Küçük Hile ve Kurnazlıklar 8 | Hikayelerim

27 Temmuz 2011

Gözeten Allah’ın yüce Adıyla..

44) Polisten kaçış

Fransa.. yaşım 9 veya on. Fransa’da Biz çocuklar nedense polisten çok korkardık polislere orada sokak ağzı ile polis demezler Flik derler ne demek olduğunu bilmem. Oturduğumuz binanın önünde ateş yakıyorduk ateşi başlatan kapı komşumuz arkadaşım Pascal idi bizler de bulduğumuz kağıtları ateşe ekliyoruz sönmesin diye.. sonra nedense mahalleden polis geçmeye başladı birileri “polisler geliyor” diye bağırdı. korkacak panik yapacak hiçbir şey yok Ancak korktuk. Ben ve üst komşumuz Rıfat amcanın oğlu arkadaşım bünyamin kaçmaya başladık paskal ise orada öylece kalakaldı ona hiç kimse bir şey yapmadı. polislerden birisi bizim peşimize düştü bünyamin doğru eve yöneldi merdivenlere koştu en üst katta oturuyorlardı polis domuzu onu evine kadar takip etti altı kat merdiveni o önde bu arkada koşarak tırmandılar. çocuk o kadar korktu ki nutku tutuldu konuşamıyordu Kerime yengem vaziyeti görünce polis domuzuna bağırdı o domuz da kuyruğunu kıstırıp döndü geri gitti. Bünyamini hastaneye götürdüler o kadar korkmuştu. Ben se bir ara arkama baktım sanki polisi elinde silahını çıkarmış bizi kovalarken gördüm. o kadar korktum ki üç mahalle ötesine kaçtım. gittiğimiz okula kadar.. aslında polis peşimi bırakalı epey olmuştu arkama bakamadım bile o kadar uzağa gitmem gerekmezdi ama bizi böyle korkutuyorlardı işte. korkacak kaçacak hiçbir şey yoktu aslında. basit küçük bir ateş. polisin bizim arkamızdan koşmasını gerektiren de bir şey de yok. sadece korku panoryası estirmeye çalışıyordu kafir.. hakkım haram olsun alacağım olsun

İzmit’te polisten kaçış :

2001 yılı bir kış mevsimi.. heryer kar soğuk. İzmitli Yunus hoca arkadaşımın düğünü var, o kışın ortasında. Babası bir otobüs kiraladı. fazla kişi yok düğün İstanbul’da olacak ismailağa kuran kursunda. otobüsçüler bizi ikna etti. bu araba zayıf biraz fazla verin şu arabayı kaldıralım daha güçlü daha büyük kar şartlarına daha dayanıklı.. zaten fazla kişi yok.. hatta kimse yok diyebiliriz sadece bizim kurs var yani hepi topu 8 kişi ve o adam.. yani bir minibüs iş görür. koskoca otobüs tutuldu ve yetmezmiş gibi daha büyük daha pahalısının tutulmasından bahsediliyor. ben bekliyorum Hacı abi hayır desin israf desin.. ve oldu. otobüsler değişti. 50 kişilik otobüs gitti daha büyüğü geldi. karda daha iyi gidermiş.. ben sustum itiraz etmedim herhalde bilmediğim şeyler var Hacı abinin akrabaları gelecek otobüs dolacak zannettim ya da yol üstünde bir yerde herhalde yolcu alacağız akıl mantık var üç beş kişi için koca otobüs bunca masraf.. üstelik zengin de değiller hatta Hacı abi arabanın ücretini veremiyor damat Yunus hoca düğün takılarından masrafı ödeyecek miş.. ve yola çıktık ne binen oldu ne akraba ne düğüncü.. koskoca İzmitten sadede bir küçük kurs talebeleri.. otobüs bomboş. yola revan olduk.

Düğün oldu geri bindiler otobüs döndü. ben İstanbul’a gelmişken iki gün kalayım dedim. kendim döneceğim. dönüşte İzmit’in gidişinde çevirme olmuş rutin kimlik kontrolü. bizim bir iki öğrencinin kimliği yokmuş. bunları indirmişler. kimsiniz nerede kalıyorsunuz derken bunlar kursta kalıyoruz demişler kursun adı ne nerede derken kursun resmi kurs olmadığı belli olmuş ve asayiş şubeden terörle mücadele şubesine iş intikal etmiş.. o iki öğrenciyi ekip gelmiş terörle mücadele karakoluna götürmüşler ve soruşturmanın yönü değişmiş. şimdi konu kaçak kurs soruşturması. savcıya haber verilmiş savcı ekibi almış kameralar eşliğinde kursun adresine gelmişler savci şaşırmış böyle bir yerin benim mıntıkamda olduğundan haberim bile yok demiş. kursta o an Recep varmış kursun hocası kim kim işletiyor burayı diye sormuşlar recep benim hoca burayı ben açtım demiş. kayıtlara böyle geçmiş heryerin resmini videosunu çekmişler. 3er katlı üç tane ranza vardı duvarlarda asılı kağıt vardı yazılı sonuçları diye benim ajandam vardı.. ajandayi almışlar. orada Pakistanda bulunan bir medresenin adresi yazılıydı. sorguda sizi buradan Pakistan Afganistana göndereceğiz diyorlar miydi diye sormuşlar

45) Değişen ifade

Askeriyedeyim.. sene 1997 izmir Narlıdere İstihkam alayı destek kıtaları taburu. burası bir acemi birliği ancak bizler bu Birlik içerisinde bir tabur usta askerleriz tabur içerisinde 3 bölük var karargah bölüğü hizmet bölüğü muhafız bölüğü. Alay içerisinde barakadan mamul bir mescidimiz var. bazı geceler yatsı namazından sonra arkadaşlar toplanır sohbet ederiz. bu gece pastaneci Mehmet pastaneden tatlı pasta vesair getirdi sohbet uzadı Biz askerler için böyle meclisler cana can katar. sohbete katılan arkadaşların hepsi durumların müsait ancak içimizde davetsiz bir misafir vardı. yat saati çoktan geçmişti ta burada nöbetçi amir hizmet bölüğünün bölük komutanıydı bu davetsiz arkadaşın komutanı. koğuşta yoklama alıyor nerede bu adam diyor diyorlar ki komutanım o camidedir. cami bu saatte nasıl açık olur gidin onu da çağırın hocayı da çağırın.. ve bizim maceramız burada başlıyor gereksiz yere. iki asker geldi komutan sizleri çağırıyor buraya vardım yazıhane hala açık hemen dilekçeyi tutanağı yazmışlar ifademi alıyor mescitte ne yapıyordunuz mescidi Bu saate kadar niye açık tuttun” basit gibi görünen bu sorular askeri ortamda son derece can sıkıcı moral bozucu şeyler. ben de yazdım camide görevliydim tam çıkacaktım bu arkadaş geldi namaz kılmak istediğini söyledi Ben de onu bekledim. hizmet bölüğünün yazıcısı Seyit arkadaş ifademi okudu Hoca sen ne yapmışsın ya! kendini ele vermişsin dedi ve ifade kağıdını yırttı yaz dedi “Ben mescitte temizlik yapıyordum bu arkadaş da bana yardım ediyordu” komutan ifademi okuyunca baktı oradan bana bir şey tutturamayacak bu defa o yırttı soruyu değiştirerek tekrar ifademi aldı kendince daha zor bir soru sormuştu mescidi kapatman gerektiği halde neden saatinde kapatmadın” Buna da benzer şekilde bana zararı en az dokunacak bir ifade ile cevapladım.. benim için kabus gibi geçen bu gece nihayet sabah oldu bizim komutanlarımız da gelmiş oldu bu defa benim bölük astsubayın Muammer Kontaş soruyu ifadeyi tekrar değiştirerek yenisini yazdı “saat 10.00’da yat yoklamasında neden yoktun” şeklinde bir ifade kullandı. mescidi hiç karıştırmadı. Başçavuşumuz beni de mescidimizi de kolluyordu Allah razı olsun

46) Medrese adabı afişi

Edirne yılları.. Gümüşhaneliler Mahallesi’nde erkek ve kız kursumuz var birer daireden müteşekkil. her ikisinde de talebe sayısı iki elin parmaklarını geçmez. benim talebenin çoğu dışarıdan. Edirne’li sadece iki kişi var. Kızlar da civar ilçelerden. Edirne’den de birkaç kişi var.. Kızlardan biri paranoyak. Gece vakti mutfaktan gürültü duymuş çığlık çığlığa bağırarak camdan dışarı fırlamış hırsız girdi diye bağırıyor.. diğerleri de bunu takip ediyor gece vakti ne olduğunu anlamadan dışarı atıyorlar kendilerini. bu panik olan bizim cama kadar geldi bağırıyor ama nasıl bağırıyor.. biz de Teheccüde kalkmışız tesbih çekiyoruz. sese dışarı fırladım once talebe olduklarını anlamadım sonra dışarı çıkınca anlamaya başladım ve aklım başımdan gitti.. tek derdim bunları sakinleştirip içeri sokmak idi. mahalleden adamlar gördüm gecenin saat dördünde.. siz ne arıyorsunuz diye çıkışmaktan kendimi alamadım. sese dışarı çıktık ne oluyor diye bakıyoruz dedi biri. hayret ne zaman kalktınız ne zaman giyindiniz ! nihayet bunlar sakinleşti ve içeri girdiler ancak asıl mesele şimdi başlıyor. birileri adam öldürüyorlar diye polisi aramış en az dört ekip arabası geldi.. hayatımın en feci gecesi. şimdi bunlarla uğraş..

Kapı önünde durdum ekipler geldiler burada x ihbarı aldık dediler. yani ölüm, adam öldürme filan. Hatalı ihbar burada öyle bir şey yok dedim. girip bakacağız dediler. içeride erkek yok yazılı izin kağıdı olmadan giremezsiniz dedim. sen neyi oluyorsun diye sordular aile dostu dedim. biri telefona sarıldı nöbetçi savcıyı aradı. sonra dedi senin refakatinle girelim dedi. olur ancak ben önden bir girip durumu izah etmem lazım dedim. iceri girdim genc bekar bir kız başlarında hocayı toydu bilmiyordu. ona olacakları söyledim. içeri girip bakacaklar korkacak bir şey yok. sana sorlarlar burası benim ikametim dersin. Neyle geçiniyorsun derlerse babam gönderiyor. bunlar kim denirse mahalleden arkadaşlarım bu gece yatıya kaldık” dersin. Ve içeri girdik heryere baktılar ceset falan yoktu. o tembih ettiğim şeyleri de sormadılar. yalniz polislerden birinin duvardaki bir sayfalık kağıt dikkatini çekti. alt alta maddeler halinde yazılı “Medrese adabı” yazılıydı. suça delil bulmuş gibi sormadan hemen onu duvardan kopardı alıkoydu. biraz sonra da karakolda kadar gideceğiz bir ifade alacağız dediler. aslında ifade vermeyi gerektiren bir durum da yoktu. çocuklar reşit de değillerdi. bu şekilde karakola götüremezlerdi. şimdiki aklım olsa buna müsaade etmezdim. karakola celb evrakı isterdim. bindik ekip araçlarına gittik karakola. tembih ettiğim cevaplar orada lazım oldu. bir ara nasıl olduysa o duvara asılı kağıt elime geçti girdim tuvalette ve hemen balık kısmını yırttım. sonra onu tekrar istediler verdim başlığı yok nerede dediler bu böyleydi dedim çıktık geldik… kız hoca ve talebelerin sabahın köründe karakola götürülmesi ekipteki din düşmanı bazı polislerin işiydi. karakolluk bir durum söz konusu bile değildi. hükümet müspet olduğu için herhangi bir işlem mahkeme filan olmadı. 

47) sonradan alınan rapor

Bilali Habeşi camiinde gorevdeyim. Müftümüz İzzet Şener hoca gitti Yeni müftü geldi.. Odasına izin almak için girdiğimde bana tanışıyor muyuz diye sordu iğneli bir şekilde. yani ben buraya göreve geldim sen bana hoşgeldine gelmedin demek istiyordu. gitmiştim halbuki yerinde yoktu sonra da hem uzak hem talebe okutuyorum hizmetler faaliyetler gidemedim. başladı bana sözde nasihat etmeye. camide sadece sakallı olanlara değil herkese selam vereceğiz herkesle diyalog kuracağız gibi alakasız şeyler söyledi. Cami dernekçilerinin ağzıyla konuşuyordu. anladım bana katı muhalefet yapan beni oradan sürmeye çalışan ve yalan iftira her türlü şeytanlıkla beni sürekli şikayet eden dernekciler belli ki bu müftüyu gelir gelmez doldurmuşlar. izzet hoca onları tanıyordu şikayetlerine kulak asmıyordu. bu bana iki kelam etmeye müsaade etmedi. on yıllık tanıyor muş gibi ve ben çok menfi biriymişim gibi konuştu durdu. ağzımı açmadım kendimi savunma ihtiyacı görmedim. faydasızdı. işte bu müftü ansızın camiye gelmiş. o gün pazartesiydi ve Abdullah hocanın günüydü. ben ailemle birlikte Şeyhim Mahmud efendi hz ni ziyarete gitmiştim. o sıralar pazartesi günleri görüş oluyordu. Abdullah hoca aradı müftünün geldiğini ve beni sorduğunu söyledi. camide 3 görevliyiz iki imam bir müezzin. o gün görevde imam abdullah hoca. müezzin de var, bana gerek te yok. diğer benzer camilerde görevde olmayan hoca camiye gelmez bile. teamul böyledir. biz ise devamlı yerimizdeyiz görevde de olsak boşta da olsak.. o gün bir işim çıkmış ve sadece öğle vakti yokum ve boş günüm. Bunlar bana sıkıntı çıkarırlar tahmin ettim ve tanıdık bir hastaneden iki günlük rapor aldım. götürdüm müftülüğe teslim ettim. bu müftü raporu inceledi inceledi.. evirdi çevirdi bakındı durdu. yani rapor öğleden önce mi sonra mı alınmış onu öğrenmeye çalışıyor.. sonradan alındığını tespit etse güya çıramı yakacak ! nedir bu kin bu garaz müftü efendi !? birilerinin dolduruşuna gelerek kendi personelini ezmek insanlık mı din adamı ahlakına sığıyor mu ! Allah’ın dinine hizmet eden, talebe okutan, halka vaaz eden ehli sünnet bir hocaya.. Adamın soyadı küçük idi.. bir insan adına bu karar mı çeker ! bu kadar mı küçülür !! o gün muradına nail olamadı ama sonunda bana yapacağını yaptı.. Alacağım olsun. Allah var ahiret var gam yok. 

48) Şarj dinamosunda da ses var

İlk arabamla izine gideceğim Edirne’den Sarıkaya ya.. Adettir yola çıkmadan önce ustaya gösterilir bu araba uzun yolda gidecek bir bakı ve denilir. usta baktı tekerden ses geliyordu rulman eskimiş değiştirdik. tornavidayı kulağına dayayarak şarj dinamosunu da dinledi bunun da rulmanı eskimiş ses yapıyor değişse iyi olur dedi. kaç lira 10 lira. ben sui zan ettim fazla kazanmak için fazla is çıkarıyor dedim içimden. kalsın sonra yaptırırız dedim ve yola revan olduk. arabada İzmitten iki talebem Hayrettin ile Rıdvan da var. o ikisi önderler ailem tek kızım ben üçümüz de arkadayız. o zamanlar adet öyle idi kendi memleketine talebe de götürüyordum. Arabayı Hayrettin sürüyordu. Yozgat Sarıkayaya sorunsuz gittik. dönüşte Ankara’ya onbeş km kala yürüyen araba stop etti. Kenara çektik, otoyol yanımızdan arabalar vızır vızır geçiyor tehlikeli. indim arabadan geride bir kasaba var yürüyerek gittim usta getirdim. inceledi şarj dinamosunu arıza yapmış rulman dağıtmış dedi. Edirnedeki ustanın dediği oldu. on liradan kaçtım bakalım şimdi kaç liraya patlayacak. parçayı söktü bindik onun arabasına bastı gidiyoruz. nereye Ankara’ya.. içimden eyvah çekiyorum hepsi masraf bunların. bobinajcıyı bulduk bu iflah olmaz dedi elimizde revize dinamo var dedi. Tofaşın. bizim araba kia capital 93 model. uyar mı? şurasını carklarsak burasına eklersek uyar.. yaptı verdi. gittik taktı arabada çalıştı. ne kadar 70 lira. elhamdülillah çok iyi. umduğumdan daha ucuz. ta ankaraya gitti geldi uğraştı soktu taktı.. ve sadece 70 lira. iyi insanlar varmış hala dedik bindik geldik. 

…

isa Erdoğan

Hikâyeler 7. Bölüm  **  Hikayelerim 9. Bölüm 

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın