Allah’ın yüce Adıyla Mahmud Efendi Hazretlerinin Yolunda Âşure Günü Efendi Hazretlerinin yolu Rasulullah’ın sapasağlam sünnet yoludur. Allah Rasulü sas Ramazan orucu farz edildiğinde aşure günü oruç tutmayı kendisi terk etmiş ama “dileyen bunu tutabilir” “Ramazandan sonra en efdal oruç Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan (aşure günü) orucudur” buyurarak ümmetine müstehap olarak bıraktığı sahih kaynaklarımızda mevcuttur. (Müslim, Ahmed) İslam alimleri aşure orucunun üç türlü tutulabildiğini söylemişlerdir “yalnızca 10. gün. 9 ile birlikte 10. gün. veya 9, 10 ve 11. günler. İhtiyata uygun olanın sonuncusu olduğu da vurgulanmıştır. Çünkü bu sayede aşure günü kesin olarak idrak edilmiş olur. malumunuz hicri aylar hilale göre, bir gün önce veya sonra başlamış olabiliyor. dolayısıyla 3 gün tutanlar aşureyi mutlaka yakalamış oluyorlar” Aşure gününde oruç tutmak ve ailesine genişlik göstermek (*) dışında Allah Resulünden sas sahih bir şekilde yapılacak herhangi bir amel rivayet edilmemiştir, Mahmud Efendi hazretlerinden de nakledilmemiştir. Hayat boyu karşılaştığımız her meselede mümkün mertebe Hocamız Mahmud Efendi Hazretlerinin öğretisi üzere hareket etmeye çalışıyoruz Bugün itibarıyla konumuz ÂŞURE günü. Kardeşiniz, imam Mahmud Efendi Hazretlerini uzun süre görmek, arkasında namaz kılmak, sohbetlerini derslerini bizzat dinleme imkanı bulmuştur elhamdülillah. Dolayısıyla yıl içerisinde önümüze gelen her türlü dini önemli günü beraber idrak ettik. ve Mahmud efendi hazretlerinin sözlerini hareketlerini tespit edip…
El-Muhsin Olan Allah’ın yüce Adıyla özet: Sana Arapça öğreten bir hoca sana çok büyük iyilik etmiştir. Çünkü Arapça bilmek 1) Kuran’ı Hadisi ve ilmi kitapları anlamak, dini kaynağından okuyup öğrenebilmektir. 2) Allah’a muhatap olmaktır 3) Namazı huşu ile kılmak, okuduğunu idrak etmektir 4) Dünya müslümanları ile ortak dili konuşmak, onlarla iletişime geçebilmektir. 5) Dini tebliğ vaaz ederken özgüven sahibi, sağlam olmaktır Üzerinde en çok durduğu husus şüphesiz Medrese okuyun, nasara yensuru öğrenin demesidir. Genç yaşlı, işli işsiz demeden elinden tuttuğu herkesi medreseye soktu. Medreseleri böyle böyle doldurdu. “Son bir nefesim kalsa size diyeceğim şey “okuyun okuyun (medresede) okuyun” sözleri kulaklarımızda tazedir. Okuduk elhamdülillah. “nasara yensuru” da çektik, Fakru zaruret içinde, polis jandarma korkusu eşliğinde okumanın tüm mihnetini de seve seve çektik. O şimdi aramızda değil Rabbisine yürüyeli fazla olmadı. Meğer bize ne büyük iyilik etmiş de gitmiş.. Arapça öğretmekle, Kuran’ı Hadisi, namazı anlamayı sağlamış olmakla.. Hele ki namaz !Ağzımızdan çıkan Kuran’ı, tesbih ve duaları anlıyoruz ya.. Elhamdülillah. Bu ne büyük niğmet, ne büyük fazilet eğer bilene.. Bu yazıda bir nebze bu işin büyüklüğünü göstermeye çalışacağız. Evvela laftan sözden anlamayan kişinin Kuran’da nasıl kötülendiğine bakalım “Allah nezdinde en şerli/değersiz canlı anlamayan ve düşünmeyen sağır dilsizlerdir” Enfal: 22. Diğer bir ayette “sarhoş…
Allahın Yüce Adıyla.. Geçici dünya hayatında gelen gider doğan ölür.. Geriye hoş bir seda, müminlerin kalplerinde sevimli bir yer birakabilmek önemli. Çünkü “Sizler Allah’ın yeryüzündeki şahitleri siniz”¹ İmam Mahmud efendi Hz her fani gibi ebedi yurda irtihal etti. Müminler, alimiyle talebesiyle, havassı, avamıyla hüsn-ü şehadette bulundular.. Bu şehadetlerden bazılarını aktaracağız Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Bismillahirrahmanirrahim sevgili kardeşlerim bugün burada ilim irfan Hikmet sahibi bir önderimizi ebediyete uğurluyoruz. İstanbul İmam Hatip lisesinde okurken okul çıkışlarında İsmailAğa camisi’ne gider Mahmut Efendi Hazretlerinin arkasında namaz kılar onun feyizli sohbetlerinden istifade ederdik. taziye konuşmasında söylenenler söylendi üzerine ekleyecek bir şey yok. (Çıkan bazı bozuk sesler üzerine) Ben ülkenin cumhurbaşkanı olarak o gün cenazedeydim CHP’den bazı arkadaşlar da oradaydılar demek ki nasip olanlar da varmış..” Diyanet işleri başkanı Prof Dr Ali Erbaş Cenaze günü Fatih Camiinde Okuduğu cuma hutbesinde diyanet’in rutin hutbe metninin dışına çıkarak Mahmut Efendi’nin vefatına mahsus bir hutbe irade etmiş “Allah’ın dostlarına korku ve üzüntü yok..” ayeti kerimesi ile “alimler peygamberlerin varisleridir” hadis-i şerifini okuyarak Mahmut Efendi Hazretlerinin Allah katındaki mekanesine atıfta bulunmuştur. Prof Toktamış Ateş: Türkiye’de bir tane devrimci bilirim o da Mahmut Efendi diye bilinen bir cami imamı Mahmut Ustaosmanoğlu’dur. adam sessiz sedasız kanunları ayak altına aldı. Devrime karşı devrim…
Ölmeyen Hay ve Olan Allahın Adıyla Bugün 24 Haziran 2022 Cuma. Asrımızın büyük mürşidi imam Mahmud Efendi Hz Hakka yürüdü. Allah kendisine en yakın kullardan eylesin. Cenaze namazını Fatih Camiinde kıldık. Namazı kıldıran muhterem evladı Ahmet hoca olmuştur. Tezkiye konuşmasını Mahmut Eren hoca efendi yapmış, duayı Diyanet işleri başkanı Ali Erbaş hoca yaptı ve son olarak sn Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşma yapmıştır. Allah hepsinden razı olsun Akabinde Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğinde bulunan Mevlana Ali Haydar Efendi Hz’nin civarında ayrılmış türbeye defn ettik. Efendi Hz’nin yasal varisi ve evladı Ahmet Ustaosmanoğlu hocaefendi muhtemel karışıkların önünü almak için cenaze namazı hemen akabinde Hz Şeyh efendinin vasiyetini bildirdi ve “Benden sonra benin yerime Hasan efendi geçer” buyurmuş olduğunu yani Tarikatın yeni şeyhinin Hasan Kılıç Hocaefendi olduğunu açıklamış oldu Mahmud efendim.. Ben seni nasıl övmeyim ki.. Rasul deme! Ashab deme..! Sonra ne dersen de ! Mutlaka tutar, üzerine gömlek gibi oturur: “Hakiki müslüman, Kamil mümin, Hafız-ı Kuran, Hafız-el Hadis, alim, abid, âşık, zahit, mutesavvıf, muhlas, mahbub, muceddit, mücahit, yüzü güzel, ahlakı güzel, halim selim, cömert, cesur, mütevazı, imam, hatîb, vaiz, tebliğci, kitle lideri, teşkilatçı, inkılapçı, mürşid, müfessir, müderris, vefakar, cefakar, sabır, sâim, gece kâim, müşfik, alel kuffar şedid, faqîh binnefs, ehli zikir, ehli irfan,…
Hicri 15. Asrın müceddidi, Hafızı Kelam, büyük Sufî, Tefsir âlimi, kitle lideri Ümmet önderi İmam Mahmud Efendi hazretleri bu gece ruhunu Rahman’a teslim etti, irtihal-i dâr-i beqâ eylemiştir. انا لله و انا اليه راجعون
Allah’ın yüce Adıyla.. İsmailağa’nın 1. mihrap şehidi Hızır Efendi kimdir !? Haliyle merak ediyor yeni yetişenler, Hızır’a yetişemeyenler. 1942 Rize doğumlu olan Hızır Efendi hocamız, Mahmud Efendi hz’nin biricik damadıdır. Allah dostları sıradan kişileri damat edinmez.. Buradan bilmeli evvela kadr-i faziletini. Hızır Efendi Çukurbostan camiinin imamı, Rabbani bir islam alimi, samimi bir müslüman idi. Mahmud Efendi Hz’ne damat olmakla halinde tevazusunda bir değişiklik olmamış -bilmeyen onu sıradan bir mürid zanneder- mahfiyet sahibi hakiki bir tasavvuf eriydi. Hocalar, müridler arasında fazileti, tefevvuku herkesçe müsellem muttefekun aleyh bir zât idi. Belki şehadetine sebep husus da bu oldu; Cümle alemin teveccühünü üzerinde toplamış olması..! {haşiye} Bu itibar ve teveccüh, bir zaman öyle bi raddeye varmış ki kendisi bundan rahatsızlık duymaya başlamış. Müritlerin teveccühünü kırmak, ilgi ve iltifatı kendine değil, Şeyh efendiye yöneltmek için Hızır Efendi hocamız sokakta çorap satmış, yazın dondurma satmış. İşe yaramış da.. Çok zuhurat gören hal ehli bir muridine Şeyh efendi şöyle demişti “Bu hallerini gizle. Bak filan kişi gizleyemedi ihvan ile aramda set oldu, Hızır Efendi ise gizledi ihvan ile aramda köprü oldu” Gerçekten Hızır Efendi insanları mürşid-i kâmil’e yönlendirir güneşten istifade etmelerini sağlardı. O yüzden Cumartesi akşamları sohbet eder, sohbetin konusu Mahmud Efendi Hz’nin pazar sohbetinin tekrarı idi….
Allah’ın yüce Adıyla.. Mahmud Efendi Hazretlerinin askerlik resmi Mahmud Efendi Hz 60 yaş Efendi Hz bir ihvanın mekanını ziyaret esnansında (Eyyup Bld Bşk 1990) Efendi Hz Tefsir çalışmasına nezaret ederken Efendi Hz ve Muhammed Maliki Efendi Hz ve İ. Ahsai Efendi Hz ve İ. Ahsai Hz Şeyh efendimiz bir yemek anında Devamı gelecek.. Bizi fesbuk’ta takip edin : >> Efendi Hazretlerini rüyamda gördüm << Hazırlayıp sunan: İsa erdoğan
Allah’ın yüce adıyla.. Ahiska yayınları bir kitap çıkardı; Mahmud Efendi hazretleri’ni yakından tanıyan gören kimi hoca ve ihvanların hatıraları, yaşadıkları kıssalarla dolu kitap “Hatıralarla Mahmud Efendi Hazretlerinin hayatı” ismiyle çıkmıştır. iki cilt şeklinde basılan kitap belli ki iyi çalışılmış. Hiç bir yerde bulamayacağınız muazzam kıssalar menkıbeler kerametler bu kitapta.. Hazırlayanlardan Allah razı olsun kesinlikle tavsiye derim. 2 cilt halinde satılıyor, ince karton kapak ve sert kapak. Kitapçıda yumuşak kapaklı takım fiyatı 80 liraydı.. Allah hayırlı mübarek eylesin. Efendi Hazretlerinin kemalatından bizleri mustefid eylesin
Allah’ın Yüce Adıyla.. Allah’ın Adına saygısızlık Allah’a saygısızlıktır çünkü Ehli Şünnete göre isim müsemmadan başka değildir. Dün camide bir vatandaş ölmüşleri hayrına okutma yaptı ve mevlit şekeri dağıttı. Şeker dolu kağıt huni elime ulaştığında ben şok oldum. Ölünün adı yazan etikette bir de Allahın ismi yazılmıştı. Apaçık vaziyette “بسم الله الرحمن الرحيم” yazılıydı. Bu kadar ihmal, bu kadar gaflet olamaz ! Yuh olsun” dedim.. Tabii bir çokları o ihmal ve gafletin ne olduğunu anlamadı. Arkadaşlar buradaki sıkıntı, bu şekeri yiyecek olan çocuklar, adamlar ne yapacaklar ? Elbette boş ambalajı kaldırıp atacaklar! değil mi ? Yani Allah’ın ismini yerlere çöplere atacaklar ! Fetva Büyük Makamdan 1940’lı yıllarda ilk defa İslami(!) bir gazete basılıp gazeteye Allah’ın ayetleri yazılınca Mevlana Ali Haydar Efendi “Allah’ın Ayetlerini gazeteye yazmak küfürdür” demiştir. Çünkü gazetelerin yere atılacağı kesin. Her türlü işte, paketleme, yere serme ve hatta tuvaletlerde kullanılan gazete kağıdına Ayet yazmak Ayete hakarettir. Ve Allah’ın Ayetlerine kasıtlı olarak hakaret etmek tabi ki imanı iptal eder Ancak esefle müşahede ediyoruz ki bu konuda dindarlar, olmayanlar kadar gafil ve laubali. Görünüşte mütedeyyin sanılan bir ustanın terzihanesine girdim.. doğrusu giremedim kapıda kalakaldım çünkü yerlere paspas çekmiş kuruması için de gazete sermiş. Yazılara basamazdım, onu kapıdan uyardım “mübarek bunları yere nasıl…
Bayram hocanın şehadetinden üç gün önce bir yerde karşılaştık bana şöyle anlattı “Dün Efendi hazretleri beni çağırdı.. Benim de içim dolmuş, öyle bir doluyum ki buraları terk-i diyar edip gidesim var.. aklımdaki bu.. Bir de dediler Efendi hz seni çağırıyor” Çıktım huzuruna Buyurun efendi hz ? Efendi hazretleri “bayram hoca bana vaaz et” dedi. Ben duyunca şaşırdım “efendim ben size nasıl vaaz edeyim, ben cahillere vaaz ederim alimlere vaaz edemem ki” dedim. Efendi hz biraz daha ciddileşti “bayram hoca bana vaaz et” diyorum.. “Efendim mazur görün beni, biz feyzimizi sizden alıp da konuşuyoruz, ben size nasıl vaaz edeyim. Ama isterseniz muhabbet edelim, açın bir konu konuşalım..” dedim. Başladık konuşmaya.. o kadar konuştuk ki baktım ikindi namazı oldu.. Şimdi bana ikindi namazı kıldır” dedi namazı kıldık akabinde sohbete devam ettik.. baktım akşam oldu.. “Şimdi bana akşam namazı kıldır” dedi.. Namazı kıldık buyurdu ki “şimdi sana yemek ısmarlayayım” buyurdu.. O gün akşama kadar beni yanından ayırmadı. Bütün sıkıntım derdim uful edip gitti. O günlerde bazı insanların verdiği eziyet neticesinde artık pes edecek buraları bırakıp gidecek hale gelmişti.. Şehit Bayram Ali Öztürk’ten Aktaran Hafız İshak Danış
Allah’ın yüce Adıyla.. Ben 15 sene boyunca Efendi Hazretlerinin yanına Kuran okumaya gittim, hiç birinde beni oturduğu yerden uğurlamamıştır. Düşünün ki ben torunu yaşındayım 20’li yaşlardaydım.. “sen Ehli Kuransın” derdi.. Efendi Hz Kuran Ehli sensin ben kimim ki!” derdim ama o ısrarcıydı.. Yanına alrı benim yanağımı sakalımı severdi.. Bazen odasında hizmet etmek isterdim “hayır sen otur, Kuran ehli kimsenin önünde eğilmez” buyurdu. Bir yere gideceğiz, beni mutlaka önüne katardı arkamdan yürürdü.. Ben se bunu bazen “iyi bari önünden yürüyeyim de ona siper olayım” diye düşünürdüm.. Efendi Hazretleri Mısır hafızlarını dinlemeyi çok severdi, Mısır tavrını tercih ederdi. Bir keresinde bana “Bu Mısır hafızlarını dinlemeye doyum oluyor, plaktan dinlemek de var ama ben canlı dinlemeyi seviyorum o yüzden sen gel bana oku. Ne kadar okuyayım efendim ? Yoruluncaya kadar oku.” demiştir. Hafız İshak Danış hoca
Efendi hz son zamanlarda mikrofon kullandı ve mikrofon bazen arıza yapıyordu vaazın huşusunu bozuyordu.. ve Zekeriyya abiyi tembih etmiş “buna dikkat et sıkıntı çıkarmasın” demiş.. Bir gün vaaz ederken mikrofon yine arıza yaptı cızırtı çıkardı. Efendi hz şöyle bir gazaplandı ve ayağa kalktı, baktım yanakları al al olmuş.. “Nerede bu Zekeriyya?” diye sordu Zekeriya abi durur mı tabi.. hemen kaçmış! (gülüyor) Baktılar yok! Dedi ki bu Zekeriya beni görse kaçar..” zaten kaçmış. Mübarek yanakları böyle kızarmıştı.. o kadar tatlı görünüyordu ki.. Yani mübareğin kızması da öyle tatlı öyle güzel..
Türkiyenin 5. Diyanet Reisi olan Ömer Nasuhi Bilmen Rahmetullahi Aleyh gerçekten büyük ilim sahibi, ilmiyle amil ve takva bir zattır. Ve İsmailağa Tekkesiyle münasebeti Mevlana Ali Haydar efendinin Heyet-i Telifiye Dairesinde hem katibi hem yakın dostu olması.. Bu dostluğun neticesi ara ara İsmet Efendi Dergahına gelir Mevlana Ali Haydarı ziyaret ederdi.. Bu ziyaretler neticesinde Mevlana Mahmud efendi Hz ile tanışmış ve zühtünü ilmini cehd-i takvasını takdir ediyordu. O yıllarda camilerde mikrofon kullanımı yayılınca bir hayırsever İsmailağa Camiine de mikrofon tertibatı yaptırır ve İmam Mahmud Efendi hayırseverin gönlü kırılmasın için o an söktürmez. Ömer Nasuhi efendi bir ziyaretinde İsmailağadaki mikrofon hoparlörleri görür ve üzülür “Mahmudum sen de mi..” diyerek serzenişte bulunur. ve Mahmud Efendi hazretleri atmaya dünden razı, hemen söktürüp kaldırtır. O gün bugün ne namazlarda ne de ezanda hoparlör kullanmaz, ne kadar baskı da yapılsa, şikayet de edilse takvadan sünnetten taviz vermez. Ömer Nasuhi efendi de resmi makamlarda ve İsmailağa’yı müdafaa etmek gerektiği her yerde öyle dermiş “istiyordum ki İstanbul’da en az bir cami namazı Rasulullah’ın namazı heyeti üzere kılsın. Bu cami burası, Mahmud Efendinin camisi olmaya sezadır” Mahmud Efendi hazretleri de gerek müftülerin gerek cemaatlerin zaman zaman ettikleri bazen şikayet, bazen de öğrenme maksatlı “neden mikrofon kullanmıyorsunuz” sualine “Ömer…
Hatasız kul yoktur, yanlışsız kitap yoktur Allah’ın kitabından başka
Soru: Devlet dairelerinde bir yetkilinin makamına girince başımızdaki sarık veya takkeyi çıkarmamız şeklinde bir beklenti oluyor. İslama göre nasıl davranmalıyız? Cevap: 70 li yıllarda Mahmud Efendi Hazretlerinin müftü odasına girerken sarığını çıkardığı bilinmektedir. Dirayetten hali mücerret taklid vasfı ağır basan bazı hocaları bugün hala bu hal üzere görüyoruz.. Ancak devran dönmüş ve artık sarık takkenin makama saygısızlık olacağı anlayışı kırılmıştır. Bu sebeple hem Şeyh efendi hem de talebeleri bu zamanda ekseriyetle takke çıkarmadan dairelere gidiyor ve hatta resmi toplantılara katılıyorlar ve sorun da ol muyor. Allahın huzuruna çıkarken dahi açılmayan başları kendi basit huzuruna çıkışta açılmasını bekleyen ve sarık takke ile girdiği için müslümana tavır yapan bürokrat cehennemlik kibir putudur, bilsin. Rütbesi makamı ne olursa olsun bir devlet adamının huzuruna girişte veya istiklal marşı okunduğunda başı açmak şeklinde bir saygı islamda olan bir şey değildir. Bu baş açma işi cumhuriyetle birlikte bize batıdan ithal edilmiş muharref İncil tandanslı bir uygulamadır. Vaziyete göre hareket etmeli. Memur olanlar hürriyet kapısını aralamaya çalışsınlar, gücü yetmiyorsa bir süre daha onların istediğini yapabilir dinen bu kadarına ruhsat bulunur. Memur olmayanlar ise dik dursunlar ve o tür putların kibrini kırmaya, gözleri alıştırmaya, elden gelirse hakkı anlatmaya çalışsınlar “Allahın huzuruna girişte çıkmayan sarık kulun huzurunda çıksa bu doğru…
Hasan efendi hocamız, Mahmud Efendi hazretleri ile İstanbul’a ilk geldikleri 20’li yaşlarda -O yıllar Fatih Çarşamba’da sakallı genç erkek, çarşaflı genç kadınlar yokmuş- Efendi Hz Sakalı, Cübbeyi, şalvarı, çarşafı milletin gözüne alıştırmak için müsait zamanlarda Çarşamba çevresinde refikaları ile beraber mahalle mahalle sokak sokak gezinip dururlarmış. O zamanların tebliği buydu. İnsanlar sadece görsün, önce alışsın.. Ondan sonra başlamışlar kapı kapı gezip sözlü tebliğ yapmaya. Hey gidi, neler çekti büyüklerimiz. Ne hakaretler yemişler o yıllar. “geçtiğimiz her sokakta bizi gören esnaf kapıya çıkıyor, kimisi hakaret ediyor, kimisi şaşkın şaşkın arkamızdan bizi izliyordu” diye anlatıyorlar. Bize ne zorluklarla ne güzel bir yol emanet ettiler. Allahu teala kıymet bilmeyi nasip eylesin. Amin. Salih Diner Hc
Hadis ve Sünnet-i Rasulullah konusunda mahir bir İslam alimi* anlatıyor: “Şeyh Mahmud efendiyi çok severim onunla hususi bir sohbetin iştiyakı içindeydim. Bir gün etrafında kimsenin olmadığı müsait bir vaktinde bu bana nasib oldu. Ben de bu fırsatı bir daha ya bulurum ya bulamam düşüncesiyle oturdukça oturdum.. Hazret arada şöyle ayağa kalkıyor ve geri oturuyordu. o an bu dikkatimi tabi ki çekiyor ancak anlamıyordum. ..Ve üzerinden 3 ay kadar geçti yine ilmi bir mevzu için hadis kitaplarını mütalaa ederken bir hadise rast geldim ve üç ay önce Şeyh Mahmud efendi Hz’nde gördüğüm o hareketin manasını anladım ve utandım. Hadisi şerif şöyle idi: “Allah Rasulü as misafirlerin artık kalkmasını istediğine bunu ağzı ile söyleyemez haya eder ancak ayağa kalkıp oturmak suretiyle muhataplarına bunu ima edermiş” Utandım çünkü o gün meğer şeyh efendiyi gereğinden fazla meşgul etmişim belki bir haceti vardı rahatsız etmişim ve utandım çünkü sorsalar hadis ilminde insanlar bizi gösterir lakin daha Rasulullahın as fiili sünnetlerinden meğer haberimiz yokmuş.. Efendi Hazretlerinin ilmine sünnete ittibasına o gün bir başka hayran oldum..” Derleyen : İsa Erdoğan —————- * Alimin adı yanımızda mahfuz
Yavuz Selim camiinde yapılan Pazar sohbetlerinde artık cami cemaati almaz olmuştu. Defalarca ayağa kalkıyoruz dışarıda kalan insanlar içeri giriyorlar ve yeniden oturuyoruz.. Bu şekilde artık balık istif diyebileceğiniz üst üste sıkışık bir vaziyette sohbeti dinleme durumları oluyordu. Dışarıda kalanlar o zamanlar Mahmud Efendi hazretleri henüz mikrofon kullanmadığı için sohbeti duymuyorlardı o yüzden herkes içeri girmek istiyordu ancak caminin de bir istiabı vardı.. Bir çare düşündüler ve “talebeler gelmesin” denildi. Biz o zaman talebeydik söz dinledik. Efendi hazretleri de bizlere söz verdi “talebeler siz buna gelmeyin sizler için ismailAğada ayrı sohbet edeceğim” dedi ve böylece cuma geceleri talebelere mahsus sohbet başladı. İşte o sohbetlerin birinde idi Mahmud Efendi hazretleri önğnde duran o sarıklı sakallı cübbeli nurlu talebelerine baktılar ve buyurdular “Sahabeler gibisiniz, Sahabeden farkınız bir Rasullahı görmediniz” 1996 isa erdogan
Bir gün cuma namazı akabinde bazı sevenleri Efendi Hz ne geldiler efendim bir açılışımız var gelir misiniz dediler. Efendi Hz gayet istekli bir şekilde “tabi geliyorum” dedi ve kalktı gitti. Bir de geldiler bir lokantaya oturdular.. Efendi hz sağına soluna baktı medrese talebe hoca göremedi.. ve soru “hani medrese ? Medrese açılışı değil miydi ?” Hayır efendim lokanta açılışıydı.. “Benim ne işim var burada beni neden getirdiniz buraya ? dedi” Aktaran: Mahmud Eren Hocaefendi İnsanlar dünyalık işlerine işleri başından aşkın o Allah dostunu alet etmişlerdi.. O Medrese Kuran hizmeti aşkıyla kalkıp geldiği yerde aradığını bulamayınca böyle üzülmüştü.. isaerdogan.com
Mahmud Efendi hz’nin çarşambayı Çarşamba yaparken çektiği sıkıntılar Hasan efendi hocamızdan dinledim şöyle anlattılar “biz buraya Çarşambaya Efendi hazretleri ile beraber İlk geldiğimiz yıllarda (~1950) bu insanlardan, bu toplumdan o kadar çok baskı görüyorduk, o kadar çok baskı gürüyorduk ki anlatamam. Hangi bir sokağa girsek mutlaka bazı insanlar karşımıza çıkıyor bize sataşıyorlardı. Bizi buralardan kovmak istiyorlardı. Sakalımıza cübbemize çarşafımıza bu derece saldırıyorlardı. Onlar için sanki Türkiye’nin en büyük düşmanları bizmişiz gibi bir tutum sergiliyorlardı. Böyle bir algı estiriliyordu. Artık o kadar bunalmıştık ki, bir iki tane çarşaflı vardı sadece, onlara da “acaba bir süre ferace türünden bir şey mi giydirsek” diye Efendi hazretleri ile oturup düşünmeye başlamıştık. Toplumdaki bu baskı elbette yukarıdan, sistemi yönetenlerden geliyordu. Bu halkın kendi içinden gelen bir baskı değildi. İstanbul’un Fatih semtinde Çarşamba’da oturan bir insan neden şeriatla, Ahmet’in sakalıyla çarşafıyla mücadele etsin ki. Bu rejimin baskısıydı. O yüzden bu zamanın kıymetini, Allah’ın nimetlerini, verdiği bu İslam’ı kolaylıkla yaşama hürriyetini çok iyi idrak etmeli çok şükretmeliyiz” Mahmud Eren hocaefendi 16.06.2021 ismailağa isaerdogan.com