Allah’ın Yüce ismiyle
Usta birliğim aynı yere İzmir Narlıdere İstihkam alayına düştü. Adanalı imam Ahmet hocanın teskeresi yaklaşmış olduğunu öğrendim ve görev dağılımında imam olduğumu söyleyip şarapçı rakibimi eleyerek mescide imam olarak görev aldım. Bunları geride anlattım…
Mescidimiz Ege Ordu sınırları içindeydi Daha doğrusu Ege Ordu bizim nizamiyenin içinde konuşlanmış ve merkezi orasıydı ve aramızda duvar çit yoktu birinden diğerine rahatlıkla geçiyorduk. Mescit askeriyenin bildik sacdan mamul bir barakasıydı. hatta barakanın tamamı da değil yarısıydı ancak bize yetiyordu. tamamı sadece cuma namazlarında doluyordu.

Ege orduda görev yapan yüzden fazla subay vardı ve bunların çoğu albay rütbesindeydi. O yüzden cemaatim içinde bir hayli subay astsubay vardı üç kadar albay da daimi olarak namaza cemaate geliyorlardı. Ege Ordunun komutanları vakit namazlarında özellikle öğle ve ikindi namazında çekinmeden mescide geliyorlar cemaatle namaza iştirak ediyorlardı. O yüzden “askerlik” konusu açıldığında bazen şaka yollu “ben askerde bir komutumla subayları albayları yere indiriyor, bir komutumla ayağa dikiyordum” dermişim. Aslında bu durum Mahmud efendinin haklı olduğunu bir daha ispat ediyor. Hazret bizleri okuyup hoca olmaya teşvik ederken “Siz okuyun hoca olun, en büyük iş budur. Onlar başbakan da olsalar sizin talebeniz cemaatiniz olurlar” buyurmaktadır.
Medrese Talebesi Hocadır
Medresede evet namaz kıldırıyorduk, dualarını ezberlemiş, hutbe okumayı da öğrenmiştik ama cuma namazı hiç kıldırmamıştım.. Bir haftam vardı, alelacele eksiklerimi tamamladım ve biraz heyecan ilk cuma namazını kıldırdım. ilkini atlatınca gerisi geldi.. Sonuçta henüz talebeydim eğitimim yarımdı.. ancak medresenin verdiği sağlam ilim, tarikatın verdiği feyz ve manevi kuvvet özgüvenimi sağlamış ve bu göreve talip olmaktan korkmamıştım. Acemi birliğinde namazlarımı korumak için gösterdiğim çaba ve fedakarlık, Şeyh efendinin duası bereketi, anne babamın ve medrese arkadaşlarımın duası bu nimete mazhar olmama vesile olduğunu düşünüyorum.
Şimdi beş vakit namazımı sarık ve cübbeyle mescitte ve mihrapta hatta cemaatle kılıyor ve askerlik vazifemi de yapmış oluyordum. Bundan büyük nimet tasavvur edemiyorum. Çünkü biz cemaatle namaza ve sarık cübbeye çok ehemmiyet veririz.. Şimdi sıra medrese ders kitaplarımı içeriye sokmadaydı. Çünkü askere gelmeden kısa süre önce huzura çıkmış “Efendim ben Medresede talebeyim Hüsamettin hocada Tuhfe okuyorum ancak askerliğim geldi ne buyurusunuz” dediğimde Şeyhim Mahmud efendi hz bana “En büyük yoldasın ancak bunlar peşini bırakmazlar, git kurtul. Kitaplarını da götür, onlara gösterme, tekrar et unutma, inşallah dönüşte hoca olursun” buyurmuştu. Öyle de oldu Elhamdülillah.
Kitapları içeri almayı şöyle hallettim: Her çarşı iznine çıktığımda bir kitabı sırtıma yerleştiriyor palaskayla sıkıştırıyor ve nizamiyeden böylelikle kolayca geçiyordum. Askerlik boyunca derslerimi tekrar ettim ve dönüşte hiç kitap düşmeden kaldığım yerden Kafiyeden böylece devam ettim. Bu kitaplardan biri de hafızlık Kuranımdı. Son gün çıkma telaşıyla Kuranımı mescitte unuttum ve bütün galatlarım yanlışlarım işaretli olan o hafızlık Kuranımı öylece kaybetmiş oldum.
Mescidde neler oldu ?
Benden önceki imam zamanında garnizon mescidi namazların ilk vaktinde açılıyor sonra kapatılıyordu.. Ancak her askerin durumu bir değil, müsat olan olur olmayan olur.. ve orada on bin asker var. hepsi ilk vakitte (ezan okununca) mescide gelemez. Hem Allahın dininde akçama kadar sabaha kadar her an ibadet edilebilir. kapanmasının manası yoktu ve mescide gelip kapalı görmek çok moral bozucu asker açısından.. Asker canını dişine takmış mescide gelmiş Rabbisiyle buluşup bir huzur bir ferahlık arayacak ve hayda mescit kapalı ! Evet tamam bu askeriyenin talimatıydı, ancak imamın elinden bundan fazlası gelebilirdi.
İnsanın aklına gelebilir “askeriye oraya mescit yapmış neden kapalı tutsun ki !? Çünkü mescidin varlığı sadece resmi prosedür gereği. yoksa askerin namazı oradaki komutanların umurunda değil, ellerinden gelse dakkada kapatırlar. kapatamayınca saat kısıtlaması yapıyorlar.. ileride neden böyle düşündüğümü anlatacağım.
Acemilik döneminde bir gün namaza geldiğimde baktım mescid kapalı ve bazı askerler önündeki bahçede açılmasını bekliyor.. mescid barakasının kapısı çift kapı ve her birinin demir halkası var o halkalara asma kilit takarak kilitlemiş oluyorsun. yani askeri mantıkla eğer kilitli ise içeride kimse olamaz çünkü üçeri girip kilitlemek mümkün değil. Ancak Ahmet hoca uyanık (veya ondan öncekiler) ne yapmışlar ? oraya bir zincir ilave etmişler bu sayede kendileri içeride iken de mescidi kilitli tutabiliyor işte biz bu zinciri ve asma kilidi gördüğümüzde mescidin kapalı olduğunu anlıyorduk.. O kilit orada asılı iken içeride insan olacağı da aklıma gelmezdi. bir gün ne göreyim kapı aralığından bir el uzandı o asma kilidi içeriden açtı.. bu Ahmet hocanın arkadaşıydı. anladım ki içerideler ve hoca arkadaşlarıyla özel ortam yapıyorlar..
Ben ne yaptım
Evet baktım mescid görevi konusunda bize dayatılan bir aç-kapa talimatı var. Bu a4 kağıda yazılmış mescit kapısına da asılmış. belirtilen saatte açıp belirtilen saatte kapamamız gerekiyor.. ancak ben Şeyh Mahmud Efendinin müridiyim[*] gördüm ki bu konuda kimse gelip mescidi denetlemiyor ben de insiyatif aldım (belki risk aldım) ve mescidi daima açık tuttum.
İmam Odası
Sonra insan gerçekten de kendine ait özel bir yeri, yakın arkadaşlarıyla sohbet edeceği ortamı olsun istiyor.. bunu mescidi kilitleyip içeride kalarak değil, mescid içinde bir imam odası oluşturarak yaptım. Şöyle ki mescidimizin kıblesi tam düz değil sol çapraz cihetiydi. o yüzden mihrabın arkasında bir üç gen şeklinde boşluk oluşuyordu ve kapısı da vardı. Ahmet hoca orayı odunluk depo gibi kullanıyordu.. “neden temizleyip imam odası yapmıyorsun” dediğimde “dikkat çeker, komutanlar bize reva görmez sonra sıkıntı olur” gibi şeyler söyledi belki haklıydı. ben pek umursamadım kapısı varsa orası bence imam odasıydı. ilk işim orayı imam odası yapmak oldu. temizledim odunları dip köşeye yığdım üstü yüksekti köpük yalıtım malzemeden alçak tavan yaptım bir lamba ve elektrikli yağlı bir petek kalorifer.. mis gibi oldu o kadar ki bazı geceler yoklamadan sonra gelip orada itikaf yapıyordum.
Kuranı Kerim
Diğer bir hizmetimiz Kuranı Kerimleri tamir etmek oldu. çünkü yıllar içinde yıpranmış dağılmışlar asker geliyor okumak istiyor ellerinde dökülüyordu.. sonra baktım tamirle baş olmuyor.. askerler aramızda para topladık sivilden yeni Kuranı Kerimler aldım ve deftere eskilerin yerine onları geçirdim. Bir kaç tane de cüzümüz vardı Kuran bilmeyen arkadaşlara onlarla Kuran okumayı öğrettik
İmsakiye
Diğer bir hizmetimiz askere aylık imsakiye çıkartıyorduk. Bu fikir şöyle gelişti. Garnizonda 10 bin asker var.. Çoğu her zaman mescide gelemiyordu gelince de namaz vakitlerini öğrenmek için mescit takvimini zamansız koparıyor yanlarında götürüyorlardı.. oraya uyarı da koysak bunun önünü alamıyorduk. sonra şöyle bir çözüm düşündüm takvimin yanına kağıt kalem koydum takvimi koparmayın kağıda not alın dedim. bu da tam çözüm olmadı. ve çareyi aylık imsakiye çıkarmakla bulduk. takvim sayfası büyüklüğünde izmirin bir aylık namaz vakitlerinin yazılı olduğu imsakiyeyi yazıcı bir arkadaşa Mühendis Nihata yazdırıyor yazıcıda çoğaltıyor oraya bırakıyorduk. asker her ay ondan bir tane alıp cebine koyuyordu.. çok güzel ve yarayışlı oldu
Mescid Geliri
mescidin bakımı vs masraflar için ihtiyacımız olan parayı şöyle temin ettim. cami cemaatimizden teskere alan arkadaşlar içeride kalan son maaşlarını bana devrediyor ben bu parayı mescidin bakımında kullanıyordum. normalde bu paralar yazıcılara kalırmış.. belki bu yüzden yazıcı bana kafayı takmış benimle uğraşmaya başlamıştı bilmiyorum. O paralarla mescide bir hizmetimiz de güzel bir elektrikli süpürge almak oldu. çünkü askeriyenin verdiği eski bakımsız ve çekmiyordu.. mescidi süpürmek temizlemek eziyete dönüşüyordu.
Asker maaşı ve Erbakan Zammı
Ben Erbakanın askeriyim. bunu söylerken gurur duyarım. yani Erbakan merhum başbakan olduğu dönemde ben asker oldum. ve biliyorsunuz ilk ve önemli icraatlarından biri Erbakan gelir gelmez memur maaşlarında düzenleme yapmış büyük oranda zamlar vermişti. Bu zam furyasında en büyük payı komutanlar almışlar maaşlarına yüzde 100 zam yapılmıştı. Tabi ki sıradan askerler erler de Erbakanın bu cömertliğinden nasiplerini almışlar er maaşı yüzde 100 değil yüzde 1000 artmıştı. yanlış hatırlamıyorsam 7 bin liradan maaş 70 bin liraya çıkmıştı. ben o 7 bin lira asker maaşını hiç almadım. ancak önceki askerlerden hikayesini işittik askerler sembolik maaşlarını sıraya girip imza karşılığında alırlar. arkadaşlar diyor ki o sıraya girip beklemeye değmiyordu.. bir paket sigara bile etmiyordu. komutanlar kızdığı için o sıraya giriyor be 7 bin lirayla bir iki çay içiyorduk o maaşla ! ancak Erbakanın o zammı sayesinde askerler için o maaş artık bir şey ifade etmeye başladı ve işte teskere alan askerin içeride kalan son maaşını vekaleten almak yazıcılar için bir rant kapısına dönüştü..
Peki Erbakanın bu cömert zammında komutanlar memnun oldu mu ? Erbakandan yana oldular mı ? Hiç sanmıyorum. Bir gün bölük komutanı yüzbaşı Nezih -askere verdiği bir nutukta ben kadere inanmıyorum! diyen bir cahil- yanındakiyle konuşurken duydum. memnuniyetsiz (nankör) bir tavırla “zam olmuş da ne olmuş yani, ben ilk görev aldığımda maaşımla şu kadar dolar alıyordum şimdi ise (1997 mart) ancak bu kadar alabiliyorum” diyordu.. O zamanlar hızla yükseldiği için medyada adından “canavar” diye söz edilen “enflasyonu” Erbakan’ın yüzde 100’lük zammı bile karşılayamıyordu, ülke ekonomisi o kadar kötüydü işte.. Bir de neymiş ?”Maaşıyla dolar alıyormuş..” eline avucuna geçeni dolara yatıran bir laik, sizce ne kadar vatan sever olabilir ! bunu da öğrenmiş olduk.
—————————–
[*] 80’li yıllar, İmam Mahmud efendi hazretlerini henüz keşfeden! gazeteciler onu soru yağmuruna tutarlar, Çarşamba Fatihte Medreseleri Kuran Kursları talebe ve müritlerin dini kıyafetleriyle bir İslam mahallesi oluşturmuş olmasını şaşkınlıkla karşılayarak “siz bu faaliyetleri yaparken TC yasalarına uydunuz mu!?” diye sorarlar. Efendi Hazretlerinin cevabı: Yasaları pek düşünmedim” :))isa erdoğan
Önceki : << İzmir hatıralarım 4
Sonraki : İzmir hatırlarım 6 >>
Yorum Yapılmamış