Allahın yüce Adıyla..
.
Ahmet Vanlıoğlu hocanın ayarlaması ile Abdulaziz Bayındır bidatçısı İsmailağa alimleriyle “istiğase ve rabıta” konularında tartışmak için gelir. Elinde bir Mushaf getirmiştir. Delilleri çok güçlü, Allahın ayetleridir..!
Mahmud Efendi Hazretleri talebelerini çağırır.. Şuna ve şahsında tüm münkirlere vafi bir cevap vermelerini ister. İçlerinde benim bildiğim Ahmet Vanlıoğlu hocanın yanı sıra Mehmet Talu hoca, Şehit Bayram Ali Öztürk hoca ve Cübbeli Ahmet Ünlü hocalar var. Ancak Cübbeli hoca geç gelir münazaraya yetişemez..
Ve Münazara başlar. Ilk atan Bayındır olur, onun isteği ile olduğu için..
Bayındır sorar: İstiğase hakkında ne diyorsunuz. Bu sizin tarikatınızda var mı ?
İslamiğa: Allahın izniyle vardır ve haktır
Bayındır: Allahtan başkasından yardım istemek şirktir!
Mahmud Efendi Hz müdahil olur: Sen Abdülkadir Geylaniyi kabul ediyor musun?
Bayındır: Hayır kabul etmem
Mahmud Efendi Hz : Şu halde biz de seni kabul etmiyoruz.
.
1. Raşha
Hazreti şeyh efendimiz tevcih ettiği bu latif suali ile münazarada aranan en mühim bir hususa tembih etmiştir: ortak müştereklerin tespiti.
Evet münazarcılar eğer ortak kabuller noktasında bir anlaşma sağlayamazsa münazara olmaz, münakaşa olacaktır.
Münazara: Tarafların hakkı ortaya koyabilmek için ortak delillerden hareketle sözlerini ilka etmeleri
Münakaşa: Tarafların kendini üstün kılmak için laf oyunlarıyla, cerbeze ile söz sarfetmeleri.
.
2. Raşha
Hazreti şeyh efendimiz münazara esnasında Pirimiz Muhammed Bahauddin Şahı Nakşibendi değil de farklı bir tarikatın piri Şahı Geylaniyi nazara verdiğinin sebebi: O hazret hem daha meşhur, doğuda ve batıda maruf. Bu bakımdan ortak müşterek olmaya daha yatkın olması. Hem de Onun istiğase hakkında sarih ve vadıh beyanlarının herkesçe biliniyor olması..
.
3. Raşha
Hazreti şeyh efendimiz bu sayede tarikat mutaasıbı olmadığını, icabında diğer meşayıhtan istifada edilebileceğini dost düşmana göstermiş, bu konuda özellikle müridanını talim ve irşad etmiştir.
.
4. Raşha
Hazreti şeyh efendimiz münazara masasına oturacak talebelerini seçerken de çok ince düşünmüştür;
Ahmet Vanlıoğlu hocaefendi: İsmailağa Büyük Kuran kursunun kurucu başkanı, İstanbul vaizi olması ile her yere giden her kesimle irtibatlı olan biridir. Ve Diyanet camiasına, İlahiyat camiasına muttalidir, ne türlü fikirler akımlar cereyan ediyor bilmektedir. Bayındırla bizzat muhatap olan da kendisidir.
Mehmet Talu hocaefendi; Ilahiyat kökenli ve Fıkıhçı kimliği ile temayüz etmiş meşhur bir yazar. Kendisi gibi ilahiyatçı olan Bayındırın jargonunu kavrayıp anlayacağı dilden ona mukabele etme imkanı var, ülke çapında maruf akademisyen olması yönüyle sözünün o camiada bir geçerliliği var.
.
Şehit Bayram hocaefendi: Keza ilahiyatçı kimliği yanında tasavvuf ve Mektubatta mütebahhir oluşu ve ayaklı kütüphane lakabını hak edecek derecede kadim ulemanın kitaplarına ve kavillerine etraflıca muttali olması ile masada önemli bir görevi haiz.
.
Cübbeli hocaefendi: Sıfırdan Tarikat terbiye ve talimi ile yetişmiş olması, güçlü hafızası ve seri intikal yetisi, mevzu ile alakalı kapının ve meşayıh’ın asil görüş ve fikirlerine derinlemesine muttali olması ve zekasının kıvraklığı, acil cevap verme kabiliyetleri ile masada ehemmiyetli bir görevi haiz.
.
2. BÖLÜM
.
Bayındır ‘istiğase yok’ lafına Kuran’dan delil getirir. Alimlerin ibretli bakışları arasında elinde tuttuğu mushafı açar. Ilk sayfayı göstererek “Okuyun bakın Allah ne diyor.. Ne dememizi istiyor: iyyake na’budu ve iyyake nesteğin” “Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım isteriz” Artık Ğavstan yardım istemek şirktir! der.
Alimler bunun ilmi bir münazara olmayacağını anlamışlardır ancak başlamış oldu bir kere.. Cevap vermek gerekmektedir.
.
Sırayla nasihat verirler:
= Bu ayet senin anladığın gibi olsaydı kimse kimseden hiç bir surette yardım isteyemez olurdu. Anne evladından, evlat babasından, talebe hocasından yardım istediğinde şirk! olurdu. Halbuki değil. Gün gibi aşikar..
= Bu ayetin manası “Dünyada vuku bulan her fiil ve hareket, özellikle yardım işi, esasında Allahın fiilidir, onun dilemesi ve yaratması ile olmaktadır. O yüzden yardımı sureta insanlardan da istesek aslında bize yardım edecek Zatın Allah olduğuna inanır ve ümidimizi tevekkülümüzü Ona bağlarız” demektir. Tarladan çarşı pazardan baba eliyle gelen Rızık veya Semadan buluttan inen yağmur aslında Allahtan geldiğine inandığımız gibi..
.
Diğer Hoca söze girer:
Kuranın başını açtın Fatihayı okudun, sonunu da aç ve Elemterayı da oku. Bak Allah “fil sahiplerine yaptığımı görmedin mi” diyor, hemen devamında ise “ebabil kuşlarının attıkları taşlarla onları yenmiş ekine çevirdiler” diyor. İşi yapan kim ? Allah mı, kuşlar mı ? Anlaşıldı ki taşları atan kuşlar olsa da filcileri helak eden Allahtır. Çünkü kainatta olan biten her şey Onun işleridir. “O sizi de, yapıp ettiklerinizi de yaratan ilahtır”
= İmdi kainatta olan biten her işe, büyük küçük her hadiseye bakış açısı, itikadı bu minvalde olan sofi hiç şirke düşer mi ? Bu sofinin sahip olduğu tevhidî imandan daha yüksek bir tevhid olabilir mi? Onlar Allah’ı Zatına ubudiyette tevhit etmeleri yanında Allah’ı Esma, Sıfat, Asar ve Ef’alinde de tevhit etmişler[*], bir yaprağın bile kıpırdamasını Onun İrade ve Sun’undan hariç bilmemişlerdir. Artık şirk onların semtine bile yaklaşamaz.
= Müşahede alanı içinde bir kimseden yardım istemek nasıl caiz ise bazılarımızca ğaib olan ricalullahtan yardım istemek de öylece caiz olmak gerekir. Çünkü Allahın ona o çağrıyı işitme kerameti vermiş olması uzak değil.
.
Bir diğeri söz alır:
Bak bu asırda telefon vasıtasıyla insanlardan imdad istemeye kimse şirk demiyor, sen de demiyorsun. Ama telefonu bilmeyen -eski asırlardan bir adam- faraza Ibni Teymiyye çıksa bugün telefonla yardım çağıranı görse “bu gaybtan yardım istemektir şirktir!” dese, sen bile itiraz edersin; Bu alet uzaktaki kişilere sesimizi işittiriyor sus cahillik etme dersin..
.
Allah’ın düşmanlarına buldurduğu bir makineye itikad ediyorsun da Allah’ın dostlarına ihsan ettiği keramete mi itikad etmiyorsun !? Basit maddenin marifetini kabul ediyorsun da yüksek mananın marifetini mi inkar ediyorsun. Halbuki mana alemi maddi alemden çok daha muazzamdır. İşte melekler, işte cinler ve işte ruh ! Hepsi mana aleminden Allahın harikulade işleridir.
.
= Eğer Sen bu hususu tecrübe etmedi isen, tecrübe etmediğin daha nice şeyler var.. gözünle görmediğin her şeyi inkar mı edeceksin ? Kaldı ki ehli tasavvuf bunu onlar yüzler kere tecrübe etmişlerdir. Bilmişlerdir ki Allahın ricali bazen uzaktan da halimize muttali olurlar ve Allahın izni ile müdahil olurlar. Çünkü ruha uzaklık yok. Ve tabi ki bu iğase ve yardım Kul haddine yaraşır nevinden bir yardımdır. En fazla bir meleğin yapacağı kadar bir iğanedir.. Bilakis Allah’a tam bir teveccüh ve niyazdır.
.
Bu esnada Cübbeli hoca da gelmiş yerine oturmuştur, Arapça bir Tefsir ktabından konuya ışık tutacak bir yeri okur, uzun bir cümledir.. Bayındır okuyuşa itiraz eder, dilbilgisi hatası tespit etmiştir! “düzgün oku bir kere o kelimenin irabı nasp değil ref olacak” der. Cübbeli hoca hemen cümlenin i’rabî tahlilini yapar ve kendi okuyuşunun doğruluğunu kanıtlar, Bayındır hatasını anlamıştır mahcup olur ama belli etmez.
Sonunda Bayındır “ben içinizde tek başıma kaldım tam cevap veremedim, şimdi gidiyorum, Size yazılı cevap vereceğim” der ve İsmailağa’dan ayrılır.
.
5. Raşha
Hazreti şeyh efendimiz, talebeleri bir bir konuşuyor, onun namına o zavallıya cevab veriyorken Hazret boynunu eğmiş mütemadiyen sukut ediyordu. “Anlayışsıza verilecek cevap sükuttur”
Aslında bu haliyle o münkire en muhkem ve hakiki cevabı O veriyordu. Lisan-ı hali şöyle nutuk ediyordu: Görmüyor musun ki ben sükut eder görünürken de ifade ederim, talebemin gönlüne teveccüh eder, lüzumlu, en müessir cevapların süduruna iğase ederim.”
.
Şiir:
Halilaa, minel kalbi ilel kalbi sebiilaa ** A dostum, gönülden gönle yol vardır
.
Son Bölüm
Bayındır İsmailağadan ayrılmıştır, hacegan Efendi Hazretleri ile bir süre daha otururlar, Efendi hazretleri Cübbeli hocaya sitayişte bulunur; Bu adamlara ilmi cevaplar vermek gerek.. neden geç gelirsin” der. Sonra da şu altın sözleri ilka eder: “Bu adam eğer bu yola dönsün.. hepimizi geçer”
.
6. Raşha
Mahmud Efendi hazretleri o altın sözüyle hakiki müslümanlığın gereği yüksek ahlakın nasıl olacağını dost düşmana göstermiştir. Zira böylesi gergin anların, tartışmaların akabinde genelde taraflar kendi aralarında konuşur ve çoğu zaman gıybete vaki olunur. Efendi Hazretleri meclis biter bitmez Bayındırda gördüğü bir güzel hasleti dile getirerek gıybete set çekmiş ve aslında talebelerine mühim bir bakış açısı kazandırmıştır: “Müslümanın Güzel tarafını görüp nazara vermek ve gıyabında daha menfi söz söylememek.”
.
“Hakiki Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden selamette olduğu kişidir.” Buhari
.
Efendi hazretleri Bayındırın şu yönünü tebcil etti: Hak bildiği davada cesaretle kimseden çekinmeden yürümesi, samimi oluşu; lafını esirgemeyip içinde olanı dışına yansıtması, uzaktan laf yetiştirmek yerine kalkıp muhataplarının ayağına gitmesi, hasmıyla açık seçik yüz yüze konuşması.. Bütün bunlar her hak erinde olması gereken vasıflardır zira.
.
Ancak Bayındır sonradan bu tebcilin ne kadarını hak etmeye devam ettiği tartışılır. Zira son mamulü: Allah gelecekte senin ne yapacağını bilmez! kiminle evleneceğini bilmez!” lafı küfürdür. Öyle bir küfür ki Hristiyan papazlarından bile işitilmemiş derecede büyük bir küfür. Iyazen Billah
.
Mahmud Efendi Hazretleri bu tür mevzuların artık alenen konuşulacağını ve anlayışsız bidatçıların millete vesvese vereceğini bildi ve durumu istişare etti. Verilen cevapların bazısı Ruhul Furkan tefsirinde yazılmış olsa da müstakil bir kitap halinde basılmasının münasip olacağına karar verildi ve bu görev İzmirli Hüseyin Avni hocaefendiye tevdi edildi. Hüseyin Avni hoca bu çalışmayı başlattı ise de tamamlamaya muvaffak olamadı. Bu defa Hazreti Şeyhimiz Cübbeli Hocayı çağırdı ve o kitabı yazmasını kendisinden talep etti. “Tarikatı Aliyye’de Rabıta-i Celile” kitabı bu talebin bir ürünü bu müzakerelerin bir meyvesi oldu.
.
isa erdoğan, 28.06.2017 İstanbul, Bayrampaşa
.
——————-
[*] Sofiler Ehadiyyet murakabesi ile bu mananın kalbe yerleşmesi için kamil bir sene ders ederler.. nerede şirk nerede ehl-i zikr. Nerede sera nerede Süreyya !
2 Yorum
Allah razı olsun İsa Bey Hocam
Abdulaiziz Bayındır mağlub olunca münazara sonucunda gider olan biteni olduğu gibi yazar basar sonra bu yazdıklarını değiştirir “şimdi olsaydım şöyle derdim” şeklinde basar.. sonraki baskılarda bu ifadeyi de kaldırarak sanki orada öyle demiş de onlar cevap verememeişler…! gibi yazar ve kendi kendine galibiyet ilan eder..