Allahın Adıyla Bugün Bilal-i Habeşi camiinde öğle vaazı konusu “Kullar Allahı hakkıyla takdir etmediler ‘Allah beşere bir şey indirmiş değil’ dediler..” [Enam:91] Ayetinin tefsiri idi. Tarzım şudur: Önümde duran Mushafı rast gele açar gözümün değdiği yeri ders yaparım. Ne garip bir tesadüf! ki bir önceki dersim de aynı mevzuda idi Hacc suresi 74. Ayette yüce Allah “Allahı hakkıyla takdir etmediler. Allah Kaviyy ve Azizdir.” buyurmuştu. Anladım ki bu tesadüf değil. İlahi irade bu konu üzerinde durmamızı murad ediyor. “İnsanlar Allahtan gelen bilgiyi hidayeti inayeti inkar ettiler. Allahı gereğince takdir etmediler.” Derken Allah inkarcılara gücendiğini beyan etmiştir. Bu inkar bazen İlahi kitapları yok sayarak bazen de onları bir şey saymayarak olmakta. ‘Kurana inanan Müslüman cemiyetler bu sebeple batıdan geri kaldılar teknolojide fende bilimde terakki edemediler!’ sözleri bu inkarın çağdaş versiyonudur. Halbuki bütün ilimler, bütün nimetler semadan indi. Maddi terakkinin temeli olan buluşların tamamı da semavidir. Kumdan camın nasıl yapılacağı, demirin nasıl işleneceği, ateş nedir nasıl yakılır ve hatta yünden pamuktan ketenden nasıl giysi yapılacağı bile peygamberler tarafından insanlığa öğretilmiş Allahın lütuflarıdır. Ve şalvar.. Şalvarı insanlığa öğreten de Allahtır. Pantolon ile şalvar aynı şey, bacaktan giyilir belde bağlanır. Geniş olanına şalvar boru gibi dar olanına da pantolon denir “İlk şalvar giyen İbrahim…
Haremlik-Selamlık, mahrem olmayan erkek ve kadınların evde işte, okulda düğün ve dernekte ayrı ayrı oturmaları demektir. Haremlik selamlık Yüce Allahın mümin kullarından talep ettiği oturma/yaşama şeklidir. Allah erkek ve kadını birbirine karşı cazibeli yaratmış sonra da araya hail ve kısıtlamalar koymuştur. Özellikle zinayı kesin bir dille yasaklamıştır. Zinadan sakınma işine Hazreti Allah o kadar ehemmiyet vermektedir ki bu uğurda yalnızca zinayı yasaklamakla kalmıyor, zinaya götürecek giyiniş bakış düşünüş ve dokunuş gibi her türlü sebep ve yolları da yasaklamaktadır. İşte haremlik selamlık farizası bu noktada ortaya çıkıyor. Çünkü zina ve sebeb-i zina olan durumları en kesin ve etkili bir şekilde ortadan kaldırmak bu uygulama ile ancak mümkün olabiliyor. Haremlik selamlığı gerektiren ilahi buyruklar: 1. Ayet: Ve dahi zinaya yaklaşmayın çünkü o fuhuştur ve çok kötü bir yoldur. _Allah zina fiilini zaten yasak etmiş, bu ayette ise zinaya yaklaşmayı özellikle yasak ediyor. Nedir zinaya yaklaşmak? Kadın erkek karma oturmalar bakışmalar konuşmalar ve gereksiz görüşmeler hepsi zinaya yaklaşmaktır. Haremlik selamlık uygulaması ise Allah buyruğunu dinleyerek zina yollarını kapatmak, zinadan uzak durarak Hakkın rızasına yakın durmaktır. 2. Ayet: Söyle inançlı erkeklere bakışlarını kıssınlar ve namuslarını korusunlar. İnançlı hanımlara da söyle bakışlarını kıssınlar ve namuslarını korusunlar. _Bu ayette Allah açık bir şekilde karşı cinse atılacak…
Soru: Yaşadığımız ülkeye İslam Şeriatı gelsin için mücadele etmek zorunda mıyız yoksa düzene razı ve tâbi mi olmalıyız ? Cevap: Her müslüman İslam şeriatını istemelidir. Şeriat istememek, küfür düzenine razı gelmek demektir ki küfre rıza küfürdür. Günah üzere kurulu sisteme rıza demektir ayrıca. Günaha rıza da günahtır. Bu itibarla her mümin kesin surette canı gönülden şeriat düzenini istemelidir ve elinden geldiğince bunun için çalışmalıdır. Bizler bu uğurda Kuran medreseleri kuruyor işletiyoruz oralarda şeriat ilimleri olan Kuran Tefsir Hadis Fıkıh Akaid Kelam Tasavvuf Usul ve Arapça öğreniyor öğretiyoruz ve insanları bu medreselerde okumaya şeriatı öğrenip yaşamaya teşvik ediyoruz. Çocuklarımızı laik okullara değil bu medreselere gonderiyoruz rlden geldiğince.. Bak medreseler dolu elhamdülillah. Şeriatı anlattığımız vaaz ve sohbetler düzenliyor insanları bu vaazlara iştirak etmeye davet ediyoruz. Kendi aile hayatımızda şeriatı yaşamaya gayret ediyoruz. Televizyon videodan uzak haremlik selamlık uygulanan ortamlarda ibadet zikir fikir ilim ve sohbetle günümüzü geçirmeye çalışıyoruz. Beş vakit namazı camide kılıyor sabah namazı akabinde camide işrak bekliyor bu esnada yarım saat Allahı zikrediyor akabinde beş dakika toplu dua ediyor ve duamızda “Ya Rabbi bizlere Kurani düzen ihsan eyle Kuranı hakim eyle” diyerek şeriat diliyoruz. Şeriatın gelmesine sebep olacak bunun için yapılan dini faaliyetlere katkı sağlayacak, ortam hazırlayacak kolaylık gösterecek hükümetlerin…
Mesud Akgül adında bir şahıs bir yazı yazmış Erbakan merhumun sağlığında yaptırdığı bir araştırma ve rapordan bahsediyor. Bu sözde rapora göre “Beykozda inşa edilen külliyenin arkasında Rum Patrikhanesi varmış hatta inşaatı onlar finanse ediyormuş. Maksat ismailağa cemaatini fatihten söküp atmak ve böylece sur içi denilen bölgenin bütünüyle patrikaneye kalmasını sağlamak ve işte sonuçta ekumenlik elde etmek imiş. Bunun için Beykoz Çavuşbaşında yapılacak kulliyeye en çok patrikhane sahip çıkmış ve para desteği bile vermiş.. Plan başarıya doğru gidiyormuş Erbakan vefat edince planın önünde engel kalmamış ve ismailağa cemaati Çavuşbaşına taşınmaya başlamış !?” CEVAP: Masa başında basit kurgularla yazıldığı belli olan bu yazının ve de o raporun aslı yoktur. Şimdiler bu sahte rapor elden ele dolaşmakta ve okuyan dostlar itibar edip önce bir irkiliyorlar ve sonrasında hemen paylaşma yoluna gidiyorlar ! Gerçek ise şöyle: Balattaki Fener Rum Patrikhanesinin ve yunanlılardan oluşan cemaatinin çevresindeki gayri menkulleri satın alıp patrikhaneyi büyütme çabası içinde oldukları doğrudur. Son yıllarda patrikane çevresinde bir hareketlilik olduğu da doğru. Ancak.. İsmailağa Cemaatinin Beykoza taşınmak gibi bir niyeti veya teşebbüsü hiç olmadı. Evet şeyhimiz temiz havaya ihtiyacı olduğu için oraya taşınmıştır. ve bizler kalabalık seferler halinde onu orada ziyarete de gitmekyteyiz bu anlamda orada ciddi bir canlılık ve insan sirkülasyonu…
Allah’ın yüce Adıyla.. Mahmut Efendi Hazretlerine kola ikram ettiler! Takva müridlerin yanı sıra takla müritler her tekkede olur. Onlar kendilerine ‘fetva’ ehli deseler de aslında takla olmuş yuvarlanmışlardır. Bizim tekkede İsmailağa’da ne kokası ne pepsisi.. kola içilmez. Takva müritler buna riayet ederler ve içmezler. Ancak Ülker kola üretimine başlayınca bazıları Ülker’e olan güvene dayanarak Ülker’in kolasını içmeye başladılar. Dolayısıyla ihvanlar bu kolayı içenle içmeyen şeklinde iki kısım oldular. Aslında içenler içmeyenler yanında kusurlu kaldılar ve bunun altında eziliyorlar. Bu ezikliği atmaya çalışıyorlar Şeyhimiz Mahmud efendi Hz’miz, Rasulullah’ın sünnetine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu ittibanın gereği yediğine içeriğine çok dikkat eder. Ancak samimi müritlerin evinde kendisine ikram edilen yemeği de sorgulamaz onların dikkatine güvenerek tenavül eder. Bunu bilen bazı kişiler Şeyh efendi ile birlikte oldukları bir anda Ülker’in yeni çıkardığı kolasını bir bardakta Şeyh efendiye sundular ve “efendim bu ülkerin ürettiği bir meşrubattır, buyurun” dediler.. Efendi hazretleri bir süre bardağa öylece baktı ve “rengini beğenmedim” buyurarak almaktan sakındı. Takla müritler zanlarınca o bardağı hazreti şeyh efendiye içirip takva ehline bir gülle atacaklardı ama efendi hazretleri nuru velayetle o kolanın içilesi bir şey olmadığını gördü ve elini dahi uzatmadı. Rengini beğenmedim sözüyle bir kere yiyecek içeceğin selim insan tabiyatına uygun olması gerektiğini, siyah…
Allah’ın yüce Adıyla Bayram Ali ÖztürkSıfatı: Allame, Dava adamı,hatip, sofi, abid ve mücahitLakabı: Mektubatçı Bayram hocaLakabı diğeri: Ayaklı kütüphaneMeşrebi: imam Mahmud efendi Hz’nin has talebesi, sadık müridiNesebi: Bende-i evliya şanlı Bilal Efendinin yeğeniMevtıni: İsmailağanın gururu, Fatih’in gözbebeği İmamı Rabbaninin aşığı ve şaheseri Mektubatın bir delallıydı Bayram hoca.İşrak vaktinde uykulu mahmur gözlerimiz onun gür sedasıyla açılırSabah namazı akabinde onun aşk ve vecd ile okuduğu Mektubat ile dolardı zihinlerimizBayram hoca ciddiyet ve vakarla kürsüye çıkacak, ve “Ya Allahu ya Muin ya Hannanu ya Mennan ya Aziz ya Kerim ya Rahimu ya Rahman. Mevlana imamur-Rabbani kaddesallahu sirrahu ssamedani buyurduki..” ile başlayan hitabı camiyi çınlatacak. O konuşurken adeta kükrerdi. Tok kalın ve etkili sesi bütün kalpleri tesir altına alırdı ve konuyu istesede istemesede iligili olsa da olmasa da herkesi dinlemeye mecbur ederdiAncak asıl dinleyicileri onun azat kabul etmez sadık muhipleridirBunlar onun hiçbir sohbetini kaçırmaz ve Bayram hoca nerde bunlar ordadır. Ellerinde mektubat Bayram Hocayı ısrarla takip ederler bazen not almaya çalışır bazendeyasağa rağmen sesini kaydederlerdi. hiç unutmuyorum bir defasında mimberde hutbe okuyorduordan haykırdı içinizde sesi kaydedenler var bak arkadaş inersem seni ortaya çıkarmasını biliirmdedi, ve arkadaşımız diyor o an elim ayağım birbirine dolandı heyacan ve korkudan ne yapacağımı şaşırdım. Mıymıntı pasif ve pısırık müslümanları sevmezdi…
Bismillahirrahmanirrahim Hocam Mahmud Efendi ile tanışmanız nasıl oldu ? Nusretullah Hocaefendi: Benim sakal bırakmam, bizim hısımlarla aramı açmıştı. O sıralar Mahmud Efendi Hazretlerinin vekili İhsan Efendi ile tanıştım. İhsan Efendi’nin hal ve hareketleri beni çok etkiledi. İhsan Efendi ile tanıştıktan sonra bana yaptığı ilk iyilik, bizim hısımlarla aramızı düzeltmek oldu. 1969 yılının yaz aylarıydı. Bir gece bir rüya gördüm. Rüyamda heybetli bir zat bana “senin bir mürşid-i kâmile ihtiyacın var” dedi. Ben de “nerede bulacağım onu” dedim. Bana “yeryüzünün en büyük mürşidi kâmili şu karşıdaki dağa gelmiş, insanları irşad ediyor, var sen de onun yanına git” dedi. O zatın bana gösterdiği yer Akyazı’ya beş kilometre uzaklıkta “Aksarpete” mevkii idi. Koşarak Aksartepe’ye gittim. Oraya vardığımda sohbet bitmiş, cemaat dağılıyordu. Mescidin içine girdim, siyah sakallı, heybetli, nurani yüzlü, sarığı, cübbesi ve şalvarı yemyeşil bir kişi namaz kılıyordu. Bu zattan çok etkilendim. Oturdum namazını bitirmesini bekledim. Sağa selam verdiğinde onunla göz göze geldiğimde, beni o kadar etkilemişti ki, nefes alamaz oldum… Uyandığımda tepeden tırnağa ter içinde kalmıştım. . Rüyamın ertesi, günü daireye, sakallı, şalvarlı, cüppeli bir adam geldi. Hocaya benziyordu. Ona da kanım kaynamıştı. “Siz hoca mısınız?” dedim. “Evet” dedi. “Nerede görevlisiniz?” “Nuru Osmaniye camii imamıyım.” “Bir mürşide bağlılığınız var mı?” “Evet, var”…
Allahın Yüce Addıyla Akşam namazına on beş dakika vardı. Pazar günü İsmail Efendi Camii-şerifinde, kıbleye yönelmiş boyunları bükük zikir, rabıta, murakabe ile meşgul sâlikan arasında bir kıpırdanma oldu. Cami kapısından mihraba kadar yan yana iki kişi geçebilir genişlikte bir yol açtılar. Herkes yönünü o yoldan tarafa çevirdi. Yaşlıca nur yüzlü bir zât birinci saftan kalktı ve mihrabın hemen arkasındaki yere kalın bir seccade serdi. Diz koyma yerine ince bir minder koydu, belli ki o makam sahibinin dizleri ağrıyordu. Derken dervişan mabeyninde bir hareketlenme daha görüldü. Gönüllerindeki heyecan azalarına aks ediyordu.. ve kapıdan zahir oldu Nuru İlahi ve Fuyüzati Rabbani’de fani bir Piri-Fanî. Siması ne kadarda güzel, baksa insana huzur veriyor. Cehresi ne kadarda nuranî, çok yüksek bir saadetini haber veriyor. İnce değil, uzun değil, dar değil ama dairemsi güzel yüzü. Esmer değil, al değil, ak değil ama buğdayımsı. Önüne bakıyordu ama sanki yere değil bilakis ta uzaklara, ve derinlere…Kısa adımlarla ne güzelde yürüyordu, etrafında yâran hizmetine say ediyordu.. Başlarında bembeyaz bir sarık vardı, kalın bir takkeye sarılmış, çok muntazam ve asil, belli ki çok özenilmiş. Ortası tümsekçe ve sargısı düz idi, sakalı çok sık değildi çok seyrekte değil yanakları dolgun dudakları kalın, gözleri irice ama bakışları kısık, dişleri inci gibi sıralı,…