Allahın Adıyla Sual: “Ademoğlunun bütün amelleri kendisi için, oruç ise Benim içindir, artık onun mükafatını ben vereceğim.” [Buhari-Muslim] Hadisi Kutsisinde diğer ameli salihlerin değil de yalnız orucun ‘Allah için’ olmasını nasıl anlamalıyız ? Cevap: Allah bütün amellerin mükafatını bildirmiş olarak kul o mükafatı umarak amel eder. Mesela Farz Namaz Cennetin anahtarıdır Cennete girmeyi sağlar. Nafile namazlar Cennetin konakları köşk çadırlarıdır, tesbihler zikirler Cennetin ağaçları meyveleri sofraları. Zekat ahiret mülkünün çoğalması garantisidir. Kuran okumak ve Cihat etmek Cennet derecelerinin yükselmesidir. Hacc Umre günahların affı kefareti olarak Cehenneme düşmemeyi sağlar..vs Dolayısıyla kul tarafından yapılan her amel ve ibadet karşılığını elde etmek içindir. Bu açıdan o amel, ibadet aslında kulun kendisi için olmuş oluyor. Ancak oruç böyle değil. Çünkü Orucun mükafatı belirtilmemiştir. Dolayısıyla kul oruç tutarken somut bir ücret ve mükafat beklemez. Bu bir nevi karşılık beklemeden yalnız Allah istediği için, Allah’ı razı etmek için oruç tutmak oluyor. Şu halde oruç Allah için oluyor. Aslında bu durum, yani mükafatı olmasa bile Allah razı olacağı için ibadet etmek, ihlasın zirvesidir ve Allaha en yakın, mukarrebun kulların nasibidir. Mukarrebun kulların hayatını kuşatan bu hal, Ebrar kullar için yalnızca oruç’ta ele geçer. Öz Cevap: Bütün ameller karşılığında belirtilen somut mükafatı elde etme amaçlı yapıldığı için kula dönüktür….
Allahın Yüce Adıyla “Ya Rabbi Kurani düzen ihsan eyle.. Kurani düzen ihsan eyle.. Kurani düzen ihsan eyle..” amin amin amin. Muttekilerin imamı şeyhimiz Mahmud efendi 1996 yılında Çavuşbaşı külliye inşaatındaki vaazında on binler önünde Şeriat için böyle dua ediyor ve hınca hınç dolu cami amin sesleriyle inliyordu. Video kaydı mevcut.. 80 ve 90 yıllar.. İktidar koltuğunda nispeten vatanperver Özalın olduğu dönem.. Ancak belediyeler genelde CHP’li fasık kişilerce işgal edilmiş, insanlar bir çok açılardan mahrumiyet içinde.. Ne halka ne de hakka hizmet yok, Türkiyenin kalbi İstanbulda çöpten mahalleler oluşmuş, yolsuzluk, susuzluk en büyük sorun.. Buna karşılık o dönemde azınlık olan islami cephede tam bir tayakkuz ciddiyet ve canlılık var. Şeyh efendinin gerek cemaati üzerinde gerek milli görüş siyaseti üzerinde etki ve tesirinin zirvede olduğu o dönemde her bir neferin kalbinde yatan aslan tam olarak Bir Islam Devleti. Kapıya mensup her mürid bu niyet ve hedef ile yaşıyor. Öyle ki “durun bir süre askere gitmeyin Şeriat gelecek..” Yani o zaman gideriz diyenleri ben duydum. Milli Görüş cephesinde durum farklı değil. Partiyle gönül vermiş her nefer İslam Devleti için çalışıyor. “Eğer çalışırsak yakında bu olacak” inanıyor. Erbakan hocanın projesi olan Adil Düzen aslında Mahmud Efendi hazretlerinin Kurani Düzen dediği şeyin aynısı. İkisi de resmen…
Peygamberi Takit Etmek Her Zaman İttiba Olamıyor: Bazı kimseler demişler: “Peygamber Efendimiz bir sünnete sürekli devam etmediyse, bazen terk ettiyse bizim de bazen terk etmemiz sünnet olur(!)” Bu mantık hatalıdır ve bu istidlal batıldır. Çünkü bu mantık bu anlayış Rasulullahın sallallahü aleyhi ve sellem’in sünnetini bozar ve uyulası ve üzerinde yürünesi bir yol olmaktan çıkarır. Diyelim yemeğe oturmadan eller yıkanacak, biri der ki ben şimdi bazen yıkamama sünnetini(!) işleyeceğim ve yıkamadan yemek yer, ve siz ona o sünneti işle ellerini yıka diye tavsiyede bulunamazsınız.. Diğeri yatmadan önce abdest alma sünneti için aynısını der ve bazen abdestsiz yatmak da bu görüşe göre güya sünnet olur! halbuki bidattır.. Ve böylece işler hercü merc olur, Rasulullahın yolu müminler eliyle ibtal olur maazallah. Demek ki Rasulullahın sünnetleri bazen terk etmiş olması o yönüne de uyulsun, bazen terk edilsin için değil, belki çok sebep ve hikmetlerden birisi; Allahın farzı ile Onun sünneti birbirine karışmasın ve Allahın dini muhafaza olsun.. Mesela Efendimiz sas Mescidi Nebevide teravih kılarken Ashabdan bir cemaat hazır bulundular ve ona uydular. Ertesi gün daha kalabalık bir cemaatla teravih yine cemaat halinde kılındı. Ertesi gün daha fazla kişiler işitmiş olmakla çok kalabalık bir cemaat namazı Rasulullahın ardında kılmak için geldiler…
Allah Rasulüne, salat ve selam ebediyyen üzerine olsun.. Onun üzerinden İslama hakaret etmek isteyen kafirlerin tezviratından bir kesit : “Cenazesinde sadece 17 kişi varmış..” Bu lakırdı ile güya ‘Ölünce kimse onu önemsememiş!’ demeye getiriyorlar. Müslümanların O peygamberi zi Şaanı ne kadar önemsediğini görmek için Medine’den yapılan canlı yayınlara bakmaları yeterli.. Kabri şerifi, cennet bahçesi, Ravzası Kabe kadar kalabalık ve izdiham var.. Her an milyonlarca ümmetleri yanı başında nöbette “vur dese vurmaya, öl dese ölmeye hazır asker.. Kafirleri kudurtan, öfkeden geberecek duruma sokan da bu manzara.. Bunun için bu sevgiyi bozmak, bu bağlılığı kırmak için O peygamberi ve getirdiği Din-i Mübin-i İslamı karalamak için ellerinden geleni yaparlar.. bedbahtlar Bunlara kulak vermemeli.. Lakırdılarını dinlememeli Onlar sizin Kuranınızı Hadislerinizi dinlemezler.. Doğrusu: Bir peygamber nerede vefat ederse o yer dünyanın en mübarek, en kutlu yeridir. Peygamberin mübarek naaşı oradan bir karış dahi oynatılmaz. Peygambere layık bu hurmet ve ihtiram çerçevesinde Rasulullahın bütün ğasil tekfin techiz ve defin işleri vefat ettiği Ayşe annemizin daracık hücresinde yapıldı.. Sahabeler sırayla girip cenaze namazını kılma bahdiyarlğına erdiler. Büyüğü küçüğü, erkeği kadını, yaşlısı genci bütün Ashabı kiram sırayla odaya girip Rasulullahın cenazesini kıldılar Sonra da bütün Melaike-i kiram hazeratı kat kat semalardan indiler o Peygamberi zi şanın cenaze namazından…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla LEYLE-İ BERAAT Şaban Ayının orta (dolunay) gecesi beraat gecesidir, 14’ü 15’e bağlayan gece Beraat berî olmak, mahkemede atılan suçtan temize çıkmak, isnad edilen kabahatten uzak ve ilgisiz olduğu ispatlanmak.. Bazen de beraat, suçlu olduğu bilinse de hâkimin merhametiyle affedimektir. Buradaki beraat bu sonuncusu. Çünkü Allah önünde suçlu olmayan kul yoktur. “Doğuştan gelen ezeli günah”ı kastetmiyorum, bu İslam inancı değil zira. Yaşarken günaha bulaşmayan kul yoktur demek istiyorum “Kul günahsız olmaz, Allah afsız olmaz” der Üstadımız şeyh Mahmud Efendi Hz ks “Kesin huccet Allah’a aittir” Bütün kulları aleyhinde Allah’ın yeterli delili vardır. Eğer dilerse hepimizi adil bir yargılama ile cehenneme koyar, çünkü günah dosyalarımız elinde. Ancak Hz Allah kullarından Ona iman edenleri ona yönelenenleri affediyor, ateşten kurtarıyor. işte BERAAT budur. Bu gece Allah’ın beraatine talibiz. Bunun için çaba sarf edeceğiz. Çünkü biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik. Ateşi önemsiyor ve korkuyoruz. en küçük ihtimali bile bizim için endişe verici. O ateşe girmeye hiç cesaretimiz yok. “Dünya sevgisi adamı öyle bir sarhoş eder ki ateşe girmeye cesaret verir” demiştir şeyh efendi RAh Şaban Ayının yarı gecesi (ayın 14. gecesi)ne Leyle-i Beraat veya Leyle-i Mübarake” denir. Bazı rivayetlerde Hamim Dukhan suresinin “Biz o Kuran’ı mübarek bir…
SORU: Müslümanların cemaat ve tarikatlara ayrılması doğru mudur ? Bu durum Ümmet birliğine zarar teşkil etmez mi ? Bunca Tarikat ve cemaatlerle İslam birliği nasıl tesis edilebilir ? Özet Cevap: Tarikatlar ümmetin birliğine aykırı değildir, tarih boyunca hiç olmamıştır. Tarikatları cami veya okul gibi düşünelim. Bir şehirde onlarca cami, bir o kadar imam var. Her imam ve vaizin kendine tabi farklı cemaatleri var.. Ancak bunlar, ayrışma ve savaşma sebebi değil, kaynaşma ve tanışma sebebidir. Eğer aralarında bazı rekabet oluyorsa bu da iyidir. Çünkü camilerin rekabeti hayır yolunda olacaktır. “Bu cami şöyle bir hizmet başlatmış.. biz de başlatmalıyız..” gibi. Bunun ne zararı olur ki ! Kurandan 1. Delil : “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara tabi olanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır…” Tövbe suresi 100. ayette Allah, Peygamberimizin cemaatini Muhacir, Ensar ve Onlara Tabi olanlar şeklinde üç farklı cemaat olarak takdim etmiş ve “Madem ki hepiniz müslüman oldunuz, aranızdaki Muhacir Ensar ve Tabiiler ayrılığını kaldırıyorum, tek ümmet olmanız için bundan böyle bu sıfatları kullanmayacaksınız!” dememiş, bilakis onları Kuranda bu sıfatlarıyla üç ayrı sahabe cemaati halinde yâd etmiştir. Kurandan 2. Delil : Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden…