İzmir Hatırlarım 6

9 Aralık 2020

Allah’ın Yüce ismiyle.. 

Akşam Muhabbeti kabusa döndü.

İzmir Narlıdere İstihkam alayı mescidinde Imam odası dediğim gibi dostların muhabbet sohbet mekanı oldu. Ilk zamanlar gönül kendi meşrebinden birini ararken ilerleyen zamanlarda her meşrepten her mezhepten insanı bağrına basıyorsun. Bütün tarikat ve cemaatlerin mensupları ile sıkı fıkı samimî oluyorsun. Yüzünü Allaha dönsün yeter diyorsun. Askerlik mollalardan çok şey götürüyor ama genişlik, dostu düşmanı tanıma, müslümanlarla kaynaşma gibi güzel hasletler de kazandırıyor.

Bu kabilden her kesimden her meslekten dostlarımız oldu. Yası namazı sonrası mihrabın arkasındaki imam odasında oturuyoruz sohbet ediyoruz çay içiyoruz. Bazen pastaneci M.Çamlı bize pasta tatlı getiriyor.. o sohbetler tadından yenmiyor, Bir asker için dünyanın en güzel anı. O yüzden bazen mescide gelen namaz kılan davetsiz askerler de aramızda olabiliyordu. Herkesin sohbete muhabbete ihtiyacı var.. özellikle de askerlik gibi bir yerde.

Yine bir akşam hususi dostlar oturduk dini ictimai konularda sohbet ediyoruz. Mehmet pasta getirmiş çayla beraber nuş ediyoruz. sonra vaktin ilerlediğini saat onu geçtiğini fark ettim. yanımızda ekipten olmayan davetsiz biri vardı. Bu arkadaş Hasan kantin ekibinden bir hoca ve yatsı namazını kılmak için her zaman geç gelirdi. bizim ekibin konumu sağlamdı. hepimiz yat yoklamasından muaf olan veya torpili olan kişilerdik. ama o davetsiz asker öyle değilmiş, bilmiyordum. ama içime birden darlık geldi rahatsız olmaya başladım. arkadaşlara dedim “hemen boşaltmamız lazım..” tam kapıyı kilitliyordum ki askerler mescidin önünde belirdi “Hasan komutan seni arıyor nerdesin” dediler o lüzumsuz askere. Hocayı da emretti” dediler. aldık başımıza belayı dedim gittim. hizmet bölüğünün bölük komutanı o gece nöbetçi amir imiş. kendi bölüğünde yat yoklaması yapmış bakmış bu yok. nerdedir nerede olabilir ? demişler o namaz kılar olsa olsa mescittedir. “onu da çağırın imamı da çağırın bu saatte mescit nasıl açık olabilir!” demiş. Beni idare odasında bekliyormuş.. girdim içeri bir iki sordu sonra hemen önüme kağıdı koydu benden resmen savunma istiyor. tutturabilirse askeri hapishaneye gönderecek..

Askeriyede en sevmediğim şey bu resmi prosedürler komutanlar amirler memurlarla uğraşmaktır.. o yüzden bana sorsalar en güzel görev nedir ? derim ki bunları hiç görmeyeceğin neresi ise en güzel görev orasıdır. “yazıcılık mı kalorifer kazanı yakmak mı” diye iki tercih sunulsa tereddüt etmeden kalorifer dairesini tercih ederdim.. ama şimdi en sevmediğim şeyin ta içindeydim. adam en uyuzundan bir soru çakmış “askerin yat saati ve mescidin kapanma saati çoktan geçmiş olduğu halde mescitte olduğunuz tespit edildi o saatte mescitte ne yapıyordunuz” Ben de güya akıllılık yaparak sohbet ortamımızı gizliyorum “ben tam kapatacaktım bu arkadaş geldi namaz kılmak istediğini söyledi ve onun namazını kılmasını bekledim derken siz çağırdınız” gibi şeyler yazdım. o bölüğün yazıcısı Ayhan yanıma geldi savunmamı okudu “hoca ne yaptın sen öyle kendini ele vermişin” dedi. kağıdı yırtıp attı ve yenisini yazdı. bana yaz dedi “ben mescitte temizlik yapıyordum bu arkadaş da bana yardım ediyordu” sorgulayan komutan geldi savunmamı eline aldı okudu okudu.. bu soru ve cevaptan bana bir suç tutturamayacağını anladı ki bu defa savunmamı o yırttı ve soruyu tekrar yazdı “saat 22:30 da koğuşta olmanız gerekirken mescitte olduğunuz tespit edildi. o saatte mescidin kapalı olması gerekiyordu neden kapatmadın filan feşmekan..” ve Ayhandan aldığım tüyoyla benzer bir savunma yaptım nöbetçi amire teslim ettim ve yattım ama saat 12 yi geçti..

askerlik boyunca geçirdiğim en stresli en berbat gece oydu. sabah oldu mesai başladı bu defa benim bölük astsubayım Muammer Kontaş o savunmamı yırtıp atmış ve yeni bir soruyla savunmamı o aldı “yat saatinde yatakta olmadığın tespit edildi, savunmanı yaz” baktım sn başçavuşum mescitten hiç bahsetmiyor. bunu beni ve mescidi korumak için yaptığını hemen anladım. Nitekim Muammer Kontaş benim askerliğim boyunca daima beni kollamıştır. Allah mükafatını ihsan eylesin ve onu azabından korusun. O soruşturma ve savunmadan bir ceza çıkmadı çok şükür. ancak ertesi gün bölükten çağırdılar ve mescidin açılıp kapanma saatleri yeniden gözden geçirildi. yetmedi başıma her akşam bölükte yazdırmam gereken bir tutanak bela edildi. o gecenin amiri emriyle her mescidi kapattığımda bölük yazanesine gelip yazıcılara tutanak yazdırıp nöbetçi subaya imzalatmam gerekiyordu.. “mescidi bu saatte kapattım ve bölüğe geldim” gibi bir evrak.. gerçekten sıkıcıydı ama ona da alıştım. bir kaç ay sürdü bu tutanak saçmalığı sonra bitti.

Peşimde Bir asker : Bölük Yazıcısı

Her yazıcı Ayhan gibi olmuyor maalesef. hani bana nasıl savunma yapmam gerektiğini öğreten ayhan. Orada Ayhandan öğrendiğim o tüyo hayatım boyunca resmiyetle yaptığımız gizli mücadelede hep işime yaramıştır. Bizim bölüğün yeni yazıcısı benim tertibim sarımsı havalı bir çocuktu. tertibim ama bunun faydasını hiç görmedim. bana düşmanım gibi davranıyordu. nereden esmişse beni kafasına takmış bana zarar vermek için her yolu deniyordu. Beni mescitten koparmayı bile denedi. Bunun için Kontaşa ara ara baskı yapıyordu bir keresinde duydum sn Kontaş “hoca adam imamlıktan başka ne yapacak” demiş benim başka bir yere verilmeme razı olmamıştı. ancak serkan rahat durmadı mal pazarına gitti usta birliğine yeni gelen acemiler içinden bir imam buldu aldı bölüğe getirdi. aklı sıra onu benim yerime mescide alacak beni ezecekti.. ancak hevesi kursağında kaldı başçavuş Kontaş onu karavananın başına verdi.. zavallı Muttalip hoca.. onun da başını yaktı. karavana çavuşluğu askerde belki en zor en ağır görevlerden.. ileride anlatacağım çünkü başıma geldi.

Hoca o sakal ney öyle !?

Bizim bölüğün havalı yazıcısı serkan evrakları yazarken benim dosyamı açmış ve askerlik cüzdanıma yapıştırdığım fotoğrafımı görmüş.. saçım traşlı üç numara sakalım bir tutam tam molla işi.. kendi görmekle yetinmemiş ve bölükte herkese de göstermiş.. resmimi gören bana geliyor “anaa hoca o sakal ney la öyle !?” diyor. ben durumu anladım dosyamı açmışlar biri de ifşa ediyor.. hayır hiç gocunmuyorum. bilakis memnunum ben kendimi hiç bir zaman gizlemedim. o hayret ve şaşkınlıklara cevap vermiyorum sukunet üzere sukut ediyorum. biri sordu “hoca o sakalı kaç yılda uzattın ?” iki senede”

Serkan bununla kalmadı bana fırsat buldukça sıra dışı nöbetler çakıyor ben ise her seferinde nöbetçi amire çıkarak kendimi savunuyordum. imam da olsam nöbetim vardı bölüğün alt tarafında levazım binası etrafında nöbet tutuyorduk. yalnız benim nöbetim 5-7 ile başlamıyordu mescitten dolayı.. 9-11 ile başlıyordu. sıradan çıkınca 4 gün dinleme vardı yani nöbetsiz geceler. işye o gecelerde bakıyordum panoya bana nöbet çakmış. takip etmesem gecenin bir saatinde kaldıracaklar hadi nöbetin var giyin… mecbur gideceksin. işte serkan beni böyle uğraştırıyordu. bazı hafta sonları benim çarşı izin kağıdı mı imzalatmamış, bir kersinde babamın adı yahya yerine tarkan mı yazmamış.. her seferinde komutalnalra müracaat ederek düzelttiriyor ama işte böyle uğraşıyorduk.

Bu yazıcılar kendilerini bölüğün en şanslı yağlı ballı askeri zannederler. ama bakıyordu ki imam onlardan yağlı ballı. benim her perşembe dışarı çıkış hakkım vardı. serkan bunu çekemiyordu. İzinli olarak teskere alan askerler içeride kalan son maaşlarını bana (mescide) devrediyorlardı.. muhtemelen serkan buna da uyuz oluyordu.

Hutbe için Çarşı İzni

az önce değindiğim gibi ben imam olarak her perşembe günü dışarı çıkış görev iznim vardı. tek tip kıyafetle sabahtan çıkıyor akşama dönüyordum. neydi bu görev ? ertesi gün cuma namazında okuyacağım hutbeyi izmir müftülüğünden alıp gelme görevi. hepi topu iki saatte yapılacak bu iş için askerliğin normlarına uygun olarak akşama kadar görevliydim. öğle ve ikindi namazları mescitte olmamış oluyordum ama sorun değildi. bir asker yerime namazı kıldırıyordu. Gidiyordum müftülüğe bana bir hutbe veriyorlar onu alıp geçiyordum medreseye Hüseyin Avni Hocanın yanına.. Bir molla asker için en büyük saadet. Medreseye geliş gidişlerimi o zaman askerlik anı defterine bir cennet bahçesi diye yazıyordum. iyi ki de öyle yapmışım. bir üst baş araması esnasında bölük komutanı laik nezih kimsenin defterini açmadı benim defterimi aldı gitti masasına başladı baştan okumaya.. o zamanlar medreseerin yasak olduğu icabında polis jandarma tarafından baskın yapıldığı zamanlar..

Sonra bir gün müftülükten bir diyanet dergisi aldım. bir de ne göreyim hutbeler içinde kuzu gibi yatıyorlar hem de bir aylık hutbe dört haftanın ki de var.. çok sevindim. artık ayda bir gidecektim müftülüğe diğer haftalar hiç uğramadan medreseye geçebilecektim.. öyle de yaptım. dört hutbeyi mescitte bir yerde saklıyor aslında eli boş olarak dönüyordum. mescitten bir tanesini alıp onaya götürüyordum.

Hutbe Onaylatma Kabusu : İstihbarat

Hani yılanın sevmediği ot burnunun dibine bitermiş ya.. Benim de başım bu rütpelilerle dertteydi. ne kadar uzak dursam da olmuyordu. o mis gibi perşembe izni sonrasında hutbe onay stresi iyi gitmiyordu. müftülükten aldığım hutpeye askeriye itimat etmiyordu. önce bölük komutanına götürüyordum o okuyor güya sıkıntı tespit etmezse dokunmadan tugaya gönderiyordu. sıkıntı gördüğü yerleri ise kırmızı kalemle çiziyor öyle gönderiyordu. ben de kaşısında hazır ol vaziyette bekliyordum. sonra o hutbeyi alıp tugay karargahına gidiyordum. albay yarbay general doldu.. istihbarat albayın odasına geçiyor kapıyı çalıyor gir denilince girip hutbeyi getirdiğimi arz ediyordum. albay yaşlı biri.. hutneyi alıp okuyor beğenmediği yerlerde yorum eleştiti yapıyor ben hazır ol vaziyette eli ağzı bağlı dinliyordum. arada emredersiniz komutanım diyordum. Bir defasında “camide namazları cemaatle kılmayacaksınız. herkes tek kılacak demişti. “neymiş 27 kat sevapmış! neden 27 neden 37 değil ? demekki yalan! yok öyle sevap herkes tek kılacak” emredersiniz komutanım” deyip çıkıyordum sonra ben gerçek komutanım Allah ve Rasulünün emri üzere cemaatte devam ediyordum..

Bir keresinde bana masasında turan dursunun kitabını gösterek “hoca bunları okuyacaksın bunları” demişti. turan dursun ateist olan ilahiyatçı yazar.. yazdığı kitapta Allah Rasulüne öyle hakaretler var ki gavur yapamaz o hakareti.. sonunda katledilerek öldürüldü. kim vurduya gitti.. anladım ki bu albayda zerre kadar islam sevgisi yok. olsa turan dursun okur mu.. bana da oku der mi.. ben orada sadece vaziyeti idare diyordum. bir an önce çıkıp gitmek suratlarını dahi görmemek.. o yüzden en bir itiraz ne bir açıklama. yaşlanmış kaşarlanmış zaten ne anlayacak..

isa erdoğan, 2020

Önceki : << İzmir hatıralarım 5
Sonraki : İzmir hatıralarım 7 >>

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın