26) İkili koltuğa 3 kişi
Yozgat Anadolu lisesine gittiğim yıllar. Sarıkaya’dan 5-6 kişiydik. bazen Yozgat’a gidişlerimiz denk gelir bazen birbirimizi görmedik ancak yozgat’tan Sarıkaya gelişlerimizde okuldan aynı saatte çıktığımız için terminalde birbirimizi görürdük, genelde aynı otobüse binerdik. Sınıf arkadaşım Mehmet aaygün’ün kardeşi Ahmet O da bizim okula gelmişti. ablaları da aynı okulda okuyorlardı. Yani aynı aileden 4 kişi her hafta gidiş geliş bileti almak zorundaydı. Mehmet Aygun’ün babası Yusuf Aygün Sarıkaya’da öğretmendi annesi ev kadını. O zamanlar öğretmenlerin maaşları fazla değildi, onlar da benim gibi daha ekonomik gitmenin hesaplarıni yaparlardı. Yusuf öğretmen şöyle bir tavsiyede bulunmuştu “2 koltuğa 3 kişi binin. biz gençliğmizde öyle yapardık” Bu hoşumuza gitmişti. Bir hafta sonu Zafer Turizme bindik Sarıkaya’ya geliyoruz. Mehmet Aygün ben ve kardeşi Ahmet üçümüz iki koltuğa oturduk. Giderken muavin geldi bizden 3 kişilik para istedi. biz iki kişilik bilet gösterdik “Biz sadece 2 koltuğa oturduk, iki koltuk parası isteyebilirsin” dedik. Yusuf öğretmenin verdiği aklı uyguluyorduk ancak muavin kabul etmiyordu. Olur mu siz 3 kişisiniz” diyordu. Gerçekten garip bir durumdu çünkü otobüsün yarısından çoğu boştu. Sonra diyelim aynı koltuğa 4 kişi otursak iki kişilik ücret mi verecektik! veya koltuğa oturmayıp ayakta gitsek bedava mı gidecektik !? Yani biraz saçmaydı, ama denedik ve olmadı. Muavin bizden 3 kişilik parayı aldı.
27) Eşofman uzun geldi
Yozgat Anadolu lisesi’nde ortam biraz farklıydı. Yozgat’ın genel havasına benzemiyordu. Öğrenciler arasında bir kendini beğenmişlik diğer okul öğrencilerini hor hakir görmeler kendini üstün görmeler.. Özellikle de giyim kuşamda popüler markalar pahalı giysiler giyinme özentisi o derece.. Adi sıradan giyinenleri hor görmeler.. Biz de maalesef bu havadan etkilendik. Özellikle Adidas Nike rebook markalarının merakına düştük.. Dayı oğullarım Almanya’dan izine geldiler. Bir de ne göreyim Erkan’ın üzerinde Adidas marka bir eşofman. Tek kelimeyle bayıldım. Ekrandan istedim, önce vermek istemedi yüzsüzlük ettim, ısrar ettim. O kadar ısrar ettim ki sonunda verdi. Evde üstüme giyindim denedim, aynada bir baktım kendime. Bence çok güzel duruyordu üzerindeki desenler renkler çok canlıydı, Adidas olduğu her yerinden belli oluyordu. Adidas etiketi de zaten apaçık gözüküyordu. Hani pazarda da bazen Adidas diye satılıyor ama sıradan dandik ürünler, besbelli çakma olduğu.. Bu öyle değildi gerçek Adidas !
Ancak bir sorunumuz vardı eşofmanın paçaları uzun geliyordu buna bir çözüm bulmalıydık. Baktım inceledim eğer alttan kesecek olsak bu defa eşofmanın o ayağı kavrayan lastikli alt kısmı da gitmiş oluyordu çirkin olacaktı. Anneme özenle kestirdim, o lastikli kısmı sökerek tekrar diktirdim, üstüme oturdu, orijinal gibi oldu. işlem yapıldığı hiç belli değildi.
Okullar açıldığında beden eğitimi dersinde giymeye başladım. dersin teneffüslerinde de üzerimizde bulunuyordu, kantinde okul bahçesinde görülüyordu. Beran denilen bir oğlan vardı belediye başkanını yeğeni, havalı popüler biriydi O benim bir şekilde rakibimdi yanımdan geçerken eşofmanımı süzdü inceledi.. Benim gururuma diyecek yoktu. Çocukluk işte !
Bu hikayede hile: Başkasından ısrarla temin ettiğim kıyafetle hava basmam ve üstüme olmayan eşofmanı keserek uyarlamam.
28) Dayımdan kalma İspanyol Modası Kıyafetler
Selahattin dayım 9 tane dayılarım içerisinde memur olan tek kişiydi o yüzden bir dünya takım elbiseleri kravatları vardı hepsi gardırobunda bekliyordu. Selahattin dayımlarla bizim nedense farklı bir yakınlığımız vardı, onu biraz daha fazla seviyorduk sanki. Hatta babam evin yapımını ona tevdi etmişti bizim evin inşaatıyla o ilgilenmişti. 1985 yılında annem babam minibüsle Hacca giderken biz çocukları Selahattin dayımlara bırakmıştı. 1986 yılında Yozgat’tan Fransa’ya izin dönüşünde Yozgat çıkışında kaza yaptığımız vakit polislerin “yakınlarından kim var kimi arayalım?” sorusu üzerine babam “Sarıkaya belediyesi fen işleri memuru Selahattin Akbudak var” demişti ve kaza yerine dayım gelmişti. Nitekim ilerde de dünürlerimiz olacaktı.
İşte bu dayımın nostaljik gardrobu benim için açılmıştı. o 1970 lerin modası İspanyol tipi geniş paçalı dar pantolonlar, ince bel kısa ceketler, elim kadar geniş kravatlar.. Yengem sırayla alıyor, şöyle bir inceliyor “al İsa bunu da al şunu al” diyerek elimi kucağımı dolduruyordu.
O pantolonların birini giymiş hafta sonu okulun çevresine gelmiştim. Hafta sonu okul tatil olsa da hemen bitişiğinde yatılı kız öğrencilerin pansiyonu vardı illaki içinde kızlar oluyurdu. Okulu da bahçesini de kullanıyorlardı. Ve şansım yaver gitmişti (!) ilgi duyduğum kız dışarıdaydı babası ziyarete gelmiş gidiyordu, o da dışarıda onu yolluyordu. Ben de hemen yakın yerde ayakta öylece izliyordum. Arkadaşları da dışarıdaydı bana bakıp bakıp gülüyorlardı. Herhalde benim o tuhaf pantolonumdan sebepti. Üstü daracık üzerime yapışmış, alt tarafı geniş mi geniş.. utanmıştım. Kıyafet konusunda yine sınıfta kalmıştım.
Anneme dedim anne bu kravatları takamam çok genişler. 1970 li yılların modasıydı. Kesin gülerlerdi. Düşündüm inceledim ve buldum. Kravatın içini dışına çevirdim dikiş yerini buldum anne şuradan içe doğru dik dedim. Dikti, tekrar çevirdim.. olmuştu. Kravat daralmış giyilecek formu almıştı. Bu sayede renk renk giyilecek bı sürü kravatım olmuştu. Gerçi bizim okulun kıyafet yönetmeliği vardı kravatlar mavi olmalıydı ama arada bir kaçamak yapabiliyorduk.
Bu hikâyede hile: Modası geçmiş kravatları kesip dikerek modaya uygun hale getirmem.
29) video odası kilitliymiş
1990 yılı.. Yozgat Yekdav vakfı öğrenci yurdunda kalıyorum. Aslında her hafta sonu eve gitmek için can atarım. O hafta sonu nasıl olduysa yurttayız. Yani sadece bir kaç kişi. Geri kalan öğrenciler gitmiş. Bizim koğuşta yaşı nispeten büyük bir arkadaş vardı. Remzi sigara içer namaz da kılmazdı. Bir gece öğrenciler uyurken koğuşun camında sigara içerken yakalanmış disiplin cezası almıştı. Ceza notunda “camı açarak öğrencilerin üşüyup hasta olmasına imkan verdi..” gibi bir ifade vardı. Duyunca şaşırmıştım daha sert bir ceza, yurttan ihraç falan beklerdim.. işte o hafta sonu bu da vardı, geldi bana -aslında hiç samimiyetimiz yok- dedi ki İsa gel paraları katalım senle film kiralayalım izleyenlim. Hoşuma gitti olur dedim. o zamanlar kasetçiler vardı film kaseti kiraya verirler video cihazında izlenirdi. Beraber kasetçiye gittik kimlik istediler Remzi kendi kimliğini bıraktı o zamanın parası 5er lira verdik 2 tane kaset kiraladık. Geldik yurdun mescidine, televizyon video oradaydı. Tam izleyeceğiz, bir de ne görelim mescidin kapısı kilitli ! Haydaa paramızın boşa gittiğine mi üzülelim hevesimizin kursağımızda kaldığına mı! Neden daha öncesinden bakmadık ki.. Ancak benim hemen pes etmeye niyetim yoktu bu kapıyı nasıl açarım diye düşünmeye başladım ve aklıma bir fikir geldi. Duvarda bir tel askılık vardı askılardan birini kopardım güç bela merdivenlerin demirinde büktüm. Denedim kapıyı açtı. Başarmıştık. Ancak bir engel daha çıktı televizyon dolabı da kilitliydi onu da şöyle hallettik dolabı çektik arkadan kanat kitini indirdik itekleyince iki kanat birden açıldı. televizyona videoya böylece ulaştık. Oturduk vurdulu kırdılı filmlerimizi izledik.
Bu hikayedeki hile: kilitli olan kapıyı imkânsızlıklar içerisinde olmayacak bir nesne ile açabilmemiz. Şimdi düşünüyorum da sanki şeytan yardım ediyordu !
30) kilere dalış
Aynı yurtta yız yekdav öğrenci yurdu. Yurtta Anadolu lisesi’ne giden 4 kişiydik dördümüz bir koğuşta kalıyorduk. O yurdun en büyük sorunu yemek problemiydi. bir türlü karnımız doymazdı. yemekleri çok kısıtlı bir şekilde veriyorlardı. bundan sonraki eğitim hayatımın hiçbir evresinde bu derece kısıtlı yemek verildiğini bilmiyorum. Kahvaltıda zeytini sayarak verirlerdi bir kaşık! Çay bir demir bardak, Kahvaltıda ve akşam yemeğinde yarım ekmek verilmezdi daha az, “çeyrek ve çeyrek yarısı” denilen bir tabiri orada duydum. Öğrencilerin çoğu yurttan çıkıp gitmek isterdi bazıları başarır başka yerlere kapak atarlardı onları sokakta gördüğümüzde sorduğunuz soru “yemekler nasıl?” İşte bu yurtta bizim arkadaşlar bir akşam bir operasyon düzenlediler Nasıl olduysa içlerinden Gürkan kilerin anahtarını elde etmiş ve o gece kilere daldılar. Ne mi aşırdılar ? Bir kalıp peynir ve birkaç taze ekmek ! Koğuşumuzun kapısını kapattık ve ekmeklerle peynire daldık doyasıya yedik. Normalde peyniri çocuklar gençler pek yemez ama yurtta adeta yemek işkencesi uygulandığından bu bile bizim için bir ziyafetti.
İsa Erdoğan. Ocak 2022
@ her hakkı saklıdır izinsiz alınamaz
Bir yorum
Eski hikayelerim