İslamda evlilik üç aşamada gerçekleşir: 1)Taharri 2)H’ıtbe (nişan,söz) 3)Nikah 1) Taharri: daha ziyade erkeğin eş arama ve araştırma sürecidir. Buldum dediğinde ona nikah teklifi götürür. 2) Nişan: Tarafların birbirine evlenme sözü vermesine h’ıtbe (söz,nişan) denir. 3) Nikah: Şahitler huzurunda Evlilik aktinin yapılıp karşılıklı karı koca olmayı kabul merasimine de nikah denir 1) Eş arama sürecinde ‘kadına bakmak’ haramı damat adayına helal olur. Şafi mezhebinde aileye ve kıza belli etmeden gizlice kıza bakar. Hanefi mezhebinde meşru bir ortamda ailenin izniyle görüşürler. 2) Nişan dönemi adayların birbirini tam tanıma dönemidir. Ancak hala iki yabancıdır. Elini tutamaz, halvet edemez, birlikte yalnız gezemez. Hacet anında meşru ortamda anlaşmak tanışmak için konuşabilir. Sevmek sevdirmek eğlenmek için değil. Nişan süresi içinde nikah kıyamaz. Kıyarsa nişan bitmiştir, Evlilik olmuştur. Nişan gizli, daha özel ortamda, nikah (düğün) ise alenen, açık ortamda olmalıdır. O yüzden düğün davetiyeleri üzerine gelinin adını yazmalıdır. 3) Nikah için Hanefide kızın velisinin izni şart değil. Reşit kız kendini evlendirebilir. Şafi maliki hambeli mezheplerinde kızın velisi ancak kızı evlendirebilir. Velinin izni dışında yapılan nikah geçersizdir. isa erdoğan
Tek Olan ALLAH’ın Adıyla Bir gün biter, bir gün başlar..Bir ay biter diğeri başlar.. Bunlar ne kadar sıradan ise, Bir yılın bitip bir yılın başlaması da öyle sıradandır. Avrupalı kafirler de bilir ki takvim defterinin değişmesinden ibaret bir yıl sonunun veya başlangıcının kutlamaya değer bir şey olmadığını.. Bilakis geçen her yıl insanı eceline yaklaştırır. Ecelden ölümden en çok korkan avrupalılar o son’a ulaştıracak yolda, ölüme atılan her adımda neden kutlama yapsınlar ki !? Demekki kutlanan şey bir yılın bitmesi, takvimin değişmesi değil. Peki onlar neyi kutluyor öyle ise!? Onlar “Batı-L Tanrının(!) Doğum Gününü” kutluyorlar Tam anlamıyla ettikleri şey, yedikleri halt budur ! Elleriyle yontup diktikleri, sonra taptıkları putlarına düzenledikleri bir ayindir yılbaşı. “Hoşgeldin Ayini” Yemek yiyen, def-i hacet eden, kandan etten yaratılmış bir beşeri önce ilahlaştırdılar! sonra da ona bir doğum günü uydurdular..! Uydurdular diyorum çünkü Hz İsa peygamberin doğumu 1 ocak olduğu da kesin değildir. Sadece bir yakıştırmadır.. Ve işte avrupalı hırıstiyanlar aslında bizim gibi bir insanı ilah edindikleri için içlerindeki dinsiz kafirlerin dahi eleştirdiği bir duruma düştüler Avrupada “TANRININ DOĞUM GÜNÜ” adında kitaplar yazıldı.. Avrupalı dinsizlerin “TANRI SİZİ DEĞİL SİZ TANRIYI YARATTINIZ” derken kastettikleri tanrı işte her yılbaşında doğum günü kutlanan sahte tanrıdır..! Ey iman ehli ! Ne…
_ Satılan mal kendine ait olmak (borcu ödenmemiş malı satamaz) _ İslama göre satılabilir nesne olmak (organ, kan, domuz, insan olmaz) _ Mal satıcının elinde mevcut olmak (önce satış yapıp sonra mal tedarikine gidemez) _ Satış akti bir meclis içinde olmak _ Malın fiyatı satış anında belirli olmak _ Satıştan sonra mal veya fiyata değişiklik yapmamak _ Kusurlu malın kusurunu bildirmek, bilinmeyen bir kusurdan ötürü iadeyi kabul etmek. _ Yalan söylememek, olmayan vasfıyla malı övmemek. _ Müşteriyi aldatmamak, bilgisizliğinden yararlanmak suretiyle aşırı fiyattan satmamak Görüldüğü üzere malın satışı için belli bir kar oranı tayin edilmiş değildir. yuzde 100 kar ile de satabilir yeter ki müşteriyi aldatmıyor, bilgisizliğini kullanmıyor olsun. Yani sattığı fiyat piyasada makul bir fiyat ise caizdir yüzde yüz de olsa.
Piyango hem kumar, hem fal/şans oku, hem faizdir.
Laik düzenin fasık hocaları bu kumar için fetva uydurmaya dursun, biz üç açıdan bunun kati haram olduğunu ispat ettik:
1) Piyango çekilişi Kuranın apaçık yasakladığı kolay para kazanmak/kaybetmek manasındaki “meysir” yani kumardır.
2) Piyango çekilişi Kuranın yasakladığı mundar fal oklarıdır, çekiliş yöntemiyle alınan bu oklarda sözde şans yazıları vardı.. Piyangoda da sözde şans rakamları var! Al birini vur ötekine
3) Piyango ile para elde etmek apaçık faizdir. Çünkü faiz 10 verip 15 almaktır.. Bunda ise 10 verip 100 almak icabında 1000 almak var.
SONUÇ: zilli piyango katmerli faiz, katmanlı haramdır
Arapça öğrenmek her müslüman üzerine vaciptir. Çünkü Kuran Arapça nazil olmuştur.. Allah bizlerden Kuranı anlamamızı ister. Namaz arapça sureler ve dua ve zikirlerle kılınır. Namazı huşu ile hakkıyla kılmak için arapça bilmek gerekeir. Peygamberimiz arabdır. Bütün hadislerini arabi lisanla buyurmuştur. Bunları doğru bir şekilde kaynağından okuyabilmek için arapça bilmek gerekir. İslam için yazılan ilk eserler temel kaynaklar arapça kaleme alınmıştır, bunları okuyabilmek için arapça bilmek gerekir.. Arapça dünya müslümanlarının ortak dilidir. Müslüman kardeşinle irtibata geçmek için arapça bilmen gerekir. Arapça öğrenmek zor değildir.
Allah’ın yüce Adıyla.. Soru: Kafirlere, müslüman olmayanlara selam verilmez biliyoruz. Birisi şöyle diyor: “Siz selam verin çünkü bu onların hidayeti için dua manasına gelir” Bu görüş doğru mudur? neden selam verilmez ? Cevap: “Siz verin” lafı kişisel bir yorum ve geçersiz bir cevaptır. Allah’ın selamını vermek dini bir iştir ve her dini amel gibi bu soru da Kur’an Hadis ve fıkıh ilmi çerçevesinde çözülmelidir. Allah Rasulü müslüman olmayanlara selamün aleyküm şeklinde selam vermemizi men etmiştir. Hadisi şerif budur: فال النبي صلى الله عليه وسلم : لا تَبْدَؤُوا اليَهُودَ ولا النَّصارى بالسَّلامِ، فإذا لَقِيتُمْ أحَدَهُمْ في طَرِيقٍ، فاضْطَرُّوهُ إلى أضْيَقِهِ أبو هريرة • مسلم (ت ٢٦١)، صحيح مسلم ٢١٦٧ • [صحيح] “Yahudi Hıristiyanlara selamı ilk veren siz olmayın. Yolda karşılaşırsanız onları kenardan yürümeye mecbur edin.” Bu muazzam hadisi şeriften şunları anlıyoruz: 🔹Izzet ve şeref bütünüyle Allah’ın Rasulullah’ın ve müminlerindir.” Münafıkun: 8 Bu izzet gereğince bir müslüman gayrimuslime selam veremez yol da veremez. çünkü bu selam ona Allahın vermediği izzeti vermektir. Bu ise Allah’a muhalefettir Selam vermek kafire izzet ikram ve tazim manası taşıdığı için “hangi ifade ile olursa olsun caiz değil” demişlerdir Kafir karşısında islamın izzet ve vakarını muhafaza etmek lazım geldiği için bırak selam vermeyi, yol vermek yani kenara çekilmek bile caiz değildir….
Allahın Yüce Adıyla “Biz bu Kuranı arabi lisan ile inzal ettik ta ki akledesiniz/anlayasınız” [Yusuf:2] “Elbette Kuranı kolay/müyesser kıldık, artık var mı -okuyup- düşünen” [Kamer:17,22,32,40] Ayetlerini göstererek “Kuranı herkes anlayabilir neden müctehit olmak lazımmış! neden ilim tahsil etmek lazımmış!” diyen cahil çocuklara küçük bir ders: Kuran ayetleri 4 kısımda mütalaa edilir. İlk 3 kısmını evet herkes anlayabilir, hatta okuyup anlamalıdır. Ancak 4. kısım ayetlere gelince.. O ayetleri ancak derin ilim sahipleri anlayabilir (er Rasih’un fil ilim [3:7]). İlmi olmayanlar ise asla cür’et etmemeli. Herkesin az bir arapça ile anlayabileceği kısımdan olan ayetler şunlardır: 1) İman Esaslarını, sahih islam itikadını, Tevhidi, kıyameti, haşri, hesabı bildiren ayetler. Bu ayetleri orta seviyede ARAPÇA BİLEN herkes anlayabilir. Bu kısım ayetlerden anlayacağı şey: Allah birdir, eşi benzeri yoktur, O doğmamış doğurulmamış, bilir işitir görür her şeye gücü yeter.. Öldükten sonra insanları yeniden diriltecek hesaba çekecek, iman ehli Cennete, kafirler ve günahı çok olanlar Cehenneme girecek. 2) Vaaz ve nasihat, (zikir) kabilinden olan ayetler, peygamber kıssaları, geçmiş ümmetlerin hikayeleri bu sınıftadır. Bunları da az arapça bilen anlayabilir. Burada şunu anlayacak “Allah’a isyan eden helak olur, itaat eden dünya ahiret mesud, bahdiyar olur” bu sayede okuyucu isyandan ve günahtan çekinir, ibadet ve takvaya…
Bismillah Soru: Allah Rasulunun haram/farz koyma yetkisi var mıdır ? Cevap: EVET Ehli Sünnet vel Cemaat nezdinde 4 olan Edille-i Şer’iyyenin ikinci ayağı Sünnettir Yani ilahi hükümler ( farz vacip sünnet mustehab haram mekruh mufsit mübah) Kurandan sonra Sünnet ile bilinir. Sünnet; Allah rasulunun söz fiil ve ikrarlarıdır. Ona bi-had salatü selam olsun Bu sebeple Peygamber Efendimizin Ehli Sünnette sıfatı/ünvanı: Şaari dir. Yani Şeriat Koyucu. Çünkü Ehli Sünnet bilir itikad eder ki Rasulullah Allahın dini hakkında Kuranda olmayan bir hüküm verdi ise bunu kendi hevasından yapmamıştır. (Necm:3-4) Yine Allahtan bir vahiy ile yapmıştır. Kuranda yazılı olmayan bu vahiy türüne Vahy-i Gayri Metluw denir. Din ile alakali hadisi şerifler bu tür bir vahyin sonuçlarıdır. Kuranda olandan başka Allah Rasulüne vahiy gelmiş olduğunun yüzlerce delilinden bir tanesi: “Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranip durduğunu görüyorduk. Artik seni hoşnut olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! …” [Bakara: 144 (Elmalılı) ] Bu ayet önceki kıblemiz Mescidi Aksa’nın değiştiğini haber verir. Allahın yeni emri (Farz) “Namaz kılarken artık Kabeye dönün” şeklinde. Önceki Farz ‘Mescidi Aksaya doğru dönün’ şeklinde Kuranda bir ayet ise yok. Peki…
MEHMET GÖRMEZ İLE ÜMMETİN MESELELERİ ÜZERİNE TARİH: 18 AĞUSTOS 2016 RÖPORTAJ Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ile ümmetin meseleleri üzerine muhâsebe… Ahmet Taşgetiren: Muhterem hocam yoğun bir gündeminiz var. Bu yoğunluk içerisinde ufuk turu diyebileceğimiz bir sohbeti kabul buyurup, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Hocam İslam’ın mesajının topluma taşınması Diyanetin gönüllüleriyle oluyor. Siz onlara ‘atanmış din görevlisi yok, adanmış din gönüllüsü olacağız’ diyorsunuz. Mihraplarda, kürsülerde, minberlerde sayıları yüzbinleri bulan, sizin tabirinizle ‘din gönüllüsü’ istihdam ediliyor. Bunlar imam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri, belki son zamanlarda bir miktar doğu, güneydoğuda medreselerde eğitim alıyorlar. Bu eğitim kademelerinin yetiştirdiği insanların kaliteleri, eğitim seviyeleri yeterli mi? Çünkü siz camileri bir sosyal merkez gibi, toplum hayatının merkezi gibi düşünüyorsunuz. Bu ne oranda sağlanabiliyor. Bu noktada tespitleriniz nelerdir? Prof. Dr. Mehmet Görmez: Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Bu soru hayati bir soru. Geleceğimiz açısından çok önemli. Doğrusu bizim medeniyet tarihimizde mihrap görevlisi, minber görevlisi, yahut din gönüllüsü dediğimiz insanlar mihrabın dışında bir yerde yetişmemişlerdi. Mihrabın içinde yetiştiler. Kadim geleneklerimizde mabed ile medrese iç içeydi. Mihrap kendi imamını yetiştiriyordu, minber kendi hatibini yetiştiriyordu, kürsü kendi vaizini yetiştiriyordu. Fakat modern zamanlarda, yani medrese – mektep ihtilafı ortaya çıktıktan sonra, daha çok caminin dışında bir…
Allahın Adıyla Peygamber efendimiz ayakta su içmeyi yasaklamıştır. [Müslim] bununla birlikte zemzemi ve abdest artığı suyu ayakta içmiştir. Hz Ali de bir mescidde abdest almış ve ayakta artan suyu içmiştir. Alimler bu hadislerin arasını şöyle buldular: A_ Anlaşılan o ki ayakta içmeyi yasaklaması haramlık için değil (tenzihi) mekruh olduğu içindir. Hacet anında ayakta da içilebilir B_ İçilen su şifa için olursa ayakta içilebilir. Nitekim zemzem de abdest artığı da şifalı sudur ve ayakta içilmiştir. C_ Usul-u hadis ilminde kaide şudur: Peygamberin sözü ile fiili çelişirse fiili terkedilir sözü alınır. Madem ayakta içmeyin buyurdu içmeyiz, kendisi içti ise ona bakmayız. Netice: _Sünnet olan suyu oturarak içmektir _Zemzem ve abdest artığı şifadır, bunların ayakta içilmesi sünnettir. _ve illa suyu ayakta içmek mekruhtur bunu alışkanlık haline getirmemek kaydıyla ayakta da içilse günah olmaz. Duruma göre.. Şeyhimiz İmam Mahmud Efendi de suyu oturarak üç nefeste besmele ile içmeye çok tembih eder ve ancak zemzemi ve abdestten artan suyu kıbleye muteveccih ayakta içmektedir. İsaErdoğan, Sarıkaya Yozgat 19.08.2016 فقد أخرج مسلم في صحيحه عن أنس بن مالك رضي الله تعالى عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم: “زجر عن الشرب قائماً”. فهذا الحديث الصحيح صريح في النهي عن الشرب قائماً، ولكن ثبت أيضاً أنه صلى الله…
Allahın Adıyla Bugün Bilal-i Habeşi camiinde öğle vaazı konusu “Kullar Allahı hakkıyla takdir etmediler ‘Allah beşere bir şey indirmiş değil’ dediler..” [Enam:91] Ayetinin tefsiri idi. Tarzım şudur: Önümde duran Mushafı rast gele açar gözümün değdiği yeri ders yaparım. Ne garip bir tesadüf! ki bir önceki dersim de aynı mevzuda idi Hacc suresi 74. Ayette yüce Allah “Allahı hakkıyla takdir etmediler. Allah Kaviyy ve Azizdir.” buyurmuştu. Anladım ki bu tesadüf değil. İlahi irade bu konu üzerinde durmamızı murad ediyor. “İnsanlar Allahtan gelen bilgiyi hidayeti inayeti inkar ettiler. Allahı gereğince takdir etmediler.” Derken Allah inkarcılara gücendiğini beyan etmiştir. Bu inkar bazen İlahi kitapları yok sayarak bazen de onları bir şey saymayarak olmakta. ‘Kurana inanan Müslüman cemiyetler bu sebeple batıdan geri kaldılar teknolojide fende bilimde terakki edemediler!’ sözleri bu inkarın çağdaş versiyonudur. Halbuki bütün ilimler, bütün nimetler semadan indi. Maddi terakkinin temeli olan buluşların tamamı da semavidir. Kumdan camın nasıl yapılacağı, demirin nasıl işleneceği, ateş nedir nasıl yakılır ve hatta yünden pamuktan ketenden nasıl giysi yapılacağı bile peygamberler tarafından insanlığa öğretilmiş Allahın lütuflarıdır. Ve şalvar.. Şalvarı insanlığa öğreten de Allahtır. Pantolon ile şalvar aynı şey, bacaktan giyilir belde bağlanır. Geniş olanına şalvar boru gibi dar olanına da pantolon denir “İlk şalvar giyen İbrahim…
Allahın Adıyla Bugün 26 tem 2016.. 15 temmuz darbe girişimi üzerinden 10 gün sonra. Tayyip hükümeti darbe kalkışmasını milletin can-huruş mudafaasiyla birlikte bertaraf etmiş, darbe şokunu üzerinden atmış ve sıra darbeci generalleri erleri memurları hatta yardım eden sivilleri tevkıf edip sorgulama süreci başlatmıştır. Cemaate ait tüm binalar yurtlar dershaneler evler basılıyor insanlar kelepçeler içinde karakollara mahkemelere götürülüyor.. Cemaatin ibadet eden alt tabaka üyeleri.. bazıları tanıdık, bazıları eski arkadaşlarımız, akrabalarımız. Üzerimizde hakları var, iman ve karabetten kaynaklanan.. Onlar düştüler ve düştükleri çukurdan bize ‘lütfen yardım edin’ hissiyatı içinde gözlerimize bakıyorlar Peygamber Efendimiz sas : “Kardeşinize yardım edin; zalim de olsa, mazlum da olsa yardım edin” deyince sahabeler: Ya Rasulallah mazluma yardım etmeyi anlıyoruz da zalime nasıl yardım edeceğiz ? diye sormuşlar, Allah Rasulu sas: Elinden tutup zulmünü engelleyerek.” Buyurmuştur. Bu yazı, ilgili hakların ifası için uzattığım son el. Onlara alışık oldukları türden bir yardım yapmak istiyorum; sınav sorularını vereceğim. Şimdi bir çoğu işinden maaşından oldu, soruşturma geçiriyor, sorgulanacaklar.. Uzun yıllar hapishanelerde çürümek, aile ve çocukları perişan olmak söz konusu.. Sorgu esnasında ne söylemeliler ? Nasıl hareket etmeliler ? Nasıl ederlerse mahvettikleri hayatlarını yeniden kazanabilirler ? Anadolu halkıyla nasıl yeniden karışabilir ? Ve en önemlisi Ahirette nasıl kurtulurlar, anlatmak…
Allahın Adıyla 15 temmuz Darbe teşebbüsünün hezimetle sonuçlanması darbe yanlısı vatan hainlerine fena koydu. Bozuntuya vermemek ve suçu üstlerinden kolayca atmak için şimdi bir yalana sarıldılar. ‘Bu darbe Tayyibin Senaryosu imiş! başkanlık yolunda kurgulanmış bir oyun imiş! Darbe olsa böyle basit mi olurmuş! Yalanı.. Neresi basit bunun !? Ey vicdansız alçak! 266 masum cana kıydınız. Bir tek insanı haksız yere öldürmek tüm insanlığı katletmek kadar günah iken.. Neresi basit bunun !? İçinde F16lar skorksky helikopterler full zırhlı tanklar incirlik hava üssünü kullanmalar var iken !? Millet meclisini bombalamak Cumhurbaşkanlığı Kulliyesini bombalamak TRT yi Havaalanını köprüleri belediye binalarını karakolları işgal etmek, halkı makineli tufeklerle taramak, Aziz Cumhurbaşkanının konakladığı noktaya operasyon düzenlemek, Genelkurmay başkanını esir almak basit öyle mi !? Hedef doğrudan Cumhurbaşkanı idi. Onu şehit edecekler sonra başbakan ve bakanları tutuklayacak büyükşehir belediye başkanlarını derdest edip yönetime el koyacaklardı. AKP yalancı bahanelerle kapatılacak, Halk bu sayede korkutulmuş ve sindirilmiş olarak seçime gidecek ve kendi kuklalarını yönetim koltuğuna oturtup ceplerini ciplerini dolduracaklar ve Paralel yapılanma kaldığı yerden ağını örmeye devam edecekti. 14 yıllık AKP halk iktidarı yıkılıp emekler hizmetler sona erecekti !! İşte hedef bu kadar büyük, plan bu kadar kesin ve basit! idi. Cumhurbaşkanını imha et, meclisi iptal et, emniyeti ilğa…
Haremlik-Selamlık, mahrem olmayan erkek ve kadınların evde işte, okulda düğün ve dernekte ayrı ayrı oturmaları demektir. Haremlik selamlık Yüce Allahın mümin kullarından talep ettiği oturma/yaşama şeklidir. Allah erkek ve kadını birbirine karşı cazibeli yaratmış sonra da araya hail ve kısıtlamalar koymuştur. Özellikle zinayı kesin bir dille yasaklamıştır. Zinadan sakınma işine Hazreti Allah o kadar ehemmiyet vermektedir ki bu uğurda yalnızca zinayı yasaklamakla kalmıyor, zinaya götürecek giyiniş bakış düşünüş ve dokunuş gibi her türlü sebep ve yolları da yasaklamaktadır. İşte haremlik selamlık farizası bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü zina ve sebeb-i zina olan durumları en kesin ve etkili bir şekilde ortadan kaldırmak bu uygulama ile ancak mümkün olabiliyor. Haremlik selamlığı gerektiren ilahi buyruklar: 1. Ayet: Ve dahi zinaya yaklaşmayın çünkü o fuhuştur ve çok kötü bir yoldur. _Allah zina fiilini zaten yasak etmiş, bu ayette ise zinaya yaklaşmayı özellikle yasak ediyor. Nedir zinaya yaklaşmak? Kadın erkek karma oturmalar bakışmalar konuşmalar ve gereksiz görüşmeler hepsi zinaya yaklaşmaktır. Haremlik selamlık uygulaması ise Allah buyruğunu dinleyerek zina yollarını kapatmak, zinadan uzak durarak Hakkın rızasına yakın durmaktır. 2. Ayet: Söyle inançlı erkeklere bakışlarını kıssınlar ve namuslarını korusunlar. İnançlı hanımlara da söyle bakışlarını kıssınlar ve namuslarını korusunlar. _Bu ayette Allah açık bir şekilde karşı cinse atılacak…
Allahın Şafî İsmiyle.. Soru: Peygamber efendimizin tavsiyeleri üzerine hacamat olmak istiyoruz ancak nereden olacağımızı bilmiyoruz. Piyasada bu işi yapan bir çok hacamatçı var lakin bu sağlık meselesi.. bunları ne denli işin ehli olduklarını bilmiyoruz. Hastanede kan vermek hacamat yerine geçer mi ? Cevap: Hacamat iki sebepten yapılır: A) Ağrıyı tedavi etmek için B) ölümden ve marazdan korunmak için ve) Sırf Rasulullah yaptırdığı için Peygamber Efendimiz’in sas zehirlendiği vakitte ve genel itibarla bir ağrısı olduğu durumlarda hacamat yaptırmışlardır.. Hadisi şerif: Allah rasulü sas bir defasında darbe/ağrıdan ötürü baldırından, bir defa ayağında olan ağrıdan ötürü ayağının üst kısmından, bir defa ise mübarek başında olan ağrı/migrenden ötürü başından hacamat yaptırmışlardır.” [1] Hacamat noktaları nerelerdir ? Rasulullah Efendimiz mübarek başından (Buhâri), iki omuz arasından (kahil) (Ebû Dâvûd), boyunun sağ ve solunda bulunan damarlardan (ahdaayn) (Ebû Dâvûd), baldır ve ayağın üstünden (Buhârî) hacamat yaptırdıkları bize haber vermektedir. Anlaşılan Allah Rasulü ağrıyı tedavi etme amaçlı defaaten hacamat yaptırmış ve ağrı nerede ise hacamatı da oradan yaptırmıştır. B) Hacamatta diğer maksat korunma gayesiyle yapılandır. Yani bir çok hadiste belirtildiği üzere vücutta bulunan fazla kan kalbe aşırı yük ve basınç yapar ve bir çok kişi bu sebepten ölür farkında bile değillerdir. Bu maksada binaen alınan kanın nereden alınacağını…
Allahın adıyla.. Soru: Tarikat nedir ? Cevap: Sünnet-i Rasulullaha ittiba ve Zikrullaha sarılarak marifetullah’ta terakki etmek suretiyle ‘Allaha vasıl olma yoludur” Tarikat pratikte nasıl işler? Cevap: Mürit silsilesi olan kamil ve mukemmil bir murşide biat ederek ondan zikir dersi alır. Şeyhinin rabıta ve örnekliğinde bu zikre vs vazifelere her gün devam eder. Akibet mürit nefsini terbiye kalbini tasfiye etmiş olarak Hakka vasıl olur. Tarikatta muridin terbiye ve tasfiyesi nasıl gerçekleşir ? Cevap: Nakşibendi tarikatında kalp tasfiyesi esastır çalışma bu noktada yoğunlaşır. Nefs tezkiyesi ise bu tasfiyenin zımnında tabiatıyla gerçekleşir. Kalp Tasfiye Nedir ? Cevap: Gönlü Allahtan başka tüm sevgi ve alakalardan arındırmak, kalbi Allaha has ve safi kılmak demektir. Nefis tezkiyesi nedir? Cevap: Nefiste bulunan dört kötü huydan nefsin temizlenmesidir. Bunlar: Niza’: çekişme, kabulsüzlük İbae: ayak diretme, boyun eğmeme Tuğyan: sınırları çiğneme, taşkınlık yapma İnkar: Reddetme, yok sayma. Nakşibendilikte tasfiye ve tezkiye için üç vesile/yol vardır: Rabıta Zikir-evrad Murakabe _Rabıta: Muridin şeyhine aşık olacak derecede onu sevmesi, bu sevginin husulu için kalp gözünü ondan ayırmamasıdır. _Zikir-evrad: Nakşibendiler Şeyh efendiden ders aldıkları zikirleri belli sayılarda her gün yaparlar bazısı tek başına bazısı toplu yapılır. Tek yapılana tarikat dersi toplu yapılana Hatm-i Hacegan denir. Nakşibendiler hafi (gizli-sessiz) şekilde zikrederler. _Murakabe: Muridin Şeyhinden…
Yüce Allahın Adıyla.. Fakirin kapısına bırakılır bir kutu, içinde bir kaç paket nohut fasülye mercimek. Fakirler aslında bilirler az çok ne çıkacağını ama yine de merakla açarlar. Çocuklar bir ümit aceba bize uygun bir şeyler var mı diye merakla bakarlar. Ev sahibesi de aceba bunda farklı bir şey, göze dişe dokunur bir niğmet çıkacak mı diye açar kutuyu. Ama hayır ! Gelen her paket aşağı yukarı aynı listeyle gelir, bol bol tahıl, makarna ve tuz, ümitler kırık yürekler buz. En çok tüketilen, pahalı olanlar az. Belki hiç yok. Pek tüketilmeyen, her evde bulunan ucuz maddeler çok. Acı bir hatıram Her sene ramazanda kumanya paketi götürdüğümüz fakir bir aile var. Bu ramazan yine kumanya var elimizde, telefonla aradık evdeler mi diye. Onlar da tahmin ettiklerinden hemen sordular “eğer kumanya paketi getirecekseniz hayır gelmeyin istemiyoruz. Teşekkür ederiz başkasına verin” demişler ve nazikçe kumanya paketini reddetmişler. Aslında bu, ikramı reddetmek değildi. Bir tepki, bir sitemi ifade etmekti. Bir mesaj veriyordu çilekeş kadıncağız. Bir de öğrendik ki bu aile ev kiralarını ödeyemiyorlar, baba sağlık sorunları yüzünden çalışamıyor. ilaçlarını alamıyor. Konu komşuya herkese borçlanmışlar. Ödenememiş faturalardan ötürü gazları kesilmiş. Çocuklara bez mama alamıyorlar. Yani en temel ihtiyaç: PARA. Ama zengin hayırseverlerimiz bu ve benzeri ailelere…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Hayr Elinde olan Allah’ın Adıyla.. İstihare nedir ? İstihare hayrı aramak, talep etmek ve hayrın nerede, hangi işte olduğu bilgisini yüce Allah’tan sormak istemektir. İstihare’nin hükmü ve fazileti ? İstihare sünnettir ve Peygamber Efendimizin sas bizlere öğüdüdür. Buyurmuşlar: İstihare eden pişman olmaz, istişare eden yanılmaz, iktisatlı davranan fakirlik çekmez.” Yine, Sa’d B Ebi Vakkas rivayet ediyor Rasulullah Efendimiz sas buyurmuş: Âdem oğlunun Allah’tan hayır dilemesi (istihâresi) sâdetindendir. Allah’ın hükmüne razı olması da sâdetindendir. Allah’tan hayır istemeyi terketmesi ise onun bedbaht olmasındandır. Allah’ın hükmüne razı olmaması da, Âdemoğlunun şekavetindendir”[1] İstihare hangi işler hakkında yapılır ? Dinimizce meşru ve mübah olan işlerde istihare yapılır, mübahlardan hangisini tercih edeceğine karar vermek için. Mesela bir kişi “şu dükkanı açsa mı, veya şu kişiyle evlense mi” noktasında istihare eder. Veya Hacc gibi farz olan bir vazifenin şu yılda yapılması mı, veya şu vasıtayla ile mi ? Şu şirketle mi? yapılması mı gibi konularda istihare edilebilir. [2] Ancak bir haramın veya tahrimî mekruhun işlenmesi noktasında istihare edilmez. Faraza istihare yapmış olsa ve en parlak bir rüyada ona şu haramı yap denilmiş olsa geçersizidr. Bunu şeytandan bilmelidir zira Din tamamlanmıştır [3] ve rüya ile değişmez. Mesela bir kız şeriata muhalefet olduğu bir ortamda üniversiteye gitmek için istihare edemez,…
Tarikat-ı aliye-i Nakşibendiye usul ve erkanını İslam dininin yüce kaynaklarından alır, dolayısıyla bütünüyle İslami bir hüviyete sahiptir. Şeriat başka Tarikat başka şey değildir. Tarikat Şeriatın içinde, ona payendedir. Nedir Tarikatın erkan ve üsulü, Tarikat neleri öğütler? Tarikat bir şeyhe biat etmeyi öğütler: Peygambere vekalet edecek yüce bir din adamına biat etmek bütünüyle islami bir husustur. Kuvvetli bir sünnet yüksek bir fazilettir. Peygambere biat edenler Kuran da övülmüşler Allahın rızası ile müjdelenmişlerdir. Fetih suresinde şöyle buyurulur: “Seninle biat edenler ancak Allah ile biat eder oldular. Allahın yed’i onların elleri üzerindedir.” Hazreti Rasulullah efendimiz ahirete göç etmekle Kuranın beyan ettiği bu yüksek fazilet kapısı kapanmış değildir. Peygamber varisi Allahın yüce dostları onun adına biat almaya devam ediyorlar ve edecekler. Dolayısıyla bugün bir mürşidi kamile biat eden kişi müteselsilen Rasulullaha ordan Allaha biat etmiş olur. Tarikat bir zikri vird edinmeyi öğütler: Allahı çokça zikretmemiz Kuranın üzerinde durduğu en temel görevlerdendir. Allahı zikretmekten daha çok yapılması istenen bir başka vazife yoktur. Bütün ibadetlerin bir vakti ve mekanı vardır ancak Allahı zikretmenin yeri ve özel bir zamanı olmadığı için heryerde ve her zaman yapılmalıdır. Ancak her iş gibi Allahı zikretmenin de üsul ve adabı vardır. Bu adaptan bi haber, Allahı gelişi güzel zikreden nice kişiler…