Kurandaki Din ve Uydurulmuş Din! Kitabını İnceleme

Bismillahirrahmanirrahim “Uydurulan din ve Kurandaki din” adlı kitap hakkında değerlendirme Adından da anlaşılacağı üzere yazar/lar bugün bilindiği şekliyle İslam Dini’nin uydurmalarla dolu olduğunu yani geçersiz olduğunu, doğru ve geçerli olanın ise Kuranda belirtilen din olacağını, kendileri de bunu ortaya koyduklarını iddia etmektedir. Bu iddia ilmi akli ve tarihi olarak çürük olmak yanında bunca islam alimlerine de islam ümmetine apaçık bir hakaret ve küstahlıktır.  İlmi sahada çürük, içi boş ve bir o kadar tutarsız bir iddia olduğu içindir ki alimler basit bir iki oturum ve kısa bir iki makale yazmak dışında konuyla ilgilenmemişler, ilgilenmeye değer bulmamışlardır. Muhatap bazen saçmalama derecesinde lafı gü-zaaf edince ona vereceğin cevap anlamlı bir sukut ve arkanı dönüp gitmek olur 1. BÖLÜM Kitabı inceleyen ilim ehlinin değerlendirmesi 1) “Bu iddia bir retorikten ibarettir, kitap ‘Kurandaki dini’ değil, Kuran (meallerinden) yazarın anladığı şeyleri ortaya koymaktadır. Birileri çıkar, farklı bir anlayış içinde “kurandaki asıl din” bir başkası “kurandaki hakiki din” diye yeni iddialar ileri sürebilir. ve sonuçta Kurandaki bir çok din” problemi ortaya çıkmış olur.  2) “Kurandaki din” iddiası özünde hadisleri, dolayısıyla mezhepleri ve müçtehit imamları inkar etmeye yöneliktir. Burada iki büyük hata/ihanet önümüze çıkmaktadır 3) a- Hadisleri devre dışı bırakarak Peygamberi yetkisizleştirmek ve Kuranı açıklama yetkisini Ondan alıp…

Kemalist Mealciler Fırkası 1

Allah’ın yüce Adıyla.. Bu yazıda sizlere İslam toplumun içinde nev-zuhur etmiş bir fırkadan bahsedeceğim: Kemalist mealciler fırkasından. Allah Rasulu salatü selam olsun “Benden sonra Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, kurtulacak tek fırka Ehli Sünnet vel Cemaat” olduğunu bildirmiş geriye kalan 72 fırkanın cehennemlik olduğunu haber vermiştir. Bu sapkın 72 fırkayı islam alimleri tespit etmişlerse de, bazıları tarihin çöplüğünde yok olarak günümüze kadar gelememiştir. Onların yerine bu zamanda yenileri türemiş ve dalalet ehli Allahın El-Mudill sıfatına mazhar olmaya böylece devam etmiştir Her müslüman bu sapkın fırkalardan haberdar olmalı ve kendini, aile akrabalarını bilgilendirip sakındırmalıdır.  Kemalist Mealciler Fırkası (K-Mealizm) Bunları biz şu sıfat üzere bulduk; K-mealciler namaz kılmazlar, oruç tutmaz, fukarayı gözetmez; zekat sadaka vermezler, Hacca umreye gitmezler.. Bunlar hadisleri toptan inkar ederler. Hak Mezhepleri, Allah Dostlarını, müctehit alimleri de inkar ederler, hatta ulema evliyaya iftira eder, söverler. Bütün bunları Kuran Mealinden pasajlar okuyarak yaparlar. müslümanları etkilemek için kendilerini “Kuran ehli, Kurancı, indirilmiş dinci” diye adlandırırlar. Bunlar sahte hesaplarla kimliklerini gizleyen ve bütün ifsatlarını internet üzerinden yapan zavallılardır. İnsan içine çıkmaya, senin benim karşıma geçip seviyeli bir şekilde tartışmaya cesaret edemezler..  Bütün argümanları şüphe uyandırıcı sorular vesveseler, yalan haber ve iftira türünden şeylerdir. “Bu yalanları ne kadar çok yayarsa ne kadar çok müslüman…

Caner Taslamanın Metod Çelişkisi

Fikret Çetin Hoca’nın Caner Taslaman’a Yazdığı Ama C. Taslaman’ın Hala Cevap Veremediği Reddiye… “Bu âyetler ya hadis olsaydı Caner Bey?” [ Tipik bir Kur’ancı zihnin kod çözümü ] Bir üniversite hocası talebelerini imtihan etmiş ve aynı konu hakkında Gazzâlî ve İbni Teymiyye’den alıntıladığı iki pasajı değerlendirmelerini istemiş. Selefîliğin yaygın olduğu bir coğrafyada gerçekleşen bu imtihanda, öğrenciler İbni Teymiyye’nin görüşlerinin ne kadar da isâbetli olduğunu uzun uzun yazarlarken Gazzâlî’nin hatalarını da tek tek sıralamışlar. Ne ki neticeler açıklandığında öğrenciler tam bir hayal kırıklığına uğramış. Hoca durumu izah etmiş: “İbni Teymiyye’nin zannederek ne kadar doğru olduğunu uzun uzadıya anlattığınız sözler gerçekte Gazzâlî’ye aitti. Hatalarını bir bir saydığınız kişi ise aslında İbni Teymiyye idi. İsimleri yer değiştirmiştim.” Bir arkadaşımın anlattığı bu ibretamiz hâdise, genel bir insanî ârızayı en yalın hâliyle gözler önüne sermesi bakımından şâyân-ı dikkattir. İnsanlar ne söylendiğinden ziyâde kimin söylediğine bakarlar. Sözün ne dediği nasıl dendiğinin ardında kalıverir çok kere… Çokluk öze bakmaktansa kabukla meşgûl olur. Nitekim markalar, etiketler kaliteden bîhaber genel halk kitlesi içindir. İşi bilen adamlarsa markayla değil malın kendisiyle ilgilenir. Pazarda durum bu olduğu gibi, fikir ve inanç dünyasında da vaziyet bundan farklı değildir. Zira düşünmeyi becerebilmek büyük nisbette doğuştan gelen bir kâbiliyet değil, tâlim ve terbiye ile…