30) Okul tuvaletinde hapis 1986 yılı.. Fransa’da ilkokula gidiyordum Hericourt ilçesi Ecolle Groupe Poirey denilen bir laik okul. Fransa’da okullar laik olanlar ve olmayanlar şeklinde iki kısımdır. Biz Müslümanlar laik okullara gideriz Çünkü laik okullarda din konuları geçmez öğrenciler kiliseye gitmez kiliseden papaz da gelmez. okul tamamını seküler anlayış üzerinedir öğretmenler de laiktir, Siz deyin: ateist. Belli bir inançları yoktur o yüzden ne açıktan ne gizliden sizlere Hıristiyanlık propagandası yapmazlar.. inancınıza müdahale de etmez şüpheye düşürmeye çalışmazlar. Okulda sabahtan öğleye kadar bir tane teneffüs olurdu, yarım saat kadar. uzun uzun oynardık. Bir gün saklambaç oynamıştık Ben de okul bahçesinde bulunan tuvaletlere saklamıştım eski bir okuldu. tuvaletlerin kilit mekanizması da eskiydi. İçeri girdim ve kapıyı kapattım ancak ne kadar zorladımsa bir daha da açamadım. orada kilitli hapis kalmıştım. bir çocuğun küçük bir odacıkta kilitli kalması ne demek bilirsiniz. ancak metanetimi korudum bağırmadım. Ben Türktüm gururluydum, bağırıp ağlayıp şerefimi beş paralık edemezdim. Ders zili çalmıştı öğrenciler sınıflara giriyorlardı okul bahçesi sakinleşmiş ses soluk kesilmişti. Ben orada tek başıma kalmıştım. Baktım duvarların üst tarafında boşluk var tırmandım boşluktan çıktım atladım kurtuldum. Koşarak okula girdim bazı öğretmenler hala okulun önündeydiler “neden kapıdan çıkmadın neden üstten atladın” gibi sorular bekledim ama hiçbir şey sormadılar belki…
26) İkili koltuğa 3 kişi Yozgat Anadolu lisesine gittiğim yıllar. Sarıkaya’dan 5-6 kişiydik. bazen Yozgat’a gidişlerimiz denk gelir bazen birbirimizi görmedik ancak yozgat’tan Sarıkaya gelişlerimizde okuldan aynı saatte çıktığımız için terminalde birbirimizi görürdük, genelde aynı otobüse binerdik. Sınıf arkadaşım Mehmet aaygün’ün kardeşi Ahmet O da bizim okula gelmişti. ablaları da aynı okulda okuyorlardı. Yani aynı aileden 4 kişi her hafta gidiş geliş bileti almak zorundaydı. Mehmet Aygun’ün babası Yusuf Aygün Sarıkaya’da öğretmendi annesi ev kadını. O zamanlar öğretmenlerin maaşları fazla değildi, onlar da benim gibi daha ekonomik gitmenin hesaplarıni yaparlardı. Yusuf öğretmen şöyle bir tavsiyede bulunmuştu “2 koltuğa 3 kişi binin. biz gençliğmizde öyle yapardık” Bu hoşumuza gitmişti. Bir hafta sonu Zafer Turizme bindik Sarıkaya’ya geliyoruz. Mehmet Aygün ben ve kardeşi Ahmet üçümüz iki koltuğa oturduk. Giderken muavin geldi bizden 3 kişilik para istedi. biz iki kişilik bilet gösterdik “Biz sadece 2 koltuğa oturduk, iki koltuk parası isteyebilirsin” dedik. Yusuf öğretmenin verdiği aklı uyguluyorduk ancak muavin kabul etmiyordu. Olur mu siz 3 kişisiniz” diyordu. Gerçekten garip bir durumdu çünkü otobüsün yarısından çoğu boştu. Sonra diyelim aynı koltuğa 4 kişi otursak iki kişilik ücret mi verecektik! veya koltuğa oturmayıp ayakta gitsek bedava mı gidecektik !? Yani biraz saçmaydı, ama denedik ve…
21) Kurtkapanı ve tek dalma 1989 yılında Yozgat Sarıkaya Barbaros ilkokulundan mezun olunca o zamanlar ilkokul mezunları arasında düzenlenen karakucak güreş müsabakaları olurdu. 0 sene müsabakalara ben de katıldım. Bunun için bir iki ay öncesinden Sarıkaya çayırlarında antrenmanlar çalışmalar yaptık müdür yardımcısının oğlu bir abimiz güreşten anlıyormuş O bizi çalıştırdı. Ben bu konuda iyiydim. rakiplerimi yeniyordum Hatta ben kendimden daha büyük arkadaşları da yenebiliyordum benden umutluydular, o abilerden bir kaç numara da öğrendim. O numaralar çok işime yaradı. Bunlar kurt kapanı ve tek dalış. Tek dalma rakibini ileri geri ittirirken bana doğru gelen ayağını kapıp diğer ayağına çelme takarak yere yıkmak. Bu yöntemle birkaç arkadaşımı yendim. Kurt kapanı ise rakibin önüne diz üstü yatıp seni belinden kavurmasını sağlamak O esnada kollarını kilitleyip başını sağa veya soldan çıkarıp onu yıkmak. Sadece bu iki numara bile Sarıkaya’da birinci olmamı sağladı. Sarıkaya’da kendi kilomda şampiyon olmuştum 38 kiloda.. İbret: Bilenlerle bilmeyen bir olmaz. Bir numara (taktik) fazla bilen kendinden daha güçlü olan rakibini yenebilir. 22) Yozgat’a Sınava Gitmiş Gibi 1991 yılında Yozgat Anadolu lisesinin hazırlık sınıfını okumuşum yıl sonu yazılı imtihanına da girmişim sırada yıl sonu mülakatı olacaktı. okullar kapandıktan 1 hafta sonra. dolayısıyla yaz tatili başlamış evdeydik. mülakatın olduğu gün kendi kendime…
14) 50 Frank kimin olacak Bir memleket izninde köydeyim, asıl almışsam bende bir elli frank var. Yaşım 10 gibi. Köyde akrabalarımın (hepsi kadın, yengelerim) tarlada işleri vardı, hep birlikte tarladaydık. Onlar çapa mapa çalışırken ben güneşin altında öylece beklemek zorundaydım, benim için hiç eğlenceli değil ama ne yaparsın başka çare yok beni bırakıp gidemezler ya.. Öyle kenarda kendi halimde oyalanırken birden cebimden 50 frankı çıkardım ve bizimkiler gördü o andan itibaren ilgi odağı oldum. Biri isa onu bana ver” dedi diğeri isa bana ver bana verirsen sana şunu veririm” diğeri isa bak bende bir sürü türk parası var (koynundan bir tomar para çıkardı) eğer bana verirsen sana bunlardan veririm ! Hayır o da beni kandıramadı 🙂 Kime mi verdim ? Doğrusu hiç birine çünkü birine versem diğerini gücendirmiş olacaktım o yüzden “cimriyim kimseye vermiyorum” uyanıklığına yattım. Doğrusu içlerinden biri işi gücü bıraktı kıbleye döndü ve namazını kıldı.. Eğer verseydim ona verecektim ama dediğim gibi. 15) Yengemin 500 lirası (1987) Yazılmayacak ! 16) Kadirin Ekmek Parası Türkiyeye dönünce sarıkayada yeni arkadaşlarım oldu. İlk arkadaşım Kadir’di. Kadir bizim aşağı köylü ve komşumuz. Sarıkaya Barbaros ilk okuluna 4. sınıftan kayıt oldum ve sınıfa girdim boş bir sıraya oturdum. Kadir geldi seninle oturabilir miyim…
Bismillah vel Hamdu lillah Tembih: sesli yazım yordamıyla yazıldığı için kelime hataları olabilir. Altta yorum kısmında uyarırsanız sevinirim. 6) 100 frank macerası Fransa’da bizim bir komşumuz vardı Fransız aile, çocukları Paskal benim arkadaşımdı. Fakir bir aileydi. Sosyal yardımla geçiniyorlardı. Baba hayırsız biri çalışmazdı. Anneleri alkol ve sigara bağımlısı, sefil perişan bir aile. Kadın devamlı bizim kapıya gelirdi ekmek var mı tuz var mı un var mı..?” Annem komşu hakkı der seve seve verirdi.. İşte bu ailenin bir huyu vardı maaşı aldıkları gün har vurup harman savururlardı -eğer doğru söylüyorsa- Pascal’a da elli frank harçlık verirlerdi. Bazen Pascal’la berbaer takılır onun müsrifçe harcamalarına tanık olurdum. Demek ki ona özendim veya para harcamayı sevdiğim için.. Ben de böyle sınırsız harcama yapmak istiyordum ve bir gün bizim odada elbise dolabında bir yere zula edilmiş bir deste para buldum ve içinden bir tane çektim nasıl olsa kimse fark etmezdi.. tam tamına 100 frank ! Düşün ki günlük harçlığımız 2 frank idi. Bir çubuklu dondurma parası.. 5 frank ise bir kornet ediyordu. Elimdeki 100 frankla mahalle çarşısına gittim. Bir banka züccaciye-oyuncakçı tekel bayii eczane ve marketten oluşan mini çarşı. Oyuncakçıya girdim önümde uzun bir koridor karşıda kasa vardı. kasada bir kadın.. bana tip tip bakıyor. içeri…
Allah’ın ismiyle başlar Ona hamd ederim Peygamberimiz Muhammed efendimize salat ve selâm ederim Bu yazı dizisinde çocukluk hayatımdan bazı kesitleri aktaracağım. Belki tarihin o yıllarına minik bir ayna tutmuş, edebiyat dünyasına küçük, belki eğlenceli hikayecikler eklemiş olurum. Hile hal çaresi, çıkış yolu, çözüm yolu demektir aslında. Türkçe’ye ise aldatmak olarak girmiştir. Biz burada hileyi aldatma anlamında değil, çözüm yolu manasında kullanacağız. Evet biraz aldatma var gibi.. Allah affetsin 1) Zula Yerim Annemin Çantası Yaşım 8. Fransa’da en önemli bir etkinlik biz Türklerin hafta sonları aile dostu ziyaretlerine gitmemiz. Bazen bu ziyaretler şehirden şehre olurdu. o gurbet hayatını çekilir hale getiren, “sana 2. sınıf insan gözüyle bakan” o fransızların içerisinde yaşamanın zorluğunu kolaylaştıran, aynı dili konuştuğumuz, aynı dine inandığımız, aynı sıkıntıları yaşadığımız insanlarla bir araya gelmek.. Bu ziyaretler bizler için her şeydi. Büyüklerin de çok sevdiği, biz çocukların da çok hoşuna giden ailecek ziyaretlerdi bunlar. Eğer o hafta hiç kimseye gitmiyorsak gözümüz kulağımız kapıda olurdu “acaba birisi gelip kapımızı çalacak mı bir misafirimiz gelecek mi” diye.. Eğer kapı çalsın, biz çocuklar hepimiz birden kapıya koşardık bir dostumuzun Bir Türk’ün gelmiş olmasını umardık. Bu aile ziyaretlerinde.. çocukluk işte heves ediyorsun bazen dostlarımızın çok güzel oyuncakları olurdu. ben nedense anneme babama “bana şu…