Baba Nasihatler (Babamdan Aldıklarım)

2 Haziran 2021

Allah’ın Yüce Adıyla..

Baba nasihatleri nesillerin yetişmesinde çok önemlidir. Büyüklü küçüklü birçok hassasiyet, örf ve adetlerimiz atadan evlada geçmekle varlığını sürdürebilmiştir. Yani okul eğitimi kitap dergi televizyon vs gibi araçlarla değil.. Doğrudan babadan oğla geçerek.. Baba evlatlar için birinci idoldür. özellikle erkek çocukların ilk örneğidir. Anne de kızların. Çocukların o yaşları iyi değerlendirilirse baba tarafından ciddi yüklemeler yapılabilir. 

Babam bizi dindar namazlı abdestli şuurlu müminler olarak yetiştirmek istiyordu. Camide namaz kılan bir çocuk bir genç görse ona imrenir gelir evde hasretle ondan bahseder kendi çocuklarının da öyle olmasını çok isterdi.. Kendimi bildim bileli babamla evde saf tuttum. Geçmişimi Anaokuluna (matarnel) kadar hatırlarım. Babam kendi başına veya abimle namaz kılıp ben oyun oynadığım, namazdan muaf tutulduğum çağlarımı hatırlamıyorum. Keza Kuran okumalarımız da öyle. Bildim bileli evde biz zorunlu olarak Kuranı Kerim de okumuşuzdur. Okumaktan muaf sayıldığım çağımı hatırlamıyorum..

Babam

Televziyonsuz Hayat

Bizim evde hiç bir zaman televizyon olmadı. Bunu bugün büyük fazilet olarak aktarıyorum. İlk zamanlar arkadaşlarımıza bunu söyleyemezdik. evde varmış gibi davranırdık. evimize gelen yakın aile dostlarımız ve akrabalarımız evde televizyon olmadığını görünce biz mahcupluğumuzu gizler bir şekilde “babam programları beğenmediği için almıyor” derdik. Yani paramız imkanımız var.. babamın diğer bir sözü de “ben televizyon alırsam videoyla birlikte alırım yani videodan ya bizlere vaaz kaseti izletecek ya da dini film.. bu son sözü bizleri umutlandırır ve sabretmeye güç verirdi.. ve işte büyüdük.. televizyon da alınmadı. Demekki çok gerekli de değilmiş.

Burada dikkate şayan husus babamın kendisi televizyonsuz hayata alışmış olması ve asla bir televizyon sevdası çekmemesi.. keza annemin de ona ayak uydurup asla “Yahya ben televizyon istiyom” diye tutturmaması.. ve hatta bizler, ne abim ne ben ne de diğer kardeşlerim, hiç birimiz bir kere olsun “baba bize televizyon al” demişliğimiz yoktur. Bunun sebebi televizyonsuz hayata alışmış olup evde otururken aklımıza televizyonun gelmemesi idi. İşte babamın üzerimizdeki en önemli etkilerinden biri bu olmuştur.

Ne mi yapıyorduk uzun kış geceleri ? Biz daha çok kardeşler kendi aramızda oynar veya kitap okurduk. okuldan getirdiğimiz o resimli kitapları ben bayıla bayıla okurdum. sınıf kütüphanesinde okunmadık kitap bırakmadım. bu sayede fransızcam epeyce gelişti diyebilirim. Bir gün yabancı bir şehirde bir fransız oğlanla tanıştım.. Türklerden Araplardan şikayetleniyordu bana sen onlar gibi değilsin fransız gibi konuşuyorsun” demişti. o zamanlar bunu iltifat saymıştım

Evet evde tv olmadığı için belki.. dışarıda oynamayı evde kalmaya tercih ederdim. dışarıda arkadaşlarım vardı. ve babam eğer işteyse ben mutlaka onlarla birlikte ya oyundayım ya gezide ya da bisiklet sürüyorumdur.. Ve babamın servis aracını görünce hatta sesini duyunca oyunu öylece bırakır ve doğruca eve geçerdik. bazen bir cesaret oyuna devam ederdik ve babam aşağıda durakta inmiş elinde azık çantası yolda diğer işçilerle belirirdi.. bizi görür biz de gözlerinin içine bakardık aceba bugün bir tolerans olur mu diye ama olmazdı.. “haydı eve” der eliyle de işaret eder biz tıpış tıpış eve geçerdik.. Çocuklarının fransa gibi bir küfür diyarında ellerinden kaybolup gitmesinden korkar işi böyle sıkı tutardı.. O yüzden ya hepimizi toplayıp erkenden aldı türkiyeye götürdü.. 

Konuya dönersek babamdan aldığımız ilk şey televizyonsuz hayat oldu. Evet çocukken biraz merakımız vardı ancak bir tutku derecesinde değil. evinde televizyon olanların bağımlılığı ile bizim o merakımız mukayese bile edilmez. İşte bugün evime televizyon almıyorsam ve bunu düşünmüyorsam bile elbette babamdan gördüğüm bu tarz hayatın bende büyük etkisi var. Ve tabi manevi babamız mesabesinde şeyhimiz İmam Mahmud efendinin vaaz ve telkinleri üzerimizde etkili..

Çocuk Okutma, Kuran Dersleri

Babamdan aldığım ikinci husus ümmetin çocuklarıyla ilgilenip onlara dinlerini Kuranı kerimi öğretmektir. Babam da bunu babasından almış şüphesiz. Çünkü dedem köyün hocası ve bütün köylü mutlaka onun eğitim ve terbiyesinden geçmiş.. Babam da babasının izinde fransada boş vakitlerinde çevredeki müslüman çocuklarını toplar evinde onlara Kuran eğitimi verirdi.. Türkü Arabı  Cezairlisi Faslısı Tunuslusu Boşnakı.. Bütün çocuklar bize gelir babamın karşısında halka yapar ders alırlardı.. Babam pejo fabrikasındaki işine vardiyalı giderdi. sabahçı olduğu hafta öğleden sonra bu dersleri yapar küfrün beşiği sayılan fransa gibi yerde o insanların Kuranla Allahla irtibatlarını canlı tutmaya çalışırdı. sonra bu dersler evden mescide taşındı. Türkler bir binanın altını (bisiklet/puset bodrumu) kapattılar ve orasını mescide dönüştürdüler.. Beş vakit namazları orada cemaatle kılardı. babam olduğu zamanlarda imam babam olurdu. Babam sünnet sakalı cübbesi sarığı ile Hericourt ilçesinde mahallenin hocasıydı. Yahya hocaydı o.

Osmanlı İmparatorluğu Sevgisi

Babamdan aldığım bir hassasiyet de ecdadım Osmanlı İmparatorluğunu sevmek hayran olmak onlarla gurur duymak olmuştur. Bizim evin duvarlarında öyle fazla bir şey asılı değildi. Üzerinde Allah Muhammed yazılı bir istanbul boğazı manzaralı duvar halısı vardı ki bu halıyı asmak gurbetçilerde o zamanlar revaçtaydı bir de Osmanlı imparatoprluğunu gösteren bir harita vardı.. her gün o haritaya bakar hayranlığımızı tazelerdik. Babamın kıyafeti itibariyle Osmanlı Sultanlarına benziyor olması herhalde bizleri Osmanlıya daha da çok bağlıyordu..

OSMANLI İMP. HARİTASI

FRANSADA EVDE ASILI DUVAR HALIMIZ

Küfre, Putçuluğa Buğuz

Babamdan aldığım önemli bir haslet de küfre putçuluğa, heykelciliğin her türlüsüne nefretle bakmamdır. babamın dilinde çizgiler netti. Kafirlerden kefere-i fecere diye bahseder, fransız kafirlerinden yediği gördüğü haksızlıkları anlatırken net bir dille onlara karşı beslediği haklı nefreti yansıtırdı. ve putu dikili firavundan da asla haz almadığını ondan ..put diye bahsederek belli ederdi. Öyle oturup onu konu ettiğini hatırlamıyorum ancak bu kadarı bize renk ve yön vermeye yetiyordu. Onun babası da aynı şuurda imiş ondan asla haz almaz kor deccal diye bahsedermiş.. Hamdolsun bizler de asla Şeriat düşmanlarını sevmedik, zerre kadar sempati nazarıyla bakmadık. Babamdan aldığım bu aşıyla putun her türlüsünden öyle nefret ettim ki gördüğüm her heykeli kırmayı hayal etmişimdir. Bir defasında bu isteğimi bastıramadım ve bir fransız mezarlığından geçerken dayanamayıp gördüğüm tasvirleri sözde Jesus (isa) ikon ve heykellerini elime iri taşlar alarak kırmış ve başımıza bir sürü işler açmıştım.. yaşım 10

Babamda bulduğum bu kafirlere kalbi kapalı olma yüksek hasleti sayesinde 9 sene kaldığım fransada asla onları sevmedim hayran olmadım onlardan övgüyle bahsetmedim. Allah katında zilletten nasipleri neyse sadece onu verdim. ve oralara gidip ağzının suyu akarak onları metheden her kim olursa nefret ederim elimden gelse lafını ağzına tıkamak isterim.

Zikir Halkaları

Babamdan aldığım önemli bir haslet de Allahı zikretmeyi bize sevdirmesi. Şöyle ki abimle beni de yanına alır ve zikir halkalarına götürürdü. Başka şehirlere uzaklara arabamızla giderdik.. Orada mescitlerde toplanır yüksek sesle, aşka şevkle zikirler çeker zikrullahın hazzını muhabbetini yüreklerimize işlerdik.

Yine bir zikir halkasındaydık.. ayakta kol kola girmiş bir sağa sola meylederek zikirler çekiyorduk la ilahe illallah.. diyorduk.. derken serzakir (zikri yöneten) zat bir ilahi okumaya başladı “şol cennetin ırmakları akar Allah deyu..” ve bütün cemaat da ona uyarak aynı ilahiyi terennüm etmeye başladılar.. Zikir faslı durdu ilahi faslı başladı diye düşünüyordum. Herkes uyum içinde ilahiyi söylemeye çalışıyordu. Sadece bir kişi bu uyumu bozuyordu! O zikre devam ediyordu. Mütemadiyen “la illa illallah” diyordu. O kim miydi ? O babamdı. Ben de içimden babam neden herkesle birlikte ilahiyi okumuyor ki!? Neden düzeni bozuyor ki..!?” diyordum. Sonra babam açıkladı “Bilmiyorlar dedi. serzakir zikir esnasında ilahi okumaya başlar maksat onların şevkini arttırmak.. onlar ise zikre devam etmeliler ancak bilmiyorlar” Babam haklıydı. Doğru yapan sadece bir kişi olunca ben çocuk aklımla onu hatalı sanmıştım.

Zikirle münasebetimiz bu zikir seyahatlerinden ibaret değil. Babam bir gün eve bir kaset getirdi. O ne getirirse teybimizde çalacak şeyimiz sadece o olurdu. Çünkü teypte kasetçalardan başka radyo da var ama fransız kanalları işimiz olmaz. Uzak frekanslardan Arab kanallarını abim düşürürdü ama anlamazdık. Bazen denk gelir Kuran dinlerdik.. ve işte babam bir gün bir kasetle geldi. Kaset baştan sona zikir kasediydi. o kasedi o kadar çok dinlemişimdir ki saniye saniye ezberlemişimdir. Kasette bir serzakir sesli olarak zikire başlar üçüncüye söylediğinde cemaat ona eşlik eder ve topluca o zikirler yapılır durur. Hala kulağımda çınlar o zikrullahın sesi.. La ilahe illallah La ilahe illallah La ilahe illallah.. sonra: İllallah, İllallah, İllallah .. sonra Allah Allah Allah.. sonra: Hu Hu Hu.. Sonra: Hayyul Kayyum Allah, Hayyul Kayyum Allah, Hayyul Kayyum Allah..

İşte Babamla iştirak ettiğimiz bu zikir halkaları bu zikir kasedi.. çocuk ruhuma zikir sevgisi aşıladı ve zikri oldum olası sevmemi sağladı. nerede bir zikir halkası gördümse samimiyetle zikreden müminler.. mutlaka iştirak etmişimdir. Nakşibendi olduğuma bakmadan..

Yozgatta bir kadir gecesi Çapanoğlu camii şerifine girmiştim. Baktım zikir halkası çok sevindim.. Hemen katıldım yanımda Özkan vardı onuda halkaya sokmuştum ve birlikte Allahı zikretmiştik ortaokul öğrencileriyken.. ve Kayseri Geside Muradiye vakfı öğrendi yurdunda kalırken hafta sonu cumartesi akşamı müdür Muhammed bey “şimdi zikir yapacağız dileyen kalsın iştirak etsin mecbur değil dileyen kalkabilir” dediğinde ben çok sevinmiştim ve seve seve katılmıştım..

Bir gün şeriat Kuran ilimleri tahsil etmek arapça öğrenmek için yolum İstanbul Mahmud Efendinin medresesine uğrayınca ben Mahmud Efendiyi bir alim-i fâzıl olarak biliyordum. Zikir veren Tarikat şeyhi olduğunu bilmiyordum.. öğrenince sevincim iki kat arttı ve hemen intisab etmenin çaresine baktım..zikri, dolayısıyla zikrulllahın okulu tarikatı sevmem sayesinde..

Hocalara Muhabbet

Babamdan gördüğüm bir haslet de hocalara alimlere tam bir sevgi ve hurmet. Asla hocalar aleyhinde konuşmaz onları tenkit etmez, onlardan daima hurmetle bahsederdi. Bu muhabbeti ve hocalara tazimi onlar önündeki tevazusu bizlere de yansıdı ve küçüklüğümden beri sarıklı sakallı cübbe fistanlı hocaları çok severim, bunların çocukları ne kadar şanslı bahdiyar çocuklar diye hayal ederdim. Bu vasıflara haiz hocaların biri de bizim Cuma camimiz Saushoux Camisinin imamı Sadık hocaydı. Evden sadık hocadan çokça bahsedilir ve ona karşı bir sevgi ve hurmet izhar edilirdi. Ben de Sadık hocayı gönülden sever hayran olurdum. Beyaz sarığı simsiyah sakalları beyaz entarisiyle soşo camisi minberine çıkıp hutbe vermesi o kalabalık cemaate imam olması.. Sadık hocanın kalplerimizde müstesna bir yeri vardı.

Bir akşam annemle babam misafirliğe gittiler benim yaşım 10 ve bizlere sıkı sıkıya tembih ettiler “sakın ola kimseye kapıyı açmayın evde usluca oturun..” Biraz vakit geçmedi ki zil çaldı megafondan konuştum. aşağıdaki ses “ben sadık hoca baban evde mi ? ben heyecan ve telaşla “hayır hocam babamlar misafirliğe gittiler. “kime gittiler ? “İsmail amcalara. “aşağı inip bize gösterebilir misin ? Ben “tamam dedim ve koşarak merdivenlerden fırladım ve aşağı indim bir de ne  göreyim sadık hoca moca yok kapıda sadece annem ve babam var. Sadık hocanın kapımıza gelmiş olması heyecanı benim kafamda ne tembih bırakmıştı ne buyruk ! hemen dışarı çıkıp fırlamıştım..

Sohbet ve Dini Faaliyetlere İştirak

Babam nerede bir dini faaliyet olsa gider ve giderken bizi de yanında götürürdü. Bir hoca gelmiş türkiyeden camide vaaz edecek veya bir salonda konferans verecek.. babam dini faaliyetlerin içinde yer alır ve bunu dine hizmet için, cihat şuuruyla yapardı. Bu kabilden bir defa Timurtaş hocanın geldiğini haber aldık ve babamla gittik bir tiyatro salonuna benzer yerde Timurtaş hocayı o güldür güldür çağlayan sesiyle yatığı vaazı dinledik. anladım mı aklımda bir şey kaldı mı derseniz hayır. 10 yaşımda aklımda kalan bir vaaz için arabamıza binip kilometreler boyunca yol gittiğimiz ve hiç bir dünyalık hedefe ulaşmadan bir hocanın vaazını dinleyip geri döndüğümüz.. Babam böyle bir hatibin vaazında müslümanların asıl kıyafeti “sarık cübbe şalvar” olduğunu dinlemiş ve o gün bunları temin edip derhal kıyafet ınkılabını gerçekleştirmiş..

Aklımda kalan diğer hatipler içinde Gulbettin Hilmetyarın Fransaya gelmiş olduğu.. Türkiyeye döndüğümüzde babamdaki bu dini faaliyetlere iştirak, Müslüman camianın kalabalığını çoğaltma gayreti aynen devam etti. Bu kabilden şevki Yılmazın bir konferansını dinlemek için Sarıkayadan kalkmış Kayseri Develi ilçesine gitmiştik Şevki Yılmazı dinledik videoya aldık akabinde Ahmet İslamoğlu hocayı ziyaret etmiştik. Yine toplaşır Erbakanın mitinglerine katılır avazımız çıktığı kadar bağırırdık “mücahit Erbakan” “refah gelecek zulüm bitecek” Keza ben Yozgatta yatılı okurken babam hangi bir konferans olsa bir konuşmacı hatip gelse gelir iştirak ederdi.. bu husus yurt müdürü Davut beyin dikkatini çekmiş hafta sonu izinsiz akrabalarımın evine gitmiştim dönüşte bana nasihat kastıyla “sen bu davanın çocuğusun nerede bir faaliyet olsa baban orada..” demişti

Ben dahi babamdan aldığım bu aşıyla Allah için yapılan faaliyetlere mutlaka katılmaya çalışırım giderken de yanımda çocuklarımı götürür onların da o havayı teneffüs etmelerini sağlarım. Şu an hatırladığım bazı faailyetlerden Hüseyin Avni hoca aşık sadıklar derneğinde vaaz etmesi, Ahmet İslamoğlu hocanın Gaziosmanpaşa camiinde vaaz etmesi kar kış kaygan yokuşlardan güçlükle ilerleyerek vaazın sadece sonuna yetişebilmiştik.. Tayyib Erdoğanın bir çok mitingi.. yeni kapı Ayasofya açılışı 15 temmuz vatan nöbetleri.. Süleymaniyede Kuran ziyafetleri. Genç hafızların yeni hoca olmuş gençlerin icazet merasimleri.. vs

Ev Sohbetleri

Babamdan gördüğüm bir şey de arkadaşlarıyla düzenledikleri ev sohbetleridir. Uzak şehirlerden bize gelirler bazen biz onlara gideriz.. akraba hemşeri de değillerdir. Allah yolunda Allah için bir sevgi onları biraraya getirir tatlı tatlı sohbet ederler. Memleket meseleleri müslümanların sorunları Din hizmetleri konuşulur. Arsa tarla para dünya derdi konuşulduğunu hatırlanıyorum. Gıybet haset kin içerikli laflar da hatırlamıyorum. Bu sohbetler diyebilirim ki hayatımın en lezzetli anlarıydı. Bu sohbetlerde yetiştik biz.. kenarda oturup onların bu konuşmalarını, şaka esprilerini dinlemekten çok haz alırdım. Akşamları canı gönülden beklerdim ki kapı çalsa da bir misafirimiz gelse.. Misafirimiz de öyle gelirdi; ansızın. önceden haberimiz olmazdı çünkü telefonunuz yoktu. Çat kapı gelirler bizler de büyük sevinç ve memnuniyetle buyur ederdik.. Biz de öyle giderdik. Te başka bir şehire, habersiz uçarsız.. Çok korkardım kapı açılmayacak evde olmayacaklar diye.. ama genelde olurlardı kapı da açılırdı.

Sarık cübbe şalvar

Babamdan aldığım bir şey de İslami kıyafet sevgisi. Babamı bildim bileli sarıklı sakallı cübbeli dir. Annem de çarşaflı. Fransadan beri. Souchaux (Soşo) camisine bir hatip gelmiş Türkiye’den, profesörmüş. Namazı Cübbeyle kılmak gerektiğini anlatmış. “Eğer cübbemi unutmuş olsam o kadar mahcub oluyorum o kadar haya ediyorum ki..” demiş. Bu vaaz babama tesir etmiş o gün cübbe şalvar giymeye karar vermiş ve yapmış da.. 

Bizlere de annem kendi elleriyle cübbe dikti. Hericourt’ta mahalle mescidimize namaza giderken o cübbemizi giyerdik. Babam bizi zorlamış değil kendi giydi bize de bir tane temin etti. Onun şahsında biz cübbe sarık şalvar ı sevdik. Bu kıyafeti kuşananları da sevimiş olduk.. Evliyayı, Alimleri şeyhleri dervişleri..

Cemaatle namaz

Babamdan aldığım bir haslet de namazları cemaatle kılma azmi. Babam asla namazını terk başına kılmaz bizleri de çağırarak cemaat yapardık. hatta sabah namazında bile. o öne geçer İmam olur biz müezzinlik yapardık. Sabah olunca babam bizim kapımızı açar o kapı koluna basar basmaz ben uyanırdım ancak haydi oğlum hadi yavrum sabah namazı demesini beklerdim. Babam sabah namazına bizi kaldırırken ki yumuşaklığını başka yerde hatırlamıyorum. Ben önden kalkar abdestini alır seccadeleri serer sünneti kılar babamla birlikte diğerlerinin gelmesini beklerdik. Babam bu huyumu itaatimi sevdiğini söylemişti de ne kadar sevinmiştim içimden.. 

Hatim mükafaatları

Babamdan gördüğüm önemli bir husus ta bizler Kuran’ı baştan sona okuyup hatim ettiğimizde bunu bir merasimle kutlamamız ve hatim edene önemli özel bir hediye alması. Bu sayede Kuran okumayı Hatim yapmayı gözlerimizde büyütmesi sevdirmesi. İlyas abim hatimini yaptığında hediye olarak takım elbise istemişti. gittiler aldılar abim seve seve giydi.. Ben onu kıskanmıştım. Ben de hatimimi yapınca ben de takım elbise istedim. gittik bulamadık. hiç bir elbise mağazasında takım yoktu. Fransız satıcılar şaşırıyorlardı neden takım düğüne mi katılacaksınız diyorlardı. babam hayır hatim mükafatı diyordu Fransız anlamıyor ben tercüme ediyordum.. gavur hmm öyle mi” diyor yalandan beni tebrik ediyor gibi yapıyordu. Takımı bulamamıştık ama bir ceket bulmuştuk. onu alıp geldik. Buruktu ama sevinçliydim.. 

Gıybet hasetten uzak bir hayat

Babamdan hayatım boyunca bir akrabayı veya başka bir tanıdığını arkadan çekiştirdiğini duymadım görmedim.  Arkadan kızacak köpüreceği kimsesi yok muydu elbette vardı. hem de çok. Niceleri onu aldatmış, niceleri ona zarar vermiş parasını almış vermemiş ortaklık teklifiyle malını almış iş olmamış para gitmiş.. dükkanına gelmiş dolandırmış.. borç yapmış ödememiş.. hiç biri arkasından konuşmaz bunları sohbetlerde meclislerde konu bile etmezdi başkasından duyardık.. Bazı yakınları babamı bizim yanımızda eleştirir* kötüler bizim zorumuza gider akşam evde haber verirdik baban ağzını açıp bir kelime ne kendini savunur ne de karşı tarafa mukabelede bulunur sükutla sabırla metanetle savuştururdu. 

Kimsenin gıybet dedikodusnu etmediği gibi kimseye haset de etmez. şu böyle kazanmış bu böyle yer almış vesair kimsenin dünyalığında ne gözü oldu ne de gönlü..

(*) neyini eleştirilerdi ? mesela şoförlüğünü, bizi dindar yetiştirme gayretini, eve televizyon almayışını, parasını karlı yatırıma dönüştüremdiğini, fransa’yı bırakıp Türkiye’ye gelişini şalvar cübbesi sarığı sakalını.. vs

Dünyaya prim vermemek

Babamdan asla bir dünyacılık görmedim. Onun ev içinde olsun ev dışında olsun sohbetlerinde arkadaş ortamlarında sohbet konuları hiç bir zaman zaman para araba arsa gibi şeyler olmamıştır. “Sen ne aldın o şunu almış ben bunu alacağım” gibi dünyalık muhabbetler babamın meclisine girmemiştir görmedik duymadık ondan öyle şeyler hissetmedik. Babam kifayet ahlakı ile hareket etmiş muhtaç olmayacak derecede kazanmış yeterli derecede harcamıştır. İcabında yer minderine oturur, yemeğini yer sofrasında dizini kırarak yer, aynı koltuk takımını yıllarca kullanıp eskitir de yenisini almaya hevesi olmamıştır. sıradan ucuz bir arabaya binmiş, arabası olmadığı zaman dahi bunu sorun yapmamış, dünyalık yatırımlarla ilgilenmemiştir. Buna karşılık işten arta kalan saatlerinde ümmetin çocuklarına Kuran okutmuş dinlerini öğretmiş nice talebeler yetiştirmiştir..  Dolayısıyla bizler de asla dünyacılık denecek tarzda yüksek kazanca, mala lükse, rahata düşkünlük göstermedik. himmetimiz daima din hizmetine, vatan millet meselelerine dair olmuştur.. Barakallahu fiih

Sabah namazı akabinde uzun uzun zikirler dualar ve göz yaşları

Fransa’da Sabah namazına bizi kaldırır ve birlikte cemaatle kılardık. Ben babam bizim odanın kapısını açarken uyanır ve Baba’mın haydi yavrucuğum sabah namazı sözüyle hemen kalkar önden abdestimi alır seccadeleri serer sünneti kılar ve babamla birlikte abimle kardeşimin gelmesini beklerdik. Buraya kadar hiç zorlanmazdım. Ancak babam Sabah namazına başladığında genelde Yasin suresini okur ilk rekatta üç sayfa ikinci rekatta üç sayfa okurdu. namaz bitiminde dua ve zikirlere başlar ve dakikalar boyu sürer ortalığı aydınlatıncaya kadar bitmezdi. arada duygulanır göz yaşı döker aşka gelirdi. Bu Fransa’da bir apartman dairesinde Allah’a ibadet eden gurbetçi bir işçinin sabah namazı idi.. Duygu ve hafıza kodlarımıza işleyen sabah sabah Allah’a yakarış serencamı.. 

Bol bol kuran okumalar

yazılıyor..

Dini kitap okumalar

yazılıyor..

Milli Gazete

yazılıyor..

Ribat dergisi

yazılıyor..

Afgan cihadını takip ve kumbara

yazılıyor..

Akrabalara hediye ikramlar

yazılıyor..

Allahın hududuna riayet (suret çizimi altın yüzük şort)

yazılıyor..

Nezaket merhamet

yazılıyor..

Mahmud Efendi sevgisi

yazılıyor..

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın