Küçük Hileler 7 | Hikayelerim

11 Nisan 2012

38) Pansiyondan kaçış

Yozgat anadolu lisesine gittiğim yıllardı devlet yatılı pansiyonunda kalıyorduk. pansiyon akşamları sıkıcıydı. yatakhaneler yat saatine kadar kapalıydı. her taraf kuru beton, hapishane gibi.. biz de dışarı çıkıp gezmek isterdik yat saatinde yoklama alındıktan sonra ancak mümkündü bu, belletmen odasına çekildikten sonra.. yere yakın bir pencereden atlayarak çıkardık. çıkmak kolaydı nispeten ama o atladığımız yerden geri tırmanmak imkansız gibiydi.. zemine yakın pencereler de vardı ama o saatte kapalı olurdu. o yüzden bazı geceler dışarıda sabahlardık. O yıllar zayıf ve çelimsizdim çok üşürdüm, ellerim ayaklarım ısınmaz buz gibi olurdu o yüzden soğuğu sevmezdim. hani acı da olsa yaşadığın hatıralar geriye dönüp baktığında tatlı bir anı olur ya.. o soğuk geceler benim için hiç bir zaman ısınmadı, acılığı gidip tatlılaşmadı hatırladıça üşüdüğümü hatırlar nefret ederim.. bu yüzden kafamı sokacak sıcak bir ev hayali ile öğrenci iken daire tuttum ya..

39) Teravihten firar !

İstikametten biraz çıkmıştım, ergenlik tripleri attığım yıllardı. Yozgat anadolu lisesi pansiyonunda kalıyordum. arkadaşlarla kahveye dadanmış okey oynamaya alışmıştım. tatilde eve sarıkayaya gelmiştim. ramazandı. gündüz orucu tutuyor ancak akşam olunca babamlar teravihe gidince ben kürtlerin kahveye gidiyordum. dükkandan tanıdığım ustalarla kahvede buluşuyor okey çeviriyorduk. babamların teravihten çıktığını düşündüğüm saatte kahveden çıkıyor eve dönüyordum.. babam nasılsa bunu hissetmiş veya öğrenmiş. kardeşim mustafa sormuş o da beni takip mi etmiş ne yapmış teravih vakti benim hangi deliğe girdiğimi öğrenmiş.. yine bir teravih gecesi.. babamlar teravih namazında ben yine adem ustalarla kürtlerin gavede okeye dönüyorum.. bir de mustafa geldi yanımıza şaşırdım abi babam seni çağırıyor dedi. meğer babam da gelmiş ancak içeri girmemiş kapıda beni bekliyor.. korktum mu hayır korku değil ama tedirgin oldum canım sıkıldı düştüm önüne eve gidiyoruz babam beni azarlıyor arada hızını alamıyor yumruğu ile kafama vuruyor.. ben “mübarek ramazan gecesi ibadet saatinde sen nasıl namaz kılmaz kahveye gidersin” şeklinde nasihat/azar bekliyordum ancak babam “okuyacan mı lan sen ha okuyacan mı ? okumayacaksan beni hiç uğraştırma vereyim sanayiye çalış..” gibi şeyler söylüyordu.. ben okuyacağım demiştim ve bu şekilde eve geldik. kürtlerin gave maceram da böyle bitti

40) Kırılan kapı

Ortaokul birinci sınıfa gidiyorum, Yozgatta Yekdav öğrenci yurdunda kalıyorum (refah partisi paralelinde bir vakıf yurdu) Sarıkayada İlkokulu bitirdiğimde Yozgat anadolu lisesine gidecektim. babam yerel gazetede gördüğü ilan üzerine bizi o yurda vermeye karar vermişti, kendi fikrinden adamlardı babam bir milli görüşçüydü. gazete ilanını inecelemiş yurt hakkında “videolu eğitim” kısmı en çok ilgimi çekmişti. şimdi o videolu eğitimi aldığımız anlar.. nedir bu eğitim ? yurt mescidinde bir video var, eğer kasetten izletilen bir vaazı izlersek peşinden filim izleyebiliyoruz. tabi ki filimin hatırına o bir saatlik vaazı hep birlikte oturup izliyoruz veya izler gibi yapıyoruz. belletmen salondan her çıktığında büyük öğrenciler öndekilere bağırıyor sar sar.. ve uyanık bir öğrenci hemen sarma tuşuna basarak sarıyor o esnada biri belleteni kolluyor.. geliyor” dedikleri anda sarma duruyor ve vaaz kaldığı yerden kendi kendine söylüyor.. neyse vaaz bitti, aklımda bir tek kelime dahi yok! peşinden öğrencilerin kiraladığı bruslii filmi başladı, bayıla bayıla izliyoruz keyfimiz o biçim.. filim oynadı yarıya gelince bir tuvalet molası verdiler.. ben de hemen koğuşa çıktım herkesten önce tuvalete gireceğim.. önce koğuşun kapısını atım ama öyle elimle filan değil.. adeta bruslii ben olmuştum ! heyytt diyerek dirseğimle kapıya bir hareket çektim o da ne ! dirseğim kapıya geçti orası delindi.. eyvah başıma iş almıştım hemen geri salona indim bir şey olmamış gibi oturdum filmin geri kalanını izledik ve herkes koğuşlarına çıktı yatma vakti.. ben ağırdan aldım arkadan geliyorum. kata çıktığımda durum fark edilmiş kapıyı inceliyorlar “biri kırmış bunu” diyorlar. ben de ilk görüyor gibi yapıyorum.. derken koğuş başkanı serhat durumu nöbetçi öğretmene bildirdi, o geldi kapıya baktı hepimize sordu kim yaptı ses yok.. vukuat defterine yazdı. ertesi gün yurt müdürü Davut bey konuyu takip etti fail çıkmadı bütün koğuşa akşam yemeği yememe cezası verdi on kişi benim yüzümden yemekten mahrum oldu karnımız zil çalıyor kurt gibi açız.. zaten o yurtta karnımız hiç doymazdı bir de yemek cezası.. ağır bir cezaydı. arkadaşlar faili ortaya çıkarmaya kararlıydı.. yemediğim az bir ekmek parçası vardı dolabımda onu yedim ancak taş gibi olmuştu.. öyle de olsa çok lezzetli geldi. serhat uyanık bir gençti benim hareketlerimden durgunluğumdan şüphelenmişti beni tenhaya çekti “bak isa sen yaptıysan söyle söz veriyorum bir şey olmayacak” dedi. güvendim evet ben yaptım dedim. ertesi gün müdür davut beye bildirdiler isa erdoğan yapmış.. çağırdı bir kaç nasihat gazelden sonra kapının parasını ödeyecek baban dedi.. itiraz ettim bu tamir edilir basit şey dedim o zaman tamir et dedi.. etmedim tabi öyle kaldı.. ertesi sene geldiğimde üzerine ince bir parça yapıştırmışlar buldum.

41) Mozaik küpü yaptım

Medresede okuduğum yıllar. Yaz tatilinde köye gitmiştik bunu her tatilde mutlaka yaparız bizim evimiz ilçede Sarıkayada eğer bir tatile köye gitmesek o ormanı dereyi görmesek rahat edemeyiz. Köyde fazla akrabamız kalmadı ya şehre göç ettiler Kayseri’ye ya da Avrupa’ya. Veya ahiret yurduna. Bereket versin Ahmet dayım ve oğlu Yasin hep köyde kaldılar. Ahmet dayımı çok severim çok iyi anlaşırız. Şakacı Güler yüzlü geniş gönüllüdür. Ben terfii kıyafet ettikten sonra bana karşı tutumunda hiç değişiklik olmadı. Ben de onunla eski dostluğumuz üzere muhatap olurum, Hocalığı mollalığı bir kenara koyarım. Köye her gittiğimde mutlaka Ahmet dayıma da uğramak isterim. Yine böyle bir defaydi, Ahmet dayımlarda idik odada bir mozaik küp vardı hani farklı renklerde yüzleri olan oyuncak. Dayımların odada olmadığı bir anda küpü elime aldım, baktım şöyle bir inceledim ve kısa sürede tamamen yaptım. Karışık küp düzeldi her yüzü tek renk oldu. Dayım içeri girince al dayı dedim. Dayım küpü inceledi baktı baktı her yüzü tastamam. Hayran oldu bana bir bakış baktı.. beni o yönümle de methederdi.. Aslında hile yapmıştım küpü tamamen söküp yeniden monte etmiştim.

42) Harçlık biriktirme izni

Kayseri’de okuduğum yıllar 1994. kafaya koymuşum okulu bırakacağım İstanbul’a okumaya gideceğim Mahmut Efendi Hazretlerinin Kur’an kurslarına. Ancak bu kadarını kimseyle paylaşmadım herkesten gizledim annem babamdan da. bunun için paraya ihtiyacım vardı elimde ne var ne yok paraya dönüştürebileceğim eşyalarımı yurttaki arkadaşlarıma sattım. Avusturya’dan gelen bir ütü saç kurutma makinem vardı kulpunu katladığın zaman altına ısıtıcı yapıştırılıyor ütüye dönüşüyordu öğrenci için gayet kullanışlı bir şey onu da sattım ancak bu paralar İstanbul’a gitmem için yeterli değildi ailemden aldığım haftalık harçlıklara ihtiyacım vardı okulu bıraktığım halde okula devam ediyormuş gibi hafta sonu iznine eve gittim. Ailemden harçlığımı aldım geldim bunu birkaç kere tekrar edecektim ancak okul babamı aramış ir aydır İsa okula gelmiyor demiş ve bir sabah babamı yurtta yanı başıma dikilmiş buldum..

Medreseye gitmek için okulu bıraktığıma inanmak istemedi. Tembellik ettin sabah kalkıp okula gitmek zor geldi o yüzden burada yatıyorsun dedi. Laf anlatacak halim yoktu mektubum gelmedi mi diyebildim. gitmemiş. Kayseri’den Sarıkaya yüz km ancak mektup bir hafta olmuş daha ulaşmamış. ptt bu kadar hızlı isi işte..!

dvm

43) İstiharede polis var

İstanbul’da medresede okuyorum. 28 Şubat yapılmış vaziyet kritik, medreseler mühürlenip kapısına kilit vurulmakla karşı karşıya.. hocaların korkusu binayı kurs dairesini kaybetmek, bu sebeple duyulsa ki bir yerde baskın olmuş diğer medreseler hemen talebeyi dağıtıyor dersleri tatil ediyor. bazen de vakıftan talimat geliyor haber alınmış hemen medreseleri boşaltın baskın olacak.. iki de bir bize diyorlar hadi kursu boşaltın herkes evlerine gitsin.. tamam gitsin de öyle kolay mı İstanbul’daki talebeler evlerine gidiyorlar ya biz gurbetçiler ne yapacağız Benim evim Yozgat’ta İstanbul’da hiç akrabam yok çantayı pılını pırtı topla ta Yozgat’a git mümkün değil Ben de terzi Ramazan abi ile arayı bulmuşsum o da bana dükkanın anahtarını vermiş orada bir yerde yatıp kalkıyorum baktım Bu böyle olacak gibi değil istanbul’da ev aramaya başladım. eski yıkık dökük İstanbul evlerine bakıyorum gücümüz onlara yeter. Bir daire bulup birkaç arkadaş ortak edeceğim orayı kendimize öğrenci evi yapacağız medrese tatil olduğunda eğitime orada devam edip ismailağadan kopmadan yolumuza devam edeceğiz. bu niyetle boş evleri geziyorum sahibinden tutmaya çalışıyorum. baktım emlakçılara gitmeden olmayacak. bir emlakçıya gittim bana eski bir daire gösterdi adeta bir ahır hayvan bağlasan durmaz” dedikleri cinsten. mutfak dediği yer tuvalet kadar küçük tuvalet banyo bir. o zamanın parasıyla 50.000 lira dedi bu bile bana makul geldi tamam tuttum tutacağım derken süre kazanmaya çalışıyorum daha iyi bir yer bulabilir miyiz aceba.. Çünkü birçok yerleri talebeye vermiyorlar. sokakta Hasan Yaşarı gördüm durumu onu anlattım o da dedi ki mamutların ilgilendiği bir daire var Hakan hocalar oraya baktılar onları da darülhikme için bir daire arıyorlar orayı beğenmediler istersen bir de sen bak İsmet garibullah Efendi’nin alt tarafında 5-6 katlı bir apartmanın bodrum katı. daireye baktım bayıldım bir öncekine göre saray! üç odası bir de ortalık yeri var hemen tuttum. tamam tutuyorum dedim Ancak şöyle bir sorun oldu ev sahibi olan hoca hanım “size veririm ama dedi apartmandan bana baskı geliyor sakın ola talebelere bekarlara verme diyorlar bana” dedi Ben de kararsız kaldım istihare yaptıracağım ondan sonra durumu bildiririm dedi iki gün sonra aradım Ne oldu istihare niz ? dedi ki tamam istihareyi yaptık “Biz daireyi talebelere vermişiz talebeler dairede Kur’an okuyorlar derslerine çalışıyorlar polis de mahalleye gelmiş baskın için kursun yerini arıyor..” böyle bir ruya gördük bunu Kemal Efendi’ye anlatır mısınız. ben de dedim tamam anlatayım ama Kemal efendiyi bulamazsam Musa amcaya anlatayım mı ? olur dedi. bir namaz çıkışında Kemal Efendi iyi buldum Hocam ben Mahmut Eren hoca’nın talebesiyim tatillerde talebeleri koymak için bir daire arıyoruz bir daire bulduk ancak ev sahibi istihare yaptı böyle bir Rüya görmüş ne buyurursunuz hocanın ismini veriyorum ki Kemal Efendi hocamız müspet yönde bir yorum yapsın mübarek şöyle dedi Siz başka bir yere bakın daha münasip bir yer bakın pek hayıra yormadı. ben de hemen gittim Musa amcaya kapısını çaldım. kafasını kapı aralığından çıkardı hı söyle ne diyorsun dedi. istihareyi anlattım “versin versin bir şey olmaz o etkilemiş” dedi. Açtım telefonu Musa amca böyle söyledi dedim. tamam öyle ise dedi ve gittim anahtarı aldım. o daireyi o günün parasıyla 60.000 liraya tutmuş oldum. Arzum marka mutfak robotu 50.000 liraydı.

isa Erdoğan

Hikayelerim 6. bölüm   **   Hikayelerim 8. bölüm  

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın