Dostlarının Dilinden Efendi Hazretleri

11 Aralık 2019

Mahmut Şevket Hoca Anlatıyor:

Efendi Hazretlerinin Annesi Fatıma annemiz, Of’ta hacca giden biri olduğunda o şahsı bazen 3 saatlik yürüme mesafesinde arar bulur, bir kağıda oğlunun ismini yazar “oğlum için Kabe’de dua edin, dine hizmet etsin, islama hizmet etsin” talebinde bulunurdu. Bu şekilde bir çok köyü dolaşmıştır, babaannemle onla birlikte gider o da oğlu için dua isterdi. Elhamdülillah babamda hayatı boyunca ondan ayrılmamıştır. Risale-i Kutsiye’nin ve İslam İman risalesinin ilk yazılımında hizmet vermiştir. Efendi Hazretlerinin babası Ali Efendi cemaate oldukça hassasiyet gösterirdi, köylünün yaz aylarında tarlalarda çalışıp camiye gelmediği zamanlarda dahi o işini bırakır tek başına da olsa namazını yürüme mesafesi uzakta olan camide namazını eda ederdi. Öyle ki onun için cemaat tertip ehli denir.Efendi Hazretleri 6 yaşlarında iken bir düğünde bulunuyor. Düğünde atılan bir silah mermisi bir duvardan sekerek gelip Efendi Hazretlerinin baldırına saplanıyor dedem (Osman Efendi) onu alarak sırtında Of’a indiriyor. Orada gerekli teçhizat olmayınca oradan bir araba bulup Sürmene’ye götürüyor. Narkoz olmadığı için, doktor eski yöntemlerle mermiyi çıkarmak çalışırken, o zaman 6 yaşında küçük bir çocuk olan Efendi Hazretleri, hiçbir acı emaresi göstermeyip ağlamayınca Doktor dedeme dönerek “ Osman Efendi, bu çocukta büyük bir hal var. Bu ilerde büyük bir adam olacak” demişti.

Efendi Hazretleri, Hurşit Efendiyi ve bir başka ihvanı kahvaltıya çağırır. Kahvaltıda çorba vardı. Efendi Hazretleri, Hurşit Efendiye “Hurşit Efendi,kapa gözlerini aç ağzını” der. Sonra da bir kaşık çorba verir. Hurşit Efendi, Efendi Hazretlerinin elinden çorba içmeye sevinir. Bir süre sonra, Efendi Hazretleri tekrar Hurşit Efendiden gözlerini kapamasını ister. Bu sefer şeker kaşığıyla tuz koyar ağzına, Hurşit Efendi bir anda gözünü açıp “Efendi Hazretleri bu neydi böyle” diyince, Efendi Hazretleri tebessüm ederek, “Sünnettir Hurşit Efendi” der. Hurşit Efendi “Efendi Hazretleri, bu kadar büyük sünnet mi olur?” diye karşılık verir.

Efendi Hazretleri beni ve bir başka arkadaşı çağırdı. “İznik’te bir ihvanımız var. Mezarı kaybolmak üzere. Gidin mezarı bulun.” Dedi. Biz gittik ve İhvanın oğlunu bulduk. Traktörle birlikte kaybolmaya yüz tutmuş mezarı bulduk. Düzelttik toparladık ve geri dönüp Efendi Hazretlerine durumu bildirdik. Biz biraz iltifat beklerken sadece“iyi yaptınız” dedi. Bu olaydan 5 sene sonra o bölgenin vekili geldi. Bize “ O ihvanın hanımı vefat etti. Öldükten sonra kocasının üstüne gömülmeyi vasiyet etmiş. Mezar açılınca, o ihvanın kefeninin dahi bembeyaz durduğunu görünce, hemen mezarı kapattık.” Şeklinde haber verdi. Biz Efendi Hazretleri’nin mana âleminde o ihvanı ile irtibatlı olduğunu o zaman anladık.

İsmailağa Camiisinin Şadırvanının orada bir kuyu vardı. Kuyunun içerisi Haziredeki mezar taşları ile dolmuştu. 80 li yıllarda su sıkıntısı baş gösterdiğinde Efendi Hazretleri o kuyuyu açmamızı istedi. İhvanlar kuyudaki taşları çıkardıkça kuyu derinleşti. Ve dip tarafta çalışan kişi bir süre sonra havasız kaldığından münavebeli olarak çalışmaya başladık. Ben de kuyuda çalıştıktan sonra ipe tutunup yukarı çıkarken çıkışa 1 metre kala nefes alamaz oldum ve öylece kaldım. Ayaklarım duvara dayalı elimle de ipi tutmuş sesimi çıkaramıyor o şekilde kilitlenip kalmıştım. O sırada Efendi Hazretleri kuyunun başında belirdi ve benim o halimi görünce hiç beklemeden “boynuna ip bağlayın. Hemen onu alın yukarı” buyurdu. Kement atarak boynuma yukarı çektiler. Zahmetli oldu ama o anda sadece bu şekilde müdahale edilebilirdi.

Efendi Hazretleri imam olduğunda cami çevresinde oturan mahalleliyi kapı kapı dolaşır ve onları cemaate gelmeye teşvik ederdi. Bir keresinde Caminin karşısında oturan Rizeli zengin bir amcayı bu şekilde davet edince “Senden mi öğreneceğum nasıl edeceğu mi, ha bu boyunla mı iş becereceksun?” deyince, Efendi Hazretleri, yanındakileri işaret ederek “ Amca ben bunlara anlatamıyorum bir iş beceremediğimi sen ne güzel anladın.” Deyince, o şahıs yaptığı hatayı anlar Cemaate iştirak eder ve neticede ihvan olur.

Efendi Hazretleri Pazar ve Pazartesi sohbetlerini yaptıktan sonra emr-i bi’l-maruf için yola çıkar diğer Pazara kadar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sohbetler eder insanları irşat ederdi. Bu süre zarfında camide olmadığı vakitlerde yerine görev yapan kişiye o günlerin ücretini öderdi.Babam (Ahmet Hoca) imam olduğunda ona şunu tavsiye etti.Caminin elektriğini suyunu ve Camide kamuya ait olan hiçbir şeyi kullanmayacaksın. Ve yaptığın dini hizmetlerden ( Nikah, Hatim okuma, cenaze merasimleri) para almayacaksın. Kendisi İsmailağa Camisindeki odasına evinden bir kablo çektirmiş, özel işlerinde oradaki elektiriği kullanırdı.

80 li yıllarda emr-i bi’l-maruf için Efendi Hazretleri ile birlikte Ankara’ya gitmiştik. Karadenizli olup, Mersinde oturan bir tüccar abimiz vardı. Efendi Hazretleri ona Sakal bırakması konusunda ne kadar nasihatte bulunduysa da onu razı edemedi. Sonucunda o şahıs “Efendi Hazretleri Mersin’e benim evime gelirseniz. Sakal bırakırım” dedi. O zamanki şartlarda Mersin’e gitmek bir hayli meşakkatli olduğu için birazda işi yokuşa sürmek için böyle söylemişti Sonra biz İstanbul’a döndük. 1 hafta sonra Efendi Hazretleri hazırlanın yarın yola çıkıyoruz Mersin’e gideceğiz buyurdu. Tek şeritli 25 saat süren bir yolculukla o şahsa sakal bıraktırmak için Mersin’e gittik. O şahıs bizi karşısında görünce hayrete düştü ve neticede sakal bırakmayı kabul etti.

Efendi Hazretleri ile bir seferden dönmüştük. Vakit gece olmuştu. Yol yorgunu olsak ta O ilk Cami’ye gelir. Yatsı Namazını Cemaat ile eda ederdik. Namazımızı kıldıktan sonra biz evlerimize dağılacak gibi olmuşken, Efendi Hazretleri “Efendi Babamın kabrini ziyaret edelim” buyurdu. Cemaatten birisi “Efendi Hazretleri Kabristanın önünden geçtik. O Zaman ziyaret etsek olmaz mıydı” deyince. Efendi Hazretleri’nin yüzünün rengi değişti. Belli ki kızmıştı. Şöyle buyurdu “Geçerken uğramak hiç olur mu?” İsmet Baba’ya Fatiha okumaya gidildiğinde, bir müddet tekkenin kapısı açılmadığından okumalar dışarda yapılıyordu. Efendi Hazretleri okumalarını türbenin tam karşısına gelecek şekilde üst kapının hizasında değilde biraz aşağıda yapıyordu. Bir zaman sonra içimizden biri bunun sebebini sorunca Efendi Hazretleri “Eğer üst tarafta kabrin hizasında duracak olsam bu durumda arkamı Efendi Babama çevirmiş oluyorum. Arkam Efendi Babama dönmesin diye biraz aşağıda duruyorum” buyurmuştur.

Efendi Hazretleri, İslami kesimin sürekli eleştiri oklarına maruz kalan Turgut Özal vefat ettiğinde 3 gün yatsıdan sonra cemaatle birlikte kabri başına gitmiş ve herkes kendi başına 1 Yasin okumasını istemiştir. Merhum Turgut Özal hayatında iken makamında Efendi Hazretleri ile 15 dakikalık bir görüşme üzerinde randevulaşmış ancak görüşme 2 saati bulmuştur. Bu süre içerisinde kapıda bekleyenlerin rahatsız olmasından endişe eden Efendi Hazretleri kalkmak için Cumhurbaşkanına talepte bulunsa da Turgut Özal “Hocam buyrun ben sizi daha nerde bulacağım” demiş biraz daha kalmasını arzu etmiştir.

Üsküdar Müftüsünün öldürülme olayında çirkin iftiralarla mahkemeye çağrılan Efendi Hazretlerine Askeri Mahkeme Savcısı “Hoca Selamet Partisine mi oy verdin” diye sorunca Efendi Hazretleri “Bu ifşa edilecek bir şey olsa gizli oy kullanılmazdı” buyurmuştur. Savcının “Sen Şeyh’misin” sorusuna bu soruyu kendisi adına onayladığı takdirde bunun bir suç olmasından dolayı Efendi Hazretleri “arkadaşlarım bana öyle derler” cevabını vermiştir.

Muhammed Yelkenci Hoca

Bir usul dersinde “bunu her tarafa yayacaksınız , dünyada olduğum sürece sizi destekleyeceğim. Ahirete gidicek olduğumda sizi Edirnekapı’dan destekleyeceğim..” buyurdu

Efendi Hazretleri ile Mirat’ul-Usul dersinde idik. O sıralarda Efendi Hazretleri, böbrek taşı düşürüyordu. Ders esnasında ayakta dersi dinlerken yüzünden acı çektiği anlaşıldı. Bir süre sonra yüzü kızardı. Bir müddet sonra artık dayanılamaz hale geldiği yüzünden anlaşılıyordu. Israrla dersten ayrılmamak için sabretmişti. Ağrı kesici iğne vurulması gerekiyordu. Hocalardan müsaade isteyerek “Ben arka tarafa doğru bir geçeyim” buyurdu.

Nedim Palayan Hoca

Efendi Hazretlerinden ders okuyan 15 in üzerinde talebe arkadaşlarla birlikte Ramazan ayında iftar ve sahuru Efendi Hazretlerinin evinden gelen yemeklerle yapardık. Bir keresinde sofrada tuz yoktu. Bir arkadaş kalktı tuz getirdi. Efendi Hazretleri tuzun nereden geldiğini sordu. Talebelerin mutfağından geldiğini öğrenince “bu tuzun parasını ben vereyim” buyurdu. Oysa ki biz Ramazan boyunca onun evinden gelen yemeklerle iftar sahur yapmıştık. Bir defasında Efendi Hazretlerine muz getirilmişti. Paket hiç dokunulmadan öylece kaldı. Artık muzlar kararmış çürümek üzereydi. Arkadaşlar ziyan olmasın diye muzları yediler. Efendi Hazretleri gelince paketi sordu. Arkadaşlar durumu anlattığında “Keşke yemeseydiniz. Bunu getiren insan faizle meşgul oluyor.”Buyurdu.

Efendi Hazretleri, bir yemek sonrasında dişlerini karıştırmak için kürdan istedi. Yanındakilerden birisi kalkıp mezarlık içinde bir ağaçtan uygun bir kürdan getirdi. Efendi Hazretleri nereden getirdiğini sorup öğrendiğinde “ben bilmiyor muydum oradan almayı, bizim odunluktan niye getirmedin” buyurdu.

Efendi Hazretleri ders okutma hususunda çok ciddi olurdu. Her gün isim yoklaması yapardı. Hasan Efendi derste olmadığında “bekleyelim şimdi o camiden çıkıp buraya gelene kadar 10 kişi fetva sorar, ondan gecikmiştir” derdi.

Talebelerden Balıkçı İsmail bir gün dersde yoktu. Ertesi gün Efendi Hazretleri ona “dün niye gelmedin.” Diye sordu. Balıkçı İsmail “Efendi hazretleri biraz hastaydım” diyecek gibi oldu ki, Efendi Hazretleri “burada ölseydin de yine gelseydin” buyurdu.

Efendi Hazretleri bize Mektubatı okutur mana verdirirdi. Bazen derste uyukladığını zanneder zor yerleri geçiştirir manayı yuvarlardık. Efendi Hazretleri hemen müdahale eder orayı tekrar okutur açıklardı. Bazen Arapçayı arapça ile açıkladığımızda, “Efendi Babam, ben türk oğlu türküm bana Türkçe konuşun derdi. Manayı güzel çevirin, iyi anlaşılsın” buyururdu.

28 Şubat sürecinde medreselerimiz üzerine ve genel olarak cemaatimize büyük baskı yapıldı. Bir Hocaefendi, Efendi Hazretlerinin hazır olduğu istişare toplantısında “Efendi hazretleri bu darbe bize yapıldı. Tedbir amaçlı 6 ay emr-i bi’l-maruf a çıkmayalım” dedi.. Bir müddet sustuk, genel olarak herkes bu görüşteydi. Sonra Efendi Hazretleri masaya elini vurarak “Hayır! Daha çok çalışacağız ve daha çok emr-i bi’l-marufa çıkıcağız. Yoksa bu zulüm nasıl biticek.” Buyurdu.

Efendi Hazretleri Bu düzende yaşadı, bu düzenin hiç bir şeyini kabul etmedi ama bu düzene bir çok şeyi kabul ettirdi.

Bir seferinde Erzincan’a giderken Efendi Hazretleri Erzincan’da bir köyde imam olmuş bir şahıs için müftüyle konuşmamı ve uygun görürse o şahsın merkezde göreve alınmasını talep etmemi istedi. Ben de Erzincana giderken Ankara’da Münir Hocanın yanında o şahsa denk geldim. Ve durumu ona söyledim. O şahıs da “Ben Allah’a tevekkül ettim” diyerek söylememi istemedi. İstanbula döndüğümde Efendi Hazretleri “sana bir şey söylemiştim ne oldu?” deyince ben de onun söylediğini aktardım. Bunun üzerine Efendi Hazretleri “Vay kalın kafalı vay. Hiç tedbir tevekküle mani midir.!” Buyurdu.

Mesut Hoca

Hasbi Hoca merhum işrak vaktinde kürsüde Mektubat okuyordu. Efendi Hazretleri Mihrabın oradan dinliyordu. Hasbi Hoca “Dünyanın en büyük kapısına geldik. Arasanız böyle bir kapı bulamazsınız. Ama ben 40 yıldır bu kapıdayım. Korkuyorum hiçbir şey almadan, Efendi Hazretlerinden istifade etmeden gideceğim” dedi. Gözleri dolmuş, ağlamaklı olmuştu. Efendi Hazretleri başını kaldırarak, “belki aldın da senin haberin yok” buyurdu. Bunun üzerine Hasbi Hoca, Efendi Hazretlerine yönelip, gözlüğünün üstünden bakarak “ öyle mii?” dedi. Ve sonra “el-Fatiha” diyerek kürsüden indi.

Gözlüklü Ahmet Hoca

Mahmut Efendi Hazretleri, teveccüh için beni evine çağırmıştı. Evine girdim. Odaya geçtik teveccüh için oturmuştuk ki, odanın dışında abdest lavobasının önünde küçük bir lamba yandığını gördü. Hemen ayağa kalktı. Işığı söndürdü ve geri geldi. Ve sonra şöyle buyurdu: “o orda yanarken teveccüh sana fayda etmez.” buyurdular. yani israf edilirken tasavvuf olmaz

Mahmut Efendi Hazretleri Ramazan’da itikâfa girdiği gibi Zilhicce’nin ilk 10 gününde de Arefe akşamına kadar itikâfa girerdi. İtikâfa girdiği cami odasında evinden getirdiği odunlarla soba yakılırdı. Bir gün abdest almak için aşağı indi ve benden odunların içinden bir çöp çıkarmamı istedi. Bende odunlar içinden çöp çıkarmak zor olacağından oradaki bir kibrit kutusundan bir kibrit alıp götürdüm. Efendi Hazretleri, kibriti görünce, “bu talebelerin kibritidir, gir bana odunların içinden çıkar” buyurdu..

86 senesinde Efendi Hazretleri ile birlikte hacca gitmiştik. Aldığımız biletler, Medine’de 7 gün kalmamıza müsaade ediyordu. Efendi Hazretleri,Medine’de 8 gün kalmaya çok dikkat ederdi. Gerekli yerlere başvurduğumuz halde, işimizi halledememiştik. En sonunda, “yeni bilet yokmu?” diye sordu. Bizde 1 gün daha fazla kalıp 8 güne tamamlamak için yeni bilet aldık.Efendi Hazretleri Askerde iken, yemek vakitlerinde namaza gitmesi gerektiğinde bazen bölüğün karavanası biter, arkadaşları onun için diğer bölüğün karavanasından yemek ayırırlardı. Efendi Hazretleri döndüğünde, yemeğin hangi karavanadan olduğunu sorar öğrendiğinde “bu yemeği o bölükteki arkadaşlara götürün. Benim nasibim bizim karavanada idi. Bunda benim hakkım yok.” Derdi.

Efendi Hazretleri Hacda iken, Harem-i şerifte bulunan polisler onu gözetim altında tutarlar, rahatsız ederlerdi. Bir akşam namazı sonrası, iki polis Efendi Hazretlerini alıp Harem-i şerifin müdürüne götürdüler. Müdür Efendi Hazretlerini görünce “senin siman salih insanların simasına benziyor. Ama bu polisler seni rahatsız eder, pek kalabalık olmayın, dedi ve ekledi, yarın Receb’in ilk günü Kabe-i Mükerremeye girilicek. Size iki kart veriyorum. Yarın sabah Kabeye gireceksiniz. Dedi. Efendi Hazretleri, Hatm-i şeriften sonra, “bize kabeye girme hakkı verildi. Aranızda bir kişiye daha müsaade edildi. Onu kendi aranızda seçin” buyurdu. Sonra ihvan tercümede yardımcı olması için Cübbeli Hoca seçildi. Efendi Hazretleri tam kabeye girerken ihvana döndü ve kolları ile ihvanı kucaklayarak kabeye girdi. Çıkışında şöyle buyurdu “tüm ihvanı gönlüme koydum, Kabeye öyle girdim.”

İsa Erdoğan

2 Yorum

  • Faruk 15 Şubat 2022, 00:16

    Böyle mübarek bir zatın bir müslüman için (hem de gıyabında) kalın kafalı diyeceğine ihtimal vermiyorum. Rivayetinizde hata veya noksanlık var.

    • İsa Erdoğan 15 Şubat 2022, 06:10

      Nedim hoca yaşıyor. O nasıl aktarmışsa kalem oynatmadan aynen yazmışız. Bize inanmayan gider ona sorar. Ben aradaki samimiyet ve yakınlıktan demiş olabileceğini düşünüyorum.

Bir Yorum Yazın