Hidayet Eden Allahın Adıyla
İslama Hizmet görüntüsü içinde hezimete uğramak gibi zor ve ağır bir konuyu ele aldık. Allah yardım eyleye
1. Mebhas: Allah yolunun Yüksekliği ve Allah Yolunda olmanın şartı ve alameti
Evet her mümin Allah yolunda olduğu iddia eder ve Allah yolunda olmak elbette en büyük iştir. Yüce Allah buyuruyor: “Allah yolunda katledilenlere “ölüler” demeyiniz. Bilakis onlar diridirler..“
Allah yolunda olmak ve o yolda ölmek.. Hayatın adanacağı en büyük mefkure, en pahalı amaç. Izdıraplarla dolu şu kısacık hayat Allaha hibe edilip Onun Yolunda feda edilse, Tarafı ilahiyeden muazzam ve ebedi bir karşılık ile ödüllendirilecek. Mükafat, yapılan fedakarlık cinsinden; hayata mukabil yine bir hayat veriliyor. Alacaklı hadsiz derecede fakir ve muhtac, Allah ise nihayet derecede zengin ve müstağni olunca fâni bâki ile, cam parçası elmasla değiştiriliyor. Bir insanın elinden gelecek en büyük hareket işte şu biricik canını Allah yolunda bezletmesi, varlığını Ona adamasıdır.
Allah yolu öyle bir yol ki o yolda can verilse ölümsüz şehit, kalınsa gazi olunuyor. O yoldan giden asla mahrum olmaz, hedefini bulamasa yarı yolda kalsa, yine muradına eriyor.. “Onun ecrini Allah üstüne alıyor çünkü. (Nisa:100)
Kim Allah Yolunda ?
Bulanık atmosfer içinde izlerin biri diğerine karıştığı şu zamanda her cemaat “en doğru yolda olan benim” dava eder, kendi elindekiyle avunur sevinirken bunlar içinde gerçekten Allah’a vardıran yol hangisidir ? Allah bu kadar yollar içinde hangisini kendisine çıkarıyor ve katına vardırıyor ? Bu tek fırsatımız olan azıcık ömrümüzü hangi yolda hibe ve ifna edelim ?
Aceba “Allaha giden nefisler adedince yol var” sözü buraya tatbik edilir mi? Bütün Dini cemaatler doğru yolda ve aradaki ihtilaf rahmet midir?
Bu soruların cevabı ve şu müşkillerin halli için elbette yine onun Kudsi Kelamına müracat edeceğiz ve Rasulunun beyanlarını dinleyeceğiz. Buharide rivayet edilen bir Hadis-i şerifte peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim Allahın kelimesi en yüce olsun için mukatele ve mücadele ediyorsa işte odur Allah Azze ve Celle yolunda olan.”
Bir diğer mahalde Rasulullah Efendimize sorulur “Ya Rasulullah haber verir misin cihad ederek hem Allahın ecrini hem de insanların övgü ve angısını dileyen kişinin durumu nedir, bunun ahirette nasibi ne kadardır?” Efendimiz: “Ona bir şeycik yok Ona bir şeycik yok Ona bir şeycik yok” der sonra da bu hükmünü şu Ayet-i kerimeyle teyit eder:
“Dikkat ediniz, Niyetine dünyevi bir garaz karıştırmaksızın ihlasla yapılan ameller ancak Allaha yaraşır.” Zümer: 03
Hizmet Hareketi ?
Bugün insanlar Allaha varır zannıyla kendilerine yeni yollar açtılar. Rasulullah ve ashabının tanımadığı, üzerinde yürümediği bu yolların yapı taşı, gidişi temin eden ana etken “dünya ve ahireti birlikte kazanmak” hevesidir. Bu yoldan giden kişiler “hem dünyalık mevkiler, ülufeler, şan ve şerefler elde edecekler, hem de ahiretin en gözdeleri olacaklar..! Zinhar Kuran tedrisatında isteksiz ve yaya olan halklar bu yolun süs ve cazibesine kandılar ve kalabalık gruplar halinde o cihete aktılar. Bugün hiç kimse, “maaşı dolgun daimi iş, şerefli bir makam, sonrasında da yüksek dereceden ahiret saadeti kazanmak ister misin!?” teklifine hayır demez ve demiyor.
Bu yeni yolları İslamın özüne aykırı olmalarıyla reddini gerektiren husus ise ahiret amelini dünyalık menfaata alet etme durumu veya aksidir.
Amellerin değeri iki ölçüyle tayin edilir: 1) kitaba muvafakat, 2) niyette ihlas.
Eğer niyette ahiret sevabı var ve o iş buna layıksa evet o ahiret içindir. Ancak ahiret için olacak şu amelin niyetine dünyalık karıştığı zaman ecir bölünmez eksilmez ve lakin iptal olur ve ancak dünyalıktan umduğu ile yetinerek ahirette nasipsiz kalır. “Ona bir şeycik yok” hadis-i nebevisi bu hakikati böyle bildirir. Allah kendisi için yapılacak işlerde nefsin ortaklığını asla kabul etmiyor. Zinhar Allah kendisine ortak koşulmasına her zaman buğuz ve lanet etmiştir.
İikinci Mebhas: Amel-i Salih kalesine kasteden (dinamitleyen) bid’a fikirler
a) Ahireti Feda Felsefesi:
Bu kabilden bidat fikirlerin en başında “Ahireti Feda” felsefesi yatmaktadır. Bu felsefenin Kuranda ve Sünnette asla yeri olmadığı gibi aksine yüzlerce delil vardır. İslama hizmet iddiası içinde “hezimete uğramak/uğratmak” işte bu felsefenin vahim neticesidir.
Ahireti Feda” felsefesinin çürüklüğüne dair Kuran Ayetleri:
وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الْآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا [ الأحزاب 28 – 29]
“..Yok eğer Allah’ı ve Rasulünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız şunu bilin ki Allah, içinizden iyiliği seçenlere büyük bir ödül hazırlamıştır.”
[Bakara 201] وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّا
“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik ver; bizi Cehennem azabından koru” derler.” Bakara: 201
Dünyada Allaha kulluk ikame edilsin, Ahkam-ı Şer’iyye icra edilsin, Adalet ilâhiyye tesis edilsin için Allah kullarına Cenneti salık verir, Kullarını Ahiret niğmetleriyle teşvik eder, aksine hareket edilmesi durumunda da Cehennem azabıyla korkutur.
Allahın vaad ve vaidini iptal etmek kabilinden olan o “ahireti feda” fikri ne büyük tahribatlara gebe olduğunu anla.
>>> tshh <<<
Allah kullarını tab’an hoşlandıkları ve fıtraten ihtiyaç duydukları bu ecir vaadi ve Cennet müjdesiyle sevdiği ve razı olduğu amellere sevk-ü teşvik eder. Bu, kullarının sonu gelmez fakr-ı ihtiyaçları ve nisyanla malul zayıf ukûlleri gereği Allahın rahmetidir. Bu rahmetin tecellisi bu vaad ve tebşir, iman semasında umud yağmuruna dönüşerek kulun istidat ve ömür toprağını sular. Ta ki oradan nice salih ameller ve şükrana layık zahîreler bittirir.
Kuranı azimüşşandaki binlerce tebşir ayetleri ile ciltler dolusu tergip hadislerinin varlık gayesi ve illeti vucudiyesi budur. Kul zayıf hem de aciz ve fakir. Şu acziyet ve fakru zarureti içinde bir o kadar da azimsiz ve sebatsızdır. Unutması tez, ve faydasız işlere yönelmesi çabuktur.. Bu haliyle daimi bir teşvik ve tergipe muhtaç bulunmaktadır.
Bu tergip ve teşviğe olan ihtiyacıdır ki bir müslüman günde bir hizip Kuran okumasa suçlu bulunmakta. Bu abı hayattan uzak düşmesi bir manevi intihar olduğu içindir ki günde beş vakit namazın her rekatında onu tilavetle tefekkür etmeye memurdur. Evet kul günde beş vakit Kuranı huzuru ilahide dinleyecek ve onda bulduğu tergiplerle ameli salihe mübaşeret ve gördüğü terhiplerle ameli fasidden sakınacak.
Kuran tilaveti makamında hiçbir meal ve tefsiri Onun yerine kabul etmeyen Allaha hamdü senalar olsun. O tefsirler ki hiçbir tanesi değil tek başına Muradı ilahiyi hakkıyla ifade edebilsin yetmiş bini birden konuşsa yine kasır ve noksan kalacaklar ve ilahi ifade kudretine yetişemiyecekler.
Perde perde tefsirler ve temhidler arkasından Kuranın soluğunu işitmeye çalışan günümüz insanı eğer yalnızca bir nevisiyle iktifa ediyorsa korkarım asla öze ulaşamayacak. Bu üstadgir tufeyliler kendi üstadından başkasını tanıyıp bilmediğinden ve bütün kemalat bir zatta toplanmak Allahın adeti olmadığından bazısı liderinin kanalı itizalinden bir nem bir misil alır ve fikri hasta olur, bütün ayatı mantıki nazar ve kıyasla okumaya başlar.. Bazısı kanalı batıniden Kurani meaniyi içmeye çalışır ve sonunda zahire hasım olur. Halbuki İslam zahir ve batının bütünüdür. Bazısı da koca Kuranı bir iki ayetin mesleğine sevketmiş bir idrakin mahsüllerini Kuran tefsiri diye okur. Okur da diğer nice ayatı beyyinatın hidayet ve tiryakından mahrum kalarak nakıs ve sakat bir dini anlayışın sahibi olur. Kurana dair ne varsa söylendi itikad ve mülahazasıyla kitaba yaklaşanların kurandan alacakalrı bir şey yoktur.
Çare Kuranı bir bütün halinde külli bir mülahaza ve umumi bir tefekkürle yeniden okumaya dönmektir.
Bu külli mülahaza ve umumi tefekkürle bakan her sahibi basiret görecek ki Allah kullarına daima cenneti salık verir ve ahiret sevabını umdurur. Kuranı bu doğru biçim ve tarzda okuyan her göz görecek ki Allah bu ecir ve sevaba teşvikten en has kullarını dahi istisna etmez, muhatap bir peygamber halifesi veya ailesi de olsa ahiret sevabına rağbetten onu müstağni bırakmıyor.. Taki oda ameli salihten feragat edemiyor.
Hal böyle iken bugün ortaya çıkan bir hareket bir meslek, eğer temelinde ahiret sevabı fikrinden tecerrüd ve mesnedsiz bir teavvüz varsa bu fikir ve mesleğin Kurana ve sünneti Rasulullaha itimad ettiğini söylemek zordur. Şu ahiret sevabından feragat fikri alili ne iflah olmaz bir beladır ki mübtelasını hiçbir ameli salihle ilzam edemezsiniz. Buna ‘farzı ayn olan namazı vaktinde kılmalısın, hemde ricalin nazarı şehvetinden tesettür etmelisin, hemde Allahın hurumatına riayet etmelsin’ veya başka ne deseniz size diyecek ben gayrın menfati için o ecirden bu sevaptan fedakarlık ettim!
Sübhanallah. Peki sen nesin ? İnsan üstü bir melek misin ? Velev melek olsaydın melekler bile Kahharın gazabından emin değil, bir haşyet ve heybet içinde Ona daim itaat ediyorlar ?
Evet bir arıza vaktinde telafi edilmese nasıl başka bir arızaya sebep olur, bu ahiret fedakarlığı fikri arızisi zamanla emn marazını netice vermiş ve dert katlanmıştır. Kuranın yüksek ifadesi içinde fasıkların hasleti olarak açıklanan Allah’ın gazabından emniyet hali asla bir mümin özelliği değildir.
Şu halde hangi meslek meşrebten olursa olsun kişi Allah’ın teşvik ve tergip vasıtalarından kendini müstağni ve münezzeh göremez. Zerre mikdarı işlenmiş günah ve sevabın karşılığı madem görülecek o halde önemlidir. Allah’ın önemsenmesini talep ederek kurana derc ettiği bu hakikati hiç görmezden gelmek gerçek kullukla alakası yoktur. En başında , mayasında acizyet ve fakr bulunan kulluk, Allah’ın elindeki her niğmet ve bahşişi önemsemeyi ve ziyade rağbet göstermeyi gerektirir. Kulluk meslekleri içinde acz ve fakr yolunu özellikle iltizam etmişlerin bugün en fazla bu tok ve müstağni görünümü kendi mesleki hsusiyetlerinden gafil olduklarının göstergesi değil de nedir. Sonra bu kulluğun şanına taban tabana zıd bu istiğna haletini hasbilik ve feragatla izah etmeye çalışmak ve adeta melekliğe soyunmak hepten istikametten ayrılmadır. Gerçek hasbilik ve fedakarlık dünyevi menfaat ve makamlardan yapılacak olandı. Dünyalık şan şeref makam riyasetten bir şeycik noksanlaştırmaya yanaşmayan kişinin Allah’ın farzı ve haramını şu tevil bu mülahazayle terk ve tecil edip sonrada buna fedakarlık ve diğergamlık kılıfı giydirmeye çalışması bizce aynen dalalettir.
Sonuç: kul olmak Allah’ın elindeki ecir ve sevabı önemseyip rağbet etmeyi gerektirir. Şu halde değil bir farz vacip, sünnet ve müstahebın fiili ve mekruhun terki dahi kul için çok mühimdir hafife alamaz. Acz ve fakr yolu beş kuruşu dahi yere atmayıp biriktirmeyi gerektirir özellikle de bu beş kuruş eğer kainatın sahibinden ve maşukundan geliyorsa..
“Allahın kelimesi en yüce olsun için mukatele ve mücadele eden kişi.. işte odur Aziz ve Celil Allah’ın yolunda olan.”
Çarşaf kuşanan müminat hanımlar kendi dünyalık şereflerini ayakları altına alıyorlar Allahın dini yücelsin için.
İslama şiar ve alamet olan her husus şahsi kemalata evet katkı sağladığı gibi ictimai hayata İslam rengini vermekle Şeriatı muhammediye yi tervic ile îla-yı Kelimetullah’a doğrudan hizmet eder. Bu mana bugün kisvei nisvanda en kamil surette çarşafta bulunmaktadır. Müminat hanımlar tesettürden çıksın ve bütünüyle batılı moda ve batıl hevalara uysun için bin türlü şeytani hileler ve gizli planların tatbik edildiği günümüzde ehli küfrün bu desiselerine hiç kanmamış ve tesettür ameli şer’îsine bidat karıştırmayarak bu planları altüst edercesine şeriatın sancağı çarşafını her yerde taşıyan mücahideler elbette İslam’a dolayısıyla insanlığa en büyük hizmeti yapmaktadırlar. Bu mana avrupadan içimize sokuşturma manto pardösü vesair modellerde değil ancak çarşaf ferace çar gibi Müslümanların öz mamullerinde bulunmaktadır. Zira aslından uzaklaşmış bu yeni modellerde az çok hevayı nefsi zulmaniye hitap mutlaka bulunmaktadır.
Meydanın fitne fücur ve isyanla kaynadığı bu ahir zamanda her zamankinden çok tesettüre iltizam lazım gelirken aksine yapılan tesettürü hafifletme ve gevşetmeler İslamdan ve müminlerin yolundan inhiraftır. Kuranı hakimin adabı budur ki hadisat ve şerait gerektirdikçe ahkam ve kanunlarını sunsun. O zaman fasıklar İslam ailelerine el uzatıp namusa tecavüz kasdedince Allah cilbabı emretmiş.. bugünse bazı ehli fücur sokakta dükkanda orda burada bakıp beğendikleri hanımların ardına düşüyor ve nice feci haramları irtikab ile o kadar yuvaların yıkılmasında amil oluyorlar. Öyleyse İslamı doğru fıkhetmek iktiza eder ki şimdi hanımlar her zamankinden fazla erkeklerin gözlerinden gizlensinler ve dün verilmiş şeri bir ruhsatı istimal ederek açtıkları yüzlerini bugün saklayarak şu asi nazarlardan hemde dehşetli fitneden korunsunlar. Ve hatta zaruret olmadıkça sokağa çıkmayıp evde Allah’ın emniyet ve huzurunda ibadet zikir ve ilimle meşkul olsunlar.
2. zaman Mekke devri, öyleyse mekki ahkam öncülenmeli medeni ahkam tehir edilebilir fikri!
3. iman farzdan yüksek ve mukaddemdir. iman hizmeti olan yerde farzlar nazarı mülahazadan düşer fikri!
4. farz sünnete tercih eldir, farz bir vazifenin ikamesi anında sünnet feda edilir fikri.
Muhammed Hakkani
07.04.2009 Edirne
Bir yorum
konu devam edecek ve tashih edilecek