Allahın yüce Adıyla..
“Siz bu kadar zeki çocukları nasıl eğitiyorsunuz da böyle düşüncesiz (ahmak) insanlar yetiştiriyorsunuz” demiş Türkiyede çocukları ve yetişkinleri inceleyen bir yabancı.
Bu yazıda Türkiye ile Fransa ilkokul sistemini mukayese edeceğiz. Malumunuz bizdeki okul eğitim modeli 1941 Fullbrigt anlaşmasıyla amerika tarafından dayatılan model..
Anaokulu ve ilkokulu Fransa’da okudum. Türkiye’ye döndüğümüzde iki sene daha, 4. ve 5. sınıfları yeniden okumak durumunda kaldım. Böylece her iki eğitim sistemini yaşayarak gözlemleme ve kıyaslama imkanı elde ettim.
En önemli fark Fransa’da ilkokul öğretmenleri sınıf geçmez. Türkiye’de öğretmen öğrencilerini 1. Sınıftan alır 4. Sınıfa kadar okutur. Böylece öğrenci 4 sene boyunca aynı öğretmen elinde kalır.
Fransa’da ise öğretmenin sınıfı sabittir. 1.sınıf öğretmeni sadece 1. sınıfları okutur. ikinci sınıf öğretmeni sadece ikinci sınıfları okutur.. Yani öğrenciler sınıf geçtikçe öğretmeni de değiştirmiş olurlar ve ilkokulda bir öğrenci dört farklı öğretmen elinden geçer..
Fransa sistemini daha isabetli ve avantajlı buluyorum ve hükümetimize bunu tavsiye ediyorum. En büyük faydası öğretmen, sınıf derslerine aşina olur o yaş öğrencilerin psikolojilerini yeteneklerini çözmüş tecrübe elde etmiş olarak en iyisini yapma imkanına bulur. Her sene yeni öğrencilere kavuşmakla motivasyonu artar. öğretmen çocuk arasında oluşan istenmeyen duygusal bağların ve diğer çocukların bunu kıskanması önüne geçilmiş olur
Türkiye’deki sistemin birçok dezavantajları var. en önemlisi öğretmenin öğrenci seçme durumu. Öğlenciler içerisinde başarılı gördüğü Zeki bazılarını seçer ve devamlı onlarla dersini işler. dikkatini verememiş olan algı ve muhakemesi zayıf olan öğrenci sınıfın bir köşesinde ötelenmiş dört senesi böyle geçmiştir. bu öğrenci 2 sınıfta farklı bir öğretmen eline düşseydi belki onunla iletişim kurabilecekti.
Öğretmenlerin başarı seviyesi aynı değildir. sınıfa hakim olma, dersini anlatabilme ifadeleri parlak anlaşılabilir, öğrencinin seviyesine inebilme yetileri zayıf bir öğretmen 4 sene boyunca o çocukların en önemli çağlarında onları kendine hapseder ve nice kabiliyetli öğrencileri köreltir. Eğer bu öğrenciler bir diğer sınıfta farklı bir öğretmen eline düşselerdi belki hayatlarının fırsatını elde etmiş olurlardı
Yozgat Anadolu Lisesi’nde öğrencilerin Custo lakabı taktığı bir İngilizce öğretmeni vardı. Bizim öğretmenimiz Osman Çetinkaya idi Çetinkaya bütün sınıfa hakim diksiyonu güzel otoriter öğretmeyi bilen başarılı bir öğretmendi. Biz İngilizceyi onda öğrendik bir gün Custo Bey’in dersine girmek zorunda kaldım. Adam Ağzının içinden konuşuyor sesi boğuk çıkıyordu dinlemek zordu. En önemlisi sınıfa hakim değildi sınıfın belli bir kesimi dersi dinlemiyor Kendi aralarında konuşuyordu.. Bunlar benim Osman Çetinkayada asla görmediğim şeylerdi.. şimdi böyle başarısız bir öğretmenin elinde 4 sene kaldığınızı düşünün..
Oğlum ilkokula başlama çağına gelmişti okul hemen yanı başımızdaydı. Baz öğretmenleri tanıyordum. kendi çocuğum için en uygun öğretmenin kim olduğunu sordum. verilen cevaplar aynıydı Abdurrahim Bey. idareye çıktım öğrencimi Abdurrahim Beyin sınıfına vermek istediğimi söyledim idarenin bana dediği şu oldu “Diğer sınıfların sınıf mevcutları ortalama 20 kişi. Abdurrahim Beyin ki 40 oldu sınıfta yer yok. Neden herkes çocuğunu ona vermek istiyordu? yukarıda anlattığım sebeplerden. Başarılı ilgili sınıfa hakim ayırım yapmayan dersi sevdiren babacan bir öğretmendi ve namı bütün semte yayılmıştı..
Bazen ilkokul öğretmeni öğretmenliği misyonerlik aracı olarak görür ait olduğu dünya görüşünü Örneğin komünizmi veya kemalizmi öğrencilere aşılamak ister. Bütün misyonu budur.. bir arkadaşımın evladı böyle bir öğretmenin elindeydi bir gün Çocuk eve geldi baba ben Atatürk’ü Allah’tan daha çok seviyorum demeye başladı. okulda çocuk öyle bir propagandaya maruzdu ki insanı Tanrı ile yarıştırıyordu. Kulu ilah mertebesine çıkarıyordu. Böyle bir öğretmenin elinde çocuğunuzun 4 sene kaldığını düşünebiliyor musunuz
Diyanet İşleri Başkanlığı hafızlık kurslarında Kur’anı anlama programı başlattı güzel bir gelişme. kadrolu hocalar henüz göreve başladığından kurs İdaresi Arapça bilen imamlardan destek aldı bu kapsamda ben de bir kursa Arapça derslerine girdim. Arapça 4 farklı ders halinde veriliyordu sarf nahiv dinleme konuşma ve yazma. benden önce kursa alınmış bir imam arkadaş nahiv derslerine Ben ise sarf derslerine giriyordum. Benim dersim başladığında öğrenciler diğer derste gördükleri konuyu bana soruyorlardı “hocam Hiçbir şey anlamadık hocamızın anlatmış dibinden bir şey anlamıyoruz” diyorlardı. Aslında hoca efendi bilgili birisi seviye tespit sınavlarında notları yüksek ancak satışı yok tecrübesi de yok öğrencinin idrakine hitap edemiyordu.
Bir gün öğrenciler bana “hocam arapçadan ne öğrendi isek senin derslerinde öğrendik” dediler. Şimdi öyle tutuk bir hocanın elinde bir öğrencinin 4 sene kaldığını düşünün. Çocuk ne öğrendiğini bilir ne öğrenmediğini.
Benzer bir durumu biz de okul yıllarında yaşadık Yozgat Anadolu Lisesi’nde Almanca öğretmenimiz bir kadındı. Kadıncağızın özel hayatı ile ilgili bazı sorunları vardı ve devamlı saç şeklini ve rengini değiştiriyordu. 2 sene boyunca ondan Almanca dersi gördüm. Okulumu değiştirip Kayseri’ye nakil olunca Almanca namına hiçbir şey öğrenmediğimi Kayseri’de fark ettim. Bütün sınıf ingilizce yanında Almanca da konuşabiliyordu. Ben ise hiçbir şey bilmiyor muşum. Şimdi hatırlıyorum kadıncağızın sınıfla hiçbir ilgisi yoktu, kitabı açıyor dersi öğrencilere okutuyor bir şekilde ders saati doluyordu. Sınav günlerinde ise hiç kimseye karışmıyor kitaplar yanımızda açık tüm soruların cevabını kitaptan yazıyorduk. şimdi böyle bir öğretmenin elinde 4 sene kaldığınızı düşünün..
Diğer bir fark disiplindi. Fransada tabi olduğumuz disiplinin yarısı maalesef Sarıkaya Barbaros ilkokulunda yoktu. Türkiyeye gelince hayret ettim. Okula girişte dışarıda sırada toplanıyoruz tamam bu iyi.. Sonra içeri girerken lakayıtlık başlıyor.. Birbirlerini itekliyorlar gereksiz izdiham yapıyorlar, kızlarıın üzeirne abanıyorlar.. Hele tenefüste öğrenciler bağırıyor koşuyor bir birlerini eziyor, kaba şakalar kavgalar.. sıralara üzerinde koşmalar sınıfta top oynamalar.. tam bir karmaşa.
Fransa durum tam tersi. Dışarıda sıra olduk o sırada bile bir düzen var. Kim kaçıncı sırada olacak yanında kim olacak bellidir. Eğer gelmediyse arkadaşı tek kalır. Öğretmen bir göz atmayla eksiği fark eder.. Sonra içeri komutla giriyoruz. Sıra ilerlerken uzamış dağılmış olduğundan her köşe başında dururuz toparlanırız ve yeniden öğretmenin komutuyla ilerleriz sınıfa girişimiz de böyledir çıkışımız da böyledir. Öğretmen sınıftan en son çıkar ve içeride kimse kalmaz. Yaz kış herkes çıkmak zorundadır. Sınıfın bir mahremiyeti vardır. Öğretmen sınıfını ofis gibi görür korur..
Diğer bir fark ders saatleri. Fransada okul tam gün ve öğleye kadar sadece bir kere tenefüs olurdu. Orta vakitte yarım saatlik uzun bir tenefüs.. Dersleri peşi sıra yapardık. öyle her ders için zil çalma olmaz. öğretmen dersin uzunluğunu kendi ayarlar.. Biri bitince o der “matematik defterlerini çıkarın” ve diğer ders başlamış olurdu.
Fransada bu defter konusu da başlı başına konuşmaya değer.. her derse ait bir defter vardı ve bu defter çok özenle yazılır özenle saklanırdı. sene başında öğretmen bütün kitap ve defterlerin kaplanmasını ister ve kontrol eder. kitapları okul verdiği için sene sonu geri isterdi ve karalamadan yırtmadan koruman gerekiyor.. hatta hangi dersin ödevi varsa o kitabı eve götürebilirsin diğer kitap ve defterler okulda kalır. Derfterlerin plastik yüzleri takılır mesela matematik defterinin yüzü mavi ise bütün sınıfın ki mavidir. üzerinde etikette adın yazılıdır. ve bu defterler sınıfta rafta korunur. ders başladığında dağıtılır ders bitince geri toplanır. imtihanlar bu defterde kayıtlıdır. Sorular da cevaplar defterdedir. ara ara imtihan oluruz ve notumuz defterde yazılıdır. sene sonunda defter incelenir dersten geçip geçmediğin belli olur. ancak bütün defterler müdürün de bir elinden geçer müdür kontrol eder..
Ayrıca fransada her sınıfta bir kütüphane vardır. Öğretmen okuman için bir kitap verir bitirip getirirsin bir kitap daha alırsın.. ben bütün kitapları okumuştum.. Çünkü evde televizyonumuz yoktu tek eğlencem bu kitapları okumaktı.. Dvm edecek..
isa erdoğan
Yorum Yapılmamış