Bismillahirrahmanirrahim

Hocam Mahmud Efendi ile tanışmanız nasıl oldu ?
Nusretullah Hocaefendi: Benim sakal bırakmam, bizim hısımlarla aramı açmıştı. O sıralar Mahmud Efendi Hazretlerinin vekili İhsan Efendi ile tanıştım. İhsan Efendi’nin hal ve hareketleri beni çok etkiledi. İhsan Efendi ile tanıştıktan sonra bana yaptığı ilk iyilik, bizim hısımlarla aramızı düzeltmek oldu.
1969 yılının yaz aylarıydı. Bir gece bir rüya gördüm. Rüyamda heybetli bir zat bana “senin bir mürşid-i kâmile ihtiyacın var” dedi. Ben de “nerede bulacağım onu” dedim. Bana “yeryüzünün en büyük mürşidi kâmili şu karşıdaki dağa gelmiş, insanları irşad ediyor, var sen de onun yanına git” dedi. O zatın bana gösterdiği yer Akyazı’ya beş kilometre uzaklıkta “Aksarpete” mevkii idi. Koşarak Aksartepe’ye gittim. Oraya vardığımda sohbet bitmiş, cemaat dağılıyordu. Mescidin içine girdim, siyah sakallı, heybetli, nurani yüzlü, sarığı, cübbesi ve şalvarı yemyeşil bir kişi namaz kılıyordu. Bu zattan çok etkilendim. Oturdum namazını bitirmesini bekledim. Sağa selam verdiğinde onunla göz göze geldiğimde, beni o kadar etkilemişti ki, nefes alamaz oldum… Uyandığımda tepeden tırnağa ter içinde kalmıştım.
.
Rüyamın ertesi, günü daireye, sakallı, şalvarlı, cüppeli bir adam geldi. Hocaya benziyordu. Ona da kanım kaynamıştı.
“Siz hoca mısınız?” dedim.
“Evet” dedi.
“Nerede görevlisiniz?”
“Nuru Osmaniye camii imamıyım.”
“Bir mürşide bağlılığınız var mı?”
“Evet, var”
“Kim”
“İstanbul Çarşamba’da Mahmud Efendi Hazretleri var, benim mürşidim odur.” dedi.
“Ben bir rüya gördüm, sana anlatabilir miyim?” dedim ve anlattım. Hoca beni dikkatle dinledikten sonra:
“Rüyanda gördüğün Mahmud Efendi Hazretleridir. Sana davet çıktı.” dedi.
“Madem öyle beni tarikata alın” dedim. Bana:
“Önümüzdeki hafta İstanbul’a gideceğim gel seni de götüreyim, orada Efendi Hazretlerini dünya gözü ile görürsün.” Deyince ben:
“Ben tarikata girmeden onun huzuruna çıkmam” dedim. Bana:
“Tarikata girmek için önce istihare yapmamız lazım” dedi.
O hafta istihareleri yaptık. Hocaya anlattım bana, hayırlı görmüşsün, istiharen çıkmış. Bir kaç gün sabret İstanbul’a gidince orada Efendi hazretlerinden dersini alırsın dedi. Beklediğimiz gün geldi birlikte İstanbul’a gittim. İsmailağa camiinde Efendi Hazretleri ile karşılaştığımda rüyamda gördüğüm adam karşımda duruyordu. Birlikte gittiğimiz Akyazı vekili Osman Avni hoca her şeyi Efendi Hazretlerine anlattı. Efendi Hazretleri işlerinin yoğunluğundan bana tarikat dersi veremedi, Osman Avni hocaya havale etti. Bana işimi sorduktan sonra dedi ki; “Desene sen doktorsun, Doktor Nusretullah” Bana Doktor Nusretullah ismini Efendi Hazretleri vermiştir.
Aradan biraz zaman geçti. Efendi Hazretlerini ziyarete gittim. Bana dedi ki; “Doktor senden beş tane kitap istiyorum.” Ben anlamayınca açıkladı; “Emsile, Bina, Maksud, Avamil ve İzhar’ı oku” buyurdu. Büyük bir gayretle, Efendi Hazretlerinin oku dediği kitapları Osman Avni Hocaefendi’den okudum. Başka hocalardan fıkıh ve Mektubat okudum. İlim öğrenmekte bir seviyeye geldiğimizde, meslekten ayrılıp imamlığa başlamak istiyordum. Bununla ilgili birçok imtihana girip hepsini kazandım.
.
Mahmud Efendi Hazretlerini ziyaret ettiğimde ona mesleğimi bırakıp, hocalığa başlamak istiyorum ne dersiniz diye sordum. Bana “Sen sağlık teşkilatında kal” buyurdu.
–Hocam! Avrupa ile ilişkiniz nasıl ve ne zaman başladı?
Nusretullah Hocaefendi
–Avrupa’ya ilk gidişim 1980 yılında oldu. 1980 yılının ramazan ayında, bir aylığına Avrupa’ya gittim. Ramazan ayı boyunca değişik yerlerde vaaz ve nasihatlerde bulundum. Aradan birkaç yıl geçti, bu defa 1986 yılında tekrar Avrupa’ya gittim. Bundan sonra 1994 yılına kadar her yıl aralıklarla Avrupa’ya gittim. Avrupa seferlerimde, her önüme çıkan yerde sohbet ediyordum. Sohbetlerimde malumunuz olduğu üzere daha çok tasavvuf üzerine oluyordu. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar tarikata geçti. Benim de tasavvufi ağırlıklı sohbet ettiğimi gördüklerinde, benden kendilerine tarikat dersi vermemi istediler. Bu talep artarak devam etti. Yıllar yılları kovaladı.
–Efendi Hazretlerinin Avrupa vekilliğine ne zaman getirildiniz?
Nusretullah Hocaefendi
–1979 yılıydı. Bir rüya gördüm. Rüyamda Mahmud Efendi Hazretleri ile bir sefere çıkmışız. Yolumuz engebeli bir araziden geçiyordu. Efendi Hazretlerine dedim ki; “Efendi Hazretleri izin verin sızı sırtımda taşıyayım.” Bunu söyledikten sonra Efendi Hazretlerini sırtıma alıp taşımaya başladım. Yürüyüşümüz sırasında kendisine sordum: “Efendi Hazretleri ne yöne gidiyoruz” Bana dedi ki; “Kırkları ziyarete gidiyoruz.” İlerledik, önümüze bir ırmak çıktı, ırmağı geçince tam karşımıza yemyeşil bir vaha çıktı, orada kırk kişi oturuyordu. Bu insanlar adeta nur saçıyordu. Efendi hazretlerine çok saygı gösterip hürmet ettiler. Efendi Hazretleri onlara önce Kur’an okudu, sonrada Mektubat… Efendi Hazretleri yapacaklarını tamamladıktan sonra, tekrar sırtıma alarak geldiğimiz yere geri döndük.
Bu rüyayı Efendi hazretlerine anlattım. Hiçbir şey söylemedi. Aradan sekiz yıl geçti, bir gün beni İsmailağa ya çağırdı. Gittim, bana dedi ki; “senin için bir istihare yaptırıyorum, birkaç gün burada kal” Ben de beklemeye başladım. İki gün sonra beni huzuruna çağırdı. “Doktor” dedi, “senin için istihare yaptırdım, hayırlı çıktı. Seni tarikat hizmetleri için Avrupa’da görevlendiriyorum. Hatırla bana bundan yıllar önce bir rüya anlatmıştın, işte o rüyanın hakikati bugün ortaya çıkıyor. Rabbim yolunu açık, hizmetlerini de daim eylesin.”
–Hocam! Siz Avrupa’da tam olarak ne yapıyorsunuz? Ya da yapmakla yükümlü olduğunuz göreviniz nedir?
Nusretullah Hocaefendi :
–Ben Avrupa’da ihvan kardeşlerimizin derslerini değiştiriyorum. Yeni ders alacaklara yardımcı oluyorum. İhvan kardeşlerimizin her türlü müşküllerinde onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu konuda Efendi Hazretlerinin hassasiyeti var.
İhvan derslerini en ince ayrıntısına kadar herkesin anlayacağı bir şekilde anlatmamı istemişti. Bu konuda yıllardır hassas davranmaktayım. Avrupa’nın dört bir yanından bana sohbet davetleri gelir, hiç birini geri çevirmem. Hastalık ve zorunluluk dışında.
–Türkiye’deki hizmetlerle Avrupa’daki hizmetler arasında fark var mı? Varsa ne gibi farklılıklar vardır?
Nusretullah Hocaefendi
–Türkiye’nin şartları ile Avrupa’nın şartları arasında elbette ki derin farklılıklar var. Bu sebeple birçok sıkıntı yaşadık. Efendi Hazretleri bana ilk görev verdiği günlerde sıkıntı ile karşılaştım.
Cemaatimizin içinde bir takım hocalar, beni eleştirerek “şöyle şöyle, allameler varken buna görev nasıl verilir” gibi dedikodular çıkardılar. Bizler dedikoduya bakmadık, verilen görevi bihakkın yerine getirmenin peşinde koştuk.
Avrupa’da cemaat işlerini yürütebilmek için oranın havasını iyi teneffüs etmeniz lazım. Biz yıllarımızı oralarda geçirdik.
Zaman zaman bazıları Avrupa ile ilgili ahkâm kesiyor, fetvalar veriyor… Onlara diyorum ki; Avrupa’nın havası, Türkiye’nin havasına benzemez, önemli meselelerde fetva verecek, bir fikir ortaya atacaksanız, bize danışın size yardımcı olalım.
.
HER AY ON BİN KİLOMETRE YOL
–Avrupa’nın daha çok hangi ülkesinde kalıyorsunuz?
Nusretullah Hocaefendi
–Belçika, İsviçre ve Avusturya ülkelerinin her birinde ayrı ayrı olmak üzere her ay iki programım var. Fransa ve Hollanda’da talep üzerine birkaç ayda bir sohbet yapıyoruz. Bizim en yoğun olduğumuz ülke Almanya’dır. Bu nedenle de programlarımızın çoğunluğu Almanya’dadır. Almanya’da çok yoğun çalışmalarımız var. Tabiri caizse Almanya kazan biz kepçeyiz. Bir ayda altı ile on bin kilometre arası mesafe gidiyoruz. Bu şu demektir; Türkiye’yi örnek vererek söyleyeceğim. Edirne’den Hakkâri’ye her ay dört defa gidiyorsunuz, dört defada geri dönüyorsunuz. Kardeşler merak edip soruyor “hocam bu yaşta, bu mesafeleri gidiyorsunuz buna nasıl dayanıyorsunuz?” Ben de onlara diyorum k; bizi bu göreve gönderen Efendi Hazretleridir. Gönderirken de duasını almıştık. Sizin anlayacağınız arkamızı sağlam yere dayadık, dualarla bu yoğunluğun üstesinden geliyoruz
.
Nusretullah Hoca ile yapılan bir mülakat
.
Derleyip sunan: isa erdoğan
Yorum Yapılmamış