Ölmeyen Diri olan Allah’ın adıyla Hafız Ahmet Akşahin Hocaefendi, Mahmud Efendi Hazretlerinin Afyon Bolvadin vekili ve askerlik arkadaşıdır. Bir kaç gün önce 19 eylülde vefat etmiştir Allah rahmet eylesin Bu zat Efendi Hazretleri sayesinde Efendi Hazretleri’nin şeyhi Mevlana Ali Haydar Efendi Hazretlerine kavuşur ve onun Hatm-i Haceganına iştirak eder. Kendisi anlatıyor “ilk defa böyle bir meclise katıldığım için biraz meraklıyım. Hatmenin başında gözler yumuk olacak denildi Ben de gözlerimi kapattım. Ali Haydar Efendi zikirleri ilan ediyor biz de o ilan edilenleri elimizdeki taşlar sayısınca okuyoruz. Ben bir ara hissettirmeden gözlerimi açayım etrafa bir bakayım dedim gözümü açınca birden Ali Haydar Efendi Hazretleri o Heybetli sesi ile “gözler açılınca kalpleri kapanur” buyurdu. Derhal gözlerimi yumdum heybetinden irkildim Bir daha açar mıyım.. (gülüyor) Askerlik esnasında Mahmud Efendi Hazretleri’ni tanımış Ona hayran olmuş olan Hafız Ahmet Efendi asker Mahmud Efendi’yi anlatırken çok dikkatini çektiği bir hususu şöyle dile getirir : “Mahmud Efendi hz yatsı namazından sonra asla oturmaz konuşmaz kimse onu o saatte konuşturamazdı o derhal yatmaya hazırlanır, gece erkenden yatar erkenden teheccüt namaza kalkar gece boyunca dua ve zikirlerini yapardı o yüzden yatsıdan sonra sohbete oturmaz konuşmazdı. “Sahabeler yatsıdan sonra oturmazlar konuşmazlar gece ibadetine hazırlanırlar” buyurarak bizlere de o sünneti öğretirdi. Hafız…
Allahın ismiyle.. Soru: Abdestte kullanılmış su “necis” olduğu gerekçesiyle Abdest önlüğü kullanmak hakkında ne dersiniz? “Bidat” diyenler var, cevabınız nedir ? Önlüğün Kurandan Delili: “Ve elbiseni temiz tut” Müddessir:4 Abdest önlüğü kullanmanın Sünnetten delili: “..kim şüpheliden kaçınırsa ancak o zaman dinini ve şerefini korumuş olur..” Buhari-Müslim Cevap: Abdestte kullanılmış suya kesin “necis” demiyoruz, ancak “Necis olabilir” diyoruz. Çünkü Imam Azam o suya necis demiştir1 Şimdi eğer o su necis ise, demekki elbiseye sıçraması namaz için sakıncalı. Sahabelerin R.Ahm bu zamanda olduğu gibi yüksek lavabo ve tazyikli muslukları yoktu, Onlar abdesti yere çömelerek ve gayet itina ile alıyorlardı.. Bu da bir korunma şeklidir. Bu asırda ise lavabolar ve tazyikle su akıtan musluklar kullanıyoruz. Bu yeni abdest aletleri yeni tedbirler almayı da beraberinde getirmiştir. ve işte takva bir cemaat o müstamel sudan korunmak için önlük kullanmayı tercih etmişlerdir. Sahabenin yerde itina ile abdest alması ile önlük kullanmak arasındaki ilişki ortak hedef/illet’e hizmet etmesidir yani o sudan (mâ-i müsta’melden) korunmaktır. Dolasıyıyla önlük islamda var olan bir gayeye hizmet ettiği cihetiyle bidat değil, müstehap olur. Tıpkı sesi daha uzağa ulaştırmak için namazda ezanda hoparlör kullanmak gibi. Sesi uzağa ulaştırmak islamın hedefidir.. eskiden dama çıkmak bunun aracı iken şimdi ise hoparlör kullanmak bir araçtır. Gaye…
Allahın Yüce Adıyla Konular: Mahmud Efendi Hz’nin Kerameti Allah dostlarının dua ve teveccühünü almanın önemi Öğretmenlikten Hocalığa Giden bir Hanım ihvanın kıssası Bugün halk eğitim merkezine gittim orada müdür yardımcısı ile Kerem beyle görüştüm kendisi Efendi Hazretlerini ve cemaatimizi tanıyan seven bir öğretmen. Şimdilerde Halk Eğitimde görevli. Kerem bey beni cübbeli şalvarlı sarıklı görünce bana bir hikayesini anlattı : “Benim hanım da bir öğretmendi. Bir gün Mahmud Efendinin sohbetine katıldı ve dünyası değişti. Hoca Efendi vaazda “Kuran ilmi tahsil edin Yunan ilminden fayda yok” demiş. Bizim hanım bundan tesirlenmis başladı çarşaflı medrese hocalarından Kuran tefsir Arapça vs dersler almaya.. Epey o ilimlere devam etti bir yandan da öğretmenlik yapıyor.. Ve bir gün dersler son bulmuş Hoca olmuş icazet vermişler. O zaman başladı “Ben öğretmenlikten istifa edeceğim” demeye.. Bunu duyunca çok üzüldüm, eşimi vazgeçirmeye çalıştım. Tabi ben işin dünyalık tarafındayım henüz “Hanım tek maaş ile nasıl geçiniriz nasıl ev alırız.. çok sıkıntı çekeriz, istifa etme” dedimse de hanım çok kararlıydı “hayır bundan sonra Allah için talebe okutacağım Allah’ın Dinine hizmet edeceğim.. hem hocalık da öğretmenliktir” dedi ve istifa etti. Kuran Kursunda ücretsiz hocalık yapmaya başladı.. Derken o günlerde Mahmud Efendinin hanımı vefat etti. Evde hanım devamlı hocamız hocamız diyor dilinden düşürmüyor…..
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla İmam Mahmud Efendi Hazretleri 1945 yılında tek başına başlattığı MEDRESE ehli sarıklı sakallı hocalar faaliyeti.. İlk merasimde okutup mezun ettiği 7 hocaya icazet vermekle başlar ve yıldan yıla bir çığ gibi artarak devam eder.. İşte ismine ulaşabildiğimiz o 7 ulu zat ve sonrakiler 4 tabaka halinde: Mahmud Efendi Hazretleri köyünde okutup ilk icazet verdiği 7 Zat: (1945-1952) Mustafa Bilici Hoca efendi (Kovacıdede C.) Hızır Başak hocaefendi (Bandırma V.) Mustafa Ahmedoğlu hoca efendi Ziya Ahmedoğlu hoca efendi Ali Bektaş hocaefedi (1949-1950 trabzon) Bayram Karamustafaoğlu (Büyük Bayram hoca) araştırılıyor.. 1.TABAKA : SABİKUN (1960/1975) En kıdemli olanlar, Öncüler, Mahmud Efendi Hz ile birlikte olan, Ondan okumuş olanlar) Hızır Ali Muratoğlu Efendi (Merhum) Hasbi Abdulkerim Efendi (Merhum) İsmail Ustaosmanoğlu hoca (Merhum) Ubeydullah Durdu Efendi (Bursa, Merhum) Rasul Bölükbaşı Hocaefendi Cübbeli Ahmet Hocaefendi Hurşit efendi (Merhum) Bilal Efendi (Merhum) İhsan Efendi (Merhum) Mustafa Kılıç Hoca (Merhum) Hasan Kılıç Hocaefendi Mustafa Bilici Efendi (Kovacıdede c.) Kemal Hut Efendi Abdullah Ustaosmanoğlu hc (Yeşil Camii Merhum) Abdullah Ustaosmanoğlu hoca (Mahdum) Ahmed Ustaosmanoğlu hoca (Mahdum) Ahmet Ustaosmanoğlu (Amcaoğlu) Ahmet Vanlıoğlu hc (Merhum) Ahmet Yıldız Efendi (merhum Ahmet Dayı) Ali Bayraktar hoca (Ali Kûşi) Büyük Bayram hoca (Karamustafaoğlu) Gözlüklü Ahmet abi Hamit Kaçmazoğlu Hoca…
Allahın Yüce Adıyla Mahmud Efendi Hazretleri 1980’li yıllarda Emir Efendi isimli bir müride göndermiş olduğu mektup. Bu Mektup Mektubatta yok. (Mektubat-ı Mahmudiyye’de) Bu açıdan çok önemli bir vesikadır. Mektubu alan zat muhtemelen bir hattata Nesih hattıyla yazdırmış. Çünkü Efendi hazretlerinin el yazısının bu olmadığını biliyoruz. Mektub türkçe yazılmış. Kuran harfleriyle.. Mektubun Okunuşu HuveB H S S السلام عليكم ورحمه الله و بركاته على من لديكم من عباد الله الصالحين Ekhî fillahım Muhterem Emir efendi tebriknamenizi aldık çok memnun olduk. Bilmukabele.. Mübarek Ramazan’ı Şerif Bayramınızı tebrik eder Din-i Mübin-i İslam’a hâdim olmak üzere hakiki bayram olan Mevlamızın Cemaline kavuşmak şerefi ile müşerref olmamızı Cenab-ı Hak Celle ve Alâ Hazretleri’nden dilerim. Kıymetli vakitlerimizi en kıymetli olan vazifelerimize sarf etmeye canla gayret edelim. Bu fırsat bir daha ele girmez. Bu yoldaki kardeşlerimizi de bu hususta uyandırmaya dikkat edelim. Din-i Mübin-i İslam’ın devam ve bekası, kişi kendi vazifesini ifâ ettikten sonra milleti uyandırmak için çalışmaya bağlıdır. Tekrar selam ve hürmetlerimizle hatm-i kelam edip istikamet ve hüsn-ü hatimemiz için dualarınızı diler ve dua ederiz. Miskin kardeşiniz Mahmud UstaOsmanoğlu Açıklama: B H S S = Bismillahi.. El Hamdülillah.. ve Ssalattü.. ve selamü ala Rasulina.. Selam kısmı arapça yazılmış manası: Allahın selamı rahmeti ve bereketi sizin ve…
Ölmeyen Hay Olan Allah’ın yüce Adıyla.. Özet: ihvanların Musa Amcası, hafızların Musa dedesi, Mahmud Efendi Hz’nin vefalı müridlerinden Musa Bayraktar vefat etti. Allah rahmet eyleye, mekanını Cennet, makamını âli eyleye.. Işte onun hakkında hüsn-ü şehadet eden bazı hoca arkadaşlarım, yani o zamanın talebeleri: Halit Duman Hoca: Rahmetli Hızır Efendinin daimi cemaati yol Arkadaşı ve en büyük destekçisiydi bir birlerine ayrı bir muhabbetleri vardı. Vefatı aynı güne denk gelmesi ne güzel tevafuk olmuş. Musa dede gibi eski ihvanlarımız Kitap olarak belki okumuşlukları fazla yoktur. Lakin Efendi Hzretlerimizin ilim Meclis’lerinde çokça bulundukları için damlaya damlaya aldıkları ilim ve feyzin bereketi çoğu hocadan iyidir. Fatih Yarar hoca: Rahmetli Hızır Efendi Musa Dedeyi çok severdi. Musa Dede Hızır Hocanın cumartesi sohbetlerini hiç kaçırmazdı. Sohbette ondan çok örnekler verirdi. Bir gün Hızır hocamız sohbette “Efendi hazretlerinin cemaatsiz hiç namaz kılmadığını, sahibi tertip olduğunu, en büyük kerametin istikamet olduğundan” bahsediyordu. “Musa Dede buradamısın” diye çağırdı. Sonra onu işaret ederek “Bakın şu adama 33 senedir bir defa teheccüt kaçırmamıştır dedi.. Yani müridi bile böyle ise siz Şeyh Efendiyi düşünün..” buyurdular Muhammed Yasin hoca: Kimler Musa dedemizden Efendi hz’inin sakalı şerifinden almadı ki..!? Yolda çevirir, ondan Efendi Hz’nin sakal telini isterdik.. o da cebinden bir zarf çıkarır verirdi….
Allah’ın yüce Adıyla Sene 1994 yılı. Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı. Bir ihvan zuhurat’ta görüyor ki Fatih Sultan Muhammed Han, elinde padişahlık emanetleri, yanına gelen Mahmud Efendi hazretlerine teslim ediyor ve şöyle diyor “Erdoğan’ı çağır ve bu emanetleri ona ver hakkını verip gereğini yerine getirsin.” O ihvan bu zuhuratı Efendi Hazretlerine anlatıyor. Şeyh efendi “Bana anlattığını Erdoğan’a da anlat, istiyorsa gelsin vereyim” buyuruyor. 1 hafta sonra seçim sabahı Recep Tayyip Erdoğan İsmailağa’ya sabah namazına geliyor. Namazdan önce Şeyh efendinin odasına geçiyor. Bir süre sonra cemaatimizin bilinen hocalarından merhum Alaaddin hoca odaya giriyor. Erdoğan, Efendi hazretlerinin huzuruna oturmuş ve efendi hazretleri şöyle buyuruyor : “Şimdi emanetleri aldın hakkını verecek gereğini yerine getireceksin. Bizzat sen olmasan da ikici bir şahıs görevlendireceksin, medreselere yardım edeceksin!” Sonra namaza geçiliyor, namaz kılınıyor, namazdan sonra ‘Lev Enzelna’yı Erdoğan okuyor ve ayrılıyor.. Ve aradan 20 yıl geçiyor.. genel seçimler için Kazlıçeşme mitinginde Erdoğan: “BİZ BU EMANET’İ İSTANBUL FATİH’İNDEN ALDIK” diyor.. Millet alkışlıyor.. Fakat o sırada bunun ne anlama geldiğini kimse anlamıyor.. Aktaran kişi: Ali Keskin hoca Başımızda Kal Recep tayyip erdoğan 2015 yıllarında Mahmud efendi hazretlerini ziyarete gelir, odada Ahmet Hoca da vardır (oğul) ayrılırken Tayyip Mahmud efendiye sorar bir isteğiniz var…
Allahın Yüce Adıyla Mahmud Efendi Hazretlerinin kadim Lisanı Muhafaza etmeye Harîs ve yeni (bidat) olana Mesafeli ve Soğuk Olması Salih Topçu Hocaefendi anlattı: Efendi Hazretleri telefonda “alo” denilmesini hiç sevmez. Bu kelimeden öyle ikrah eder ki kimde duysa ikaz eder. Vaazında bir defa buyurmuştu: “Selamün aleyküm” yerine günaydın, iyi günler.. demek günahtır. Çünkü evvela Şeriatı bozmaktır. Allah’ın selamını istememektir.” Şunu da bizzat işittim “Bir hoca adının başına nasıl ‘profosor’ yazar !? Bunu da arkadaşım Murat Meral hoca aktardı: İsmailağa kürsüsünde bir hoca (adı bizde) konuşuyordu. Bir kaç kere “normal” demiş oldu; “normalde, normal olan, normal değil..” gibi lafları pes peşe kullanınca Efendi hazretleri mihrapta daha fazla dayanamadı “normal mormal deyip duruyorsun.. ne normali nedir bu normal !?” Salih Hoca bu sabah şunu da dedi: Biri vardı Mektubat üzerine çok çalışma da yapmıştı.. Şimdilerde Mektubatın manalarını inkar ediyor rabıtaya düşmanlık ediyor. Neden bu hallere düştü bilemem. Ancak şunu yakinen biliyorum ki bu kişi bizim lisanımızı konuşmuyordu. Dünya erbabının dilini konuşmaya çok özeniyordu..” Yani zalimlere meyil varsa kalpte, bir gün o kalp meylettiği cihete doğru yıkılır. Hafazanallah İsa Erdoğan
Mahmut Şevket Hoca Anlatıyor: Efendi Hazretlerinin Annesi Fatıma annemiz, Of’ta hacca giden biri olduğunda o şahsı bazen 3 saatlik yürüme mesafesinde arar bulur, bir kağıda oğlunun ismini yazar “oğlum için Kabe’de dua edin, dine hizmet etsin, islama hizmet etsin” talebinde bulunurdu. Bu şekilde bir çok köyü dolaşmıştır, babaannemle onla birlikte gider o da oğlu için dua isterdi. Elhamdülillah babamda hayatı boyunca ondan ayrılmamıştır. Risale-i Kutsiye’nin ve İslam İman risalesinin ilk yazılımında hizmet vermiştir. Efendi Hazretlerinin babası Ali Efendi cemaate oldukça hassasiyet gösterirdi, köylünün yaz aylarında tarlalarda çalışıp camiye gelmediği zamanlarda dahi o işini bırakır tek başına da olsa namazını yürüme mesafesi uzakta olan camide namazını eda ederdi. Öyle ki onun için cemaat tertip ehli denir.Efendi Hazretleri 6 yaşlarında iken bir düğünde bulunuyor. Düğünde atılan bir silah mermisi bir duvardan sekerek gelip Efendi Hazretlerinin baldırına saplanıyor dedem (Osman Efendi) onu alarak sırtında Of’a indiriyor. Orada gerekli teçhizat olmayınca oradan bir araba bulup Sürmene’ye götürüyor. Narkoz olmadığı için, doktor eski yöntemlerle mermiyi çıkarmak çalışırken, o zaman 6 yaşında küçük bir çocuk olan Efendi Hazretleri, hiçbir acı emaresi göstermeyip ağlamayınca Doktor dedeme dönerek “ Osman Efendi, bu çocukta büyük bir hal var. Bu ilerde büyük bir adam olacak” demişti. Efendi Hazretleri, Hurşit Efendiyi…
Allah’ın yüce Adıyla Yılmaz Aydın zamanın dünyaca ünlü Avrupa Karate Şampiyonu. Bu kıssayı onun bir akrabası olan hoca arkadaşımdan dinledim. Yılmaz Aydın öğrencilerine devamlı olarak Mahmud efendiden söz eder “Benim tanıdığım görüştüğüm bir şeyh efendi var Fatihte Mahmud Efendi. Büyük Allah dostudur duası makbul zattır. Ne zaman turnuvaya çıkacak olsam mutlaka ziyaret eder duasını alırım Ve Allah’ın izniyle galibiyetle dönerim..” der ve öğrencilerinin de merakını o velinin üzerine çekerdi Şimdi Yılmaz Hoca emekli olmuş, dövüşü ringi bırakmış talebe yetiştirmektedir. Karatecilerden oluşan bir takımı vardır. Önlerinde bu takımın katılacağı bir dünya Karate Turnuvası var. Birlikte Efendi Hazretlerine ziyarete gelirler. Öğrenciler heyecanlıdır o “efsane şeyh efendinin” huzuruna çıkacaklar.. Ve gelirler sırayla el öperler dua talep ederler. Efendi Hazretleri “Peki, dua edeceğim” der ve bunlar gönülleri ferahlamış, moralleri yüksek bir halde huzurdan ayrılırlar. Turnuvalar 15 gün sürecektir eğer finale kalırlarsa.. Ancak bizim karateciler daha başında dökülmeye başlamışlar. Birinci günkü müsabakalarda yarısı yenilmiş ve elenmiştir. Mehmet hoca diyor ki “babamı aradım nasıl gidiyor” diye sordum. Babam çok üzgün “iyi gitmiyor” dedi. İkinci gün aradım, küplere binmiş haldeydi.. Dedi ki “oğlum Şeyh efendiye söyle nolur duayı bıraksın, böyle giderse hepsi yenilecekler” Üçüncü gün geri kalanları da elenmiş ve bütün takım dayak yemiş yara bere içinde…
“Sokaklarda Sarık cübbe ile dolaşmanız bile görenlere emri bil maruftur” Hakikati üzerine.. Bir Müslüman her ortamda söz tavır ve kıyafetiyle “Ben Müslümanlardanım” [Fussilet:33] demelidir. insanların Allah tarafından iki sınıfta değerlendirildiği bu dünyada [Mücadele:19,22] kişi her haliyle “Allah’ın tarafında” olduğunu dost düşmana göstermelidir. Bu itibarla Sakal Sarık Cübbe bir bütün olarak -ve çarşaf- o kişinin ancak Müslümanlardan olduğunu gösterir ve onu gören müminlere iman telkin eder, manevi kuvvet hasıl eder. Kafir münafıklara ise korku keder salar, onları kızdırır [Fetih:29] morallerini bozar umutlarını tahrip eder. 1. Raşha Hocam Şehit Hızır Efendi ks bir sohbetinde şöyle anlattı. Osmanlının yetim evladı bu zavallı Millet laiklik kasırgasının etkisi altında kendi değerlerine yabancılaştırılmış.. Şeriat Sünnet karşıtlığının kuvvetli olduğu yıllarda.. Çarşaflı bir hanımefendi “İstanbulda vapura bindim tek çarşaflı tesettürlü benim” diyor.. İnsanların yadırgayan, kınayan bakışları altında öz vatanımda kendimi garip ve yalnız hissettim. Gönlüm daraldı. Mahzun oldum.. Derken içeriye bir Müslüman girdi. Başında bembeyaz sarığı, sünnet sakalı, uzun cübbesi, yüzünde namazın eseri [Fetih:29] nurlu simasıyla bir Müslüman.. ve boş bir yere oturdu. Onu öylece görmek yetti bana.. Öyle bir feyz aldım öyle genişledim ki.. Bütün ızdırabım gitti sekinet ve huzur buldum. Allaha hamd ettim ona dua ettim.” 2. Raşha Mahmud Efendi Hz’nin Emr-i Bil Marufla vazifelendirdiği talebeler başkanı…
Allahın yüce Adıyla.. . Ahmet Vanlıoğlu hocanın ayarlaması ile Abdulaziz Bayındır bidatçısı İsmailağa alimleriyle “istiğase ve rabıta” konularında tartışmak için gelir. Elinde bir Mushaf getirmiştir. Delilleri çok güçlü, Allahın ayetleridir..! Mahmud Efendi Hazretleri talebelerini çağırır.. Şuna ve şahsında tüm münkirlere vafi bir cevap vermelerini ister. İçlerinde benim bildiğim Ahmet Vanlıoğlu hocanın yanı sıra Mehmet Talu hoca, Şehit Bayram Ali Öztürk hoca ve Cübbeli Ahmet Ünlü hocalar var. Ancak Cübbeli hoca geç gelir münazaraya yetişemez.. Ve Münazara başlar. Ilk atan Bayındır olur, onun isteği ile olduğu için.. Bayındır sorar: İstiğase hakkında ne diyorsunuz. Bu sizin tarikatınızda var mı ? İslamiğa: Allahın izniyle vardır ve haktır Bayındır: Allahtan başkasından yardım istemek şirktir! Mahmud Efendi Hz müdahil olur: Sen Abdülkadir Geylaniyi kabul ediyor musun? Bayındır: Hayır kabul etmem Mahmud Efendi Hz : Şu halde biz de seni kabul etmiyoruz. . 1. Raşha Hazreti şeyh efendimiz tevcih ettiği bu latif suali ile münazarada aranan en mühim bir hususa tembih etmiştir: ortak müştereklerin tespiti. Evet münazarcılar eğer ortak kabuller noktasında bir anlaşma sağlayamazsa münazara olmaz, münakaşa olacaktır. Münazara: Tarafların hakkı ortaya koyabilmek için ortak delillerden hareketle sözlerini ilka etmeleri Münakaşa: Tarafların kendini üstün kılmak için laf oyunlarıyla, cerbeze ile söz sarfetmeleri. . 2. Raşha Hazreti…
Allah’ın yüce Adıyla.. Mahmut Efendi Hazretlerine kola ikram ettiler! Takva müridlerin yanı sıra takla müritler her tekkede olur. Onlar kendilerine ‘fetva’ ehli deseler de aslında takla olmuş yuvarlanmışlardır. Bizim tekkede İsmailağa’da ne kokası ne pepsisi.. kola içilmez. Takva müritler buna riayet ederler ve içmezler. Ancak Ülker kola üretimine başlayınca bazıları Ülker’e olan güvene dayanarak Ülker’in kolasını içmeye başladılar. Dolayısıyla ihvanlar bu kolayı içenle içmeyen şeklinde iki kısım oldular. Aslında içenler içmeyenler yanında kusurlu kaldılar ve bunun altında eziliyorlar. Bu ezikliği atmaya çalışıyorlar Şeyhimiz Mahmud efendi Hz’miz, Rasulullah’ın sünnetine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu ittibanın gereği yediğine içeriğine çok dikkat eder. Ancak samimi müritlerin evinde kendisine ikram edilen yemeği de sorgulamaz onların dikkatine güvenerek tenavül eder. Bunu bilen bazı kişiler Şeyh efendi ile birlikte oldukları bir anda Ülker’in yeni çıkardığı kolasını bir bardakta Şeyh efendiye sundular ve “efendim bu ülkerin ürettiği bir meşrubattır, buyurun” dediler.. Efendi hazretleri bir süre bardağa öylece baktı ve “rengini beğenmedim” buyurarak almaktan sakındı. Takla müritler zanlarınca o bardağı hazreti şeyh efendiye içirip takva ehline bir gülle atacaklardı ama efendi hazretleri nuru velayetle o kolanın içilesi bir şey olmadığını gördü ve elini dahi uzatmadı. Rengini beğenmedim sözüyle bir kere yiyecek içeceğin selim insan tabiyatına uygun olması gerektiğini, siyah…
Allah’ın yüce Adıyla Kabe imamları arkasında kılınan Namazlar ve Mahmud Efendi Hz Kıdemli bir ihvan (ismi bende saklı) bu konuda şöyle bir rivayet getirdi: 70’li veya da 80’li yıllardı (buradaki şüphe bana ait) Efendi Hazretleri ile beraber hacca gitmiştik bazı hocalar dediler ki “buradaki imamlar vehabi bunların arkasında namaz olmuyor iade etmek gerekiyor!” Biz çok şaşırdık afalladık Mahmud Efendi Hazretlerine çıktık “efendim buradaki namazlar kabul olmuyormuş iade etmek gerekiyormuş siz ne dersiniz” diye sorduk Mahmud Efendim Hazretleri buyurdular ki “Burada namaz kabul olmayacak da nerede kabul olacak!” ilmin emanetine binaen aktarmayı vecibe saydım. Mahmud Efendiden kendileri de iade ettiğine dair rivayet getiren olduğunu da biliyorum. Bu iki rivayet aslında birbiriyle çelişmez. vech-i telfiki izah için çabalamayacağım çünkü konum bu değil. isa Erdoğan
Allahın Yüce Addıyla Akşam namazına on beş dakika vardı. Pazar günü İsmail Efendi Camii-şerifinde, kıbleye yönelmiş boyunları bükük zikir, rabıta, murakabe ile meşgul sâlikan arasında bir kıpırdanma oldu. Cami kapısından mihraba kadar yan yana iki kişi geçebilir genişlikte bir yol açtılar. Herkes yönünü o yoldan tarafa çevirdi. Yaşlıca nur yüzlü bir zât birinci saftan kalktı ve mihrabın hemen arkasındaki yere kalın bir seccade serdi. Diz koyma yerine ince bir minder koydu, belli ki o makam sahibinin dizleri ağrıyordu. Derken dervişan mabeyninde bir hareketlenme daha görüldü. Gönüllerindeki heyecan azalarına aks ediyordu.. ve kapıdan zahir oldu Nuru İlahi ve Fuyüzati Rabbani’de fani bir Piri-Fanî. Siması ne kadarda güzel, baksa insana huzur veriyor. Cehresi ne kadarda nuranî, çok yüksek bir saadetini haber veriyor. İnce değil, uzun değil, dar değil ama dairemsi güzel yüzü. Esmer değil, al değil, ak değil ama buğdayımsı. Önüne bakıyordu ama sanki yere değil bilakis ta uzaklara, ve derinlere…Kısa adımlarla ne güzelde yürüyordu, etrafında yâran hizmetine say ediyordu.. Başlarında bembeyaz bir sarık vardı, kalın bir takkeye sarılmış, çok muntazam ve asil, belli ki çok özenilmiş. Ortası tümsekçe ve sargısı düz idi, sakalı çok sık değildi çok seyrekte değil yanakları dolgun dudakları kalın, gözleri irice ama bakışları kısık, dişleri inci gibi sıralı,…