Bismillahi ve Neğužübillah MUSTAFA İSLAMOĞLU NERELERDEN BESLENİYOR ? Mustafa İslamoğlu’nun Amerika Birleşik Devletleri’nde seminerler verdiğini biliyor musunuz? Almanya gibi gurbetçilerimizin olduğu ülkelere de gidip “gurbetçi vatandaşlarımıza sohbet veren hocalar da var” diye hemen itiraz etmeyin. Mustafa İslamoğlu’nun faaliyetlerinin bunlar ile bir ilgisi yok. ABD üniversitelerinde herkese seminer verdirmezler, ancak beraber iş tuttukları akademisyenlerin faaliyetlerine izin verirler. Mustafa İslamoğlu ABD ile birlikte ortak proje çalışmaları olan bir kişidir. O kadar ki, Merkezi Washington’da bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Mustafa İslamoğlu’na ödül vermiş. Mustafa İslamoğlu’nun bu örgütten para yardımı da aldığını söylemeye gerek var mı ? Mustafa İslamoğlu’nun değirmeni nasıl döndüğünü bilmiyorsanız öğrenin. Tabi sadece Abd’den değil İran’dan da beslendiğini çok iyi biliyoruz. Hasılı, Mustafa islamoğlu 1997 yılında Hellman Hammett Human Rights Watch 1997 ödülünü almıştır.” imza: Burhan Yılmaz Şunu da ben ilave etmiş olayım, bilgi zayi olmasın: Edirne’li emekli asker Turgut Oğuztürk abiden dinledik. Onun tanıdığı bir albay Amerika’ya gitmiş ABD’nin davetlisi olarak. İslam’la mücadele kurumu mu ne varmış orada.. Albay demiş ki Turgut abiye “Orada bizim Yaşar Nuri hocayı da gördüm” yani yaşar Nuri Öztürk’ü ! Anlaşılan her dönemde batılı abilerinin talimatıyla Hakiki İslam aleyhine çalışan kripto hocalar her zaman var olmuştur. Onlar da gelmişler Türkiye’ye islam neferi postu içinde…
Allah’ın yüce Adıyla.. Sivrisinek.. Kuran’ı Hakîmde “bağuda” adıyla geçen Allah’ın bir sanatı, mini minnacık ayeti. Yaz aylarında insanın imtihanıdır. Öldürmek kovmak için türlü uğraş veririz. Dünyada rahat yok. O da boşuna değil.. Bir gün gelir, insana faydaları tek tek sayılır. Ama o ki Kuran’da geçiyor, bunu Batıdan beklemiyorum. Batı ihanet odağı, bildiği gerçeği de saklar. Bizim gördüğümüz: Sivrisinek aksiyon sebebidir. Kalkar onunla mücadele edersin. Seni harekete geçirir miskinliği giderir. Şeyh efendiye pireyi sormuşlar “talebenin dostudur demiş, onu gece ibadete kaldırır..” sivri de öyle. Seni yerinden kaldırır uykudan uyandırır. Sivrisineğin en acı veren tarafı sokunca saldığı sıvı. o da olmasa hissetmeyiz bile.. Şöyle bir yanlış yaparız: Sivri işini yaparken onu ezmeye çabalarız. ancak genellikle hamle boşa gider. Allah o kadar hafif yaratmış ki elinin yeli onu itekler. o rüzgarla hemen uçmuş geriye boş bir şamar sesi çıkmıştır. Bu arada kaşıntı yapan sıvıyı da enjekte etmiştir. ama hayvan doymamış tekrar hamle yapacaktır. Evet madem başlamış bırak bitirsin. Ancak bu faydasız bir nasihat. insan acelecidir. insan rahatına düşkündür. Üstünde sivri görse duramaz, o basit acıya bile dayanamaz. Ancak dayanan yiğitler de var elbette. Gönenli bir talebem vardı kolunda sivri görse kovmaz beklerdi bak hocam şimdi sırt üstü düşüp ölecek demişti. dediği gibi oldu….
Allah’ın yüce Adıyla.. 2011 yılında yine Mahmud Efendi Hazretlerinin umreye gideceği haberi etrafı sardı. Bütün İhvanı tatlı bir heyecan bir telaş sardı. özellikle 2005 umresine gelemeyenler.. o vakit Beyoğlu çıksalın Mahallesi’nde Hz Ali camisi’nde fahri olarak müezzin, ve bir dernekte de yine Hoca olarak görevliyim ve ayrıca medrese açmışım 15 tane talebem var Arapça İslami ilimler okutuyorum. Maaşımı dernekten alıyorum aylık 1000 lira bunun 400 lirası oturduğum cami lojmanında kiraya kesiliyor, elime giren 600 lira. 3 tane çocuğum var.. Yani bu parayla umre’ye gitmem imkansız. Dolayısıyla en uygun en ucuz umre’ye gitme çarelerini arıyorum. Duyduk ki bazı hocalar karayoluyla umreye götüreceklermiş. Bunlardan birisi Ali Kara Hoca (Allah rahmet eylesin) kendisini çok severim hukukumuz vardır. o vakit kaç liraya götürdüklerini şimdi nedense hatırlamıyorum belki kayıtlarıma bakmam lazım. ancak uçakla gitmekten çok daha uygun olduğu kesin. ve karayoluyla, ayağın yere basa basa o kutsal yolculuğa gitmek evet sıkıntılı olmakla birlikte ayrı bir feyz. Bunu tatmak istiyordum ve belki o yolu öğrenip ileride kendi imkanlarımla gitmeyi/götürmeyi hedefliyordum. Bu sebeple mutlaka kara yoluyla gitmeliyim dedim. Ali Kara hocaya yani onun Zeytinburnundaki derneğine müracaat ettik. 15 kişilik sayı verdim bilirsiniz 15 kişi toplayanlara bir kişilik ücretsiz gidiş hakkı oluyor. Benim ekibim içerisinde 18 yaşını tutmayan…
Allah’ın yüce Adıyla Özet: 2005 Umre ziyaretimizde Rasulullah efendimizin mescidinde 40 vakti tamamlamak bize mümkün görünmüyordu, tur şirketinin aldatmasından sebep.. Ancak Hz Allah ol deyince olduruyor.. 2005 yılı.. Mahmud Efendi Hazretleri umreye gideceği haberi duyuldu. Bütün ihvanlar gibi biz de hareketlendik. Durumum iyi değildi, umreye gidecek imkanım yoktu doğrusu. Beni götürecek bir sponsorum da. Hatta bazı Edirneli ihvanlar “bizi bırakıp nasıl gider!” demişler. Hasılı destek değil, köstek bile vardı. Onlara “Ama Şeyh Efendi bütün müritlerini bırakıp gidiyor !?” diye cevap vermiştim. Ve önceki sene arabamla memlekette kaza yapmıştım, borçlarım vardı. Bazı yakınlarım bunu hatırlamışlar “Borçlarını ödemeden nasıl gider!” demişler. Kimseyi dinlemedim her şeye rağmen gidecektim bu fırsatı kaçıramazdım Mahmud Efendi Hazretleri şeyhimle umre yapma fırsatı kolay ele geçer şey değildi.. Bazı arkadaşlar umreci topluyordu 750 dolar yetiyordu bir kişi için. Ben bir bebek ve 2 yetişkin kişiydim 1.500 dolar benim için yetecekti bebeğe ücret almıyorlardı. Bazı akrabalardan borç aldım, altın dolar buldum buluşturdum parayı denkleştirdim ve Allah’a şükür umreye gidebilecektim. En ucuzundan, otelimiz yemeksiz olacaktı. Yani yemekleri kendimiz pişirecektik en uygun seçenek buydu. Doğrusu şimdiki aklımla yemeksiz oteli kimseye tavsiye etmiyorum. Sıkıntı.. tavatı saydi ibadetti derken yoruluyorsun.. Sonra otele gel bu meşgale arasında bir de yemek yapmakla uğraş.. düzgün malzeme…
Bismillahi.. Suriyeli bir müslüman.. Bir Türk hocayla Arapça konuşuyor ve devamlı هوجام diye hitap ediyor. Arapçada böyle bir ifade yok halbuki. Yani Arapça konuşuyorsa şeyhî demesi gerekirdi. Ama diğer arap hocalar söz konusu olunca onlar hakkında şeyh Ammar şeyh Hammad deyip duruyor.. Aynı durumu bizim mahallede yaşıyoruz.. Suriyeli arkadaş mahalle imamı ile muhatap olurken bakıyorsun özellikle şeyhî demekten imtina ediyor. Öğrenmiş Hacî, abi deyip duruyor.. ve ama Arapça konuşuyor. yakaladım ve uyardım bozuldu tabi. Bir de bunun tam tersi var, Suriyeli bir hoca mesela bir dernekte vaaza konuşmaya çağrılmış, onun hakkında Türkçe bir ilan düzenlemişler orada “Nadir Hoca, İbrahim Ahsai hoca’ sizlere hitap edecek” diyecek yerde özellikle “Şeyh nadir” “şeyh İbrahim ahsai’ sizlere hitap edecek” yazmışlar, kasıtlı yapılıyor tabi Bunlar, Türk hocalarını küçük gördüklerinden, ilimlerini beğenmediklerinden Arapçada hoca demek olan “Şeyh” ifadesini Türklere yakıştırmazlar. Mehmet Savaş Hoca’dan buna benzer bir değerlendirme duymuştuk: “Suriyeli hocalar göre Türkler alim değildir ağzıyla kuş tutsa bile..!” Bunlardan maraz kapmış bizim kompleksli arkadaşlar ise tam tersi Suriyeli ve Arap hocaları gözlerde daha da büyütmek için onlardan bahsederken Hoca demeyi yakıştıramazlar Türkçe’de daha büyük bir ifade olan “Şeyh” diyerek onlardan bahsederler. Halbuki Türkçede şeyh’in anlamı çok daha başkadır ve sadece mürşid-i Kamil tarikat önderlerine söylenir. Elbette önemli bir…
Allah’ın El-Mudill ismiyle.. iran şiyalığı ile suudi vahabiliği arasında güçlü bir bağ var, her ikisi de Ehli Sünnet’e muhalif ve mücadele icindeler. Bu iki fırkanın İslam dünyası içindeki konumunu tespit etmek için aralarında bulunan bu ortak noktaya bakmak yeterli. Çünkü kategorize, benzerlikler ve ortak noktalar üzerinden yapılır. Vahabilik ve iran şiyalığı arasında en bariz ortak nokta: her ikisinin de mücadele alanı olarak müslüman camiayı seçmiş olmasıdır. Hak tarikat ve cemaatler, nötr, seküler, dinden hafersiz gafil kesimden insan devşirmeye, yani İslam’a adam kazanmaya çalışırken.. ..bir vahabi/sefeli ise tıpkı bir iran şii’i gibi cami cemaatine yönelir, hedef kitlesi müslümandır. koparabiliği dost, aldatmadığı müslüman ise düşman’dır ! Yani yaptıkları şey tam anlamıyla “fitne” Müslümanların cemaatini bölmek, milleti birbirine düşürmek ! Sadece bu sıfatları, bu iki güruhun “batıl” yolda olduğunu göstermeye yeter. O yüzden İslam’ın en büyük düşmanı Batı bu iki guruhtan nefret etmekle beraber varlıklarını ve çalışmalarını korurlar, önlerini açarlar. Çünkü batı bu iki fırkanın İslam ümmetini parçalayıp birliği yok edecek potansiyelde olduğunu bilir. O yüzden Ehli sünnete dayalı bir devlet rejimine asla müsade etmeyen Seytan ordusu (batı) İran şia rejimine ve Suud vahabi rejimine ses etmez. Ve bu iki güruh (vahabi-şii) bütün dünyada yayılmacı bir politikayla dini faaliyet yürütür, her devlette mescitler…
Bismillahirrahmanirrahim “Nefs-i emmare (insan) hiç bir kayıt altına girmeyi, kimseden buyruk almayı istemez. Hatta ister ki “herkes benim buyruğum altına girsin..” der İmam Rabbani. Bütün kavga nefsin bu isteği üzerine. Biraz imkan ve iktidar elde eden, nefsin bu isteğine koşuyor. Peki, Allah ne istiyor? İnsana böyle bir özgürlük tanıyor mu ? Özgürlüğün zıddı zorlama; zorla yaptırma. Allah mümin veya kâfir kullarını zorluyor mu? Modern ifadeyle “Dinde zorlama var mı? Bu soruların cevabı üzerine konuşacağız. Evet var. Allah’ın dininde, yani ilahi buyruğa göre müslüman olan da olmayan da zorlamaya maruzdur. Dinde zorlama yok” şeklinde tercüme edilen ayet yanlış anlaşılmıştır. Müslümanın zorunlu olmasına gelince: Çünkü Allah ile bir anlaşma yapmış, nefsinin arzu ve isteklerini cennet karşılığında Allah’a satmıştır. Yani teslim bayrağını çekmiş Allah’a v Rasulüne v yetkililerle itaat edeceğine dair imzayı atmıştır. Sözleşmeyi bozan elbette bir takım cezai yaptırımlara maruz kalır. O yüzden namaz kılmayan hapse girer, günlük 10 sopa yer. içki içen sırtına 100 değnek yer. zina eden bekar aynı, evliyse recm (idam) edilir. Çalanın eli kesilir, iftira eden 80 sopa yer, cinayet işleyene kısas edilir; cana can, göze göz.. Bütün bu ukûbât Müslümanın özgürlüğü elinden alındığı ve İslam’ın gereklerini yapmak zorunda olduğunun ifadesidir Kafir’in zorunlu olmasına gelince: Allah kendi mülkünde…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Allah’ın Yüce Adıyla.. Yaygın bir laf. Anadolu kültüründen. irfanla yoğrulmuş Anadolu. Özür dilerim demektir. Ancak özür dilemekten daha derin. Özür dilerim sözü de yarımdır. Diğer yarısı: “özrümü kabul edip bağışlayın”. Kusura bakma’nın anlamı bundan öte.. Kusura bakma’ nın Arapçası “adem-ul mu’âheze” (sorgulama yok) Bu da kusura bakma’yı karşılamıyor. Bunca haşmet ve belagatine rağmen Arapça burada bizim “kusura bakma’ya yetişemedi. Kusura bakmak yani bakmamak çok önemli. Hiç kimse kusuruna bakılmasını istemez bakanı sevmez. Kusurun değil bakılması görülmesini bile istemeyiz. Birçok kırgınlıklar ayrılıklar kusurlu görülmkten kaynaklanır. Bir de kusura dik dik bakıyor başkasına da gösteriyorsa.. o kişiden nefretle uzaklaşırsın. o yüzden engelli kardeşlerimizin bizden isteği “nolur bize acımayın, bize insan gibi, herkes gibi davranın yeter” derler. Ne demek bu ? Bizim kusurumuza bakmayın, bizi kusurlu gördüğünüzü bize belli etmeyin” o yüzden toplumsal görgü düzeyi terakki etmiş eskiden ‘sakat’ denirken sonra ‘özürlü’ şimdilerde ise “engelli” denir olmuştur. Neler oluyor? Onları kusurlu özürlü gibi görmekten uzaklaşıyor, böylece onlar bize, biz de onlara yakınlaşmış oluyoruz Kusura bakılmanın gönül kırıcı olması bir de şundan: “Sevgi gözü kusura kördür” İnsan şöyle düşünüyor “madem ki sen benim kusurumu görüyorsun, demekki beni sevmiyorsun” O yüzden anneler çocuklarını tam terbiye edemezler. Onda kusur görmüyor ki o yönünü düzeltme cihetine gitsin….
Allah’ın yüce Adıyla Mahmud Efendi Hazretlerinin Yolunda Âşure Günü Efendi Hazretlerinin yolu Rasulullah’ın sapasağlam sünnet yoludur. Allah Rasulü sas Ramazan orucu farz edildiğinde aşure günü oruç tutmayı kendisi terk etmiş ama “dileyen bunu tutabilir” “Ramazandan sonra en efdal oruç Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan (aşure günü) orucudur” buyurarak ümmetine müstehap olarak bıraktığı sahih kaynaklarımızda mevcuttur. (Müslim, Ahmed) İslam alimleri aşure orucunun üç türlü tutulabildiğini söylemişlerdir “yalnızca 10. gün. 9 ile birlikte 10. gün. veya 9, 10 ve 11. günler. İhtiyata uygun olanın sonuncusu olduğu da vurgulanmıştır. Çünkü bu sayede aşure günü kesin olarak idrak edilmiş olur. malumunuz hicri aylar hilale göre, bir gün önce veya sonra başlamış olabiliyor. dolayısıyla 3 gün tutanlar aşureyi mutlaka yakalamış oluyorlar” Aşure gününde oruç tutmak ve ailesine genişlik göstermek (*) dışında Allah Resulünden sas sahih bir şekilde yapılacak herhangi bir amel rivayet edilmemiştir, Mahmud Efendi hazretlerinden de nakledilmemiştir. Hayat boyu karşılaştığımız her meselede mümkün mertebe Hocamız Mahmud Efendi Hazretlerinin öğretisi üzere hareket etmeye çalışıyoruz Bugün itibarıyla konumuz ÂŞURE günü. Kardeşiniz, imam Mahmud Efendi Hazretlerini uzun süre görmek, arkasında namaz kılmak, sohbetlerini derslerini bizzat dinleme imkanı bulmuştur elhamdülillah. Dolayısıyla yıl içerisinde önümüze gelen her türlü dini önemli günü beraber idrak ettik. ve Mahmud efendi hazretlerinin sözlerini hareketlerini tespit edip…
Allah’ın yüce Adıyla.. “Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” bu sözü şifahi olarak naklettiğimde çok bilmiş hoca arkadaşın biri “olmaz öyle şey! bu amel-i salihi küçük göstermektir” gibi bir itiraz yaptı. Sonra kitapta yerini “sahih” olarak görünce hatasını anladı. Aslında çok bilmediğini de anlamış oldu. Demekki bir şey ilk duyduğunda insan, yadırgamış da olsa, hemen itiraz etmemeli, araştırmalı. ilmî duruş bunu gerektirir. Şimdi gelelim bu hakikatin bize öğrettiği şeylere: 1) Müminin niyeti amelinden hayırlıdır” Yani mümin güzel bir niyetle yola çıkar ama işini o kadar da beceremez. Mesela müminlerden zekat toplayarak açılan tv ler oldu. Zekat paralarıyla açılan o tv’lerde şimdi köçek oynatılıyor. “Kapitalist sistem içerisinde eziliyoruz. küçük sermayelerimizi bir araya getirelim büyüyelim dev holdinglerle rekabet edelim, Anadolu kazansın” gibi güzel bir niyet ve düşünce ile yola çıkan Kombassan ve Yimpaş bugün içler acısı durumda.. Bunun gibi nice dernekler vakıflar iyi niyetlerle yola çıkmış ama sonradan istikametlerini bozmuşlardır. “Okul okuyacağım yüksek makamlara geleceğim devletime milletime hizmet edeceğim” diyen nice gençler kızlar o makamlarda erimiş, yolunu kaybetmiş, değil millete hizmet etmek bugün kendilerine bile faydaları yok! Bütün bu yaşananlar “Mümin’in niyeti amelinden hayırlıdır” hakikatinin tezahürleridir. 2) Bu hadisin/hakikatin bir başka yüzü de var: çoğu zaman yanlış gördüğümüz işler hatalı bulduğumuz sözler aslında bir…
El-Muhsin Olan Allah’ın yüce Adıyla özet: Sana Arapça öğreten bir hoca sana çok büyük iyilik etmiştir. Çünkü Arapça bilmek 1) Kuran’ı Hadisi ve ilmi kitapları anlamak, dini kaynağından okuyup öğrenebilmektir. 2) Allah’a muhatap olmaktır 3) Namazı huşu ile kılmak, okuduğunu idrak etmektir 4) Dünya müslümanları ile ortak dili konuşmak, onlarla iletişime geçebilmektir. 5) Dini tebliğ vaaz ederken özgüven sahibi, sağlam olmaktır Üzerinde en çok durduğu husus şüphesiz Medrese okuyun, nasara yensuru öğrenin demesidir. Genç yaşlı, işli işsiz demeden elinden tuttuğu herkesi medreseye soktu. Medreseleri böyle böyle doldurdu. “Son bir nefesim kalsa size diyeceğim şey “okuyun okuyun (medresede) okuyun” sözleri kulaklarımızda tazedir. Okuduk elhamdülillah. “nasara yensuru” da çektik, Fakru zaruret içinde, polis jandarma korkusu eşliğinde okumanın tüm mihnetini de seve seve çektik. O şimdi aramızda değil Rabbisine yürüyeli fazla olmadı. Meğer bize ne büyük iyilik etmiş de gitmiş.. Arapça öğretmekle, Kuran’ı Hadisi, namazı anlamayı sağlamış olmakla.. Hele ki namaz !Ağzımızdan çıkan Kuran’ı, tesbih ve duaları anlıyoruz ya.. Elhamdülillah. Bu ne büyük niğmet, ne büyük fazilet eğer bilene.. Bu yazıda bir nebze bu işin büyüklüğünü göstermeye çalışacağız. Evvela laftan sözden anlamayan kişinin Kuran’da nasıl kötülendiğine bakalım “Allah nezdinde en şerli/değersiz canlı anlamayan ve düşünmeyen sağır dilsizlerdir” Enfal: 22. Diğer bir ayette “sarhoş…