Yüz Kişiden bir Kişiyi Arayan Medrese Hocası

25 Ekim 2018

Allahın Adıyla..

Mevzu: Dini ilimler Tahsilinde Talebe Kıyımı Gerisindeki Hasta Zihniyet ve Mahmud Efendi Hazretlerinin Yüksek Öğretisi

Dinimi öğrenmek için medreseye geldim. O vakit sadece kendimi düşünüyordum. Şeyh Efendinin irşadıyla medrese dışındaki adreslerin kurtuluşa kapalı olduğunu öğrendik. Buna gönülden inandım. Ve dostlarımızı akrabalarımızı da teşvik ettik. kiminin elinden tuttuk, medreselere getirdik, onlar da kurtulsunlar istedik..

Anadolu yakasında bir medrese var dediler. Programı daha uzun ama sağlam okutuyor dediler. Hatta bazı arkadaşlarımız gittiler oraya kaydoldular. Sonra gözden kayboldular.. Onları nadir görmeye başladık. Sebebini sorduğumuzda “Bizim kursta izinler böyle. Bazen Ayda bir bazen iki ayda bir izin oluyor, ancak fırsat bulup gelebiliyoruz.. Bütünüyle ilime odaklanıyoruz” dediler. Gözümüzde büyüdü.

Memleket iznine gittiğimde iki akrabamı hâl ve dil lisanıyla ikna ettim. 2 ayrı ailenin çocuklarını aldım İstanbul’a getirdim. Medresede okusunlar kurtulsunlar istedim. Doğruca oraya götürdüm.. Biraz sıkı ama alışırlar dedim.. Sağlam okusunlar ilimde derinleşsinler istedim.. Aslında onların iyiliğini istedim.

Medresede bir çok sınıf ve bir çok hoca vardı. ve hocaların da hocası vardı ona hocaefendi diyorlardı. Hocaefendiye gösterilen tazim saygı edep görmeye değerdi.. Doğru adresteyiz dedim. Adam böyle yerde yetişir dedim.. Ve huzura alındık.. Daha önceki hiç bir ziyaretimde hocaefendiyle görüşememiştim. Ben kimim ki böyle büyük alimler benimle meşgul olsunlar der haddimi bilirdim. Hiç gönül koymazdım. Şimdi ise talebe getirmem hürmetine bunu hak etmiştim. hocaefendinin huzurunda, onunla yüz yüze konuşabiliyordum ! Sağımda Kasım solumda Burak.. Ben ortalarında sarığım cübbemle molla molla oturuyor hocaefendiyi dinliyordum. Aslında bu bir müracaat idi; getirdiğim talebeleri alacak mı almayacak mı o karar verecekti. Merakla neticeyi bekliyordum..

Hocaefendi o gün şöyle demişti: “Fatih Sultan Mehmet bir gün hocası Molla Hüsrev efendiye sormuş hocam talebelerde umut var mı ? İçlerinden var mı çıkacak ? Molla Hüsrev şöyle cevap vermiş “Hünkarım bir kişi var ama ikinciyi bilmiyorum ya çıkar ya çıkmaz..” O zaman Sultan Fatih “O bir kişi için bin tanesini beslerim” demiş ! Biz de o hesap.. 100 kişi içinden çıkacak bir kişiyi arıyoruz..”

O zamanki talebe psikolojisiyle bunu âl-i himmet bir mefkure saymıştım. Kıssaya ve kıssadan çıkardığı neticeye hayran kalmıştım. ve aslında hocaefendi bu açıklamasıyla bana getirdiğim talebeleri medresesine kabul edeceğini de ima etmişti.. Sevinmiştim.

Meğer..

O gün hocaefendinin yüksek görünen bu hedefinin aslında bir tür hastalık olduğunu çok sonra anlayacaktım.. Bizim yavruların ikisi de darp tazyik teşdid altında o kurstan çıkınca.. Sadece o kurstan mı ? Medresede okumak fikri kalplerinden bütünüyle çıktığını görünce.. Benim o iki kardeşime öyle bir muamele edilmiş ki..  “Zekasız ! beceriksiz! başarısız! olduklarına” adeta ikna edilmişler !  Bütün hevesleri arzuları kırılmış ve “biz bu işi yapamayacağız biz asla okuyup mezun olamayız” diye inandırılmışlar ve işte çıktılar gittiler.. Öyle normal bir çıkış da değil adeta hapisten kaçar gibi kaçmışlar ve hiç bir medreseye girip yeniden denemeyi akıllarından bile geçirmediler. Yedikleri dayaklarin tesiriyle travma içindeydiler. ikna edemedim toparlayamadılar.

Hocaefendi ve ekibi o iki gencin çıkıp gittiğine, medreseyi, ilmi okumayı bıraktığına üzülmüşler midir ? Bilmiyorum ama tahminimce hayır. arkalarından aramadılar bile. Senin bize teslim ettiğin iki öğrenci kaçmışlar haberin var mı diye hiç sormadılar

Çünkü onlar 100 kişi içince bir kişiyi arayan âli himmet kişilerdi ! Yüz kilo taş toprak eleyip bir gram altın arayan defineciydi onlar. Bizim çocuklar taş topraktı ! moloz ve curuftu onların gözünde.! Aradıkları o bir kişi değillerdi ! Gitmeye, kaçmaya yok olmaya mahkumdular !

İşte bu zihniyet, tam anlamıyla “peşin peşin adam harcama” zihniyetidir.. Peh ! “Yüz kişi içinde bir kişiyi arıyormuş !” Bunu dediği anda o çocukların kollarından çekip alıp gitmeliymişim.. Çünkü o gün bana “Ben yüz kişiden bir kişiyi arıyorum” dediğinde aslındageri kalan 99’unu harcarım bak, seninkiler de kuvvetli ihtimal harcananlar içinde olacaktır ona göre!” demek istemiş de.. anlamamışım ! 

Efendi hazretleri ise..

Bu zihniyet Mahmud Efendi Hz’nin zihniyeti değil asla ! Onun öğretisi yolu ahlakı bu değil.

Mahmud efendi Hz’nin yolunda bir tek kişiyi bile harcamak yoktur. Onun öğretisinde her insan bir dünya, dünyalar kıymetlisidir. “Medrese açacağım sadece zeki öğrenci alacağım” diyen şehit Bayram hocaya “Bayram hoca sen yine de her geleni al Allah’ın nurunu kim yayar belli olmaz” diyen efendidir o.

Hocalar, talebelere karşı icabında bir muallim, bir baba, bir abi, icabında da idarecisi olmalısınız” diyen efendidir o

“Sohbetten dersten geri kalmış bir tek kişi bilsem, bir kolumu kaybetmiş kadar üzülüyorum” anlayışıdır Onun anlayışı 

Hocalar talebelere bilemeyecekleri soruları sormayın. onların umudunu kırıp medreseden çıkmalarına sebep olmayın” diyecek kadar ince ve naziktir o

Yeni talebeye ilk derste Emsile’den üç siğa verin. Yaparsa biraz daha verin. “Kolaylaştırın zorlaştırmayın” anlayışıdır imam Mahmud Efendinin eğitim anlayışı.

En başından Efendi Hazretlerini izleyen, Onun yüksek ahlakı üzerinde olan medreselerimiz de var ve çoğunluktalar elHamdü Lillah..

Sonra o mevzubahis hocaefendiler yüz seksen derece bir dönüşle Efendi Hazretlerinin tarzına ahlakına dönecek, büyük oranda işi düzelteceklerdi..

Ancak o hasta zihniyet, talebeye “siz zeka özürlüsünüz!”siz anlamazsınız” zihniyeti uygulanan ders programı içinde bazı yerlerde hâlâ mevcuttur. ve işin ilginç tarafı bu program ileri bir üsulmüş gibi takdim edilmektedir.

Bu tür marazlı usulün tenkit ve tahlili bir diğer makalede inşallah.

Allah’a emanet olun.

isa erdoğan

(1997’de yaşanan hadiseler 25.10.2018 tarihinde kaleme alındı)

Talebe zayi eden hoca hakkında Abdülmetin Balkanlıoğlu hocanın kısa vaazı: Zayi eden münafıktır >> izle <<

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın