Cübbeli Hocanın Hurafeleri ! Uçuk Rakamlar
Hadis , İslami hayat , REDDİYELER / 7 Mart 2021

Allah’ın yüce Adıyla  Dün bir genç geldi, ülke çapında müspet bir vakıfta Arapça üzerinden medrese dersleri okuyormuş.. Söz Cübbeli hocaya geldi. Oradaki bazı hocalar Cübbeli hocaya hurafeci diyesiymişler. Öğrenciler de etkilenmişler baktım aynı ağızdan konuşuyor. Alimlere saygıyı öğrenememişler..! “Hurafe” Bidatçı zümreler zaten EHL-İ SÜNNET cemaatler için genelleme yaparak “hurafec!” demiyorlar mı ! Diyorlar. Bu itibarla.. eğer bu zamanda onların dilinde hurafeci olmak Ehl-i Sünnet olmak demekse eminim ki Cübbeli hoca da kendisinden “hurafeci” denilmesinden gocunmayacaktır. Yani onların bize ne dediği hiiç önemli değil. Mutezile bize Ehli Sünnet mi diyor? Şiya bize Ehli Sünnet mi diyor? hayır.  Şiir: “Eğer irtica Şeriat ise ** Başımın tacı olsun” Şehit Hızır Efendi R.A Bu delikanlıya bir ayar, bir saygı aşısı vermem gerekiyordu.. Epey konuştuk. Sonunda Cübbeli hocaefendiye “Hurafeci” diyenlerin hatalı olduğunu kabul etti ve kendisi de mahcup oldu. O konuşmaya girmeden önce hurafe nedir ne değildir bir bakalım. Peygamber Efendimizin anlattığı bir konu için kadınlardan biri “Ey Allah’ın Rasulü! Eğer bunu sizden duymuş olmasam hurafe derdim” der. Bunun Üzerine Rasulullah sas _”Hurafe nedir bilir misin sen ?” _”Hurafe olmamış uyduruk şeylere denir” _Hurafe beni Uzra kabilesinden bir adamın adıdır. Sözlerin en doğrusuydu onun sözleri. Cahiliyye döneminde cinler tarafından esir alındı ve uzun süre hapsedildi…

Görmekle Gelen Yakin ve Fazilet
ANALİZ , Dini Hüküm , Hadis / 5 Mart 2021

Allah’ın yüce Adıyla İnsan bir şeyden genelde iki türlü haberdar olur. Görmek ve işitmek. İman ki hayatımızın en mühim işidir, onun da gerisinde bilgi/haberdar olmak vardır. Kimse bilmediği şeye iman edemez. Allah’a imanın gerisindeki bilgiye marifetullah denir. Kişilerin iman dereceleri marifetleri miktarıncadır. Bu yazıda marifetin iki kaynağından “görme”nin, duymaya ne kadar üstün olduğunu işleyeceğiz.. Dünya gözüyle görmek, görmeyip başkasından duymaya nispetle derece derece üstündür, Bazı deliller : Allah Rasulü sas miraç gecesi “Allahı gördü” der İmam-ı Rabbani Ona bazı ayet ve alametlerimizi “gösterelim” için gece vakti isra ettiren Allah sübhandır.” İsra 1 Sahabe Rasulullah’ı gördüğü için sahabe oldu.. “En Hayırlı asır benim asrım” [Hadis]¹ Sahabeyi gören gözler tabiin oldu Tabiini gören gözler tebe-i tabiin oldu İbrahim as “Allah nasıl yaratıyor?” görmek istedi “Haber almak görmek gibi değildir” Hadisi şerif Bakın Musa as kavminin puta taptığını yolda gelirken haber almıştı ancak Tevratı (Elvahı) elinden atmamıştı ancak ne zaman ki onları bizzat o heykele taparken gördü, manzarının dethşetinden Tevratı yere attı/düşürdü” ² Görmekten hasıl olan yakin başka şeyle hasıl olmaz. “O yüzden sahabenin imanı şühudîdir, onları ikan derecesine kimse yetişemez.” ³ “Cebraili o en yüksek ufukta gördü” Necm:7 “Beni gören gözlere müjdeler olsun..” Hadis “Eraeyte..” gördün mü, görür gibi bildin mi ?…

Şeyhe Bakmak İbadet mi ?

Bismillahirrahmanirrahim Soru: Bir videoda yaşlıca bir zat konuşma yapıyor “Bir Allah dostunun sohbetine katılmak kabule şayan yüz yıllık nafile ibadetten üstündür” diyor.. Bu olabilir mi ? Böyle sözler caiz mi ? Az bir amel yılların ibadetinden üstün olabilir mi ? Bunun Kitap ve Sünnette delil var mı ? Cevap: Evet olabilir. Kuran Sünnet ve Makul delillere göre bu mümkündür ve vakidir. KURANDAN DELİLLER 1) Bakara: 212. ayet “Allah dilediği kulunu hesapsız nasiplendirir” . Dikkat edin Allah hesabınız rakamlarınız onu hesap etmeye yetmeyecek oranda yani sonsuz olarak nasiplendirir rızıklandırır” buyuryor.. (ve Al-i İmran:37 ve Nur:38)  2) Bakara 261. ayet “Allah dilediği kuluna katman katman fazla verir..” Yudâifü” yani katlar katmanlandırır..  3) Bakara 269. Ayet: “Allah dilediği kuluna hikmet verir, kime de hikmet vermiş olursa ona çook hayırlar vermiş olur” 4) Al-i İmran 73, Hadid 22, Cuma 4, : Deki; Fazıl Allahın elindedir, onu dilediğine verir. Allah Vâsi ve Alîm’dir.”  5) Al-i İmran 74: Allah dilediği kullarını rahmeti için seçer. Allah çok büyük fazıl sahibidir” 6) Rad 26 ve İsra 30 ve Kasas 82 ve Ankebut 62 ve Rum 37 ve sebe 36,39, Zümer 52, Şura 12 : Allah dilediği kulları için rızkı geniş genişletir dilediği için daraltır..” 7) İbrahim 11 :…

Aşere-i Mübeşşere (Cennetle Muştulanan 10 Sahabe)
Ehl-i Sünnet Akidesi , Hadis / 29 Ocak 2021

Allahın Yüce Adıyla Hz Ebû Bekir Essıdîq Hz Ömer El Fârûq Hz Osman Zinnureyn Hz Ali Elmurtaza Talha b. Ubeydullah Zübeyr B. Avvâm Abdurrahman b. Avf Sa‘d B. Ebî Vakkâs Ebû Ubeyde b. Cerrâh Saîd B. Zeyd 7) Abdurrahman B Avf  عبد الرحمن بن عوف Abdurrahman ra Fil Vak‘ası’ndan (571) on yıl kadar sonra Mekke’de doğdu. Câhiliye döneminde Abdüamr veya Abdülkâ‘be olan adı, Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimiz tarafından Abdurrahman olarak değiştirildi. Genç yaşından itibaren ticaretle uğraştı. Câhiliye devrinde de içki içmeyen ve güzel ahlâka sahip biri olarak tanınırdı. Hz. Ebû Bekir ile olan eski dostluğu, onun vasıtasıyla Müslüman olmasını sağladı. İlk sekiz Müslümandan biri olan Abdurrahman, Mekke müşriklerinin baskı ve işkenceleri yüzünden önce Habeşistan’a, sonra da Medine’ye hicret etti. Hz. Peygamber onunla Ensardan Sa‘d b. Rebî‘ arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu. Rasulullah Efendimizle birlikte bütün savaşlara katıldı. Uhud’da yirmiden fazla yara aldı, hatta ayağındaki yaralar sebebiyle topal kaldı. Hicretin altıncı yılında (628) Dûmetülcendel üzerine yapılan bir seferde, Hz. Peygamber onu seriyye kumandanlığına getirdi ve başına sarık bağladı. Savaşı kazanınca Peygamber’imizin tâlimatı üzerine kabile reisinin kızı ile evlendi. Tebük Seferi sırasında imamlık ettiği bir namaza Peygamber Efendimiz de iştirak etti. Böylece Hz Ebû Bekir gibi o da Resûlullah’a imamlık yapmış oldu….

Allah Ahirette Kulun Günahını Saçacak Mı ?

Allahın Yüce Adıyla.. Geçenlerde WhatsApp programı “kullanıcı bilgilerini paylaşma” izni isteyince insanlar tabii ki buna müsaade etmediler ve farklı arayışlara girdiler. O günlerde bazı Müslümanlar bu hadise’den bir ibret çıkarmışlar, insanlara nasihat etmeye durdular. Şöyle bir yazı o günlerde epey dolaştı : “Ey Müslüman vatsap senin bilgilerini zaten biliyordu ancak ne zaman ki bu bilgilerini paylaşacağım dedi, sen o zaman bir telaşa kapıldın bir korkuya kapıldın.. Ancaak ! Allahü Teala senin bütün bilgilerini biliyor ve yarın Mahşerde milyarlar önünde günahlarını herkesle paylaşacak ve belki rezil olacaksın ama bundan ötürü hiç telaşa kapılmıyorsun! hiç bir korku emaresi göstermiyorsun..! Yazık sana !! vs” Bu yanlış arkadaşlar. Allahımız öyle bir Allah değil ! Bunun yanlış olduğunu biliyordum ve ilgili hadisi o günlerde aradım ancak bulamadım. Dün sabah derste Buhari’den seçme hadis ezber kitabımız Sırac’ül Muttakin¹ okurken önümüze geldi. Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Yüce Allah kıyamet günü Mümin kuluna yakınlaşır üzerine hıfz-i himayesini gerer ve onu örter. Ona der “kulum şu günahını hatırlıyor musun ? Şu günahını biliyor musun? Ve şu günahını.. Kul Evet ya Rabbi Evet ya Rabbi der. O anda kul bütün günahlarını itiraf eder ve kendi içinden Eyvah ben helak oldum diye düşünürken Yüce Allah “Dünyada günahlarını gizlemiştim (seni aleme rezil etmedim)…

5 Kesim İnsan Allah’a Sövmektedir

Yüce Allah’ın Adıyla “Kişi bazen bir söz söyler o anda kendi de önemsemez, çevresindekiler de ve ama Allah nezdinde çok ağır bir laf etmiştir, o lafı yüzünden cehennemin dibini boylar” demektedir Peygamberimiz sas Allah iyilerin en iyisi, güzellerin en güzeli.. Müslüman olup da Allah’a söven sövdüren, küfreden olabilir mi ! Oluyor maalesef ve hiç farkında olmadan. Sövmek kime neye olursa olsun, her durumda çirkin bir iştir. Müslümana sövmek kişiyi fasık eder. Dine Kitaba Peygambere Allaha sövmek ise kişide iman ve nikah bırakmaz.. Bunu herkes bilir ancak bilinmeyen şey insanların farkında olmadan da Allaha sövmüş olabilecekleri.. Söven cehennemin dibini boylar Bu yazı, farkında olmadan, istemeden Allah’a sövmekten seni kurtarma maksadıyla kaleme alındı. Müslümanlar içinde beş kesim insanlar Allaha ama dolaylı veya dolaysız sövmektedir. Ettikleri laflar Allah nezdinde böyle değerlendirilmektedir. Kim bunlar ? Birinci Kesim Allaha söven, küfredenler Allah Rasulü Muhammed aleyhüsselam efendimiz buyurdular “kimse anasına sövdürmesin” Sahabe şaşırdı, anasına da sövdüren kişi var mıdır ki Ya Rasulallah !? Evet var, sen onun anasına söversin o da senin anana söver anana sövdürmüş olursun” Bunun gibi sen onun taptığına söversin, o da senin Allahına söver ve sen Allaha sövdürmüş olursun, hiç farkında olmadan.. “Onların Allah’tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da haddi aşarak…

Bidatlar ve Çirkin Sonuçları

Bismillahi.. Bidat b-d-e (ب د ع) kökünden isimdir ve lugatte yeni şey demektir. İslami bir terim olması itibariyle BİDAT : Din-i Mübini İslam’a yeni bir inanç veya amel ilave etmek. Herkesin anlayacağı bir tabirle BİDAT: Kuran, Sünnet, İcma ve Kıyas’ın onaylamadığı bir inanca sahib olmak veya bir eylemle sevap ummak. Görüldüğü üzere bidat ikiye ayıldı: 1. itikadi bidatler,2. ameli bidatler 1) İtikadi bidatler yani islam inancına yeni maddeler ilave etmek, bu anlamda Rasulullah ve Ashabının inancında olmayan şeylere inanmak kişiyi, Fırka-ı Naciyye’den (kurtulacak tek fırka olan) Ehli Sünnet’ten çıkarır ve fırkayı dâlle içine sokar. İslam ulemasının beyanıyla “sapıklık” demek olan itikadî bidatlere sahip olanların cezası ahirette Allah önünde affı olmayacak” der Ruhul Beyan Sahibi İsmail Hakkı ra. Sapık inanca sahip olmak affın kapsamı dışında kalmakta, bu bakımdan en mühim bir mesele olarak her asırda müslümanların dikkatine sunulmuştur. Buna misal olarak aşağıda sayacağım inançlar bidattır ve sapıklıktır: -“islamda mezhep, tarikat, cemaat yoktur!” diye inanarak müntesiplerini dalalete nispet etmek (!)-“Din akılla kesişmez” deyip aklını temel referans sayıp her meseleyi akılla çözeceğine inanmak (!)-“Hadislere gerek yok kuran yeter!” demek-Şefaat olmayacak!” demek.-Allah cennetten görülmeyecek!” demek.-“İnsan ne yapıyorsa onu yapmaya mecburdu o yüzden yapar!” demek-“Allahın bizim gibi eli ayağı oturması kalkması var!” demek-Kuranın manası Allahdan…

Burçlar, Yıldızı düşük olmak var mı?

Rahman ve Kahhar olan Allah’ın adıyla  Sual: Hocam yıldızı düşük olmak nedir? bunlar doğru mudur?  Kuran ve Sünnette ve müctehid alimlerin sözlerinde “yıldızı düşük olmak, yüksek olmak” gibi tabirler tespitler mevcut değildir. Esasında Yıldızların insan üzerinde tesiri olduğuna inanmak en başından islam itikadına aykırıdır.[1] Bununla beraber Allah her insanı muhtelif akıl, şeciyye ve istidatta yaratmıştır. Lakin bu farklardan hiç biri kişiyi Allahın emir ve yasaklarından muaf kılmaz. Meğer ki aklı bunları idrake yeterli olmamış olsun.. Yıldızı düşük olmaktan kasıt kimine göre “kısmeti kapalı olmak veya her şeyden, kem gözden vs çabuk etkilenmek miş !” Kısmet de etki de Allah’ın elindedir. “Allah fazlını kimseden esirgemis değildir. Allah kullarına adil bir şekilde infak ve tasarruf eder. Ancak farklılık kul cihetindendir kimi Allah’ın fazlını alır, kabul eder kimi ise rededer. Allah’a sırt dönmek, Allah’tan gafil yaşamak mahrumiyet sebebidir ve Allahın fazlını reddetmektir” der İmam-ı Rabbani ks Ayrıca kişinin Allah’a inancı, zannı nasılsa Allah’ın ona muamelesi de öyle olacaktır. Allah’tan umudu kesen, nasip kapılarını kendine kapatmış, zarar kapılarını açmıştır.. Itaat, dua, sebeplere sarılmak ve tevekkülle Allah’ın fazlını aramalı ve daima ümitvar olmalı ve Allaha hüsnü zann içre yasamalıdır. Peygamberler gibi.. 90 yaşında da olsa çocuk sahibi olmaktan umudu kesmemeli, düşman ordusu ile deniz arasında…

İttiba ve Taklit
Hadis , İslami hayat , Tahkikat / 27 Aralık 2020

Allahın Yüce Adıyla Taklidi herkes yeriyor. Ehl-i Hadis yeriyor, insanlar hadis ile ameli terk edip mezhep imamlarını taklit ettiği için. Kitapçılar yeriyor, İnsanlar Kuran meali ile amel yerine Rasulullahı taklit ettikleri için. Modernist ilahiyatçılar yeriyor, insanlar bunların dini yorumlara aldırmayıp geçmiş müctehit alimleri taklide devam ettikleri için. Biz ise taklidi övüyoruz, takit tahkikin kapısıdır çünkü (التقليد باب التحقيق) Ancak övgüye layık olmayan bir çeşit taklit var: Bazı insanlar Rasulullahın maksadını niyetini kavrayıp Sünneti ifa etmek yerine her türlü fiil ve terkini taklit ederler. Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor: Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)” Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal…

“İnsanlar Topluca Günah işlediğinde.. El Kafi” Hadisi Uydurmadır
Bidat ehlini redd , Hadis / 17 Aralık 2020

Allah Rasulünün (salat ve selam olsun) böyle bir hadisi yok. Ne sahih kaynaklarda ne de Mevzularda. Burada kaynak gibi gösterilen El Kafi kitabı Şianın uydurma dolu hadis kitabı. İşin tuhaf tarafı bu söz orada da yok, açıp baktım, ne eski baskı PDF lerde ne de yeni dizgilerde böyle bir şii hadisi de yok. Ve ancak millet bunu hadis diye yayıyor.. Belli ki Fesbukçu bir zibidi konjöktüre bakarak bunu uydurmuş olabilir. Bu vb lafları hadis diye yaymak Rasulullaha iftiradır. “Kim bana yalan isnad ederse Cehenneme kendini hazırlasın” Mütevatir hadisi şerifi, ister olumlu ister olumsuz olsun laf uydurup “Bunu Peygamber söyledi” diyenlere Cehennemi vaad ediyor. Ne kötü bir son ! Zerre kadar Allah korkusu olan bu vb uyduruk lafları yayamaz, paylaştıysa da siler. Maalesef watsap fesbuk vb çıktığından beri birileri dinimizle alay ediyor ve piyasaya boyuna uyduruk lafı “hadis” diye servis ediyor. Bizim cahil milletimiz de lafın süsüne aldanarak hemen paylaşmaya başlıyor.. Ne vahimdir ki bunu yapanlar içinde hoca sandıklarımız da var !! Laf şu: “Yüce Allah İnsanlar topluca günah işlediklerinde, öğüt alıp tövbe etsinler diye onlara salgın bir bela gönderir miş ! Emr-i bi’l-maruf ile Nehy-i ani’l-münker (iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ilkesini terk ettiklerinde, onları evlerinden dışarı çıkamayacakları duruma düşürür müş!…

Baldaki Şifa ve Yalan Söyleyen Karın
Hadis , İslami hayat / 8 Aralık 2020

Allahın Yüce İsmiyle Sual: Ayet ve hadislerde şifa olduğu belirtilmiş bal çörek otu gibi tiryaklar, okuyanı kesin korur denilen dualar bazılarında neden tesir etmez ? Şifa olmaz ? Ümmete vaad edilen zafer ve müjdeler neden gerçekleşmez ? Cevap : Asr-ı Saadette bir adam Rasulullah aleyhissalatü vesselam efendimize geldi ve “Ya Rasulallah kardeşimin karnı ağrıyor ishali var geçmiyor” dedi. Peygamber Efendimiz “ona bal içir” buyurdu. Adam gitti sonra tekrar geldi “içirdik ancak yaramadı ishali daha da arttı” dedi. Peygamberimiz yeniden “ona bal içir” buyurdu. Adam gitti sonra tekrar geldi “içirdik Ya Rasulallah ancak yaramadı ishali daha da arttı” dedi. Peygamber Efendimiz üçüncü kez “ona bal içir” buyurdu. Adam gitti sonra tekrar geldi “içirdik ancak yaramadı ishali daha da arttı” dedi. Peygamberimiz dördüncü seferde buyurdular ki “Vallahi Allah doğru söylüyor, senin kardeşinin karnı yalan söylüyor. Git ona bal içir” Adam gitti kardeşine bal içirdi ve kardeşinin karnı iyileşti.[Buhari • Müslim • Tirmizi • Nesai • ve Ahmed b Hambel. Lafız ona ait] Bu hadis-i şerifte ümmete çok büyük dersler ibretler öğütler var: Bir) Allah ve Rasulüne imanımız şeksiz şüphesiz olmalı. Zira imanda şek (aceba) imanı iptal eder. Allah ve Rasulüne imanımız o derece olmalı ki aksini gözümüzle görsek gözümüzü yalanlamalı ama Allah…

1 Sünnet 100 Şehit Sevabı mı?

Allah’ın yüce Adıyla.. Soru : Ahir zamanda unutulmuş bir sünneti uygulayana 100 şehit sevabı verilecektir” deniyor.. Bu doğru mu ? Yüz şehit sevabı fazla değil mi? Mahmud Efendi Hazretlerinin bu hususta açıklaması nedir? CEVAP : Bu konuyla alakalı hadisi şerifler şöyledir : “Ümmetimin fesada düştüğü bir zamanda kim benim sünnetime sımsıkı sarılırsa ona şehit sevabı vardır” [1] Diğer bir rivayette “.. ona 100 şehit sevabı var” [2] Görüldüğü üzere bu büyük ecir bir tek sünneti yapana değil, umum manada “Sünnet’e sarılana” vaad edilmiştir. Yani hayatında bidat’a hiç yer vermeyip her işinde Sünnet-i Rasulillah ile amel edene.. Hadisin ifadesindeki “sarılmak/temessük” bu manaya gelir. Çünkü “Allah bidat sahibinin amelini kabul etmekten çekinir/kabul etmek istemez, o bidatı terk etmedikçe” buyuruyor peygamberimiz aleyhisselam [3] Bu hadisten anlaşılıyor ki bir çok bidat işleyip tövbe etmeyen ama bir iki sünneti de ifa eden kişiler bırak şehit sevabı almayı, sıradan sevapları bile alabilecekler mi alamayacaklar mı, tehlikedeler. İmam Mahmud Efendi Hz “Fesad vakti Sünnetime sımsıkı sarılana yüz şehit sevabı verilir” hadisini açıklarken buyurdular “Çünkü sünnete sarılanlar yüz kere ölür, yüz kere dirilirler” Yani bozuk zamanlarda Sünneti ihya eden samimi müminlere, fasık ve zalimler öyle haksızlıklar yapar, öyle zulümler reva görürler ki o kişi hayatı boyunca yüz kere…

Hilye-i Şerif | Rasulullahın Görünüşü 1
Hadis / 22 Kasım 2020

Allahın Yüce Adıyla Rasulullah Muhammed aleyhisselam efendimiz tatlı, beyaz tenli orta boylu idi • saçları düz gümüş gibi beyaz tenli idi • Rasulullah kırmızıyla karışık beyaz tenli gözbebekleri siyah kiprikleri uzun idi • Rasulullah iri başlı teni ışıltılı açık beyaz alınlı uzun kiprikli yakışıklı bir zat idi • Allah Rasulü yüz bakımından insanların en güzeli, yaradılışca en iyisi, öyle aşırı uzun değil kısa boylu da değildi • Rasulullah insanların en güzel ayaklısı en güzel ahlaklısı idi • O insaların en güzeli en cömerti en cesuru idi • Sıfatca insanların güzeli en yakışıklısı uzuna çalar orta boylu geniş omuzlu yanakları düz ve pürüzsüz saç sakalı siyah gözleri sürmeli uzun kiprikli idi. Rasulullah efendimiz yere bastığında ayağı ile tam basar cübbesini üzerinden indirip vücudu görüldüğünde sanki gümüşten bir külçe güldüğü vakit yüzü ay gibi ışıldardı • Ten rengi parlak terleri inci gibi yürüyüşü sağlam idi • Rasulullah as evdeki bekar kızdan daha utangaç; haya sahibiydi • Insanların ezasına karşı en sabırlı • Dişleri arası ayrık konuştuğu zaman sanki dişlerinden bir nur fışkırırdı • dudakları pek güzeldi • Nübüvvet mührü sırtında çıkıntılı idi güvercin yumurtası kadar kırmızı bir et bezesi idi • Salât ve Selam Ona ve âline Ashabına olsun ya Rabb Imam…

SÜNNETİ ANLAMAK
Bilgi , Dini Hüküm , Hadis / 5 Ekim 2020

Bismillahirrahmanirrahim 1) Lugatte Sünnet: yol, hareket tarzı, adet, kanun.2) Islam Şeriatında Sünnet: Dinin 2. Delili, teşri kaynağı.3) Hadis ilminde sünnet: Kavl-i Rasul, fiil-i Rasul ve takrir-i Rasul ile sıfat-i Rasul ve dahi Sahabenin filleri ve sözleri. (2.ci ile aynı)4) Usulü Fıkıhta Sünnet: Farzı bütünleyen unsur.5) Fıkıhta Sünnet: Farz dışında yapılan her dinî amel. (Muekket olan ve olmayan) Kuranda geçen “Sünnetullah” ifadesinde sünnet luğavi manada istimal edilerek Allaha nispet edilmiş ve Allahın tarzı, kanunu demek olmuştur. “Rasulullahın sünnetine ittiba etmeli” cümlesinde sünnet ile yine lugat manası ‘yol’ kastedilmiş olup “Rasulullahın din adına yaptığı her şey; bütün farzlar vacipler sünnet ve müstehaplar” murad edilmiştir. Sünnet Kitapla birlikde telaffuz edilirse (Kitap ve Sünnet) denirse Dinin 2. teşrî kaynağı olur, hadis ilmindeki Sünnet’le aynı şey kastedilir: Allah Rasulünun filleri sözleri ve onayları, hatta sahabelerinkileri.. Yani bütün hadisler. Bir amelin hükmü söylenmek istendiğinde mesela “selam vermek sünnet” “sübhaneke okumak sünnet” denildiğinde sünnet’in Fıkıhtaki manası (Farz olmayan sevaplı amel) kastedilir. Usulü Fıkıhta Sünnet, Farzı bütünleyen şey idi. Mesela: Namazda ruku (belden eğilmek) farz. Ellerle diz kapaklarını kavramak, sırt ve başın bir hizada düz olması, kol ve bacakların gergin olması, hareketin kesilip sukunetin olması ise sünnettir. Ruku farizası bu sünnetlerle tastamam ve mükemmel olmuştur. Yine rukuda ‘SübhaneRabbiyelAžıym’…

70 Bin Kelime-i Tevhit okumak
Dini Hüküm , Hadis , İslami hayat / 11 Ağustos 2020

Allahın Yüce Adıyla Amellerin Fazileti Kitabından 70 bin Kelime-i Tevhit okumanın Fazileti  Leys radıyallahu anh dan rivayetle, Hz. İsa aleyhisselam buyurdu ki: Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in ümmeti (mahşerdeki amellerin tartıldığı terazide) insanlar arasında amelleri en ağır olanlardır. Çünkü onların dilleri önceki ümmetlere ağır gelen bir kelimeye yatkındır. O kelime La ilahe illallah’tır.” (Dürrü Mensur Terğib) Şeyh Zekeriyya Kandehkevi Rh.A diyor ki: Bu açık bir hakikattir ki, Kelime-i Tevhid hiç bir ümmette, ümmeti Muhammed arasındaki kadar çok yaygın ve bolca söylenir değildi. Çünkü bu Ümmet arasında Allah’a giden yola sevk eden yüz binlerce manevi terbiyeciler (Şeyhler) ve onların her birinin çok sayıda bağlıları (müridleri) bulunmaktadır. Bu kelimeyi her gün binlerce defa söylemek hemen hemen hepsinin günlük yaptıkları dersleri arasına girmiştir. Cami-ul-Usul’da şöyle yazıyor: “Allah lafzının zikri, günlük bir vazife olarak beş bin adettir. Fazlası için bir sınır yoktur. Tasavvuf ehli için günde en az yirmi beş bindir. La ilahe illallah’ın miktarı ise onlar için en az beş bindir.” Bu miktarlar bu yol ehlinin tavsiyesine göre azalıp çoğalabilir. Benim gayem Hz. Isa aleyhisselamın sözünü teyid etmek için büyük zâtların ölçülerini bildirmektir. Şöyle ki, bu zatların her birinin en azından yukarıdaki miktarları söylediği bildirilmiştir. Nitekim Mahmud Efendi hz nin tarikatında da kelime-i tevhit…

Insana Secde
Genel , Hadis , İslami hayat / 8 Haziran 2019

Allah’ın yüce ismiyle..   “Sahabeden Muaz bin Cebel ra o zamanlar Rum diyarı olan Şam tarafına bir seferden dönünce gelir Allah Rasulü’ne secde eder. Peyganber efendimiz sas “bu nedir şimdi ey Muaz !?” diye sorar. Muaz: “Ya Rasulallah gördüm ki Şamda insanlar patriklere piskoposlara secde ediyorlar. O vakit içimden geçti ki biz de sana secde edelim çünkü tazim ve hürmete sen onlardan daha layıksın”   Peygamber Efendimiz: “Hayır bunu yapmayın. Allah’tan başkasına secde etmek layık değildir. Eğer Allah’tan başkasına secde edilmesini söyleseydim kadın kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammedin canı elinde olan Allah’a yemin ederim ki kadın kocasının hakkını ödemedikçe Allah’ın hakkını ödeyemez. Deve sırtında bile olsa onu arzulayıp çağırsa kalkıp gelmelidir” [Müsned, Ebu Davud, Ibni Kesir, ibni Hibnan, Terğib, Şevkani; Sahih]1   Bazı rivayetlere sokuşturulan “kocasının bütün vücudu irin olsa ve kadın diliyle temizlese vesair..” lafları uydurmadır.   Farklı rivayetlerde Allah Rasulü sas Muaz ra’ sorar: Ya kabrime (ölüme) secde eder miydin? Hayır demektedir. Şu halde dirime de etme” Yani “ben de faniyim. Secdeye layık olan ancak ölmeyen Diri, Allahtır” demek ister.   Yine aktarılır, Medine’de bir deve Rasulullah’a secde eder. Bunun üzerine insanlar “Ya Rasulallah akılsız şuursuz bir hayvan bile sana secde ederken bizlerin sana tazim ve saygımızı sunmamız…

Tövbe Sütunu ve Ebu Lübabe Ra
Hadis , İslami hayat , Tahkikat / 4 Aralık 2018

Ebu Lübabe direği veya Tövbe Direği veya أسطوانة التوبة Hendek gazvesinden hemen sonra Allah rasulu sallallahu aleyhi ve sellem 3000 sahabesiyle birlikte yürüdü, anlaşmayı bozmuş ve islam düsmanlarıyla birlikte hareket etmiş olan Beni Kurayza yahudilerini (kalelerini) kuşattı. Ya Müslüman olmak, ya savaşmak ya da teslim olmaktan başka çareleri yoktu. Ancak teslim olmaları durumunda başlarına ne gelir öğrenmek için Müslümanlardan biriyle istişare yapmak istediler. Ve eski komşuları tanıdıkları Lübabe bin Abdilmunzir hazreterini istediler. Allah rasulu Ebu Lubabeyi onlara gönderdi. Kaleye gelişinde onu ayakta karşıladılar, kadınlar çocuklar yüzüne karşı ağladılar. Ebu Lubabenin kalbi rikkate geldi onlara acıdı. Sordular Muhammedin bize teslim ol teklifini kabul edelim mi ? o da ağız ile “evet teslim olun” dedi ancak eliyle boynunu işaret ederek “bu sizin sonunuz olur” demeyi ima etti. o anda yerimden kıpırdamadan Allaha ve Rasulüne ihanet ettiğimi anladım dedi ve pişmanlıkla çıkıp onu bekleyen Rasulullaha da uğramadan doğruca Mescidi Nebeviye vardı ve kendini bir direğe bağlattı ve “ya burada yemeden içmeden öleceğim ya da Allah tövbemi kabul edecek” dedi. Peygamberimize bu iletildiğinde “Eğer bana gelseydi onun için istiğfar ederdim ancak o yapacağını yapmış, Allah tövbesini kabul etmedikçe onu direkten çözecek değilim” buyurmuştur. Namaz ve hacet vakti hanımı veya kızı onu çözüyor gündüzleri oruç tutuyor…

Caner Taslamanın Metod Çelişkisi

Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…

Alimin Felsefe Önündeki Malubiyeti
Hadis , REDDİYELER , Tahkikat , Türkiye Gündemi / 14 Ağustos 2017

Allah’ın Adıyla Felsefeci: Bu hadis uydurma çünkü bilim felsefesine aykırı, sosyolojiye aykırı yok psikolojiye aykırı ! Alim: “Hayır aykırı değil çünkü bilimsel tespitler, pratik realite, tarihi tecrübe gösterdi ki..” dediği anda alim, felsefeci önünde malup olmuştur. Bundan sonra ne derse desin, isterse felsefeciyi ikna etsin malup olmuştur. Çünkü kurt felsefeci onu kendi metoduna, felsefe yoluna çekmiş alim de kuzu kuzu gitmiştir Zira islamda hadislerin sahih ve sakim olanı tespit etmek senetlerinin kuvvet derecesi iledir, akli felsefi değerlendirmelerle değil. Bilimsel(!) değerlendirme kapısını açtığın zaman bütün ‘İlm-i Üsul-ü Hadis’i iptal ve geçersiz kılmış olursun. Özellikle de avam halk nazarında. Artık herkes hadislere kendi felsefesinden yaklaşır, kimini kafasına göre reddeder kimini hevasınca cerh eder.. Doğrusu : Alim savunmasını şöyle yapmalıydı: Bu hadis sahihtir çünkü bunu filan muhaddis filan raviden rivayet etti, Imam Buhari/Muslim de onlardan tahric ve tespit etti. Senet muttasıl ve ricalin hepsi šika. Demek ki hadis sahih. Madem ki sahih, aklımız bilimimiz bugün onu ihata etmese de makbulumuzdür” demeliydi. “Ama felsefeci usulü hadis, usulü fıkıh kabul etmiyor senet zincir ravi muhaddis dinlemiyor.. bu açıklama tarzı onu ikna etmez!” Şeklinde itiraz edenler dinleyin: Bütün cihan ulemasının ittifakla icra ettiği en sağlam ve geçerli usul (ilmi usul-ü hadis’i) aklı kıt ilmi zıt bir…

Neden Yalnızca Oruç Allah için ?

­Allahın Adıyla Sual: “Ademoğlunun bütün amelleri kendisi için, oruç ise Benim içindir, artık onun mükafatını ben vereceğim.” [Buhari-Muslim] Hadisi Kutsisinde diğer ameli salihlerin değil de yalnız orucun ‘Allah için’ olmasını nasıl anlamalıyız ? Cevap: Allah bütün amellerin mükafatını bildirmiş olarak kul o mükafatı umarak amel eder. Mesela Farz Namaz Cennetin anahtarıdır Cennete girmeyi sağlar. Nafile namazlar Cennetin konakları köşk çadırlarıdır, tesbihler zikirler Cennetin ağaçları meyveleri sofraları. Zekat ahiret mülkünün çoğalması garantisidir. Kuran okumak ve Cihat etmek Cennet derecelerinin yükselmesidir. Hacc Umre günahların affı kefareti olarak Cehenneme düşmemeyi sağlar..vs Dolayısıyla kul tarafından yapılan her amel ve ibadet karşılığını elde etmek içindir. Bu açıdan o amel, ibadet aslında kulun kendisi için olmuş oluyor. Ancak oruç böyle değil. Çünkü Orucun mükafatı belirtilmemiştir. Dolayısıyla kul oruç tutarken somut bir ücret ve mükafat beklemez. Bu bir nevi karşılık beklemeden yalnız Allah istediği için, Allah’ı razı etmek için oruç tutmak oluyor. Şu halde oruç Allah için oluyor. Aslında bu durum, yani mükafatı olmasa bile Allah razı olacağı için ibadet etmek, ihlasın zirvesidir ve Allaha en yakın, mukarrebun kulların nasibidir. Mukarrebun kulların hayatını kuşatan bu hal, Ebrar kullar için yalnızca oruç’ta ele geçer. Öz Cevap: Bütün ameller karşılığında belirtilen somut mükafatı elde etme amaçlı yapıldığı için kula dönüktür….