Allahın Yüce Adıyla Evvelce İslam ülkesinde hüner sahipleri, alimler, mucitler hünerlerini gelir sarayda padişahın huzurunda sergiler, alimler yazdıkları yeni kitaplarını arz eder ve Padişahın iltifat ve ikramlarına mazhar olurlarmış.. Bir çok alimin tek gelir kapısı da bu imiş.. Aldıkları bu hediye ve ikramlarla geçinir ve maişet kaygısına düşmeden ilmi çalışmalarına yoğunlaşırlarmış.. Anlatılır, Bu alimlerden biri de İbn-i Hacib adıyla meşhur “Kafiye”nin yazarı Cemalettin Osman Hz’dir. Yeni bir kitap yazmıştır Arapça üzerine ve kitabının adı “Şafiye“dir. Saraya gelir eserini arz eder. Sırası geldiğinde geçer padişahın huzuruna kitabını tanıtır. Padişah “oku bakalım” der İbni Hacib hazretleri baştan sona okur.. Padişah beğenmez.. Daha doğrusu itiraz eder Bu kitabı sen mi yazdın der. İbni Hacip tabiki efendim henüz yazdım bitirdim der. Padişah Ama biz bu kitabı zaten ezbere biliriz der ve bir çırpıda ezberden okur. İbni Hacib şaşırmıştır.. Padişah “bunu bizim hanım sultan da bilir” der ve perde arkasından bir kadın sesi kitabı baştan sona ezbere okur. İbni Hacib daha da şaşırmıştır.. Padişah “hatta benim şehzadem dahi bu kitabı bilir ezberden” deyince bu defa yanında oturan oğlu başlar okumaya ve İbni Hacib hazretleri şaşkınlıktan ne diyeceğini nasıl savunma yapacağını bilemez. Padişah “bir daha yazacağın kitabı sen İbni Hacib olarak yaz da gel” der. İbni…