Mücadelede batınî duruş | NİYYET Bismillahirrahmanirrahim SOHBETLER’de hz Pîr de aktarır “imam Ali efendimiz bir harp esnasında düşmanı yere sere göğsüne oturur kılıcı kaldırır tam boynunu vuracakken müşrik yüzüne tükürür.. İmam Ali efendimiz derhal onu bırakır müşrik şaşırır. İmam Ali efendimiz “Ben seninle Allah için savaşıyordum şimdi ise nefsim karıştı seni nefsim hesabına öldürmezdim” der. İntibaha gelen müşrik bu hareketle imana gelir müslüman olur.. NİYYET kalbin amelidir ve bütün ameller nezdi ilahide onunla değer kazanır. O yüzden kişi kalbini, cihadını ifada temel çıkış noktasını daima murakabe etmelidir: Allah için midir şeytan için mi ? Tasavvufun ana gayesi de budur: Kalbi bozuk duygu ve niyyetlerden tasfiye edip ihlasa ermek Lîk bunu elde etmek, elde ettikten sonra da muhafaza etmek gayet müşkildir. Ashab içinde Rasulullah efendimize sual etmişler “Cihadında Allah’ın ecr-i mükafatı yanında halkca medh-i sena olunmayı da arzu eden mücahide ne var ? Rasulullah: “Ona hiç bir şey yok. hiç bir şey yok. hiç bir şey yok! Dikkat edin halisane Allah için yapılmış amel ancak Allah’a yaraşır, kabule şayan olur” buyurmuşlar [Buhari] İhlas kalbe oturmamış; hakikate vasıl olmamış bizim gibi kimesne ciddi tehluke ve hatar içredir. Hatta şu satırları kaleme alırken.. Bir makale, bir resim çekip yayınlarken.. Marifetname sahibi gençliğinde kitab…
Allah’ın yüce Adıyla. Çoban Vaktiyle bir alim şehrin gürültüsünden sıyrılıp bir süre başını dinlemek, inzivaya çekilip tefekkür etmek istemiş. Bunun için dağda bir kulübeye girmiş. Tam rahata erdim tefekkür için fırsatı buldum derken.. bakmış ki bir çoban sabah erkenden geliyor oralarda sürü otlatıyor elinde bir kaval akşama kadar kaval çalıyormuş. Alimin canı sıkılmış. Şehrin gürültüsünden kurtulduk derken bunun kavalına tutulduk demiş ve çıkmış kulübeden çobanla konuşmak istemiş “çoban kardeş Ne kadar güzel çalıyorsun ne kadar içli çalıyorsun Ben senin bu kavalından çok etkilendim O yüzden sana her sabah bir hediye vermek istiyorum sabah olunca şu taşın üzerinden Şu 1 lirayı alırsın olur mu” demiş. Çoban fakir memnuniyetle kabul etmiş ve daha bir şevkle çalmaya başlamış. Çalıyor çalıyor sabah olunca taşın üzerinde o 1 lirayı alıyormuş. Bir sabah bakmış para yok ! Belki unuttu diye düşünmüş yine çalmış. Ertesi gün bakmış yine para yok! Çoban alime kızmış “para yoksa ben de yokum” demiş ve kaval çalmayı bırakmış. Kıssa bu. Hal-i pür meali bu kıssadaki çoban gibi olan nice hizmet erleri var. O yüzden hocalarımız bu kıssayı anlatır, talebelere nasihat ederlerdi “Siz de buradaki çoban gibi olmayın. Buraya Allah için geldiniz sonra dünyacı olmayın. Bulamayınca küsüp gitmeyin” derlerdi. Ancak bu iş bu…
Allahın yüce Adıyla Bu yazıda TAKVA olmak için bazı şeyleri “terk” etmek gerektiğini, şimdikilern tabiriyle münkerata ve nefsin arzularına “hayır” diyebilmeyi konu edeceğiz. Terk, kulluğun aslı esasıdır dense yeridir. Çünkü Kulluk Allahın emirlerine imtisal, yasaklarını terk etmektir. Yasaklar (nevâhi) bu iki taraf içinde asıl olandır. Kulluk takvadan ibarettir. Allah nezdinde en kıymetli kul en takva olan; Allahtan en çok sakınmandır. İmam Rabbani takvada asıl cihetin imtisal (fiil) ciheti değil, intiha “terk” ciheti olduğunu söyler. Yani kimin daha takva olduğu yaptıklarından değil, yapmayıp terk ettiklerinden anlaşılır. Haramları, şüphelileri ve kul haklarını en çok terk edenler en takva olacaktır. Yine Hz İmam “avam havasla aşık atamaz, amelî hiç bir kulvarda avam havasla yarışamaz, ancak terkî hususlar bundan müstesnadır.” Mesela Enbiyanın iki rekat namazına avamın 2 bin yıllık namazı yetişemez.. Çünkü fiil, niyette ihlas ister, erkânına riayet ister, namaz hudû huşû ister. Ancak terkî ameller böyle değil. Avamla havas burada eşittir. İçkiyi terk etmiş has kul ile içkiyi terk etmiş sıradan kul, bu “terk” amelinde eşit ve ortak bir fazilete nail olurlar Mesela pahalı ve hızlı bir araçla adi ve eski bir araba.. açık otoyolda nasıl ki yan yana gelemezler, hızlı araç basar gider.. ancak kırmızı ışık yandığında en lüksü ile en adisi,…