Allah’ın yüce Adıyla.. İzmit’e geldik Mehmet Ali Paşa camisini bulduk. Boyacı Hüseyin adında kıdemli bir ihvan cami bahçesinde bizi bekliyormuş görüştük. vazifemiz yaz kursu için gelecek öğrencileri yaz tatili boyunca okutmak. Cami deprende harap olmuş cam yok duvarlar yarıya yarıya yıkık dışarının tüm tozu gürültüsü içeride kulağınızın içinde patlıyor.. Boyacı Hüseyin sorumlu kişi. Cami başkanı İlyas bey ona tevdi etmiş yaz kursu işini. Kayıt yaptıran her öğrenciden 5 er lira alıyordu. toplamda üç grup oldu. benim grubum Hasan’ın grubu ve boyacı nın oğlu filanca nın grubu. pek hocaya benzemiyordu ama onu da çağırmış grup vermiş. Herşey rağmen benim açımdan güzel bir eğitim oldu. Öğrencilerle güzel bir iletişim kurduk. onları Kur’ana teşvik ettim hatim bitirmeye teşvik ettim.. para vs ödülle değil. bende yok ki öğrenciye ne vereyim. sözlerle sevap vaadi ile teşvik ettim. Sabah derse geldiğimde benden önce gelmiş öğrencilerim açmışlar Kur’an okuyorlardı. yarış halinde hayırda rekabet ediyorlardı. ezberlerini dinledim devamlı not veriyordum hafta birincisi tayin ediyor oturma sırası ona göre oluyordu. her öğrenciye eşit ilgi için önüme geleni saatle dinliyordum 4 dakika. bu süre içinde ne kadar satır okuduysa bu onun notu oluyordu. hata yaparsa düzeltiyordum. yani öyle basıp gidemiyor.. öğleden sonra ilmihal sohbet tarzı geçiyordu ders. ben anlatıyor onlar…
Soru: Hocam beş vakit namaz kıldığı halde sarık ve cübbeye karşı olan kişinin durumu nedir ? Cevap. Allah’ın yüce Adıyla.. “Ameller niyete göredir” Fasık ve münafıkların neden karşı olduğu açıktır, onlar İslam’la İslam’a dair olan herşeyle kavgalılar. Onlar Allah’ın düşmanlarıdır. Bes vakit namaz kılan bir müslüman ise sarığa cübbeye neden karşı olabilir? Sarık cübbe Rasulullah’ın kıyafeti iken yüz binlerce alimler evliyalar imamlar bu kıyafeti bayrak gibi taşımışken..? Bu kişiler niyet ve maksadını gözden geçirmelidir, Eğer niyeti salih değilse düzeltmeli ve tevbe etmelidir Camide sarık Cübbe ile namaz kılan bir Müslüman gördüklerinde genelde şu sebeplerden karşı oldukları görülmektedir: 1) Sarık cübbe âlimlerin seyyidlerin kıyafetidir, herkes bunu kuşanamaz, kuşanmamalı” Cevap: Evet alimler, fazıl kişiler toplum içinde temeyyüz etmelidir ta ki insanlar kime tabi olacağını bilsin. Ancak bunun yordamı İslami kıyafeti âlimlere has kılıp, umum halkı frenk giysisi içine mahkum etmek değildir. Böylesi bir mahkumiyetin delili yoktur. Doğrusu alimler daha büyük sarık, daha geniş ve uzun cübbe giyerler avam ise kısa ve nispeten dar cübbe ve bir iki dolamlık hafif sarık sararlar ve böylece fark belirgin olur 2) Sarık cübbe giymeye ehil değilsiniz, hatalı işlerle bu kıyafete laf ve leke getiriyorsunuz” Cevap: Suç şahsidir. Bir kimsenin işlediği bir kabahat bir zümreye mal edilemez….
Allahın yüce adıyla.. Hz Muaviye RA döneminde islam ordusu Abdurrahman b. Halid komutasında cihad etti. müslümanlardan biri savaşta 100 roma altınını zimmetine geçirdi. Savaştan sonra pişman oldu geldi Emîre teslim etmek istedi. Emir kabul etmedi. “gaziler dağıldı ben bunu alamam. kıyamet günü getirirsin Allah gazilere haklarını taksim eder” dedi. O hangi Sahabeye götürdü ise hiç biri kabul etmedi. Kalktı hilafet merkezi Dimeşke gitti Hz Muaviye huzuruna çıktı o da “kabul edemem” dedi. Adam ağlayarak çıktı bir yandan ağlıyor bir yandan inna lillahi çekiyordu. Faqîh bir zat olan Abdullah Elseksekî onu gördü neden ağlıyorsun. Başından geçeni anlattı. Gir Muaviyenin yanına de ki “sen imamın hakkı olan 5’te 1’i al..” Bu zat Hz Muaviye nin yanına giriyor ona diyor Sen imamın hakkı olan şu beşte biri al..” Gerisi ne olacak ? Gerisini ben Mücahitler namına tasadduk edeceğim “Allah sadakaları Kabûl eder..” (Tevbe:104) Allah o mücahitlerin isimlerini yerlerin bilir. Fakih Abdullah böyle fetva verdi. Hz Muaviye diyor ki keşke hiçbir şeyim olmasaydı da şu fetvayı verecek ilme sahip olaydım çok güzel söylemiş. Kaynak : İbni Kesir tefsiri. Tercüme : isa Erdoğan
Allahın adıyla.. İzmitte neler oldu ? Önce izmite nasıl gittik kısaca anlatalım. M. hoca efendinin yanında medresenin son derslerini okuyorduk. Sene 2000 Telhis ul miftah üzerine Muhtasarul Meani, ve Menar üzerine Nur-ul Envar ve Kuduri üzerine Lübab.. Mezun olup icazet almaya az kalmıştı.. belki yarım dönem.. dersler o dönem sonuna yetişmedi ve yaz tatili geliverdi. O yıl İzmitten bir ihvan ismailağa ya gelmiş ve yaz tatilinde izmitte bir camide yaz talabeleri okutacak hoca/kıdemli talebe istemiş. ismailağa vakfı bu işi bizim hocaya havale etmiş.. Hocamız da düşünmüş iyi fikir. bu sayede daha geniş kitlelere ulaşmış oluruz talebe derlemeye de faydası olur.. bizim sınıfa geldi olayı kısaca ifade etti ve kürt hasan dediğimiz bir arkadaşla beni seçti ve ismit egönderdi Mehmet ali paşa camiine Hasan gruba sonradan gelmişti.. tam olarak mahmur hocanın talenbesi sayılmazdı ve askerliğini henz yapmamıştı. askerlik o dönem 18 ay. dersleri de çok başarılı değildi. İhvan Hüseyin abi bir kişi kalıcı olacak demiş Hoca beni işaret ederek sen kalacaksın dedi.. ilişkilerimiz askeri disiplin çerçevesinde adeta.. ayak üstü emir komuta usulu.. “dedim oldu bitti..” O zamanlar hiç yadırgamadım. aldığımız eğitim bunu bize kanıksatmış.. şu an insanın garibine gidiyor. Hani nasıl olmasını isterdik.. seni odasına çağırır şöyle bir oturursun adam yerine…
Allah’ın yüce Adıyla.. اعتكاف itikaf, kendini vermek, bir yere kapanmak, mukaddes bir yere kapanıp ibadetle meşgul olmak, bir yerde sürekli kalmak, kendini soyutlamak” manalarına gelir Din istılahında itikaf ibadet kastıyla bir mescide girip orada bir süre kalmak, zaruret olmadıkça dışarı çıkmamak. Sünnet olan itikaf Ramazan ayının son on gün ve gecesi yapılan itilaftır, kişi bunu adamış olursa vacip olur Bu sene (2022) sünnet itikaf Perşembe akşamından başlamaktadır Kuran’da İtikaf “Biz ta o zaman bu Beyt’i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim’den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail’e şöyle ahid verdik: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar (itikaf edenler) için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!” Bakara:225 “..Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın..” Bakara 185 Hadislerde İtikaf Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününde olduğu ağırlık kazanınca, Allah Resûlü de itikâflarını bu günlerde yapmaya başladı. (Buhârî, İtikâf, 1) “Resûlullah mescitte keçeden yapılmış küçük bir Türk çadırında itikâfa girerdi.” (Müslim, Sıyâm, 215) Hazreti Ayşe’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İtikâf 1; Müslim, İtikâf 5) Yine Hazret-i Ayşe anlatıyor: “Resûlullah…
Allah’ın yüce Adıyla Oruç tutan müminlerin bir sorunu bazen geç uyanmak veya tam ezan okunurken uyanmış olmak. bu durumda ister istemez en azından bir bardak su içmek durumunda kalıyorlar ve genelde hocalar “ezanla beraber yemeği bırakacaksınız. ezanla beraber yer içerseniz orucunuz olmaz kefaret gerekir!” gibi fetvalar veriyorlar. Bu fetva doğru mu ? ezanla beraber yiyip içilebilir mi Bir bardak su içmeye müsaade yok mudur ? Diyanet işleri başkanlığı namaz vakitlerini hazırlama komisyonu 80’li yıllara kadar imsakta 20 dakika ihtiyat payı olacak şekilde hazırlıyordu. yani ezan okunduktan 20 dakika sonra vakit doluyordu. Ancak bu durum suistimallere ve karışıklıklara sebep oluyordu “daha vakit var daha vakit var” denilerek süre aşımı yapılıyordu. o yüzden 80’lı yılların sonunda Diyanet işleri başkanlığı bu ihtiyat payını kaldırdı. Daha doğrusu kaldırdığını ilan etti. Ancak gizli bir şekilde halka duyurmadan 4 dakikalık ihtiyat payı yine de bıraktılar. Bu itibarla ezan başladığı andan (takvimde imsak saati) itibariyle 4 dakika boyunca su içilebilir yarım kalan lokmalar yutulabilir. imsak saatinden sonra 5 dakika başında ise kesin olarak oruca başlamış olmak gerekir. Bu husus hocaların ders yaptığı bir ortamda bu cumartesi yeniden dile getirildi ve yetkililerden bu meseleyi dinlemiş bir hocamız “4 dakikalık ihtiyat payının olduğunu” orada açıkça söyledi ve kimse de…
Allahın Yüce İsmiyle.. Medreselerin içinden geçtiği badireler.. 98-99 yıllarında ismailağa Medreselerinin polis ve jandarma tarafından basıldığı, talebe ve hocaların terörist muamelesi gördüğü 28 Şubat sürecini biz yaşadık. Bundan önceki askeri darbelerde din hizmetlerine, dindarlara yapılan baskı ve eziyetin bir benzeri bu süreçte yapıldı. Bu baskı ve zulümlerden en büyük nasibi şüphesiz sarık sakal cübbe ve çarşaflı Kuran talebeleri aldı. Çünkü onların kaçacak gizlenecek yerleri yoktu. O dönem bil-fiil hizmet eden hemen hemen her hocamızın mutlaka bir baskın hikayesi vardır. Ancak bugünlerde rüzgarın sanki o baskınlar hiç yaşanmamış, o tazyikler hiç olmamış gibi esmesinin temel sebebi hocalarımızın ihlas ve tevekkülle hareket etmeleridir. Tellallık yaparak o amel-i salihi zayi etme korkusudur. O yüzden bu acı hikayeler anlatılmaz Ancak İla-i Kelimetullah davasının nasıl başlayıp geliştiği, hangi badirelerden geçerek bugünlere ulaştığını artık bilmek ve yeni nesillere bildirmek zamanı. O yüzden biz bu tarihi hadisatın peşindeyiz. Buldukça kaybedeceğiz Bu akşam mahallemizin gün görmüş ömür geçirmiş muhterem bir abimizin Canib Yavuz Efendi’nin iftar sofrasındaydık. O şöyle anlattı: “Burada (Bağcılar, Mahmutbey Mahallesinde) sarığı çarşafı sevmeyen biri vardı. Uzaktan akrabamız da olur. Bizim evin üst katını komple kız medresesi yaptık orada talebeler okuyordu.. Bu gitti bizi şikayet etti o zor dönemlerde.. Mahalleye polis geldi. Karşısına ben çıktım “burada…
Zekeriyya Beyaz öldü evet bir zamanlar seküler televizyonların ekran yüzü, ramazan maskarası, verdiği fetvalarla laiklerleri sevindirip güldüren, müminleri sinirlendirip üzen Zekeriya Beyaz.. Bu yazıda 80 yıllık bedbaht bir ömrün gerisinde neler bırakıp gittiğini ibretle okuyacaksınız. Beyaz, “Sancak” adında bir gazete çıkarıyordu. Onunla çok operasyon yapmıştı. Refah Partisi Millî Görüş hareketinin kapatılması işinde aktif rol oynamıştı. Böyle bir konuşma olmadığı halde, Erbakan’ın, 13 Mayıs 1991 günü Sivas Çermik’te partili arkadaşlarına, “RP cihad ordusudur. Cihada para vermeyen cennete gidemez’’ dediğini yazmış bu yolla partiyi gerekli mihraklara jurnallemişti. Savcı Vural Savaş da Erbakan’ın ağzından çıkmadığı halde, Sancak gazetesinde kullanılan o ifadeleri RP’nin “laiklik aleyhtarı faaliyetlerin odağı” iddiasına delil olarak kullanmış ve Parti’nin kapatılmasını sağlamıştı. Yapılanlar tam bir tiyatro, danışıklı dövüştü. Siyasette tutunamayınca, akademik kimliği üzerinden kariyer planlaması yaptı. Milletlere has Müslümanlık olmayacağı halde, “Türk Müslümanlığı” kavramını savundu. “Biz İslam’la mükellefiz, Arapların örf ve adetleri ile sorumlu değiliz” dedi. ‘‘İslam ve Giyim Kuşam (Başörtüsü Sorununa Dini Çözüm)’’ başlıklı bir kitap yazarak tesettüre savaş açtı. “Ne türban ne pantolon, en kutsalı don…” sözleri, laikçi azınlığın diline pelesenk oldu. Zekeriya Beyaz Kadınların mini etek ve göğüsleri tamamen açık bir şekilde namaz kılabileceği fetvasını verdi ! Erkeklerin de şortla namaz kılabileceğini söyledi. “Orucu, beyinsiz iş yapan tutsun”…
Allah’ın yüce Adıyla Bazen ilim; “ben biliyorum düşüncesi” sapıtma sebebidir. Bakın puta tapan Mekkeliler cahil idiler, ellerinde bir kitap bir bilgi yoktu ama Kuran’a Rasulullah’a iman ettiler. Aksine ellerinde kitap olan ve kitaplarında son peygamberin geleceği müjde edilen Medine Yahudileri, Rum Hıristiyanları ise iman etmediler. O yüzden besmelesiz okullardan, lise üniversitelerden geçtikçe, diplomalar mastırlar alındıkça sapmalar sapıtmalar çoğalmaktadır. “İnsan kendini ihtiyaçsız gördüğü için muhakkak surette azgınlık eder” Alaq:6,7 “Ve o zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.” Bakara:34 Buna karşılık okul mektep görmemiş bir Anadolu evladı ihlas ve samimiyetle Rabbisine Peygamberine bağlıdır ve hiç bir felsefe doktrin ideoloji bu bağlılığa zarar veremez Çünkü küfürün ve imansızlığın en büyük sebebi kibirdir. Kibir 3 şeyden tevellüt eder: Mal, makam, diploma. Bu üç unsur insanın egosunu öyle şişirir ki bu şişkinlikle kişi kulluk edemez. Kulluk (ubudiyet) Allaha karşı tevazu ve zillet demekti. Kibir ile tevazu bir kişide birleşmez. Mal ile sapıtana örnek Kârun. Makam ile sapıtana örnek Firavun, Hâmân. Diplomayla sapıtana örnek Ebu Cehil. Ebu Cehilin adı aslında Amr b Hişam lakabı ise Ebu-l Hikem idi. yani Kureyşliler ona profesör adı vermişlerdi. her şeyi o bilirdi..! Herkes iman etti, o etmedi. Profesörlük imana müsade…
Bir hoca sohbetinde “Namaz kılmayan kişinin orucu kabul olmaz” demiş. Nedir bu işin iç yüzü ? Sizin düşünceniz ne yönde ? Cevap, Allah’ın yüce Adıyla İbadetlerin kabulü Allah’ın elinde. Biz bu konuda Ondan öğrendiğimiz dışında yorum yapamayız. Allah’ın kimden kabul edeceğini beyan bir ayet budur : “Ey Muhammed! Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınan takva kullardan kabul eder” demişti. işte benim düşüncem bu yönde: “Allah ancak mütteki kullardan kabul eder..” Günde beş kere Rabbisinin çağırısına icabet etmeyen, namazı zayi eden için “Allah’a saygılı mütteki kul” demek zor. Peki namaz kılmayan, ancak oruç tutanlar devam etsinler mi, orucu da bıraksın mı ? diye sorarsanız: Kesinlikle devam etsinler tabi ki. Allah’la namaz bağlantısı kopmuş bir kul oruç ile Rabbisine bağlanmış oluyor.. Nasıl bu bağlantıyı da koparsın deriz !? Hem oruç tutmanın nuru çoğu zaman kişiyi kuşatır ve namaza da başlamaya vesile olur. “Mümin olduğu halde kim salih amel ederse onun emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.” Enbiya: 94 Hem İslam Fıkhında yerleşik kaidedir “her amel müstakildir” yani amellerin hesabı ayrı ayrıdır…