetten devlet idaresinden el çektirmek.. Bu gayelerle yapılmış postmodern bir darbeydi yirmi sekiz Şubat. Bütün tarikatlar, cemaatler bu darbeden etkilendiler. Bir çok cemaat liderleri Türkiye dışına gittiler. Mahmud Efendi Hz’ne yakın hocalarımızdan dinledik “Devlet istihbaratından Mahmud Efendiye de bazı kişiler geldiler “Ortalık karışacak Pasaportunuz hazır, istediğiniz ülkeye gidebilirsiniz size bu konuda kolaylık gösterilecek” dediler. Mahmud Efendi Hazretleri k.s “Hayır Benim Vatanım Türkiye ve Türkiye’den başka vatanım yok, başıma ne gelecekse bu vatanda gelsin” buyurdu ve Türkiye’de kaldı. O günlerde derin devlet cemaatlerin içerisine adamlarını sızdırmış, hocalarımızın ifadesi ile “ajan olduğu besbelli” bir adam İsmailağa vakfının ta içlerine kadar girmiş, güya bir sakal uzatmış, üzerinde yalandan bir şalvar benzeri pantolon, kısa bir cübbe güya bu tarikattan olmuş..! Hocalarımız diyorlar ki “onun bulunduğu ortamda kalplerimiz öğle daralıyordu ki.. içindeki karanlık anında kalplerimize yansıyor feyzimiz kesiliyordu. Yüzüne diyemiyorduk ama ajan olduğunu hepimiz çok iyi biliyorduk” Ancak Mahmud Efendi Hz buna öyle bir iltifat ediyor, öyle bir ilgileniyor ki şaşırıyorduk. Mübarek,…
Bismillahi.. Bidat b-d-e (ب د ع) kökünden isimdir ve lugatte yeni şey demektir. İslami bir terim olması itibariyle BİDAT : Din-i Mübini İslam’a yeni bir inanç veya amel ilave etmek. Herkesin anlayacağı bir tabirle BİDAT: Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas’ın onaylamadığı bir inanca sahib olmak veya bir eylemle sevap ummak. Görüldüğü üzere bidat ikiye ayıldı: 1. itikadi bidatler,2. ameli bidatler 1) İtikadi bidatler yani islam inancına yeni maddeler ilave etmek, bu anlamda Rasulullah ve Ashabının inancında olmayan şeylere inanmak kişiyi, Fırka-ı Naciyye’den (kurtulacak tek fırka olan) Ehli Sünnet’ten çıkarır ve fırkayı dâlle içine sokar. İslam ulemasının beyanıyla “sapıklık” demek olan itikadî bidatlere sahip olanların cezası ahirette Allah önünde affı olmayacak” der Ruhul Beyan Sahibi İsmail Hakkı ra. Sapık inanca sahip olmak affın kapsamı dışında kalmakta, bu bakımdan en mühim bir mesele olarak her asırda müslümanların dikkatine sunulmuştur. Buna misal olarak aşağıda sayacağım inançlar bidattır ve sapıklıktır: -“islamda mezhep, tarikat, cemaat yoktur!” diye inanarak müntesiplerini dalalete nispet etmek (!)-“Din akılla kesişmez” deyip aklını temel referans sayıp her meseleyi akılla çözeceğine inanmak (!)-“Hadislere gerek yok kuran yeter!” demek-Şefaat olmayacak!” demek.-Allah cennetten görülmeyecek!” demek.-“İnsan ne yapıyorsa onu yapmaya mecburdu o yüzden yapar!” demek-“Allahın bizim gibi eli ayağı oturması kalkması var!” demek-Kuranın manası Allahdan…
Allahın Yüce Adıyla.. ======================================== ** YANITLANAN MESAJ Gönderen : HAKKANİAlan kişi : ATEİSTTarih : 05.10.2008 Bizim İddiamız : Künyada ateist mateist yok..! Tanrısını gizleyenler var ateizm tanrı tanımazlık demekse tanrı tanımayan ben adam görmedim.. ancak tanrısını tanımlayamayan ve kendine ateist adını veren yalancılar gördüm ======================================== Gönderen: ATEİSTİMAlan: HAKKANİTarih: 05.10.2008 15:49:00 Konu: Yn: dünyada ateist mateist yok.. hikaye bunlar Ben de tanrıya inanan insan görmedim sadece tanrı dedikleri kavrama yaltaklanan ondan geldiği iddia edilen şeyleri dahi okumayan, okuduklarını sorgulamaktan korkan aklını kullanamayan, aciz, cahil insanlar gördüm ======================================== ** YANITLANAN MESAJ Gönderen: HAKKANİAlan: ATEİSTİMTarih: 05.10.2008 19:32:00 Konu: Yn: Yn: dünyada ateist mateist yok.. hikaye bunlar aya ve güneşe hayata ve ölüme hükmeden kim veya ne? ! bu sorunun cevabında söyleyeceğin şey ne olursa olsun senin tanrı inancındır. ama vasıflarını doğru betimleyememişindir o ayrı bir dava.. işte bu noktada -Tanrının vasıflarını doğru bilmede- peygambere ihtiyaç zorunludur.. akıl tek başına bu meseleyi çözümleyemez.. peygamberin getirdiğine de inanan çıkar, inanmayan da.. ama tanrııszlık fikri çok saçma ve çok ilkel.. ======================================== ** YANITLANAN MESAJ Gönderen: ATEİSTİMAlan: HAKKANİTarih: 05.10.2008 21:03:00 Konu: Yn: Yn: Yn: dünyada ateist mateist yok.. hikaye bunlar Gercekten komik komik oldugu kadar da cehalet dolu bir soru. birincisi guneşe aya hukmeden bir guç yok….
Allahın yüce Adıyla Birinci delil: Allah’ın varlığına ve birliğine en büyük delil Allah’ın kendisidir. Açıklama: Allahü Teala hazretlerinin öz Zatı Pak-ı Sübhaniyesi bizzat kendi mevcudiyetine ve vahdaniyetine en birinci ve en kuvvetli delildir. Allah şahittir ki Allah vardır ve birdir Ondan başka ilah, ondan gayrı Yaradan yoktur. İkinci delil: Peygamberlerin Allah’tan haber vermesi ikinci büyük delildir ki Allah vardır ve birdir. Açıklama: Sözü sadık ve hal ve tavırları mutedil, ahlakı en güzel olan Salih zatlar Allah’ı dastik ve ikrar ve şehadetleri, Allah’a imanın en kuvvetli delildir. Bu yüksek zümrenin zirvesi olan Yüz binlerce enbiya ve ülül-azm peygamberlerin adil şehadetleri ve yüz binlerce mucizelerle Vahdaniyet-i ilahi’yi isbatları ve milyonlarca asfiya ve evliyanın şehadetleri ve milyarlarca salih müminlerin itikad ve imanları en kuvvetli birer delillerdir ki Allah vardır ve birdir. O peygamberler ki her ne demişse doğru demişler yemin etmişse yerine getirmişler söz vermişse vefa göstermişler emanete riayet etmişler fakiri vikaye etmiş mazlumu himaye etmişler ve asla yalan söylememişler ve kimseyi aldatmamış ve kimseye haksızlık etmemişler ve herkesin makbulü ve herkesin mahbubu ve sayısız erdemlerin sahibi olmuş o peygamberler Allah’ın vahdaniyetine şahitlik ediyorlarsa bu, vahdaniyetin en kuvvetli bir delili olur. Zira cemiyet bu zatlardan daha ziyade sözüne itimad edecek bir kişi bulamaz….
Allah’ın Yüce Adıyla.. 1. Sual: Bugün bazı insanlar bazı haramları irtikab ederek bazı farzları terk-i tehir ederek hizmet davası gütmektedir. Bu haramlar onlara hatırlatıldığında ise “biz hizmet yolunda ahiretimizi dahi feda etmişiz” gibi bilinmedik sözler ediyorlar. Bu yaptıkları doğru mudur ? Dini dayanağı var mıdır ? 2. sual: Ebubekrin El-Sıddîk radıyallahüanh’e nisbet edilen “Allahım vücudumu Cehennemde o kadar büyüt ki başka kimseye yer kalmasın” ve Şeyhulislam Mustafa Sabri efendiye nisbet edilen: “İslam bugün öyle mücahitler ister ki dünyasını değil ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak,” ve Said Nursi’ye nisbet edilen: “Davam için hem dünyamı hem ahiretimi feda etmişim” sözleri sabit midir ? Eğer sabitse bu ifadelerden anlaşılan “ahireti feda etmek” ne demek olabilir? 4. sual: Dünyalık menfaatlerden fedakarlık pek faziletli bir ahlaktır ve Kuranda îsâr tabiriyle medhü sena edilir, ancak Rıza-i İlahiye muvafık her salih amelin karşılığı Allah tarafından ahirette ödeneceği biliniyor ve bu fedakarlık sahiplerince pek büyük bir fazilet sayılıyorken ahiretten fedakarlık gerçekten mümkün müdür ? 4. sual: Hz Peygamber aleyhisselam ve yüce Ashabından böyle bir fedakarlık sadır olmuş mudur ? Olmuşsa bu fedakarlık ne tür amellerle açığa çıkmış, neler yapmışlar ? 5. sual: Bu tabiri daha ziyade kullanan Said Nursi merhum bundan ne kastetmiş ve bu fedakarlık ona…
Allah’ın yüce Adıyla Hakikate aykırı konuşanlar mutlaka çelişkilere düşerek, ciddî potlar kırarak kendilerini ele verirler. Allah bu sayede onları deşifre eder ve hakikatı muhafaza eder. İslam âlimleri bidat ehlini böyle tanımlar “onların en belirgin vasfı açık çelişki içinde olmalarıdır. usulleri yoktur. Burada tatbik ettikleri usulü orada terk ederek çelişkiye düşerler” Emine Şenlikoğlu hanım son yıllarda bazı ciddî, esef verici dönüşler yaşamakta. Bunlardan en önemlileri Ehl-i Sünnetin kadim öğretilerine hurafe demeye başlamış olmasıdır. Ehl-i Sünnete ait tefsirlere, hadislere fıkhi hükümlere “hurafe islamı, uydurulmuş din” yaftaları vurarak aslında nereden beslendiği, kimlerin kılıcını salladığı da ele vermiş oluyor.. Allah hidayet versin. Bir youtube videosunu dinledim, 10 dakika içinde on fecaat, çelişki ve demogoji.. Hangisine cevap vereceksin, nereden işi düzelteceksin insan şaşırıyor.. Yorumları okudum, yüzde doksan insanımız Emine teyzeye kızgın ve nasihat ediciler.. Biz de bir yerden başlayalım Emine Şenlikoğlunun çelişkisi 1: Şenlikoğlu: “Hurafecilere göre bir adam 3 kere boş ol dese haydaa! kadın bi anda boş oldu ! sanki adi bir meta, bir anda çöpe atmış gibi.. Halbuki gerçek islam’da boşanmak çok zor, çok zor, şahit gerekir şu gerekir bu gerekir! ” diyor Emine Şenlikoğlu.. 3 dakika sonra “serkeşlik yapan kadınları dövün” şeklinde verilen yerleşik manaya itiraz etmek isterken çuvallıyor: “Hayır onun manası…
Pirimiz Muhammed Bahauddin Nakşiben Hz der “Allahtan bana mutlaka vasıl edecek bir yol istedim bana Tarikatı Nakşibendiyyeyi verdi” İmam Rabbani: Bilinen ve makamat-ı aşera ile açıklanan yoldan çok farklı olarak Nakşibendiyye Tarikatı aşk ve cezbe yoludur ki bu yol Allaha vasıl eden en kestirme ve en kesin yoldur. Bu yolda genç yaşlı birdir, kadın çoluk çocuk dahi hissedardır ve hatta ölüler için dahi ümit var.. Ali Polat hoca, Efendi Hazretlerine gelir ve vefat etmiş anne babası için serzenişte bulunur.. Sizi tanımış olsalardı mutlaka tarikatınıza girerler sizden ders alırlardı.. Efendi Hazretleri ona der : (ses kaydını dinle )
Allah’ın yüce Adıyla 2000 yıllık Barnabas İncili Şırnak sınırlarında yer altı şehri gibi duran bir mağrada bulundu ve bulan aşiret satmak isterken Jandarma tarafından yakalandı ve askeriye İncile el koydu ve Antik Diller Uzmanı Prof Hamza Hocagil’e tercüme ettirildi. Arami dilde yazılmış en eski incil ünvanına sahip Barnabas İncili, apaçık Muhammed aleyhisselamın “Rasul” olarak geleceğini ve Onun Ashabının dolgun başaklar gibi olduğunu açıklamaktadır.. Prof Hamza hoca İncilin uslübünü Kurana benzetti, içinde Kurandan hatırladığı yerlere benzeyen çok ayetler gördü.. İncili gören bir yahudi siyasetçinin kızı Reweka (Viktorya) Rabin Müslüman oldu ve ancak suikastla öldürüldü.. Hamza hoca “o mühtedinin cenazesine Telavivde bizzat katıldım” demektedir.. Vatikan incilden haberdar ancak ilgilenmez tavırlar içinde Hıristiyanlık aleminden konuyu saklamaktadır.. Ayrıntılar videoda: Karbon testiyle 2000 yıllık olduğu bilmsel metodla ispat edilmiş kitap için wikipedia “Müslümanların uydurduğu! 16. yüzyıla ait sahte incil !!” yazmış.. Yani kafir hakkı gizlemeye tam gaz devam ediyor.. Merhum Mehmet Şevket Eygi ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu bu incili görenlerden. ve uğradığı suikastın bununla ilgili olduğu da söylenmiştir.. Garip olaylar: Barnaba İncilini tercüme ettiren yetkililer prf’den kitabı ve içeriğini asla kamuya bildirmeyecek sızdırmayacağına dair imza aldılar. İncili tercüme eden profesör vatikana bağlı global komitelerden büyük tehditler aldı.. Kendini korumaya almak için soyadını değiştirdi “Hocagil” takma…
Bu yüzyıl, İslâm’ın yüzyılı olacağını ifade eden Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi, “tecrübe edindik, gayr-i Müslimler çok çabuk Müslüman oluyorlar. Yeter ki biz İslâm’ı anlatalım” dedi.Akit’e konuşan Japonya İslâm Merkezi Başkanı Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi, davetin cihadın bir boyutu olduğunu anlatırken, meyhaneler dahil değişik mekanlarda yaptığı tebliğlerin nasıl sonuç verdiğini anlattı
Allah’ın yüce Adıyla.. “Bir caminin menzili ancak bir kaç kilometredir. Bir okulun/medresenin kapsadığı mesafe beş on kilometrekare… Ancak sanat menzilsizdir. Bir filim 40 bin kilometreyi yani bütün dünyayı kapsar. Sanatın, filmin gücü bütün dünyayı dolaşır.” demiş Minyeli Abdullah ve Hür Adam filimlerinin yönetmeni Mehmet Tanrısever. “Neden filim çekmeye başladınız?” sorusuna böyle cevap veriyormuş.. Ve bu sözü öyle tutmuş ki bir vecize gibi bazı kesimlerce kabul görmüş. Çağrı filminin yönetmeni Akkad bu iddiayı biraz daha uçurmuş ve demiş ki “Eğer Hz Muhammed bu zamanda yaşasaydı bir filim yönetmeni olurdu!” demiş Değerli okurlarım ne dersiniz? Gerçekten sinema, camiden medreseden Kuran Kursundan, Zikir Tekke’den daha mı etkili? Medreselerde ders okutan allamelerin edemediğini, camilerde vaaz eden hocaların yapamadığını, tekke ve dergahlarda halkı irşae eden Meşayıh’ın sağlayamadığı etkileri iki üç saatlik filimler yapabilir mi ? Lafla peynir gemisi yürümez “Halep oradaysa arşın burada” Buyursun yapsınlar. Bu iş bu kadar kolaysa neyi bekliyorlar hemen filim yapsınlar. Kapatalım medreseleri dergahları biz de başlayalım filim çekmeye.. ve millet topyekun irşat olsun! Herkes kolay yoldan iman sahibi olsun !.. Yapmadılar mı filmlerini, yaptılar! Üç beş saatlik değil, aylar yıllar sürecek kadar dini(!) film, dizi, sinema vs mevcut. Hepsi vizyona girdi, hepsi izlendi.. Aylar yıllardır da izleniyor. Hele bazıları o…
Yaşatan ve Öldüren Allah’ın yüce Adıyla İlkokulu yurtdışında okudum sonra Türkçe bilmiyor gerekçesiyle Türkiyede dört ve beşi tekrar ettim sonra ilçeden ile Yozgata yatılı okumaya gittim Anadolu lisesine ve sonrasında hep yatılı yurtlarda okudum önce milli görüşün yurdunda kaldım babam abimle beni oraya yerleştirdi sonra babamdan habersiz kendi irademle devlet parasız yatılı yurduna geçtim sınavla.. sonra Yozgatta ne olduysa oldu babam yurt ve okul idaresiyle görüştü hocalar ne anlattılarsa anlattılar Yozgatta okula devam etmem babamın kararında olanaksız olmuştu.. ve milli eğitimden gelen bir muvafakatla Kayseriye okulumu aldırdık ve orada liseye devam ederken dünyaya karşı soğukluk geldi okulu bırakıp uzaklara gitmek istedim kendimi gafil ve ham hissediyordum maneviyat ve ilim elde etmek istiyordum. o sıralar tezkiretül evliya musahabe ve kıyamet ve ahiret adlı kitapları okuyordum.. bu kitaplar bendeki bu değişikliğin en kuvvetli sebebi oldular diyebilirim. eski çevremden kopuşum yeni çevrede kendimi yalnız hissesdişim ve okuduğum şu kitapların ruhumda bıraktığı tesir beni bu karara sevketti. aslında Kayseride de rahat durmadım ilk yurdum zamancıların yurduydu ordan da ayrılıp Gesi ilçesinde Erenköy cemaatine bilinen Muradiye vakfına geçtim ve ilgili kitaplara yoğunlaşmam ve tefekkürlere dalmam ve okuldaki çirkef ortamdan soğuyup uzaklara gitme kararı almam orada oldu.. İlkokul sonrası bir dönemde güreş maceram var.. ilçede kilomda…
Allahın Yüce Adıyla Tenezzülât-ı hamse Muhyiddin ibn-i Arabî ve takipçileri demişlerdir ki, Allah’ın isim ve sıfatları onun zatının aynısıdır. Bunun gibi sıfatları da birbirlerinin aynısıdır.1Mesela ilim ve kudret sıfatı Allah’ın zatının aynısı olduğu gibi bunlar birbirlerinin de aynısıdır 2 Bu makamda başkalık ve fazlalık söz konusu değildir. Kısacası Allah’ın isim, sıfat, şe’n ve itibarlarına başkalık icmal ve tafsil itibariyle ancak ilim hazretinde ortaya çıkmıştır. VÜCUB MERTEBESİ İlim haziresinde bulunan iki taayyünü vücûp mertebesine dahil görür ve bu ayânın henüz haricî varlık kokusunu koklamadığını ileri sürerler31-taayyün-i evvel- vahdet makamı- hakikat-ı MuhammediyyeAllah’ın isim, sıfat, şen ve itibarlarına başkalık farklılık icmalî ise buna taayyün-i evvel denir2- taayyün-i sânî- vahidiyet makamı- mümkinâtın hakikatleri4Allah’ın isim, sıfat, şen ve itibarlarına başkalık farklılık Eğer tafsilî ise buna da taayyün-i sânî denir 1 Ehl-i sünnete göre iseHariçte var olan Allah’ın sekiz sıfatı, hariçte keyfiyet ve benzetme olmadan zorunlu olarak Allah’ınzatından ayrıdır. Bu sıfatlar aynı zamanda birbirlerinden de ayrıdır. 2 Ehl-i sünnete göre iseBu sıfatlar birbirlerinden ayrıdır Bu keyfiyetsiz temeyyüz Allah’ın yüce zatında da vardır. Çünkü Allahkeyfiyeti meçhul bir genişlikte geniştir. Bu emsalsiz temeyyüz ve keyfiyetsiz vüs’atla birlikte Allah’ın isim ve sıfatlarına ilim makamında da bir tafsil ve temeyyüz arız olmuş ve onlar (varlık alemine) bu haliyle aksetmişlerdir.3 hazreti…
Bu Allah dostları hakkında bilgi almak için >> tıkla<<
Allahın Yüce Adıyla Kuran: İzâ câe nasrullahi vel feth ve raeytennâse yedh’ulune fi dinillâhi efvâca..” “Allahın yardımı ve Fetih geldiğinde ve insanları oluk oluk islama girerken gördüğünde..” Konunun erbabına göre toplumların büyük ekseriyeti genel konjonktüre her zaman bağlı kalır ve aykırı görünmekten, mevcut statükoya ters düşmekten sakınırlarmış. Nasr Suresi de bu manaya işaret ettiği üzere sıradan kalabalıklar esen rüzgara göre yönünü belirleyen bitkiler gibidir. Bu insanlar fikirleri tahkik etmezler, yerleşik işleyişleri, yaygın kanaatleri sorgulamaz ve genel uygulama neyse ona uyar giderler. Her sabah kalktığında sakalını tıraş eden ve giysi olarak pantolon ceket giyen bu kitleye: “sakalınızı neden tıraş ediyorsunuz, neden örneğin şalvar değil de pantolon giyiyorsunuz? Diye sorulsa verecek bir cevapları yoktur. Aslında o ana kadar bunları hiç düşünmüş değillerdir. Neden mi sakallarını tıraş ediyorlar, neden mi pantolon giyiyorlar? çünkü çevrelerindeki her erkek böyle yaptığı için.. babadan amcadan böyle görüldüğü için.. Kısaca üzerlerinden eser rüzgar şimdilik bu yönde estiği için.. Eğitilmemiş insanların bu fıtri özellikleri yani esen rüzgara göre kendilerine yön vermeleri, aslında toplumu yönlendirmeye talip azınlığın işine gelir. Bunlar kendilerini daha akıllı ve halkın üstünde sanan, onlara karşı kendilerini yetkili gören ve kendi arzuları, hevesleri yönünde toplumu yönetip idare etmek isteyen takımdır. Aslında işleri çok zor değil, yukarıda açıkladığım…