Küçük Hileler | Hikayelerim 3

23 Ocak 2012

14) 50 Frank kimin olacak

Bir memleket izninde köydeyim, asıl almışsam bende bir elli frank var. Yaşım 10 gibi. Köyde akrabalarımın (hepsi kadın, yengelerim) tarlada işleri vardı, hep birlikte tarladaydık. Onlar çapa mapa çalışırken ben güneşin altında öylece beklemek zorundaydım, benim için hiç eğlenceli değil ama ne yaparsın başka çare yok beni bırakıp gidemezler ya.. Öyle kenarda kendi halimde oyalanırken birden cebimden 50 frankı çıkardım ve bizimkiler gördü o andan itibaren ilgi odağı oldum. Biri isa onu bana ver” dedi diğeri isa bana ver bana verirsen sana şunu veririm” diğeri isa bak bende bir sürü türk parası var (koynundan bir tomar para çıkardı) eğer bana verirsen sana bunlardan veririm ! Hayır o da beni kandıramadı 🙂 Kime mi verdim ? Doğrusu hiç birine çünkü birine versem diğerini gücendirmiş olacaktım o yüzden “cimriyim kimseye vermiyorum” uyanıklığına yattım. Doğrusu içlerinden biri işi gücü bıraktı kıbleye döndü ve namazını kıldı.. Eğer verseydim ona verecektim ama dediğim gibi.

15) Yengemin 500 lirası (1987)

Yazılmayacak !

16) Kadirin Ekmek Parası

Türkiyeye dönünce sarıkayada yeni arkadaşlarım oldu. İlk arkadaşım Kadir’di. Kadir bizim aşağı köylü ve komşumuz. Sarıkaya Barbaros ilk okuluna 4. sınıftan kayıt oldum ve sınıfa girdim boş bir sıraya oturdum. Kadir geldi seninle oturabilir miyim dedi yer verdim otur dedim.. o dönem birlikte oturduk sonra Ahmet Erol geldi almanyadan onlarla yakın arkadaş oldum sonra Çetinle, Mehmetle.. derken arkadaşlarım çoğaldı. İşte bu komşum köylüm ve sınıf arkadaşım Kadir fakir bir ailenin çocuğu idi. Bu sebeple kendi deyişiyle “bir çemenli ekmek” parası bulmak buluşturmak için çeşitli işler yapardı. Bunlar “arabacılık” “naylonculuk” “boyacılık” vee “bakırcılık”

İşte ben Kadirle bütün bu işleri yaptım hepsini ondan öğrendim. İçlerinden en sefil en adi iş hangisi derseniz düşünmeden “bakırcılık” derim. Bu Kadirin verdiği isim, bilinen adıyla “hurdacılık” Bakırcılık neden sefil ve adi bir iş ? Cevabını vermeden önce Kadirle bakırcılığı nasıl yaptığımıza bir bakalım. Yolda yürüyorsun ve devamlı gözün yerlerde yol kenarlarında.. küçücük bir metal görsen hemen davranıp önce sen alıyorsun. Yani bildiğiniz çöpçülük. Bulduğun bu metalleri demirleri hurdacıya götürüyorsun sana üç beş kuruş veriyor. Benim için abur cubur Kadir için çemenli ekmek parası !

Diyeceksiniz neresi adi bu işin! Neresi adi ? Bir zaman sonra her şeye “çöp” her alete “paraya dönüşecek hurda” gözüyle bakmaya başlıyorsun. Bu bakımdan belki antika değeri olan, belki alet edevat değeri olan şeyleri de beş paraya satıp heder ediyorsun.. “Kazandım” zannederken kaybediyorsun. 

İşte Kadirden o işin püf noktalarını da öğrenmiştim. Eğer elektrik kablosu bulursa çok seviniyordu “bakır olduğu için” en çok para ondaydı çünkü. Kadir hemen ateş yakıp dışındaki plastiği eritip soyuyor, kabloyu büzüştürüp eliyle ne kadar ağır geldiğini tartıyordu.

17) Çatıda bulduğum hazine: Kablo topu

Ben de o günlerde artık bildiğin bir “bakırcı” olmuştum. Gözüm geri dönüşüm değeri olan atıklarda, hep bir arayış.. Bir gün evin çatısına çıktım. Aranırken gözümle gördüğüm şeye inanamadım kalınca bir top elektrik kablosu.. Evin inşaatından artmış orada öylece duruyordu.. Hazine bulmuş gibi sevindim. Hemen evin bahçesine çıkardım ve ateş yakarak bütün plastiğini erittim kadirin yaptığı gibi büzdüm top gibi yaptım ve elimle tarttım.. hmm epey ağırdı.. bundan iyi para alacaktım. Abim beni gördü ve o kablonun öylece telef olmasına üzülmüş olmalı ki “akıllı ! o kablonun 5 metresi senin hurdacıdan alacağın paradan daha çok eder, yazı ettim kabloya” dedi. 

Abimin dediği gibi oldu. Hurdacı bir kaç lira verdi ben de birkaç abur cubur çikolata aldım ve bir top kablo yok olup gitti. Düşündüm.. abim doğru söylüyor olmalıydı.. O gün benim kafam dank etti. Uyandım. ve bakırcılık işini bıraktım. 

18) İbriği Annem gönderdi

Bakırcılık” yaptığım zamanlardı. Dedim ya radar gibi aranıyordum, menkul kıymete çevirecek ham madde 🙂 arıyordum. Evdeki bir eşyaya gözüm ilişti: Dedemden kalma bir abdest ibriği. Vay anam vayy bakır bu ! diyordum içimden (yani en değerlisinden) ve ne yapmalı nasıl yapmalı bunu mutlaka paraya çevirmeliyim” diyordum.. Annemlerin habersiz bir anından ibriği kaptım ve doğruda çarşıda olan hurdacının yolunu tuttum.. Sıram geldiğinde hurdacının terazisine ibriği koydum Hurdacı bana anlamlı bakarak nereden aldın diye sordu beklemiyordum ama çabuk toparladım “annem gönderdi” dedim. tarttı ve bana 3 lira falan verdi.. az buldum ama sesimi çıkaramadım aldım gittim. ve bir antika ibrik böylece beş paraya telef oldu ! 

19) Elektrikçiler peşimde

Bakırcılık yaptığım günlerde idi.. ilkokul 4. Elektrik dağıtım şirketinin elemanları mahallede bir şeyler yapıyorlardı elektrik direğine merdiven dayamışlar belki bazı düzenlemeler tamiratlar ile meşguldüler. onların çalıştığı o yerde 2 metreye yakın krom renginde bir tel vardı. Hani bildiğiniz elektrik teli birbirine sarılı küçük tellerden oluşan kalınca bir tel. Benim gözüm ondaydı hurdaya versem epey ederdi ! ileri gittim geri geldim “o teli alabilir miyim acaba onu atmışlar mıdır” Onun hesabını yapıyorum. Aşağıdaki adamların gafil olduğu bir anda pike yapar gibi hızlıca teli kaptım ve başladım koşmaya. Bir de ne göreyim işçilerden biri benim peşime düştü ben koşuyorum o arkamdan koşuyor.. ondan kurtulamayacağını anladım elimdeki kabloyu bıraktım artık. aslında bizim eve gelmiştim eve girmedim evim neresi olduğunu bilsinler istemedim ben daha da ileri koşmaya devam ettim arkama baktığımda onlar kabloyu almışlar işlerin başına dönmüşlerdi kurtulmuştum.

İbret: hurdacılığın bir ayağı hırsızlıktır, uzak dur

20) Samandan yatak

Bizler Fransa’dan geldiğimizde Türkiye’de nispeten rahatlamıştık. babamın üzerimizdeki o anaç tavuk gibi baskısı kalkmıştı. Artık vardiyali çalışmıyordu tam gün full çalışıyordu sabah dükkana gidiyor akşam geliyordu. Bizim Nur fazla ilgilenmeye vakti yoktu akşamdan akşama her gün değil ama bazen sorardı namazlarınızı kıldınız mı zavallı babam oldu cevap her zaman hayır kılmadık oluyordu çoğunlukla la havle çekerek geçiştirdi ama o gün öyle yapmadı kızdı Nur hocanın oğluna yakışır bu şekilde kızdı. Bu konuda bize kızdığı zaman söylediği bir şey vardı eyvallah sorunu ben ite köpeğe söyleseydim dağlara kaçarlar” aynısını yine söyledi hızını alamadı bize çıkın evden dedi su görmek istemiyorum. Gece yatma saatiydi. 3 tane çocuk abim ben Mustafa. Koşulsuz itaat ediyorduk onun yüzüne karşı konuşma, kendimizi savunma cesaretimiz hiçbir zaman olmadı çıktık dışarı kümesten çıkmış tavuk gibi sağımıza solumuza bakındık. Abim benden 3 yaş büyük ne yapacağını biliyordu gelin dedi benimle evin alt katına indik orası dükkanımızın deposu uydu meral’im de anahtarı varmış kapıyı açtı içeri girdik bütün odalar doluydu termosifonlar lavabolar buna benzer şeyler. Üst üste yığılan lavabolar kırılmasın diye aralarına saman konuyordu osmanlılardan topladım lavabo sırasının arasındaki boşluğa serdim kendime güya yatak yaptım. Ve üzerine yattım. Fazla geçmeden annem geldi yerimizi biliyordu. bilmiyorum belki de çıkarken anahtarı annem abime vermişti. Bizi böyle samanların üzerinde tozun pisliğin içinde görünce bir fırça da annemden yedik. İşte annemin kızması ve üzülmesi bana ağır geldi. Babam o kadar kızmış bağırmış bizi evden kovmuş nedense hissetmiyordum. Belki alıştığımız için. 

İbret: sözünün ağırlığı olması için çok söz söyleme etkili söz söyle kendi oğlun bile olsa her şeyde kızma. Çocuklarını terbiye ederken bir yöntem işe yaramıyorsa farklı yöntemler dene.

İsa Erdoğan

@ Her hakkı saklıdır, İzinsiz kullanılamaz, paylaşılamaz

<< İkinci bölüm * Dördüncü bölüm >>

Bir yorum

  • İsa Erdoğan 20 Aralık 2021, 23:38

    çocukluk yıllarımın ibret dolu hatıraları

Bir Yorum Yazın