İzmir Hatıralarım 8

12 Aralık 2020

Allah’ın ismiyle..

Düşman Kaleme Gol Attı

“Her peygambere bir düşman musallat ettik” diyor ya Yüce Allah, ben peygamber de değilim ama düşmanım hiç eksik olmadı. Bölük yazıcısı Serkan zavvalısı benimle tek taraflı daimi bir mücadele/husumet içine girmiş beni Camiden koparmak için elinden geleni yapmış ancak Allah onun bütün hile ve planlarını boşa çıkarmıştır ve Allah bölük başçavuşumuz Muammer Kontaş beyle beni korumuştur. Askeriyede eğer komutanlardan bir yakının, baba dostun akraban varsa çok rahat edersin. Adam kayırmacılığın tertipçiliğin rütpeciliğin alası askeriyede olur zira.

Benim de Torpil vardı: Yarbay Amcam

Aslında Ankarada benim de torpilim vardı. amca dediğimiz aslında amcoğlum Muharrem bey Ankara tayin başkanlığında Yarbaydı o zamanlar. Lakin Allahın işine bak ki hiç mi hiç aklıma gelmedi. Ne askere alınırken ne görevlere seçilirken ne de başıma bir iş geldiğinde onu aramak, bölükte “yarbay Amcam var” diyerek karizma satmak hiç aklıma gelmedi. Biz işlerimizi Allaha tevekkül ve dua ile hallettiğimiz için her durumda elimi açtığım zat Allah oldu Celle Şânuh.

Kardeşim Mustafa benden iki sene sonra askere gitti ve Yarbay Muharrem Erdoğanın yeğeni sıfatıyla o şemsiyeden epey yararlandı. Gerçi o amca bile kardeşimin dayak yemesini engellemedi. Askeriyedeki dindar karşıtlığı baskısı canına tak etmiş Mustafa hocanın, kalkmış bölükte temiz bir Ezan okumuş sonra namaza durmuş.. Ermeni d.lü olsa gerek bir komutan bozması gelmiş bir hışım, kardeşimi secde halinde iken yüzünü karnını potinle tekmelemiş defalarca.. Kâtelehumullah.

Ben bu kadarını görmedim ancak düşmansız da kalmadım. işte o zavallı asker Serkan, yazıcı olmuş diye havalara girmiş, beni de kendine düşman bilmiş uğraşıp duruyordu. Benim yerime geçirmek için bölüğe getirdiği Muttalip hocayı başçavuşumuz karavana çavuşluğuna vererek beni camide alıkoydu, yukarıda anlattım. Bu korumanın tek sebebi duygusal bağlılık veya manevi saikler değildi.. M. Kontaşın kendi ifadesiyle “hoca bu, başka ne iş yapacak” diyordu. ve de cami için yaptıklarıma bakarak “bizim hoca çalışkan” diye savunuyordu beni.. İşte bu bölük başçavuşumuz 15 gün izin alarak ayrılmış. Yerine başkası bakmaya başladı. O aralıkta Serkan bana yapacağını yaptı.

Dis-Ko Macerası !

Başçavuşun beni kolladığına da güvenerek Serkanın beni ısrarla sabah ictimasına çıkarmak istemesine karşı çıkıyor, spor ve eğitime katılmak istemiyordum, ictimada adım olmasına rağmen çıkmıyordum. Tabi ki bu suç. Neden çıkmıyordum ? Çünkü bana yapılan haksızlıktı. Ben karargah bölüğü karargah takımındaydım ve sabit görevim vardı. Benim gibi olan tüm takım arkadaşlarımın ictimadan gayrısı vardı, benim de olmalıydı. Ancak yazıcı Serkan burada dişini geçiriyor beni listeye ısrarla yazıyordu ve orada tek başıma duruyor diğer takımlarla sabah sporu ve akabinde sabah eğitimi denen sıkıcı hareketleri yapıyordum.. Hem sevmediğimden hem de haksızlık olarak gördüğümden ictimaya gelmiyor, dolayısıyla spor eğitime de katılmıyordum, gidiyordum mescidime.. Herhangi bir sorun da olmuyordu, sonuçta yerim belli görevim belli.

O günlerde meğer başçavuşumuz izne ayrılmış haberim olmadı. Sabah mescitte idim saat 09 gibi.. Kapıya asker geldi “bölükten çağırıyorlar seni..” baktım yazıhanede Serkan evraklarımı hazırlamış bile.. “Hoca hazırlan diskoya gidiyorsun” dedi. Gol atmış şımarık oyuncu gururuyla.. Onun işiydi belli. Tek kelime etmedim. İctimaya çıkmamaktan bir haftalık ceza verdirmiş, emanet başçavuşun da kafasına girerek kabul ettirmiş.. onun bir şeyden haberi yok, bakıyor.. imzalamış bile ve iş infaza kalmış. Ne bir sorgu ne bir savunma.. “Komutan kararıyla” deniyor böyle cezalara ve bereket versin askerlikten sayılıyor. Mahkeme kararıyla olursa sayılmıyor. Çantamı hazırladım bir cipe bindirdiler ve garnizonun en uç noktasında uzak bir yerde bulunan Dis-Ko ya gelmiş oldum. Yani DİSiplin Ceza Evine. Askerin dilinde oraya kısaca Disko deniyor.

Baş Gardiyan Özgür Onbaşı !

Beni teslim ettiler gittiler, içeri girdim. Baş gardiyan beni teslim aldı. Baktım aa! tanıdık bir isim Özgür Onbaşı..! O beni tanımaz. Şimdilerde çavuş olmuş ve Cezaevinin başgardiyanı olmuş.. Nereden mi tanıyorum ? Acemi birliğinden. Bölükte yardımcı manga komutanıydı. Bir gün bir yere intikal yapıyorduk uygun adım marş.. giderken hani slogan attırıyorlar avazın çıktığı kadar bağırıyorsun ya.. Manga komutanımız bize kızmıştı niye bağırmıyorsunuz lan felan demişti.. Bu Özgür onbaşı orada işgüzarlık yaptı “komutanım komutayı bana verin ben bunları bağıttırmasını bilirim” demişti. Tamam al dediler. Bu başladı bize demeye “bölüük yeree yat” Yattık. “Bölüük sürün” şimdi yerde çamur toprağın içinde sürünüyoruz.. ilk defa böyle yerde yatarak zillet içinde sürünüyor karnımız dirseklerimiz üstünde ilerlemeye çalışıyoruz.. “kalkın” demiyor habire “sürün” diye bağırıyor.. Halbuki kendisi de şafak sayan bir asker.. Tek farkı bizden üç beş ay önce gelmesi. İnsan bu kadar mı gaddar olur ! Nihayet “yeter” dediler de ayağa kalktık.. İşte bu insafsız şimdi askeri cezaevinin baş gardiyanı olmuş.. nasıl da dengi dengine getiriyor kurban olduğum Mevlam !?

Cezaevi Komutanın Bana Kini

Özgür başgardiyan, bizim gibi asker aslında, 76’ya 2 tertip, şafak sayıyor. Bir de başçavuş rütbesinde bir assubay var Cezaevinin komutanı.. O gün günlerden Cuma. genelde gelmezmiş ama o gün oradaymış. Özgür çantamı ararken içinde ne varsa çıkardı.. Cilet bıçak çivi gibi kesici delici aletler yasak, var mı bakıyorlar.. Kurmalı çalar saatim vardı onu da çıkardı. Komutan oradan bakıyormuş saatimi gördü, geldi
_o ney” dedi ?
_Saat dedim.
_Ne olacak dedi ?
_Sabah namazına kalkacağız bunla dedim.
_Askerde görevin neydi dedi ?
_İmam” dedimonra Özgüre dönerek
_O dinlesin biraz da bunu gönder” dedi ve gitti.

Ben bir şey anlamadım nereye gönderecek o kim ? ama başgardiyan Özgür anladı. Başçavuşun arkasından bana çıkıştı “ulan hoca sen bir de okumuş bilgili adam olacaksın ne diye bu saati buraya getirdin neden tedbir yapmadın ! şimdi adam seni çöpe gönderiyor ne yapacaksın !?”

Ne çöpe mi ? Aman Allahım. Çöp deyince aklım askere ilk geldiğimde gördüğüm o korkunç manzara geldi. Kocaman teneke variller, ağzına kadar yaş mutfak çöpüyle dolu.. yemekler yağlar sifirler taşmış her yer pislik içinde.. bazı askerler o varili elleriyle tutmuşlar yüksekçe bir kamyona kaldırmaya çalışıyorlar, o çöp kamyonun kasasında da iki asker var onlar üstten çekmeye çalışıyor ama belli ki çok ağır ve yağlı ve pis.. çok zorlanıyorlar.. O manzarayı gördüğüm gün irkilmiş ve “ama ya Rabb bu nasıl bir görev ! bu nasıl askerlik” diye hayret etmiştim. Şimdi işte ben o askerlerden biri olacaktım. sadece hoca olduğum için çantamda çalar saat getirdiğim için laik komutan beni çöpe göreve gönderiyordu.. Özgürün “ha hoca niye tedbir yapmadın niye cahillik yaptın çalar saatle geldin seni bak çöpe gönderiyor..” demesiyle hayallerimden uyandım. “Gönderemez raporum var” dedim. Ne raporu dedi ? Ağır iş yapamaz revir raporu dedim. Getirin dosyasını dedi. Gardiyanın biri anında yazıhaneye fırladı bir koşu gitti dosyamı getirdi.. Adam ağır takılıyordu, mafya babası havasındaydı.. diğerleri de kanıksamışlar acaib itaat ediyorlar.. Dosyama baktı raporu gördü “Hadi hoca yırttın” dedi.

Revirci Toprağımın Kıyağı

Disiplin ceza infaz evine giderken prosedür oymuş, önce revire (askeri sağlık ocağına) uğruyorsun, doktorlar yüzüne bile bakmadan formaliteden bir kağıt eline veriyor imzalıyorlar ve hadi kodese.. Benim evrakımı yapan kişi orada “Memleketi: YOZGAT 66” kaydını görünce başını kaldırıp bana baktı “Waay benim toprağım dedi. Seni diskoya gönderiyorlar ha! dedi.. ne oldu ki ? “ictimaya çıkmadım” dedim.. “Dur sana bir rapor yazayım da ağır iş yaptırmasınlar” dedi. O an ne işe yarayacak bilmediğim raporumun işte hikayesi de bu. O gün Cuma hafta sonu başladığı Cezaevi komutanı gitti hafta sonu hiç gelmedi. Pazartesi gelince hkain unutmamış beni ilk işi Özgüre “ne yaptın gönderdin mi onu” diye sormak oldu. Özgür de “Hayır. raporu var komutanım” deyince sesini çıkarmadan odasına girdi.

Diskoda Vakit Geçer mi ?

Hayır geçmiyor. Yapacak bir şey yok. ve seni sana bırakmıyorlar. Palmiye dalından mamul süpürgeleri elimize tutuşturuyorlar ve hadi süpür.. ama as önce süpürmüştük ? hayır itiraza hakkın yok. arkadaşın biri isteksiz davrandı başındaki gardiyan bir bağırdı “gönülsüz gönülsüz süpürme laan” Dedim nasıl bir yere düştük böyle adamın gönlüne bile karışıyorlar.. Gardiyan dediysem de bizim gibi asker. sadece görevi orada gardiyanlık. nasıl da göreve adapte olmuşlar nasıl da kalplerinden acıma tolerans gitmiş katılaşmışlar.. yuh olsun! Sekiz on kadar gardiyan var.. neredeyse tutklu başına bir gardiyan düşüyor ne yapsan o gardiyanın gözetiminde yapıyorsun bu da orayı çekilmez kılıyor. şöyle diyeyim sanki bir gün bir hafta gibi geçiyor. O yüzden bahanesi ne olursa olsun dışarı çıkmak istiyorsun. Ve işte bakıyorsun ne çöpe giden tutuklular şikayetçi ne de yanıbaşımızda duran ve tüm havayı kokutan arıtma tesisinde çalışan tutuklular.. Gerçi ilk geldiğimden bu yana çöp arabası ve bidonlar değişmiş. Otomatik çöp kamyonu ve yeni bidonlar gelmiş. Tutuklunun tek görevi bidonu kamyona yaklaştırmak ve belki taşanları temizlemek..

Askeri hapisaneye bir hocanın geldiğine sevinenler de yok değil. Gardiyanlardan ciğeri para eden Enver arkadaş namaz abdest ehli.. Kuran öğrenmek istiyormuş fırsat bulamıyormuş.. hemen onunla derse başladık bana namaz kılmam için de o yardımcı olsun sağ olsun kardeşim..

Başgardiyan Özgürün Uyuşturucu Sorusu

Askeri hapisane (Disko) da bir iki defa istirahat çay/sigara içme molası var 15 dakika. İkindi molasında başgardiyan Özgür yanımıza geldi bana bakarak “hoca sana bir soru bir fetva soracağım” dedi. Buyur biliyorsam tabi ki dedim. “Bir adam oruç tutacak Ramazanda.. ancak madde bağımlısı, geceden hapı celatine sarsa hap gündüz etkisini gösterse bunun orucu olur mu olmaz mı ? Düşündüm, düşündüm bütün bildiklerimi gözden geçirdim ama sorunun üstesinden gelemedim.. ve cevap verdim: Bilmiyorum” dedim. Bu cevabım Özgürün çok hoşuna gitti “Aferin hoca şimdi gözüme girdin. Harbi harbi bilmediğine bilmiyorum dedin.. bu soruyu kime sorduysam salladı.. kalk bundan sonra sen benimle oturacaksın” dedi ve kalan 5 günümü paşa paşa Özgürle takılarak gardiyanlarla sohbet ederek Enverle Kuran dersi yaparak namaz kılıp zikir yaparak geçirdim. Bazı sıkıldığım durumlarda yemek almaya ben gidiyor askeriyenin hür bölgelerine bakarak arkadaşlardan birini bir iki saniye görür konuşur muyum, bazı denk gelip görünce bununla teselli oluyordum.

Nihayet bir haftalık cezam sona erip hapisaneden çıkınca insan öyle bir seviniyor ki.. o esaret zannettiğin, çıkacağın günü iple çektiğin askeriye bile gözünde bir kurtuluş bir dersaadet gibi görünüyor. “Beterin beteri var haline şükretmen gerek” dedikleri sırra işte o zaman erdim. Beni almaya ne cip ne kimse gelmedi. Ancak hürriyetine kavuşmanın verdiği şevk o kilometreleri gözümde kısacık gösterdi bölüğe yürüyerek değil adeta uçarak geldim.. ancak sevincim fazla sürmedi. Çünkü..

Mescid Görevine ve İmamlığa Elveda

Benim yokluğumda mescide bir imam atamışlardı. Kimi mi ? Serkanın mal pazarından kendi başına gidip getirdiği ve M.Kontaşın karavana çavuşu yaptığı Muttalip hocayı. Askeriye racon budur: Sebebi ne olursa eğer görev yerini terk eder yerine başkası gelirse o orada kalır ve sen artık başka bir işe bakarsın. Bu yüzden çaycı poğçacı kantinci posta gibi askerler görevi kaptırmamak için izine dahi gitmezler.. ya da komutandan kuvvetli torpilin olacak. Benim komutanım M.Kontaşın yokluğunda yazıcı Serkan bana ihtilal yapmış ve nihayet hasetten çatladığı benim imamlık görevimi bitirmişti.. Beni nereye mi verdiler ? Muttalip hocadan boşalan göreve Karavana çavuşluğuna. Allah derman versin

Karavana Çavuşluğu Koşturmacası

Allah’tan derman dilenecek kadar zor bir görevmiş.. Sabah saat beşte kalkman gerekiyor millet altıda kalkıyor.. Ekibi topluyorsun ve kamyona binerek haydi mutfağa. Mutfaktan kahvaltılıkları alıyoruz kamyona yükleyip tabur yemekhanesine getiriyoruz. Destek kıtaları 3 bölüğünkileri birden.. Beraber kahvaltıyı yapıyoruz sonra bulaşıkları topluyoruz bulaşıkhaneye götürüyoruz orada 500 kişinin bulaşığını yıkayıp bölüğe getiriyoruz sonra tekrar kamyona binip öğle yemeğini almaya gidiyoruz.. sonra aynı şey bulaşıkları topla götür yıka getir ve akşam oldu. akşam yemeğini getir yemek ye bulaşıkları topla götür yıka ve bölüğe gel. Saat kaç oldu dersiniz ? Saat çoktan on oldu. millet çoktan yatmış.. Biz yeni geliyoruz ve hemen yatağa dalıyoruz yorulmuşuz ve herkesten bir saat erken kalkacağız. Yani bu karavana çavuşluğu öyle ağır ve zor bir görev ki başka hiç bir iş yapamazsın bütün vaktini alıyor. arkadaşlarınla konuşamazsın çay içemezsin.. peki namazları nasıl kıldım ? Sabah namazını kalkar kalkmaz.. öğle namazını ise, yemeği kamyona yüklüyordum sonra yemekhaneye gönderiyor ben binmiyordum, koşarak kestirmeden mescide geliyor sadece farzı kılıyor ve derhal yemekhaneye yetişiyordum, geldiğimde kamyon da henüz gelmiş oluyordu. kamyon yemek yüklü olduğu için gayet ağır hareket ediyordu, ben de bu sayede namaza vakit bulabiliyordum.. ikindi namazını sıra beklerken akşam namazını yemekten hemen sonra.. yatsı namazını yatarken kılıyordum.. Eee mescitte bunca bol vakitten sonra böylesi bir koşturmaca da gerekiyormuş ki elimdeki nimetlerin kıymetini daha iyi anlamam için.

Taburun Bütün kaşık Çatalı Çalındı: Sorumlu Ben !

Günler bu koşturmaca içinde birbirini kovaladı. Tamam görev zor ama çalışmaktan saate bakmaya vakit yok. Nasıl akşam olmuş sabah olmuş farkında bile değilsin.. Bulaşıkhane yemekhanenin yan tarafında.. Bütün bölüklerin karavanacıları yemek sonrası orada.. Büyük bulaşık yıkama makineleri var.. tabakları önce oradan geçireceğiz kabasını almış olacak.. Bizden önce gelmişler.. sıramızı beklerken benim ekip şikayette bulundu “hoca bu adalet mi altı kişi olmamız gerekirken 3 kişiyiz. Bu kadar bulaşığı üç kişi nasıl yıkayacağız!?” Düşündüm.. doğru. adamlar haklı. “Bölüğe git adam getir” dediler. Muttalip hocayı içtima alanında görürdüm komutanların yanına gelir adam isterdi.. askerler onu görünce şeytan görmüş gibi nefret ederlerdi aha beni verecekler korkusuyla.. şimdi ben o duruma düştüm. Gittim komutana durumu arz ettim 6 kişiden sadece üç kişi var dedim.. sağa baktı sola baktı kimseyi uygun görmedi eli boş geldim. ben aslına onların başkanıyım iş yapmam yaptırırım ancak ekibim eksik olduğu için onlara yardım ediyorum.. girdik bulaşıkhaneye tabak bardakları yıkadık. Kaşıkları yıkamak istedik baktık kaşık kasası yok. plastik kasa içindelerdi.. oraya bak buraya bak yok.. Eyvah ! Aldık başımıza belayı. Kaşık çatalsın döndük tabura. yemekhaneciler servisi açtılar ama masaya kaşık koyacaklar dedim yok çalındı. o gün bir tabur asker 500 kişi yemeği elleriyle yediler. sabah olunca durum komutanlığa iletildi ve sorgu sual başladı. hemen bir kağıt ve yaz : Taburun çatal kaşıklarını ne yaptın ? ben de aynen yazdım: bana verilmesi gereken asker sayısı 6 iken sadece 3 kişi vardı bende bölüğe adam istemeye geldim o esnada çalınmış.. Suçu onlara attığım için bir şey yapamadılar.. kızmaktan başka. ve üç gün boyunca bölük yemeği elleriyle yediler.. sonra baktım bir sabah bütün masalar dolu. yemekhane çavuşu aliye dedim ula Ali nerden buldun bunları ? sus çaktırma dedi biz de bu gece bir operasyon yaptık dedi. meğer gece vakti camı açık bir yemekhaneye girmişler kasayla çatal kaşıkları almış getirmişler..

İş burada bitmedi. Şimdi ateş o bölüğün görevlilerine hatta komutanın bağrına düştü. Assubayları çıkmış ortalığa dedektif gibi araştırma yapıyor. Kısa süre önce bizim taburun kaşık sıkıntısı çektiğini öğrenmiş.. geldi beni bulaşıkhanede beni buldu ağzımı yokladı. “Sizin taburun geçenlerde kaşıkları çalınmıştı..” Evet komutanım. “ama şimdi bakıyorum ki hepsi tamam nereden aldınız ?” Bu soruya çalışmamıştım ansızın oldu. Yalan söylemeye de alışık değilim ama orada bir anda demiş oldum: Biz levazımdan yeniden istihkak çıkarttık, komutanımız öyle halletti.” adamcağız inandı mı inanmadı mı bilmiyorum aama bir şey diyemedi gitti. Allah affetsin o gün o şekil işi geçiştirdik. Askerin dilinde bir laf vardır “askerde hırsızlık yoktur yer değiştirmek vardır.” O gün eğer boş bulunup bilmiyorum deseydim veya yemekhaneciler halletmiş deseydim askeriye bize “yer mi değiştirmişler” yoksa “çalmışlar” mı diyecekti görürdük !

Askeriyede İsrafın Boyutu (1998-99)

Karavana çavşluğu yaptığım günlerde gerek mutfağı gerek yemekhaneleri daha yakından görmüş oldum. İsrafın boyutu öyle böyle değil. Mutfağa gelen malzemenin önemli bir kısmı hiç kullanılmadan çöpe atılıyordu. Nasıl bildim ? Gözlerimle gördüm. Mutfağın arkasında çöp konteyneri var. mutfağın çöpü sadece oraya atılıyor.. bir ara yanından geçince içinde olanı görmüş oldum.. aman Allahım o yufkalar kat kat onlarca yüzlercesi hiç dokunulmadan çöpe atılmış.. onlarca yeşillik kutusunda açılmamış helva tenekeleri tahin helvası en pahalısından.. koli koli yumurtalar, litre litre sütler.. Mutfakta çöpe atılıyor.. sebebi mutfakta çalışan asker canından bezmiş.. 10 bin kişiye yemek yapıyorlar. menüde börek varsa ki iki günde bir oluyordu.. o yufkaları yüzlerce tepisye dizmeleri gerekiyor belki 7 kat bunlar beş kat yapıyor gerisi çöpe.. Yemekhanede de israf var.. Koli Koli yumurtalar açılmamış helvalar sütler.. asker yememiş diğer kutu bitmemiş bunu hiç açmadan öylece atmışlar.. doğrusu askerin neredeyse üçte biri yemekhaneye uğramaz bile.. yemekleri beğenmezler ve baba parasıyla kantinden tost post yer kola mola içerler.. Yemekhanecilere dedim neden atıyorsunuz bekletin ertesi gün yiyen olur ? Hayır yasak dedi. Yemekhaneye giren şey o gün tüketilecek tükenmeyen çöpe gider” Askeriyenin çöpünden vallahi koca bir köy doyar ve artardı.. O yüzden baktım çöpü bir meymenetsiz sivil adam geliyor traktörüne doldurmaya çalışıyor.. hayrına buna izin vermişler sandım meğer ihaleye girmiş bu kazanmış.. çöpü ne yapacak diye sorduğumda yemekhaneciler tanıyormuş herifi dediler “Bunun İzmirde domuz çiftliği var domuzlara yediriyor” işte o zaman canım daha çok yandı..

isa erdoğan 12.12.2020

Devamı: İzmir (askerlik) Hatıralarım 9 <<

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın