Allah’ın yüce Adıyla
Tanıdığım güzel adamlar içinde Ziya Amcayı sevgi ve minnettarlıkla zikretmek isterim. Ziya Özün o uzun boyu, bir tutam bembeyaz sakalı güzel siması içinde görenlere bir heybet ve bir sempati ilka eden samimi bir Müslümandı.

Ziya amca bizim Fransa’dan baba dostumuz, aslen Kayserili. Babam gibi vaktiyle Fransa’ya çalışmaya gitmiş bir gurbetçi. Ancak Ziya amca Kayserili zekasını kullanmış, layık görüldüğü işçi/hizmetçi zincirini kırarak Fransa’da -oranın tabiriyle- bir Export mağazası açmış bir girişimcidir. Eksport mağazası Türkiye’den ithal ürünleri satan bir nevi ithalat mağazası demektir. Böyle mağazalar Allah’tan korkan helal haram hassasiyeti olan Müslüman gurbetçiler için çok önemli. Babam sucuk et peynir gibi haram karışma tehlikesi olan olan ürünleri eksporttan alırdı. Sırf bunun için arabaya biner başka bir ilde olan o mağazaya gider orada üç beş aylık ihtiyacımızı alır gelirdik.
Ben Ziya amcayı Fransa yıllarımdan etraflıca hatırlamam zor çünkü geldiğimde 11 yaşındaydım. Onu daha çok Türkiye’deki günlerinden bilirim. Lise yıllarımda Kayseri Nuh Mehmet Küçükçalık Anadolu L. bırakıp İstanbul’a Medreseye okumaya gelince Ziya amca beni burada ismailağada buldu. Çünkü onun evi de meğer İsmailağa sokağındaymış. Her izine gelişinde beni camide veya çevresinde bulur ayaküstü hoş beş ederdik. Ayrılamadan önce ihtiyacın var mı diye sorar icabında harçlık verirdi. Bazen evine davet eder ikram ederdi bazen de arkadaşlarını da al gel der oruçlu günlerde bize iftar verir, bazen harçlık zekat verirdi.
Bir defasında terziye borcum olduğunu öğrendi haydi gidelim ödeyelim demiş ve o zamanın parası (sene 1995) 100 Alman markın’a tekabul eden borcumu Terzi Ramazan abiye ödemişti. O vakte kadar hazır dikim (ucuz) şalvar cübbe giyen ben ilk defa terizye takım diktirmiştim. Altınyıldız kumaştan toplamda 800.000 lira tutan Yavuzselim model cübbe şalvar takımım yarısını akrabalarımdan gelen 100 mark ile ödemiş, diğer yarısı kalmıştı. Onu da sağolsun Ziya amca ödemişti.
O gün terizhanede Ramazan ustayla şöyle bir diyalog gelişti: Ramazan abi : “bu kim baban mı diye sordu ? Hayır babamın Fransa’dan dostu demiştim. Fransa’dan mı ? Evet. Sen Fransa’ya gittin mi ? Evet. Fransızca biliyor musun ? Evet. Yaw mübarek biz de seni arıyoruz burada Fransa’dan gelmiş Fransız bir Müslüman var, dilini bilmiyoruz anlaşamıyoruz gel de tercümanlık yap.” İşte Fransız mühtedi Yusuf Marchal abiyle tanışmam da böyle olmuştu, Ziya amca sayesinde.
Babamın zor zamanlarına denk geldiği o talebelik yıllarımda Ziya amca adeta benim Hızırım olmuştu. Kardeşim Abdurrahman’ı da medreseye getirdiğimde gerekli kurs aydatını nasıl kimden bulurum diye düşünürken yine Ziya amca imdadıma yetişmiş ve Abdurrahman’ın kurs aydatını da üstlenmişti Allah razı olsun
Ziya amcanın fedakarlığı cömertliği dillere destan.
Ziya amcanın fakir bir dostu vardı Hasan abi. Yozgatlı hemşerim olan Hasan abi İsmailağa ihvanı, mütevazi nahif bir derviş. Bütün çocuklarını medreseye Kuran yoluna adamış, tek başına Cami önlerinde misvak satarak evini geçindirmeye çalışır.. Beni her gördüğünde bir misvak hediye etmeden de salmayacak kadar gönlü geniş.. İşte bu Hasan amcanın çektiği maddi zorlukları bilen Ziya amca kalkar bir daire satın alarak Hasan amcayı o daireye yerleştirir tapuyu da üstüne yapar. Bir fakirin İstanbul’da kiradan kurtulmasını böylece sağlamış olur.
28 Şubat süreci İslami faaliyetlere terör yaftası vurulup polis ve asker tazyikiyle Kuran Kurslarının üstüne gidildiği, medreselerin baskın yediği, hoca ve talebelerin hapse atıldığı karanlık bir dönem.. O yıllarda medreseler kapanmış olduğu için sayılı miktarda müminler talebeleri evlerinde saklayarak eğitimin devamını sağlamıştı. O yiğitlerden biri de işte bizim Ziya amcadır. İsmailağa sokağındaki dayalı döşeli apartman dairesini medreseye açmış, hatta duvara astığı bir kağıda adını soyadını telefon numarasını yazarak “bir sıkıntı olursa hemen beni arayın, sorumlu benim” diyerek insiyatif almıştı. “Ben size dairemi açtım, bir şey olursa tanımam, benden bu kadar” diyenlerden olmamıştı.
Ziya Amca Fransa’dan kalkıp Türkiye’ye geldiği sayılı günlerinde o kadar imkan ve varlık içinde diğer tatilciler gibi gezip tozmaya, eğlenmeye değil adeta cihat etmeye geliyordu. O günlerde Türkiye’nin en büyük sorunu başörtüsü, tesettürle eğitim yasağı idi ve bunu aşmak için müminler Aksaray’da sokak protestoları yapıyorlar, günlerce yollarda kaldırımlarda oturuyor eylem yapıyorlardı. Ziya amca kendi kızları medresede okuduğu halde “bana ne” demez kalkar o eylemlere iştirak eder, onlarla polis copu yer, acı gaz solur, onlarla oturur, onlarla hareket ederdi. Bir geldiğinde bana üzüntsünü aktarmış “isa biz sokakta bu zulüm kalksın için yürüyoruz bağırıyoruz millet yol kenarlarına dizilmiş film izler gibi izliyorlar..!” Şimdiki aklım bilgim olsaydı “Ziya Amca onlar zaten o zulmü reva görenler, zalimlere oy verenlerdir” derdim
Ziya Özün bey amca avrupaya işçi olarak gitmiş ancak asla özünden kökünden bir şey yitirmemişti. Oraları görüp de kendi ülkesine tepeden bakan, kendi insanını tahkir edenlerden olmadı hiç bir zaman. O, avrupalı inançsızların özünü, pisliğini görmüş ve batı-l gerçeği kavramıştı.
Bana söyle anlattı: Bir defasında eksport mağazamız için turşu almaya, Fransa’nın tanınmış bir turşu markasının imalat noktasına gittim. Orada yetkili ile görüşürken açık olan kapıdan turşu havuzlarını görebiliyordum. Bir işçi kabaran lahanaları ayağında çizme ile suyun içine basıyordu.. Derken bu işçi durdu havuzun köşesine geçti başladı içine işemeye..! Ben iğrendim. Bir de güya kaliteli bir marka olacak ! Hemen oradan ayrıldım. Fransa’da biriyle konuşurken adam arkasını döner gider bir duvar dibine işer geri gelir yanına.. Yani bu kadar normal onlara göre!
Benim yorumum “bu gavurlar domuz yiye yiye domuz gibi olmuşlar, evde köpekle besleye besleye köpek gibi olmuşlar.”

Ziya amca aynı mahallede yaşadığı Mahmud Efendi Hz’den ders almaya artık azm-i cezm-i karar etmiş ve bu konuda ona yol göstermem için beni bulmuştu. O gün de meğer izin son günü, fransaya dönüyormuş. Adabı biliyorum lakin bu gidiyormuş ya.. Efendi Hz belki buna bir güzellik yapar umuduyla aldım Efendi Hazretlerine çıkardım, Ziya amca o dağ gibi adam Efendi Hz nin manevi heybeti yanında nasıl küçüldü nasıl büzüldü.. derdini zor söyledi mübarek. Efendi Hz bir baba şefkatiyle dinledi ilgilendi ve “Şu halde istihare yapmalısın sana istihareyi tarif etsinler” buyurdu.. Hazret kapının usul ve adabını korumada çok hassas.. Ziya amca bu sayede Mahmud Efendi Hz ile konuşmuş görüşmüş oldu.. Bu hatıra, bu rabıta ona yeter
Diğer bir hatıram: Bir gün İsmailğa’nın önünden geçiyordum Ziya amca da beni arıyormuş görünce üstüme geldi, o Kayserili ağzıyla “İsa yaw şuna baksana bizim çocuğa talip olmuşlar tanıyor musun nasıldır kimdir ? Elinde bir kağıt, uzattı bana üzerinde “F. Aksel, M. Eren hocanın talebesi” yazıyordu.. Görünce şaşırdım ve gülümsedim “evet ziya amca çok iyi tanıyorum benim arkadaşım çok iyidir, gözün arkada kalmasın” dedim.. Oldu o iş
2015 yılının Temmuz 13.ünde Ziya amca gözlerini bu aleme yumdu, Rahmet-i Rahmana kavuştu. Allah kabrini nur makamını cennet, derecesi ali eylesin. Dostlarının cemaati içinde Rasulullah efendimizle haşr-u cem eylesin.. amin
isa erdoğan
2 Yorum
Maşallah ismailağa tekkesi büyük adamlar yetiştiriyor.. Allah rahmet eylesin
Dava adamı ziya amcaya rahmet olsun Rabbim mekanını cennet bahçesi eylesin kabir azabı varsa affeylesin derecesini ali eylesin
Amin. âmin âmin