Allahın yüce Adıyla Reis Mujdeyi vereceğim demiş “Türkiyenin Kaderini değiştirecek büyük bir müjde..” Bu yazılırken henüz müjde verilmemiş.. Kemalistler dediler “bizim için müjde ancak Kemalin mumyalı cesedinden yeniden aramıza dönmesidir” Koministler de demişler “bizim için müjde ancak sosyalizmdir” Bazı müslümanlarımız da bunları taklit ederek “Bizim için müjde ancak Şeriattır” demişler. Eyvallah. Ancak bu söz “Bundan aşağısı bizi sevindirmez” demekse orada durun Neden sevindirmesin ? Islamda gaye kutdal olduğu kadar gayeye götüren yol da, o yolda atılacak her adım da kutsal değil midir ? Beni sevindirecek müjde nedir söyleyim mi ? Reis mesela desin ki “gelecek secimde tekar aday olacağım” bu benim için mujdedir. Veya desin ki “bomba civatası üretmeyi başardık” veya “bir hastane daha açtık” büyük müjde. “Akdenizde petrol bulduk, Gaz bulduk..” Çok büyük müjdeler bunlar. Reisin büyük dediğine ben asla küçük demem.. ne olursa olsun. Cumhurreis benim Şeyhimi ziyaret esnasında sordu “Efendim var mı benden bir istediğiniz ? Seyh efendi “Başımızda ol yeter” dedi. Seyhimiz imam Mahmud Efendi hz bu tavrıyla bize büyük edepler yüksek bir ahlak dersi veriyor. Bize hasbi olmayı öğretiyor. Bize hüsnü zan etmeyi, müslümana güvenmeyi, müteşekkir olmayı, kadirşinas olmayı öğretiyor. Neden böyle davrandı? Neden sıfır istek sundu ona ? Çünkü görüyor azmini. Şu aziz vatana,…
Bismillahi.. Hani bir yere yerleşirsin ve dersin ki tamam sonuna kadar kalacağım yer burası.. Karadeniz mahallesinin dip kısmı, eski adıyla Elmabahçesi mevkii benim için o yer değildi. Burada kendimi yerleşik göremedim. Sebebini bilmiyorum ama gitmek aklımın köşesinde hep vardı Bugün 17 Ağustos 2020. Iki buçuk senedir Hacı Salih Efendi Camiinde vazifeliyim. 2018 başında geldim. Güzel cami. Bu ismi seviyordum. Sırf bu isim bu camiye ayrı bir önem atfediyordu. Gözümde özeldi. Hacı Salih Efendi burada oturmuştu. Sevenleri camiye onun ismini vermişlerdi. Salih Efendiyi ben Beykoz Yuşa as türbesinde görmüştüm. Mahmud Efendi Hz’nin mutad yaptığı yağmur duasına gelmişti. Iki mübarek öyle yuvarlanır gibi sevgiyle sarılmışlardı.. Mahallede güzel dostlarımız oldu. Ailecek gidip gelecek arkadaşlarımız. Hafta içi her akşam ders yaptık. Önce Yüzüne Kuran sonra manası için arapça.. Derslerin bereketiyle güzel bir ekibimiz oldu.. Neden gitmek istiyordum.. Çünkü Caminin Kurs binası yoktu. ilk camimde Bilal-i Habeşi Camiinde bu vardı. Öyle bir yer istiyordum. Boş bir bina. Yapılmış ancak içi doldurulmamış, hizmet olmamış bekliyor.. Bizim dolduracağımız. Bilal-i Habeşi camiinde yaptığımız gibi.. O yüzden aklımın bir köşesinde öyle bir yere gitmek hep vardı. Yoksa mahalle iyiydi. Yani alışmıştık caminin lojmanı çok iyiydi. Dört oda ve mutfak, oda kadar büyük.. O yüzden ayrılmak fikri aileme iyi gelmedi….
Allah’ın yüce Adıyla.. Mahalle baskısı bir zamanlar Türkiye’nin gündemine oturmuş bir konu. Şikayetçi olanlar laik kesim. Müslüman mahallesinde rahat olmadıklarını istedikleri gibi salyangoz satamadıklarını haftalar boyu anlattılar. Yalan söylüyorlar. Öyle bir baskı mevcut değil halbuki. keşke olsa. Hatta gazeteci Ayşe Arman mahalle baskısı var mı yok mu öğrenmek için güya Fatih ismailağa mahallesine dekolte kıyafetle gelmiş sonra yaşadıklarını gazete köşesinde yazmıştı. Aklımda kalan “o mahalleye girince baktım herkes çarşaflı herkes Cübbeli sarıklı sakallı kadılar tepeden tırnağa kapalı bir an kendimi çıplak gibi hissettim..” demişti. Ne iyi Hacı Salih Efendi Cami bahçemizin çaycısı. Dün sabah birlikte çay içtik. Bir koşu gitti poğaça simit aldı geldi. Yakında Ecrin börekçi var, oradan aldı sandım, sormadım. Çünkü ben oradan alışveriş yapmıyorum. Ramazan’da kaldırıma masa koyuyor herkesin gözü önünde millete oruç yediriyor.. Uyardık kaale almıyor.. Yılmaz abi açtı konuyu ben açmadım “nereden alıyorum ben simiti poğaçayı biliyor musun arka sokakta bir yer var oradan. Bu Ecrin börek Ramazanda açıyor millete oruç yediriyor hayatta gitmem oraya!” Dedi hayret ettim. Caminin çaycısında bile bu şuur bu dert.. Allah tüm müminlere nasip etsin. Boykot çok önemli. Haramı, haramzadeleri boykot etmeyi, Allah için buğuz etmeyi, Allah için terk etmeyi (Hicreti) terk ettiğimiz için bu haldeyiz. Islah amaçlı “Mahalle baskısı”…
Allahın Yüce Adıyla Senegal Şairi Osman Sembene’den İngilizceyi ve İngiliz hegemonyasını Reddettiği haberleri internette yayılınca biz de bunu sevinçle karşılamış ve sitemize almıştık. Ancak geçen süre içinde bunun doğru olmadığı söylenmiştir. Lakin böyle de olsa başlıkta belirttiğimiz uyanışın olmadığı anlamına gelmez. Afrika uyanıyor ve batı hegemnonyasını reddediyor. Senegal ülkesinden fransız birliklerini gönderdi.. O Haber de şöyle : 1923 doğumlu Senegalli şair, yazar, yapımcı, yönetmen Ousmane Sembène 1997 yılında İngilterede kraliçenin özel onur ödülüne layık görülür. Ödülünü almak için İngiltere’ye gider; törene katılır ve tarihe geçecek şu konuşmayı yapar ve ödülü almadan salonu terk eder “Sayın baylar ve bayanlar, konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim. Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendiriliyorum. Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler. Bundan sonrası kendi diliyle: “İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.” Anonim İngilizler’in dinini, dilini öğrendik. Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkâr köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler. İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece…
Allahın Yüce Adıyla Amellerin Fazileti Kitabından 70 bin Kelime-i Tevhit okumanın Fazileti Leys radıyallahu anh dan rivayetle, Hz. İsa aleyhisselam buyurdu ki: Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in ümmeti (mahşerdeki amellerin tartıldığı terazide) insanlar arasında amelleri en ağır olanlardır. Çünkü onların dilleri önceki ümmetlere ağır gelen bir kelimeye yatkındır. O kelime La ilahe illallah’tır.” (Dürrü Mensur Terğib) Şeyh Zekeriyya Kandehkevi Rh.A diyor ki: Bu açık bir hakikattir ki, Kelime-i Tevhid hiç bir ümmette, ümmeti Muhammed arasındaki kadar çok yaygın ve bolca söylenir değildi. Çünkü bu Ümmet arasında Allah’a giden yola sevk eden yüz binlerce manevi terbiyeciler (Şeyhler) ve onların her birinin çok sayıda bağlıları (müridleri) bulunmaktadır. Bu kelimeyi her gün binlerce defa söylemek hemen hemen hepsinin günlük yaptıkları dersleri arasına girmiştir. Cami-ul-Usul’da şöyle yazıyor: “Allah lafzının zikri, günlük bir vazife olarak beş bin adettir. Fazlası için bir sınır yoktur. Tasavvuf ehli için günde en az yirmi beş bindir. La ilahe illallah’ın miktarı ise onlar için en az beş bindir.” Bu miktarlar bu yol ehlinin tavsiyesine göre azalıp çoğalabilir. Benim gayem Hz. Isa aleyhisselamın sözünü teyid etmek için büyük zâtların ölçülerini bildirmektir. Şöyle ki, bu zatların her birinin en azından yukarıdaki miktarları söylediği bildirilmiştir. Nitekim Mahmud Efendi hz nin tarikatında da kelime-i tevhit…
Allahın Yüce Adıyla Islamı yıkmada kullanılmış eski bir numara: Daha üstün, daha iyi olana tutunmuş görünme hilesi ! Küfrün hilesi tarih boyunca aynıdır. Aynı olduğu için doğru-yanlışı, dostu-düşmanı tanımak için Kuran okumak yeter. Kuran-ı Kerim Hz Ademden Kıyamete değin kafirlerin tüm oyun hile ve tuzaklarını deşifre eder, müminleri ikaz eder. Numara şu: Hilebaz kafir bir hakikati inkar edeceği zaman güya daha üstün olanına tutumuş, daha iyisini öe sürüyor görünür. Buna biz “Üste sarılıp alt etme numarası” diyoruz. veya “Boyununa sarılıp karnı oyma hilesi” İşte örnekleri: ➡️ Bir deist Rasulullah’ı veya Kuranı mı inkar edecek ? Bu inkarını Tanrı (ilah) inancına sarılmış görünerek yapar.➡️ Bir vahabi Evliyaullah’ı, kerameti ve şefaatı mı inkar edecek ? Bunu Tevhid’e sarılma numarasıyla yapar➡️ Bir şii; Sahabenin Yolunu (Ehli Sünnet’i) inkar edecek ya, Ehl-i Beyte sarılası gelir!➡️ Bir Mealci; Hadisi Şerifleri mi inkar edecek ? Güya Kurancı olmuş, Kurana sarılmış gibi yapar !➡️ Bir Hıristiyan kul İsa’yı ve Muhammed as’ı inkar mı edecek? Güya daha üstün olana tanrı(!) İsa’ya iman etmiş görünür ! Haşa ve kella! Allah bu hilebazlara haddini bildirmektedir: “..Siz misiniz Kitabın bir kısmına iman edip diğer kısmını inkar eden ! Sizin cezanız dünyada alçak olmak Ahirette ise en şiddetli azaba çarpılmak..” Bakara:85 Islam…
Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.
Allahın yüce Adıyla.. “Siz bu kadar zeki çocukları nasıl eğitiyorsunuz da böyle düşüncesiz (ahmak) insanlar yetiştiriyorsunuz” demiş Türkiyede çocukları ve yetişkinleri inceleyen bir yabancı. Bu yazıda Türkiye ile Fransa ilkokul sistemini mukayese edeceğiz. Malumunuz bizdeki okul eğitim modeli 1941 Fullbrigt anlaşmasıyla amerika tarafından dayatılan model.. Anaokulu ve ilkokulu Fransa’da okudum. Türkiye’ye döndüğümüzde iki sene daha, 4. ve 5. sınıfları yeniden okumak durumunda kaldım. Böylece her iki eğitim sistemini yaşayarak gözlemleme ve kıyaslama imkanı elde ettim. En önemli fark Fransa’da ilkokul öğretmenleri sınıf geçmez. Türkiye’de öğretmen öğrencilerini 1. Sınıftan alır 4. Sınıfa kadar okutur. Böylece öğrenci 4 sene boyunca aynı öğretmen elinde kalır. Fransa’da ise öğretmenin sınıfı sabittir. 1.sınıf öğretmeni sadece 1. sınıfları okutur. ikinci sınıf öğretmeni sadece ikinci sınıfları okutur.. Yani öğrenciler sınıf geçtikçe öğretmeni de değiştirmiş olurlar ve ilkokulda bir öğrenci dört farklı öğretmen elinden geçer.. Fransa sistemini daha isabetli ve avantajlı buluyorum ve hükümetimize bunu tavsiye ediyorum. En büyük faydası öğretmen, sınıf derslerine aşina olur o yaş öğrencilerin psikolojilerini yeteneklerini çözmüş tecrübe elde etmiş olarak en iyisini yapma imkanına bulur. Her sene yeni öğrencilere kavuşmakla motivasyonu artar. öğretmen çocuk arasında oluşan istenmeyen duygusal bağların ve diğer çocukların bunu kıskanması önüne geçilmiş olur Türkiye’deki sistemin birçok dezavantajları var. en…
Allahın Yüce Adıyla “Kafir toplumlarla kendi lugatlarıyla konuşmak onlara tazim etmektir” Imam Rabbani k.s Bakın bundan 20 küsür yıl önce Recep Tayyip Erdoğan üniversitelilerin bulunduğu bir programa katılır. Gelinlik yaşı geçmiş bir kız mikrofonu alır Tayyip’e sorar “Eğer başbakan siz olursanız diğer ülke başkanlarıyla hangi dilde konuşmayı düşünüyorsunuz?” Yani Tayyibin ingilizce bilmediğini ima ederek onu mahcup etmeye çalışır.. Salon sessizliğe bürünür merakla cevabı beklerler.. Tayyip mikrofonu ağzına yaklaştırır, hiç büzülmeden, sesini kısmadan gür ve tok sesle “Türkçe konuşmayı düşünüyorum” der. Salonda bir alkış kopar salon adeta yıkılır.. Işte Müminin izzeti, işte vakar işte heybet.. Allah da bu adamı ve milletini yükseltti. Tamamına nail eyle Ya Rabb Kıssa 1 Nusretullah hoca sağlık memuru iken emekli olur, ismailağaya gelir medrese tahsili alır. Bir gece rüya görür rüyasında Mahmud Efendi Hazretleri ile uzun bir yola girmişlerdir. Nereye gidiyoruz diye sorar “kırkları ziyaret” cevabını alır.. Uyanınca doğruca gider rüyasını Şeyh Efendiye anlatır. Efendi Hazretleri sükut eder cevap vermez. Aradan aylar belki yıllar geçer. Birgün Efendi Hz Nusretullah hocayı çağırır “Hani bir rüya görmüş bana anlatmıştın ya.. şimdi onun gereği tahakkuk edecek. Hazırlan Almanyaya vazifeye gidiyorsun” buyurur ve onu vekil olarak almanyaya gönderir. Bir takım nasihatler eder ve özellikle tenbih eder: “Asla onların lugatini konuşmayacaksın.” Nusretullah…
Allahın Yüce Adıyla “Kafirlerle kendi lugatleriyle konuşmak onlara tazimdir” Imam Rabbani Ahmed Farûkî k.s Uzun zamandır üzerinde konuşmayı düşündüğüm mühim bir konu bugüne kısmetmiş. Bugün Kurban arefesi 30 temmuz 2020 Ayasofya camiinde ilk cuma namazı kılınması üzerinden henüz 6 gün geçti. ilk gün izdiham vardı Ayasofya içine giremedik.. Şimdi biraz araştırayım dedim. Tarihi mimari özelliği nedir, kim ne zaman yapmış, avrupa için neden bu kadar önemli ? Ve hemen karşısına dikilen şaheser Sultanahmet camii.. Biraz araştırayım dedim. Derhal şu dikkatimi çekti Avrupalı kâfirler Sultanahmet Camiine “Sultanahmet” demiyorlarmış. Mavi cami manasında blu-mosk diyorlarmış..! Niye ki ? Nedir gavurun derdi ? Neden benim verdiğim adı kullanmaz kâfir? Ve uyandım. “Lugat ve Isim kavgası” konusunu işlemeye koyuldum. Ilk akla gelen şu oldu: Gavur benim Şaheserime benim verdiğim isimle hitap etmiyorsa, ben neden ondan aldığım ve camiye çevirdiğim eserin “kilise adını” aynen kullanıyorum ? Biz neden Ayasofya’ya hâlâ “ayasofya” demeye bu kadar özeniyoruz ? Neden ona “bize ait” yeni ve milli bir isim vermiyoruz !? Isim en önemli şey. Bizde isim vermek dualarla törenlerle yapılır ve herkes isim koyamaz. Ismi büyükler koyar. Çocuk olduğunda ailenin en büyüğüne sorulur. Varsa bir Allah dostu bir alime gidilir.. Sahabeler çocuklarını Resulullaha getirir Ondan isim ve dua isterlerdi….