Caner Taslamanın Metod Çelişkisi

Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…

Putlar Yıkılacak Allah Tektir Tek Kalacak

بسم الله الرحمن الرحيم Sevilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Bu halk onun bu kalp ona aittir. Ona olan sevgimiz koşulsuz, zatîdir, zâtî olmalıdır. Onun dışındaki bütün sevgiler arazîdir, hale ve şarta bağlıdır  Yani Allah Allah olduğu için koşulsuz sevilir şu veya bu sıfatından, fiilinden dolayı değil. Nimet ikram rahmet merhametinden dolayı da değil.. Buna tasavvufta ‘muhabbet-i zatiye‘ denilir. Böylesi bir muhabbet Ancak Allah’a lâyıktır. Onun dışındakiler ise Allah’tan ötürü, Allah yolunda, Allah için sevilir. Peygamber sevgisi de böyledir. “ALLAHI seversiniz, beni de Allah için seversiniz, Ehl-i Beytimi ise benden ötürü seversiniz.” Hadis-i şerif Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bazı insanlar birilerini Allah sever gibi sevmektedirler. Bu sevilen kişi bazen bir kadın, bir artist, bir şarkıcı, bir futbolcu bir siyasetçi olurken bazen de bir din adamı olabiliyor.. “İnsanlardan kimileri Allah’tan başka şeyleri Ona denk tutuyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar..” Bakara:165 Bu Ayet bu tür aşkın sevgileri yerer haram eder. Çünkü bu derece zati bir sevgiyle sevilen, kim olursa olsun hatta bir peygamber bile olsa o kişinin kalbinde bir put olmuştur. Işte Meryem oğlu İsa’nın hıristiyanlar yanındaki durmu.. Zati sevgiler kullar için haramdır. Çünkü zati sevgi kusura kördür sevgilide hata yanlış göstermez. O kişi en büyük haramları işlese de…

Fizik Kimya vb Dînî ilim midir ?
Diyanet , REDDİYELER , Tahkikat , Türkiye Gündemi / 23 Ağustos 2017

Allah’ın 99 Adıyla Emekli Diyanet işleri başkanı sn Mehmet Görmez şöyle bir söz söylemişti “Tefsir Hadis Fıkıh vb ne kadar dini ilimler ise Fizik Kimya Biyoloji vb de o kadar dini ilimlerdir” Ilim çevreleri bu nitelemeyi kabul etmez ancak ben burada bunun doğru olduğunu var sayarak yazacağım. Başkanın ifadesine göre Türkiyede ve hatta dünyada okullarda okuyan bütün öğrenciler dini ilimler tahsil etmekteler çünkü matematik fizik kimya biyoloji coğrafya.. herkesin okuduğu ilimler. Ancak yapılan son ankete göre Türkiyede Allah’a inananların sayısı % 86 görünüyor. Meleklerin varlığına inananlar %75, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hayatına örnek kabul edenler %63 kader hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inananlar %55. Yüzde 99’u müslüman denilen ülkede bu rakamlar müspet dindarlığın gerildiğini, mütedeyyin, dinine bağlı insanların azaldığını gösterir. Dini İlimler? Çelişki burada: Bütün öğrenciler sabahtan akşama kadar dini eğitim alacak ancak günden günde dinine bağlılık azalacak ! Buna karşın hiç okula gitmemiş insanların daha dindar ve tutucu oldukları görülecek! Bu durumda diyanet işleri eski başkanına sormak gerekir “hocam iyi düşün ya bu ilimler (fizik kimya matematik) dini ilimler değil ya da bu işte bir terslik var !? Öyle ya.. Dini ilimler içinde yüzen kişilerin dindar olması gerekir. Aslında pozitif ilimler denilen fizik kimya biyoloji ve benzeri ilimlerin dini ilim…

Bilimsel Sahtekarlık Örneği 1
Genel , REDDİYELER , Tahkikat , Türkiye Gündemi / 22 Ağustos 2017

Allah’ın El-Alîm adıyla.. Bir gazete köşesinde okudum, Vakitten Asım Yenihaber’in yazısı olacak. Türkiye’de üniversitelerin ilim yerine bilimsel sahtekarlık yaptığını gözler önüne seren önemli bir yazı.. O anlatıyor: “Ailemden birisi hastalandı hastane hastane doktor doktor gezdik, bir Şifa bulamadık. Sonunda doktorun biri uyandı “bir de bunu diyetisyene götürün muhtemelen bazı yedikleri dokunuyor” dedi ve diyetisyene gittik. Kadın doktor hastamızı inceledi ve bir diyet listesi hazırladı. Adını hiç duymadığım, nerede satıldığını bilmediğim meyveler.. Dedim ki “bu kadar adı duyulmadık meyve yazdınız neden hurma yazmadınız ?” Kadın doktor : “Biz bu işin bilimini yaptık üniversitede hurmadan bir bahis duymadık.” dedi. Ben de “Öyleyse lütfen hurmayı da araştırın!” dedim ve ayrıldık. Eve gelince adı duyulmadık o meyvelerin hepsini sildim “hurma” yazdım ve o hastamıza bol bol hurma yedirdik. İki hafta sonra kontrole gittiğimizde doktor hastanın durumuna çok sevindi “verdiğim listeyi uyguladınız galiba?” dedi Ben de “hayır uygulamadık Bilakis bol bol hurma yedirdik” dedim. O da itiraf etti bize dedi ki ” Ben de sizden sonra profesörü aradım, hurmayı sordum. Profesör “Esasında hurma meyvelerin şahıdır. Bütün mineralleri vitaminleri proteinleri içeren çok faydalı bir gıdadır, ancak dini çağrışımlar yaptığı için biz üniversitede ondan bahsetmeyi sevmeyiz!” dedi. işte size bilimsel sahtekarlık ! Üniversite gerçeklerin öğretildiği yer olmaktan…

Alimin Felsefe Önündeki Malubiyeti
Hadis , REDDİYELER , Tahkikat , Türkiye Gündemi / 14 Ağustos 2017

Allah’ın Adıyla Felsefeci: Bu hadis uydurma çünkü bilim felsefesine aykırı, sosyolojiye aykırı yok psikolojiye aykırı ! Alim: “Hayır aykırı değil çünkü bilimsel tespitler, pratik realite, tarihi tecrübe gösterdi ki..” dediği anda alim, felsefeci önünde malup olmuştur. Bundan sonra ne derse desin, isterse felsefeciyi ikna etsin malup olmuştur. Çünkü kurt felsefeci onu kendi metoduna, felsefe yoluna çekmiş alim de kuzu kuzu gitmiştir Zira islamda hadislerin sahih ve sakim olanı tespit etmek senetlerinin kuvvet derecesi iledir, akli felsefi değerlendirmelerle değil. Bilimsel(!) değerlendirme kapısını açtığın zaman bütün ‘İlm-i Üsul-ü Hadis’i iptal ve geçersiz kılmış olursun. Özellikle de avam halk nazarında. Artık herkes hadislere kendi felsefesinden yaklaşır, kimini kafasına göre reddeder kimini hevasınca cerh eder.. Doğrusu : Alim savunmasını şöyle yapmalıydı: Bu hadis sahihtir çünkü bunu filan muhaddis filan raviden rivayet etti, Imam Buhari/Muslim de onlardan tahric ve tespit etti. Senet muttasıl ve ricalin hepsi šika. Demek ki hadis sahih. Madem ki sahih, aklımız bilimimiz bugün onu ihata etmese de makbulumuzdür” demeliydi. “Ama felsefeci usulü hadis, usulü fıkıh kabul etmiyor senet zincir ravi muhaddis dinlemiyor.. bu açıklama tarzı onu ikna etmez!” Şeklinde itiraz edenler dinleyin: Bütün cihan ulemasının ittifakla icra ettiği en sağlam ve geçerli usul (ilmi usul-ü hadis’i) aklı kıt ilmi zıt bir…

Rabıta Tevhid-i Kıble-i Dildir

Rabıta; Gönül Kıblesini Birlemektir. Rabıta; Sureti, siması Allah’ı hatırlatan* salih bir zatı tahayyül ve tezekkür ederek Allah’ın feyzine nail olmak, bu tahayyül sayesinde o Salihi öyle bir sevmektir ki, sayesinde o mahmudun kalbinde olan marifetullah muhabbetullah takva ihlas gibi nice fezail ve güzel ahlakı tahsil etmek, Onun kalbinden kendi kalbine aksettirmektir. Çünkü Halila minel kalbi ilel kalbi sebila *** A dostum kalpten kalbe yol var ha! Ey Rabıta amel-i salihini idrak edememiş zavallı kişi.. Sorarım sana : Namazını nasıl kılarsın ? Okuduklarının manasını düşünür müsün yoksa gafillerden misin? Eğer okuduklarının manasını namazda düşünerek kılıyorsan.. Veya atalarından böyle kılan varsa, Oturuşlarda teşehhüd de okuyorsundur. Yani Ettehiyyatu’yü.. De şimdi bana “Esselamu aleyke eyyuhennebiyyu” “Ey peygamber sana selam olsun” derken tam o esnada zihnine/kalbine peygamber efendimizin hayali sureti gelse.. Bu şirk midir ?! Haşa, Elbette değil Namaz Allah’a yöneliş.. Allah ile baş başa olmaktır.. Allah’ın önünde huzurunda durmaktır. Allah’la konuşurken ve yüz Allah’a dönük iken tam o anda “Ey peygamber” deyip nebinin suretini tahayyül etmek şirk olmak! gerekir sizin akılsız kafaya göre !? Öyle mi ?? Dikkat et namazdasın. Tam ibadet anı ve Allah ile başbaşa!? Bu halde iken peygamber sureti akla hayale gelince.. peygamber Allah ile aramıza girmiş oluyor mu, olmuyor mu…

Hadisler De Vahiydir 1

Allah’ın Yüce Adıyla Hadis kafiri birisi Sahabelerin hadis karşısındaki tavrını (Ey Allah rasulü bu söz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı) tarzındaki suallerini misal göstererek küfrünü meşru göstermeye çalışıyor.. “Bakın Sahabeler bile Peygamberden her duyduklarını değil Ayet olanları kabul ediyorlar  diyor..! CEVAP Bu akılsız bidatçı farkında değil, aslında aktardığı durum Hadislerin de Allah’tan gelen bir çeşit vahiy olduğunu , Ehl-i Sünnetin bu konuda haklı, ehl-i bidatın ise dalalet içinde olduğunu göstermektedir. Şöyle ki: Allah Rasulü sas bazen bir şey söyler -bir hadis ağzından sudur eder- ve bu hadis eğer Sahabelerin bilgi ve adetlerine aykırı görünürse sorarlar idi : Ya Rasulallah bu sözünüz Allah’ın emri mi yoksa sizin ictihadınız mı? Peygamber efendimiz eğer “bilakis benim ictihadım” derse onlar da kendi ictatlarını sunar olayı istişareye açarlar idi. Zavallı hadis kafiri, Sahabenin bu ahlâkından kendi küfrüne bir pay çıkarmaya çalışmış ama Allah hilesini boşa çıkarmış, tuzağını başına geçirmiştir. Çünkü Sahabenin Hadis karşısında ki bu tutumu gösteriyor ki Hadisler çok zaman Allah’ın Kuranda yazılı olmayan emirleri olabilir. Allah nice emir ve yasaklarını Peygamberinin ağzıyla söylemiş olabilir. Çünkü peygamberimiz Kuran dışında da vahiy alıyordu. Mescid-i Aksa’ya doğru namaz kılınan yıllarda olduğu gibi.. Bu emir Kuranda yazılı değil. Bu yüzden Hadisler karşısında çok temkinli olmalı,…

Bayındır-İsmailağa Münazarası 1993

Allahın yüce Adıyla.. . Ahmet Vanlıoğlu hocanın ayarlaması ile Abdulaziz Bayındır bidatçısı İsmailağa alimleriyle “istiğase ve rabıta” konularında tartışmak için gelir. Elinde bir Mushaf getirmiştir. Delilleri çok güçlü, Allahın ayetleridir..! Mahmud Efendi Hazretleri talebelerini çağırır.. Şuna ve şahsında tüm münkirlere vafi bir cevap vermelerini ister. İçlerinde benim bildiğim Ahmet Vanlıoğlu hocanın yanı sıra Mehmet Talu hoca, Şehit Bayram Ali Öztürk hoca ve Cübbeli Ahmet Ünlü hocalar var. Ancak Cübbeli hoca geç gelir münazaraya yetişemez.. Ve Münazara başlar. Ilk atan Bayındır olur, onun isteği ile olduğu için.. Bayındır sorar: İstiğase hakkında ne diyorsunuz. Bu sizin tarikatınızda var mı ? İslamiğa: Allahın izniyle vardır ve haktır Bayındır: Allahtan başkasından yardım istemek şirktir! Mahmud Efendi Hz müdahil olur: Sen Abdülkadir Geylaniyi kabul ediyor musun? Bayındır: Hayır kabul etmem Mahmud Efendi Hz : Şu halde biz de seni kabul etmiyoruz. . 1. Raşha Hazreti şeyh efendimiz tevcih ettiği bu latif suali ile münazarada aranan en mühim bir hususa tembih etmiştir: ortak müştereklerin tespiti. Evet münazarcılar eğer ortak kabuller noktasında bir anlaşma sağlayamazsa münazara olmaz, münakaşa olacaktır. Münazara: Tarafların hakkı ortaya koyabilmek için ortak delillerden hareketle sözlerini ilka etmeleri Münakaşa: Tarafların kendini üstün kılmak için laf oyunlarıyla, cerbeze ile söz sarfetmeleri. . 2. Raşha Hazreti…

İslami Literatürü Tahrip Çabaları 1
REDDİYELER , Tahkikat / 25 Haziran 2017

Allah’ın yüce Adıyla  İslam’ın düşmanları son zamanda yeni bir taktik uygulamakta: “Dini terimlerin içini boşaltıp itibarsızlaştırmak” Şöyle ki: Şeriat ilimlerinde önem verilen, yüksek manalar ihtiva eden kelimelerimize hakaret, tahkir ve istihza etme eğilimi içinde, onları en menfi manda kullanarak, kendine özgü terminolojisini dejenere ederek, ıstılahların içini boşaltarak İslami literatürü tahrip etmeyi kastetmektedirler. Ancak esefle müşahede ediyoruz ki farkında olmadan bunlara yardım eden gafil Müslümanlar da yok değil. İtibar suikastına maruz kalan kelimelerimiz: 1) Tevatür Tefsir ve Hadis ilminde “Kuran ‘tevatür’ yoluyla geldiği için tartışılmazdır, sübutu kat’idir. Hadis-i şerifler eğer ‘tevatür’ ile geldi ise inkar edilemez” deriz. Bu iki cümlede İslami literatürde “tevatür” en yüksek bir manada; Asırlar boyu inkarı kabil olmayacak kuvvette, yalan üzerinde ittifak etmesi aklen mümkün olmayan kalabalıklar tarafından yapılan bilgi aktarım yöntemi” demek iken Meşum güruh ise”tevatür’ü “Efsane, söylenti, kulaktan kulağa yayılan ve uydurmalarla değişerek gelen” manasında kullanarak içini boşaltmaktadırlar. Alın size bir köşe yazarının tevatürden anladığı: “Bugün 1 Mayıs. Onlarca farklı tevatüre göre ortalama yüz yıldır işçilerle ilgili sözde bayram olarak anılıyor. Sözde diyorum çünkü; kaynak tevatürlerinde de, geçen yüzyıl içindeki etkinliklerinde de işlenen kodlar hiçte bayram gibi değil.” Görüldüğü üzere bu kelimeyi “söylenti” manasında kullanmıştır! 2) Rivayet: İtibar suikastına uğramış bir kelimemiz de “rivayet” kelimesi….

Kuran Besteyle Okunur Mu ?

Soru: Kuran gufte ile, musiki besteleriyle yani meşhur adıyla makamla okunur mu ? Bu caiz midir ? Kuran’ın güzel okunduğu nasıl, hangi ölçülerle belirlenir ? Kısa Cevap: Hayır okunamaz. Kuranı şarkı türkü makamlarına tatbik etmek bunun için kendini zorlamak caiz değildir. “Nice Kuran okuyanlar var Kuran onlara lanet eder” Hadisi Şerifi şarkı türkü tarzında Kuran okuyanları en ağır dille tehdit etmiştir. Evet, bir hafız Kuran okur ve ağzından çıkan nağmeler (tegannisi) elbet bir yörenin makamına benzemiştir.. Eğer tecvide riayet ettiyse bunda sakınca yok ancak Kuran notalarla belirlenmiş musiki makamlarını icra yeri değildir. Şu makamı yapacağım diye kişinin kendini zorlaması Kuran okurken caiz görülmeiştir. Rabbani alimlerin fetvası bu yöndedir. Kuranın Güzel Okunduğu Neyle Anlaşılır Kuran’ı güzel okumak musiki notalarına uygun okunup olunmadığı ile belirlenmez. Bu sebeple Kur’an okuma müsabakalarına hakem olarak müzikçi sazcı adamları jüri diye getirmek hatadır, Kurana ve Kuranı okuyan hafızlara hakarettir. Dünyada gelmiş geçmiş Kuran’ı en güzel okumuş hafız Abdulbasit Abdussamed’e bakınız asla musiki kaideleriyle Kuran okumamıştır. “Nihavend beyati ^sika (segah) saba hicaz rast ciharkerd (kürdi)..” Abdussamed bu makamlardan hiç birini yapmak için kendini zorlamadı ve hatta bu makamların eğitimini almayı gerek de görmedi.. O yüzen Mısırdan gelen haberler “Abdussamed’in okuyuşu musiki çevrelerinde muteber olmadığı yönünde! Neden ?…

Hz Muhammed Aleyhisselamın Cenazesi
İslam İnancı , REDDİYELER / 16 Mayıs 2017

Allah Rasulüne, salat ve selam ebediyyen üzerine olsun.. Onun üzerinden İslama hakaret etmek isteyen kafirlerin tezviratından bir kesit : “Cenazesinde sadece 17 kişi varmış..” Bu lakırdı ile güya ‘Ölünce kimse onu önemsememiş!’ demeye getiriyorlar. Müslümanların O peygamberi zi Şaanı ne kadar önemsediğini görmek için Medine’den yapılan canlı yayınlara bakmaları yeterli.. Kabri şerifi, cennet bahçesi, Ravzası Kabe kadar kalabalık ve izdiham var.. Her an milyonlarca ümmetleri yanı başında nöbette “vur dese vurmaya, öl dese ölmeye hazır asker.. Kafirleri kudurtan, öfkeden geberecek duruma sokan da bu manzara.. Bunun için bu sevgiyi bozmak, bu bağlılığı kırmak için O peygamberi ve getirdiği Din-i Mübin-i İslamı karalamak için ellerinden geleni yaparlar.. bedbahtlar Bunlara kulak vermemeli.. Lakırdılarını dinlememeli Onlar sizin Kuranınızı Hadislerinizi dinlemezler.. Doğrusu: Bir peygamber nerede vefat ederse o yer dünyanın en mübarek, en kutlu yeridir. Peygamberin mübarek naaşı oradan bir karış dahi oynatılmaz. Peygambere layık bu hurmet ve ihtiram çerçevesinde Rasulullahın bütün ğasil tekfin techiz ve defin işleri vefat ettiği Ayşe annemizin daracık hücresinde yapıldı.. Sahabeler sırayla girip cenaze namazını kılma bahdiyarlğına erdiler. Büyüğü küçüğü, erkeği kadını, yaşlısı genci bütün Ashabı kiram sırayla odaya girip Rasulullahın cenazesini kıldılar Sonra da bütün Melaike-i kiram hazeratı kat kat semalardan indiler o Peygamberi zi şanın cenaze namazından…

HOLLANDA KRİZİ ve ALLAHIN YARDIMI
Genel , REDDİYELER , Türkiye Gündemi / 12 Mart 2017

15 Nisan 2017 de Yeni Anayasa ve Başkanlık Sisteminin halka sunulması amacıyla yapılacak referandumu anlatmak üzere Türkiye Dışişleri bakanı Çavuşoğlu Hollandada toplantı yapmak istemiş ancak uçağı engellenerek geri gönderilmiştir. Ertesi gün bu defa kara yoluyla Aile Bakanı resmi makam aracıyla Hollanda Türkiye büyükelçiliğine gitmek istemiş hollanda hükümeti bunu da engellemiş ve hatta beraberinde ki yüksek bürokratları tutklamış halkı tartaklamış avrupa ise bütün bu olanlara sessiz kalarak suskun destek sağlamıştır.. Hollandanın bu tavrı Türkiyede büyük tepkilere yol açmış ve kesinlikle karşılıksız kalmayacağı ilan edilmiştir. İşte bu krizin analizi ve neden çıkarıldığı maddeler halinde: 1) Avrupanın hedefi referandumu sabote etmek, HAYIR çıkmasını sağlamak. 2) ORTAK HAREKET Hollanda gibi basit bir ülkenin tek başına TÜRKİYEYE karşı çıkması mümkün değil. Mutlaka diğer avrupa ülkeleriyle ortak hareket ediyordur, onlardan cesaret alıyordur. Hollandanın edepsizliği sonrasında hiç bir Avrupa ülkesinin kınama yapmaması ortak hareket ettiklerini veya aynı zihniyete sahip olduklarının delilidir.   3) EVET TÜRKİYE LEHİNE OLACAK Tarihte örneği görülmemiş bir şekilde Avrupanın Türkiye siyasetine açıktan müdahil olma isteği, Özellikle 3 milyon vatandaşımızın yaşadığı Almanyada TV’den Türkçe dilinde HAYIR propagandası yapılması referandumda EVET çıkmasının mutlaka TÜRKİYE lehine olacağını göstermiştir.   4) TÜRKİYE GERÇEK BAĞIMSIZLIK YOLUNDA Türkiyede mevcut sistem, AVRUPANIN bize dayatıp başımıza ördüğü sahte bir demokrasi idi….

İçki Alkol Terörü

Bismillahirrahmanirrahim Bu gün Kurban Bayramının dördüncü günü, meydana gelen menfur bir hadiseyle kamu vicdanı sızlamıştır. Duyanların yüreğini yakan, faillerine lanet okutan olay şudur: “Konya’da içki içmekten sarhoş olmuş bir adam, lüks bir cipe binerek trafiğe dalıyor. Görenler derhal jandarmaya haber veriyorlar, jandarma sokaklarda bu sarhoşu arıyorsa da yakalamaya fırsat olmadan sarhoş sürücü yapacağını yapıyor; Karşıdan gelen bir otomobile süratle çarpıyor ve çarpmanın etkisiyle otomobil içinde aynı aileden üç masum insan, bir doktor ve hanımı ve oğulları Ahmet olay yerinde can veriyor. Doktorun ailesinden sağ kalan on beş yaşında ki kız çocuğu ile sarhoş cani yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılıyor ve yaşatılmaya çalışılıyor..” AA Haberler Bu olay sıradan bir kaza değildir. Hatta bu olay hiç ‘kaza’ değildir. Bu olay resmen bir cinayettir, bizce bu olay planlı kasıtlı yapılan teröristçe eylemlerle eşdeğerdir. Evet, bu hadiseye terör eylemi gözüyle bakılmadığı sürece gerçek failler asla tespit edilemeyecek, gerçek failler tespit edilemediği sürece de içki terörünün önüne geçilemeyecek, masum insanların kanı ve canı telef olmaya devam edecektir. İçki içip bindiği ciple trafiğe dalan beyaz adam ile, esrar içip beline bağladığı bomba ile kalabalığa dalan siyah adam arasında ne fark var! Sonuç bakımından hiçbir fark yok, ikisinin de neticesi katliam. Cinayeti beyaz adam işledi diye diğer…

Yılbaşı / NOEL Kutlamak ŞİRKTİR

Tek Olan ALLAH’ın Adıyla Bir gün biter, bir gün başlar..Bir ay biter diğeri başlar.. Bunlar ne kadar sıradan ise, Bir yılın bitip bir yılın başlaması da öyle sıradandır. Avrupalı kafirler de bilir ki takvim defterinin değişmesinden ibaret bir yıl sonunun veya başlangıcının kutlamaya değer bir şey olmadığını.. Bilakis geçen her yıl insanı eceline yaklaştırır. Ecelden ölümden en çok korkan avrupalılar o son’a ulaştıracak yolda, ölüme atılan her adımda neden kutlama yapsınlar ki !? Demekki kutlanan şey bir yılın bitmesi, takvimin değişmesi değil.  Peki onlar neyi kutluyor öyle ise!? Onlar “Batı-L Tanrının(!) Doğum Gününü” kutluyorlar Tam anlamıyla ettikleri şey, yedikleri halt budur ! Elleriyle yontup diktikleri, sonra taptıkları putlarına düzenledikleri bir ayindir yılbaşı. “Hoşgeldin Ayini” Yemek yiyen, def-i hacet eden, kandan etten yaratılmış bir beşeri önce ilahlaştırdılar! sonra da ona bir doğum günü uydurdular..! Uydurdular diyorum çünkü Hz İsa peygamberin doğumu 1 ocak olduğu da kesin değildir. Sadece bir yakıştırmadır.. Ve işte avrupalı hırıstiyanlar aslında bizim gibi bir insanı ilah edindikleri için içlerindeki dinsiz kafirlerin dahi eleştirdiği bir duruma düştüler Avrupada “TANRININ DOĞUM GÜNÜ” adında kitaplar yazıldı.. Avrupalı dinsizlerin “TANRI SİZİ DEĞİL SİZ TANRIYI YARATTINIZ” derken kastettikleri tanrı işte her yılbaşında doğum günü kutlanan sahte tanrıdır..! Ey iman ehli ! Ne…

Piyango Caiz Mi ?

Piyango hem kumar, hem fal/şans oku, hem faizdir.
Laik düzenin fasık hocaları bu kumar için fetva uydurmaya dursun, biz üç açıdan bunun kati haram olduğunu ispat ettik:
1) Piyango çekilişi Kuranın apaçık yasakladığı kolay para kazanmak/kaybetmek manasındaki “meysir” yani kumardır.
2) Piyango çekilişi Kuranın yasakladığı mundar fal oklarıdır, çekiliş yöntemiyle alınan bu oklarda sözde şans yazıları vardı.. Piyangoda da sözde şans rakamları var! Al birini vur ötekine
3) Piyango ile para elde etmek apaçık faizdir. Çünkü faiz 10 verip 15 almaktır.. Bunda ise 10 verip 100 almak icabında 1000 almak var.
SONUÇ: zilli piyango katmerli faiz, katmanlı haramdır

Mevzu Hadis Uydurma Öyle Mi !

Allahın Adıyla İslam Uleması ve Allah Evliyasının kitaplarında geçen ve kimilerince ‘mevzu asılsız!’ zannedilen Hadisleri getirin, asıllarını -dine uygunluklarını- göze girdirir gibi ispat edeceğim..” demiştim. Kimse getiremedi. Ben bir kaç misal vermek istiyorum. 1. misal: “VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR” bir tayfa bu hadise uydurma diye hücum eder HAKİKAT: Bu hadis imam ehline vatanlarını sevmeyi teşvik eder. Vatan müminin canını namusunu evladını ailesini malını mülkünü güvende bildiği ve Allaha kulluğunu serbestçe ifa ettiği mukaddes toprak parçasıdır. Bu toprak parçasını korumak için ölmek kişiye şehitlik rütbesi verirken, bu vatanı sevmek nasıl imanın bir gereği olmaz !? Iman ve islam canı mukaddes saydı ise o canın yuvası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam namusu mukaddes saydı ise o namusun teminatı olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Iman ve islam malı mukaddes saydı ise o malın muhafazası olan vatanı elbette mukaddes saymıştır Hem sayısız örneklerde görüldü ki vatana ihanet edenler imandan yoksun münafıklardır. Vatan için can verenler ise iman sahipleridir. İşte 15 TEMMUZ Demek ki vatan sevgisi imandandır. Bu doğrudur. Artık bazı ukala mevdu yaftası vurduysa bu hakikate zarar vermez. Belki milletin avamın anlamadığı bir şeyler demek istiyordur. (mür: Cübbeli hocaefendi nin ilgili videosu) İşte Keşful Hafa da (Essığani’den nakille) bu hadise mevzu demiş…

Kafire Neden Selam Verilmez
Dini Hüküm , İslami hayat , REDDİYELER / 30 Eylül 2016

Allah’ın yüce Adıyla.. Soru: Kafirlere, müslüman olmayanlara selam verilmez biliyoruz. Birisi şöyle diyor: “Siz selam verin çünkü bu onların hidayeti için dua manasına gelir” Bu görüş doğru mudur? neden selam verilmez ? Cevap: “Siz verin” lafı kişisel bir yorum ve geçersiz bir cevaptır. Allah’ın selamını vermek dini bir iştir ve her dini amel gibi bu soru da Kur’an Hadis ve fıkıh ilmi çerçevesinde çözülmelidir. Allah Rasulü müslüman olmayanlara selamün aleyküm şeklinde selam vermemizi men etmiştir. Hadisi şerif budur: فال النبي صلى الله عليه وسلم : لا تَبْدَؤُوا اليَهُودَ ولا النَّصارى بالسَّلامِ، فإذا لَقِيتُمْ أحَدَهُمْ في طَرِيقٍ، فاضْطَرُّوهُ إلى أضْيَقِهِ أبو هريرة • مسلم (ت ٢٦١)، صحيح مسلم ٢١٦٧ • [صحيح]   “Yahudi Hıristiyanlara selamı ilk veren siz olmayın. Yolda karşılaşırsanız onları kenardan yürümeye mecbur edin.” Bu muazzam hadisi şeriften şunları anlıyoruz: 🔹Izzet ve şeref bütünüyle Allah’ın Rasulullah’ın ve müminlerindir.” Münafıkun: 8 Bu izzet gereğince bir müslüman gayrimuslime selam veremez yol da veremez. çünkü bu selam ona Allahın vermediği izzeti vermektir. Bu ise Allah’a muhalefettir Selam vermek kafire izzet ikram ve tazim manası taşıdığı için “hangi ifade ile olursa olsun caiz değil” demişlerdir Kafir karşısında islamın izzet ve vakarını muhafaza etmek lazım geldiği için bırak selam vermeyi, yol vermek yani kenara çekilmek bile caiz değildir….

Hadis Usulünde Yöntem Tartışması

İslamın ikincil referansı olan Hadislerin tespitinde 2 yöntemin olduğu bir vakia. 1.yöntem: Usul-ü hadis kriterleri; senet ve rical’i tek tek inceleyerek hadisi nakleden ravilerin güvenilir zatlar olup/olmadığı sonucuna ulaşmak, buna göre hadis’e sahih/hasen/zayıf veya mevzu hükümlerinden birini vermek 2.Yöntem: Ümmetçe telakki bil-kabul görmüş Evliya ve Asfiyanın ilham keşif ve feraset yoluyla bazı hadislerin Rasulullaha ait olduğunu ifade etmeleri, bu yolla tespit edilen bazı hadisleri kitaplarına alıp, açıktan “hadis-i nebevî demeleri.  Üçüncü bir yöntem daha varsa da muteber olmadığı için tâdad edilmedi: modern zamanlarda ortaya çıkmış “Hadisleri Kurana veya bilime arz etmek, evrensel kabullerle örtüşüp örtüşmediğine bakarak onları kabul veya reddetmek” yöntemi ! Cübbeli hoca vb diyor ? “Biz Evliyanın, Ehli Sünnet ulemanın kitaplarında gördüğümüz hadisleri aynen naklederiz çünkü onlara muteber zatlardır, dinde bizden daha dikkatli ve hassastırlar, herhalde Muhammedin sas dinine muhalif olanı nakletmezler. Bazı zahir ulemanın bu tür hadislere “mevdu” demiş olmaları bir şey ifade etmez. “ Ebubekir Sifil hoca vb ise demekte: “Bu olmaz! Evliya da hata eder Ulema da.. Hadis alimlerinin yorum ve değerlendirmelerine bağlı kalmalıyız” Sonra Ebubekir Sifil hoca bir videoda: “Imam Gazali kendinden önce gelmiş Ebu Talib-i Mekki’ye hüsn-ü zan etmiş, kitabındaki hadisleri, konuları aynen kendi kitabına almış, sahih mi değil mi tetkik etmemiş..” diyor….

Süleyman Efendi Cemaati’ni Müdafaa

Allah’ın Yüce Adıyla.. Dinihaber nokta kom sitesinde ‘Süleymancılar’ başlıklı bir yazı çıktı. Batından çıkmış gibi.. Laik dinsiz güruhun 15 temmuz bahanesiyle bütün cemaatleri bitirmeye tam da heves ettiği şu zamanda, dinsizlik ekmeğine sürülmüş yağ gibi vıcık vıcık bir yazı. Cemaat terbiyesinden mahrum yazar, dini cemaatlere karşı taşıdığı kin ve nefretini dışa vurmuş. Bakıyorsun Müslüman geçinen bazı zavallılar da mal bulmuş şey gibi yazının üzerine atlamışlar..! Bugün müslümanlar olarak İslama ve ehline her zamankinden daha çok sahip çıkmak zorundayız. Hataların üstünü kapatıp, affedip iyi tarafları göremeli ve asla düşmana fırsat vermemeliyiz zira oynan oyun çok büyük.   Yazı müsveddesini okudum tahlil ettim   Adı geçen cemaat/tarikat hakkında yapılan tenkitler eleştiriler içinde en önemli, kaale alıncak “ümmetin yanında yer almadılar” denilen kısmı. Ümmetin yanında yer almayan dini bir cemaat evet hepimizi kızdırır küstürür. Ama bakalım öyle mi !? Eee nasıl yer almamışlar Ümmetin yanında ? “AKP ye oy vermemişler de ANAPa MHP’ye vermişler!”   Yahu yıllardır Saadetçiler AKP seçmenine aynı şeyi söylemiyor mu ? Milli Görüşe oy vermediniz AKP’ye verdiniz, fasık oldunuz! hain oldunuz! demiyorlar mı !?   Siyasi parti ne zamandır dinin kendisi oldu !?   “Düzen laik demokratik düzen. Hakimiyet Allah’ın elinde alınmış! Hangi partiyi seçersen seç Şeriat harici bir zihniyeti seçmiş…