Doğu Usulü Okumaya Gidiş Maceramız 1

23 Haziran 2021

Allahın Yüce Adıyla..

Özet:

1999 yılında İstanbul’da İsmailağa medresesinde okurken daha sağlam olacağı propagandasına kapılarak Tillo’ya gidip tedrise orada devam etmek fikrine kapıldık. Bunun için doğu kökenli, doğu medreselerini bilen ders hocamız Seyyid Ahmet Hoca ve Şaban Sadoğlu hocalarımızla istişare ettik. Pek tavsiye etmediler. Şaban hocamız “Belki umduğunuz gibi çıkmayacak, o yüzden tatilde gidin önce bir bakın.. ona göre okumaya gidersiniz” şeklinde bir tavsiyede bulundular. Bunun üzerine İstanbul’da doğu usulü okutmakla maruf Çengelköy’de (şimdi Samandra) bir medreseye eğitim durumunu incelemek üzere gittik ve gördüklerimiz üzerine doğu usulünde vaz geçtik”

….. 

Doğu Usulü ve İstanbul Usülü (Karadeniz usulü) Bugünün Türkiye Medreselerinde takip edilen iki tür tedrisatın, adı.. Okutulan kitaplar ve okutulma biçimi üzerine doğan çeşitlilikten kaynaklı iki farklı programdır.

İslam’da her alanda farklı yollar mezhepler ekoller oluştuğu gibi ilmin öğrenciye aktarılma metodlarında da medreseler arasında farklı usüller oluşmuştur. Biri, doğulu hocaların tarzı olması hasebiyle “Doğu usulü” adını alırken diğeri de daha ziyade Karadenizli (Oflu) hocaların tarzı olması itibariyle “Karadeniz usulü” ve İstanbulda temerküz etmeleri yönüyle de “İstanbul usulü” adını almıştır.

Siirt Tillo’da Seyda Molla Burhan, Konya’da Molla Salih Ekinci ve İstanbul’da Şaban Sadoğlu Hocaefendi ile Molla Seyyid Ahmed gibi hocalar Doğu Usulünün duayenleri olurken Mevlana Mahmud Efendi ve talebeleri ile şeyh Süleyman Hilmi Tunahan Efendi ve talebeleri de İstanbul Usulünün pîranları olmuşlardır.

Her iki usulün de diğerine karşı fazilet ve noksanlıkları vardır. Bu yazının mevzusu bu değil. Ancak bir nebze değineceğiz

İstanbul Usulü daha kısa ve sehl, Doğu Üsulü daha uzun ve saab. İstanbul Usulü kısa ve kolay olması cihetiyle daha fazla yayılmacı, talebeye umut ve cesaret verici olurken Doğu Usulü bunun hilafına. İstanbul Usulü Şer’î ilimleri fehmedip tatbik etmeye odaklı iken, doğu usulü ise arabi metin ve ibareyi derk ve tahlil etmeye odaklıdır. Bu cihetten İstanbul usulü maksada, doğu usulü ise vasıtaya dönüktür denebilir. İstanbul usulünde fehm doğu usulünde hıfz ön planda da denebilir.

Doğu Usulü Okuma Maceramız

1994 yılında İstanbul’da başladığım medrese tedrisatıma devam ediyorum.. Elhamdülillah. Önceki okul hayatımda ilmin i’sini değil noktasını dahi bilmezken medresede Kıraat, Tefsir Hadis Fıkıh Akaid Kelam İrfan İhsan’a diar her türlü mehasini medresede işittik haberdar olduk.. Kısa sürede Kuran’ın vaazını, hadisin mentukunu anlayacak bir arapça öğrendik. Sarık sakal cübbe şalvar.. İslami kıyafete büründük. işrak kuşluk teheccüt evvabin namazları, cemaate iltizam, pazartesi perşembe eyyam-i bîdz zilhicce oruçları.. Haremlik-selamlık, meharimden ağzını kulağını gözünü sakınma, malayaniden filim dizi tv den uzak durma, zikrullah ile vakitlerini mağmur etmeyi ve daha nice amel-i salih ve ahlak-ı hamidiyye’ye dair hususları İstanbul medreselerinde öğrendik.. 

Bizleri meccanen yetiştiren Şeyhimize Hocalarımıza büyük borcumuz var.. haklarını ödeyemeyiz. Allah onlardan ebeden daimen razı olsun.

Böylesi bir cennet bahçesi içinde ilim ve ihlasın feyzini iliklerimize kadar hissederken..  bir şehir efsanesi gibi talebeler arasında bir fısıltı halinde yayılan “doğu usulü daha iyi imiş” lafı bizim kulağımıza geldi. Medresede Tilloya gitmiş ama okuyamamış bırakmış Tillo lakaplı bir arkadaş vardı. Bunu o kasıtlı yayıyordu..

Ben de başladım “aceba Tilloya mı gitsem.. Tilloda mı devam etsem, orada mı bitirsem..?” ve ders arkadaşım Oflu E.Ali ile bu konuyu konuşmaya başladık. Meğer ona da benzer düşünceler arız olmuş. Birlikte hareket etmeye başladık ve birlikte Tillo’ya gitmeyi iyice kafaya koyduk. Ancak Allah’ın lütfu inayeti ile bunu birden yapmayacaktık. Önce Tillo’dan gelmiş, oraları görmüş geçirmiş hocalarımız var, onlarla bir istişare edelim dedik. Öyle ya oraları onlar daha iyi biliyor ve bizi en menfaatli olana delalet ederlerdi..

Ve hal-i hazırda bizlere ders veren Medresemizim kıymetli üstadlarından Seyyid Ahmed Hocaya çıktık. “Hocam bir mevzuda fikrinize, kıymetli irşadınıza ihtiyacımız var bize vakit ayırabilir misiniz ? “Hay Hay arkadaşlar buyurun” dedi ve vakfın misafirhanesine çıkan merdivenlere oturdu.. Biz de alt merdivenlere oturduk ve..

_Hocam biz ikimiz Tilloya gitmeyi düşünüyoruz, orası daha sağlam okutuyor deniyor bu konuda bizlere ne dersiniz ne yapalım ?

Seyyid Ahmet Hoca:

_Çocuklar siz giderseniz onlar giderse biz burada kimi okutacağız ? Biz isteriz ki burada sizinle bu işi sonuna kadar götürelim..”

Hocamızın ilk sözleri böyle oldu. Bizi göndermeye pek istekli değildi. Nitekim Eminali de ben de sınıfta dersleri en iyi olan kendi başına kitapları mütalaa edip dersi çıkarabilen gözde talebelerdik.. Aslında ekstra bir usule bir takviyeye değişikliğe ihtiyacımız yoktu. işlerimiz derslerimiz yolundaydı.. dersi anlıyor ertesi gün hocalarımıza verebiliyor günden güne ilimde terakki ediyorduk

Seyyid Ahmed Hocaefendi Doğudan gelmişti Oranın usulünü, hocalarını, medreselerini çok iyi tanıyordu. Devamla şöyle dedi “Ha Molla Burhanda ne var Molla Burhanda ? Molla Burhanda disiplin vardır..”

Şu dikkatimizi çekti bizim “Tillo” dediğimiz gibi “tillo” demiyor o sadece “Molla Burhan” diyordu. Sonra öğrendik ki doğunun adını böyle parlatan aslında Tillo ilçesi değil oradaki “Molla Burhan’ın” özel medresesi. Yani Tillo demek biraz işi genellemek oluyordu. ve aslında doğunun başarısı genel bir durum değil, Molla Burhan Özeline dayanıyordu.

Hocamız sözlerini şöyle sürdürdü:

_Bakın çocuklar doğuda medrese müfredatı 10 yıl sürer neden ? Çünkü doğulu çocukların kafası biraz kalın. Bir okuyor olmuyor iki okuyor olmuyor üç olmuyor dört olmuyor.. sonunda oluyor. Nahiv için Molla Cami yeterli. Burada çocuklar zeki iddia ediyorum orada on senede okutulanı burada beş senede okuturum. “

Allame Seyyid Ahmed hocadan Tilloya gitmeye hiç bir teşvik alamadık.. adeta bize gitmeyin pişman olursunuz diyordu. Elini öptük sınıfa döndük. Eminali ile bir bir birimize baktık, bir nevi şok olmuştuk..

Ne ben ne de Eminali çabuk pes etmeye niyetli değildik. Eminali hemen bir çıkış buldu “Bir de Şaban hocaya gidelim onunla konuşalım” dedi. Şaban Hoca mı..! Şu hocaların hocası. İsmailağada Efendi Hz nezaretinde hocalarla Usul-ü Fıkıh dersleri yapan hocamız.. Bu fikri beğendim onunla sırf konuşmak için de olsa ziyaretine giderdim.. Hemen çıktık medresesi İsmailağanın iki arka sokağındaydı kapıyı çaldık içeri aldılar. Hocaefendiye haber verdiler, bir molla kapısında elinde kitap derse girmek için hazır bekliyordu.. Onu erteledi bizi aldı. “iki talebe sizinle istişare etmek istiyor” denilince onun da dikkatini çekmiş olmalı. Çünkü böylesi ziyaretler sık yapılan şeyler değil. Talebe mezun olana kadar kendi hocasından başkasıyla genelde muhatap olmaz..

Şaban hocaefendi o kendine has tebessümü, tam bir alaka ile bize eğildi “evet arkadaşlar sizi dinliyorum” dedi. Ona da kısaca durumu arz ettik “Hocam biz filan medresede filan hocada molla cami okuyoruz. Tilloya gitme isteğine kapıldık size sormaya geldik” 

Şaban hocamızın ilk sorusu:

_”Efendi Hz’nden dersiniz var mı?”
_ Var hocam

_ Ona sordunuz izin aldınız mı ?

Eminali bu soruya acele ile cevap verdi 
_ Hayır sormadık” dedi. Sanki “sormaya ne gerek var böylesi hayırlı bir niyette tabi ki izin verir” demek ister gibiydi

Ancak ben böyle düşünmüyorum. Şaban hocamız Allah razı olsun bize müridliğin adabını hatırlatıyordu. Fena-Fillah mertebesinde bir Ârifin kalbi istihare makamıdır. Keşke ilk işimiz ona sormak olsaydı.. Ben çok mahcub oldum ve bu noktaya takıldım..

Neden mi sormadık ? Çünkü tek kelimeyle “aklımıza gelmedi” çünkü böyle bir yönledirme yoktu. Efendi hazretleri 5 vakit camide hep önümüzde yanımızda yâdı kalbimizdeydi ancak müşkillerimizi ona çıkarmak, işlerimizi ona sormak.. böyle bir kültür maalesef yoktu. Biz yol yordam bilmeyen talebelerdik ve hocalarımız bizleri böyle bir tavıra sevk etmiyorlardı. Sanki “bize sorun biz Onun muradını biliyoruz, vekil asıl gibidir” gibi bir tavır hakimdi. Hocalara sormadan doğrudan Şeyh efendiye çıkıp onun vereceği talimatı hocalara iletmek hoş karşılanmıyordu. Askeriyede bir alt komutana çıkmadan üstüne çıkamadığın gibi.. gizli bir hiyerarşi vardı.. Ve de “Onu rahatsız etmeyin onun yeteri kadar meşgalesi var bir de siz dert olmayın” gibi bir koruma havası da camiaya hakimdi.. Son olarak Hazreti Şeyh efendinin heybeti.. Bizim ondan çekinmemiz meselesi vardı..

O yüzden anlatılır, Efendi Hazretleri bir gün yanındaki Musab hocaya dert yanmış
_”ihvan neden gelip bana müşkillerini bildirmez!?”

Musab Hoca “efendim ihvan sizden çekiniyor, vekillerinize arz ediyorlar..” demiş de bu cevap Efendi Hz’nin yine de hoşuna gitmemiş.. “Çekinsinler çekinsinler bakalım..” demiş. Keşke bunu 15 sene sonra değil de Hz Şeyh efendimiz o soruyu sorduğunda haberim olsaydı..

Şaban Sadoğlu hocamız o gün bize şunları söyledi:

“Bakın arkadaşlar doğuda medresede anlatılır bir darbı mesel vardır. Medreselere dadanan ^Semmel hayr adında bir şeytan varmış. Bir talebe bir medreseye yerleşince o şeytan gelir kulağına fısıldarmış ^semmel hayr, semmel hayr..” (ora daha iyi) ve talebeyi yerinden sökermiş.. Sonra bu talebe oraya girer yerleşir ve aynı şeytan tekrar gelir “^semmel hayr, semmel hayr” ve oradan da söker alır onu.. ve sonunda bu talebe bir yerde tutunamaz ve heder olur.. sizinki de o hesap olmasın dikkat edin !”

“Bakın Ali Haydar Efendi Hz buyururdu “Evladım ilim çalıştığın yerdedir” yani sen nerede kendini ilme verir ciddi çalışırsan ilmi oradan alırsın.”

“Benim size tavsiyem böyle dönem ortasında ulu orta gitmeyin. Hele bir tatil olsun gidin bir on gün kalın etrafa bakın aceba hayal ettiğiniz gibi mi ? Çünkü buradan nice gidenler oluyor beğenmiyor geri geliyor. Siz de öyle olmayın burasını yıkıp bitirip gitmeyin tatil olsun gidin bakın, oldu ki beğenmediniz bir şey olmamış gibi burada devam edersiniz..”

“Orada alet ilimleri dışında pek okutmazlar. Son zamanlar bizim teşviklerimizle biraz biraz fıkıh okutmaya başladılar.. Şimdi buradan gidiyor talebe bakıyor orada molla bir yerde takılıyor.. ve bırakıp geliyor. Giderseniz de böyle yapmayın. 20 meseleden bir meseleyi tam çıkaramamış olabilir sen oraya bir soru işareti koy ileride orayı sorar öğrenirsin. Bir tek meseleden sebep orasını da yarıda bırakma..”

Hocamızın elini öptük dua istedik.. çıkarken bize “haberinizi bekliyorum” dedi ve ayrıldık.

Seyyid Ahmed hocamızdan sonra Şaban hocamızın da Tillodan övgü ile bahsetmemesi, bizi teşvik etmemesi doğrusu bizi düşündürmeye başladı.. “Hele bir gidin gezin bakın belki umduğunuz gibi değil” demesi çok manidardı. Bizden sonra giden arkadaşlarımız oldu İ. Dertlioğlu, M. Kayış, A. Yeter onlardan bir kaçı.. Son ikisinin müstakil medresesi var şimdi güldür güldür okutuyorlar.. Onlardan aldığımız haberler Tillo hakkında evet gerçekten beni hayal kırıklığına uğratacak cinsten şeylerdi. Sigara eşliğinde müzakere, satranç oynamalar, sakal kesen talebeler, pantolon ceket genel kıyafet, teheccüt yok işrak kuşluk yok vs.. Tamam bir kısmı ibarenin içine girip üstüne çıkıyor ama bir medresede okumak, gönül huzuru ile kalmak için bu yeterli değil ki.. O yüzden giden bir çok İstanbul Mollası geri geliyor ve Seyda Molla Burhan bundan bizar olmuş.. İstanbuldan gelen talebeyi o yüzden almakta tereddüt ediyor.. istiyor ki orada kalsın, hemen bırakmasın.. mezun olsun.

Adı geçen bir hoca arkadaşım anlattı “Biz gittik, bazı sebeplerden tekrar çıkıp istanbula dönmek istedik vedalaşmak için Seydanın odasına çıktık.. Bize şöyle dedi “Arkadaşlar bakın buraya geliyorsunuz ben sizlerin bu medreseye gelmenizden çok seviniyorum haliniz edebiniz ibadetinizle.. buradaki arkadaşların size ihtiyacı var ancak siz hemen çıkıp gidiyorsunuz ben buna üzülüyorum” dedi ve biz çıkmaktan vaz geçtik. Bizlerin kaldığı koğuşa oradakiler sofiler koğuşu diyordu. İsmailağaya göre sofilikten bizde eser kalmamış ancak orada buna rağmen sofi görünüyorduk. Molla Burhan Mahmud Efendi Hz’ni ve talebelerini çok seviyor çok itibar ediyor. İstiyor ki eğer geldilerse hemen çıkıp gitmesinler, oradakilere de halleriyle örnek olsunlar..”

1999 yılı, ben askerden geleli bir sene olmuş askeriyede bir şia mollasıyla büyük bir savaş vermişim.. ilmi itikadi siyasi tarihi konularda Ehli Sünneti müdafaa etmişim aylar boyu mücadelemiz sürmüş.. yeri gelmiş davamı kaldırmışım yeri gelmiş aciz ve yetersiz kalmışım.. bu hırsla ilme medreseye yeni iştiyakla sarılmışım “hal sünnet ibadet..” bunları düşünecek durumda değilmişim gibi bir halim vardı. O yüzden Bursaya Ahmet İslamoğlu hocamın yanına değil ilmin beşiği İstanbula dönmüşüm.. Halbuki askerlik öncesi Ahmet hocama zımnen söz vermiştim dönüşte beni medresesine kabul edecekti..

Ancak şurada hata yapıyordum: istediğim ilim Tilloda değildi. Tillo âlete yoğunlaşmıştı ben ise Usulüddine Kelam Akâide dalmak istiyordum âlet edevâta değil.. ve ben bunu o zaman bilmiyordum..

2. Yazıda: Doğu usulü okutan medresede neler gördük? Talebenin seviyesi ne alemdeydi ? Doğu usulünün İstanbul usulüne tefevvuk ettiği en bariz hasleti nedir ? Doğu medreselerine gitmek isteyen müridlere Şeyh Mahmud Efendinin tavrı nedir. Doğu medreselerine gitmiş İstanbullu talebelerin orada yaşadıkları gördükleri..

> Doğu medreselerinde insan manzaraları. Okumak için tıkla <<

İsa Erdoğan

Bir yorum

  • Zekeriyya 28 Haziran 2021, 19:48

    Okudum hocam

Bir Yorum Yazın