Allah’ın Yüce Adıyla Recep Çelik -Hocam İsmailağa Taş Medrese’nin 1991-2001 yılları arasını araştırıyorum. Siz de bir dönem burada ilim tahsilinde bulundunuz. Bu zaviyeden, hatıralarınızın o dönemi aydınlatmak için bize yol göstereceği muhakkak.. Başlangıç olarak, sizi tanıyabilir miyiz? -İsa Erdoğan. 1976 yılında Yozgat-Çayıralan’da doğdum. 1994 yılında Kayseri’de bir Anadolu lisesinde okurken okulu bırakıp İsmailağa’ya, Mahmud Efendi Hz’ne geldim. -Medreseye gelmenize ne vesile oldu hocam? -Babam ben onu bildim bileli sakallı sarıklı cübbelidir. Sarık cübbeye babadan gelme bir ilgi ve sevgimiz vardı. Sarıkaya Milli Gençlik Vakfı’a Cübbeli Ahmed Hoca’nın video kasedi gelmiş onu dinlerlerdi. Ben de oraya gittiğim zamanlar görürdüm. Bizimkiler babam ve arkadaşları sarıklı sakallı müslümanlara hayrandılar resmen “Bunlar Mahmud Efendi’nin talebeleri” derlerdi. Sohbetlerde, meclislerde Mahmud Efendi’nin adı hürmet ve tazimle geçerdi. Tefsir yazdığından övgüyle bahsederlerdi. Sonrasında bilmem nereden kulağıma çalındı “Onun Kur’an Kursları var, Arapça okutuyor, Kur’ân’ın manasını öğretiyor. Hem de bedava ve herkesi alıyor. Talebelerden para almıyor” şeklinde kulağımda kalmış öyle. Yıllar içinde bu mesele içimde büyüdü. Kayseri’de okumaya devam ederken okula, dünyaya karşı içime bir soğukluk geldi. Ahirete karşı bir yöneliş hissettim. İmam Gazali’nin Ahiret ve Ötesi kitabı ve daha başka evliya menkıbelerini anlatan kitapların da tesiri oldu. İşte bu tesirler içinde bir çıkış kapısı arıyordum. Babamların…