Allahın Yüce Adıyla..
“İsmail hocamız, Efendi hazretlermizin kardeşi, bizim baba dostumuz çok sevdiğimiz hocamız İsmail Ustaosmanoğlu da vefat etti. Cuma günü vefat etti. Cuma günü vefat edenler için münker-nekir sualinin olmayacağına dair, kabir azabı olmayacağına dair müjdeler de vardır bazı rivayetlerde..

İsmail Hoca Efendi garip yaşadı yalnız yaşadı evlenemedi. Ona çok eziyetler edenler oldu. Sihirlerle büyülerle ona çok acılar çektirdiler 40 senedir tanıyorum maddi manevi ne eziyetler çekti.
Efendi Hazretlerinin kardeşi mudakik bir alim idi. Onun o kadar hocalığı vardı ki öyle önüne gelen sıradan hocaları okutur yani..
İnsanlar rahat durmuyorlar. Efendi Hazretlerinin kardeşi olmanın da bir bedeli oluyor maalesef. Mübarek kızı Fatıma annemiz aynı şekilde.. Neler çekti ne büyüler sihirler yaptılar ona da neler çektirdiler cinlerden insanlardan şeytanlar musallat oldular. Hızır Efendi hocamız ölene kadar hizmet etti. Onu da Şehit ettiler. Hanımı Fatıma annemiz o da dayanamadı ağrılara sızılara.. öyle şehit oldu.
Ve kardeşi de böyle sıkıntılar içerisindeydi. Yine Efendi Hazretlerinin mahdumu Abdullah hoca böyle sıkıntılar içerisinde.. Allah’ım feraha çıkar Ya Rabbi
Imtihan dünyası dünyanın İmtihanı çok, tadı tuzu yok, keyfi zevki yok. Onlar bu yolu bilen İnsanlar sabrettiler. Allah’tan razı geldiler Rıza gösterdiler sabrettiler kazandılar Allah’ın izniyle elhamdülillah
Bizim hüsnü zannınız o yönde ki kazandılar. Ben hiç isyan hali görmedim. Çok bunalırdı mübarek çok daralırdı ama isyan etmezdi.. son zamanlarda da kanserle uğraştı. Ama bu birkaç sene. Bundan önce manevi sıkıntıları çok oldu.
O manevi sıkıntılar bedendeki hastalıktan beter. O büyüler sihirler.. yerinde duramazsın, bir yere sığamazsın yani dünya sana dar gelir.. öyle sıkıntılar verirler insana
Mevla niye müsaade eder ? İmtihan.. imtihan olduğu için müsaade eder. Tabii bu büyü yapan sihir yapan bu işlere karışanlar da katil olur zalim olur o eziyetlerden dolayı. Aynen bedene eziyet eden gibi.. Biri çıksa sana vursa kırsa bir tarafına eziyet etse nasıl günah kazanıyorsa manevi saldırılar da öyledir. Okusa üflese sana eziyet etse aynı haram. Ölümüne sebep olsa aynen katildir. Maalesef bunları da yapanlar var.
Bazen oluyor ki bir kadın onunla evlenmek istiyor, okuyor üflüyor ama Allah’tan hayırlısını istemiyor. Hayırlısını istemediği için karşıdakine zarar veriyor böyle şeyler de olabiliyor. Ondan sonra başkası ile evlenecek olsa.. evlenemiyor. Çünkü o baktı bu iş duvarlarla olmuyor daha da ileri gidiyor. Gidiyor muska yaptırıyor büyü yaptırıyor “bağlansın benden başkasıyla evlenmesin..” Sonra.. ne ona yar oluyor ne başkasıyla evlenebiliyor. insanlar içinde böyle birbiriyle çok uğraşanlar var..
Çok yakınımdı mübarek, gelir bana derdini dökerdi “Bana şöyle ettiler böyle ettiler..” Tabii daha önce neler olmuş bilmiyoruz gelir bana anlatırdı. Hiç evlenemedi mübarek öyle vefat etti. Tam olacakken iş bozuluyor, tam olacakken iş bozuluyor.. Bu kadar manevi sıkıntılar İnşallah günahsız gitmiştir ahirete.. yani güzel alimdi, faziletli ahlak sahibi mürüvvet sahibi muhteşem ahlaklı.. Ali Haydar Efendi Hazretleri’ni idrak etmiş yanında bulunmuş tabii..
Cübbeli Ahmet Hoca 30 Ocak 2021
Konuşmanın videosu :
İKİNCİ YAZI
İsmail Ustaosmanoğlu Hocaefendi, Mahmud Efendi Hz nin kardeşi hakkında ikinci yazı:
Yazan: Recep Çevik Hc
Tarihler 29 Ocak 2015 tarihini gösterdiği zaman bir âlimle beraber bir âlemi de toprağa verdik. Zira biliyorduk ki “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” Ali Efendi ile Fatıma Hanım’ın Allah’a adadığı evlatlarından biri o gün Hakk’a yürüdü. Gerisinde sevenlerini, talebelerini, yalnız tükettiği bir hayatı ve ağabeyi Mahmud Efendi Hazretlerini (kuddise sirruhu) bırakarak…
Ulema-i ‘uzzâb[1] taifesinden olan İsmail Hocaefendi 1945 senesinde Trabzon / Of’a bağlı Tavşanlı, eski ismiyle Miço köyünde Dünya’yı teşrif ettiler. Ağabeyi Mahmud Efendi Hazretleri ile anne-baba bir kardeş olup bir de ablaları vardır ki bu muhtereme hanım[2] babaları Ali Efendi’nin Fatıma Hanım’dan evvelki, vefat eden zevcesindendir. Buna göre toplam üç kardeştirler.
İsmail Efendi’nin annesi Fatıma Hanım nerede bir asker görse cebine bir miktar para koyar ve “Benim yerime bu kadarlık nöbet tut.” dermiş. İsmail Efendi de annesinden öğrendiği bu âdeti devam ettirmiş ve hastanede kendisini askerden izinli olarak ziyarete gelen bir gence 100 lira verdirip kendisinin yerine nizamiye nöbeti tutmasını istemiştir.
Mahmud Şevket USTAOSMANOĞLU Hoca anlatıyor:
Onun ilk hocası Efendi Hazretleri’dir. Yanında 1.5 senede hafızlığını ikmâl etti. (Çocukluk yıllarından bir medrese hatırası şöyledir: Çocukluğunda ağabeyi Mahmud Efendi Hazletleri ile beraber Çalekli Dursun Efendi’nin yanında hafızlık yapardı. Derslerini bitirdikleri zaman hocaları tavanda asılı duran yemek bohçasının ipini salar, yemek aşağı iner ve yenirdi. Yemek dediğimizde zeytin, ekmek vs…
Bir gün Mahmud Efendi Hazretleri dersini vermiş fakat İsmail Efendi henüz dersini bitirememişti. Derken biraz sonra o yemek bohçasının ipinden bir farenin tırmanarak yemeğe doğru gittiğini gören Efendi Hazretleri, kardeşine dönerek ; “ Hadi İsmail. Bak yemeğe fare gitti. Hemen dersini vermezsen fare yemeği yer, biz de aç kalırız.” Bunun üzerine İsmail Efendi hemen acele edip dersini verdi ve hep beraber yemek yendi. Az ötedeki Dursun Efendi ise bu olayı tebessümle izlemişti…)
Zeki ve muhakeme kabiliyeti kuvvetli bir hocaydı. Araştırmayı çok seven, okumaktan çok; insanları okutmayı seven bir şahsiyetti. Şehzadebaşı Camii’nde müezzinken Efendi Hazretleri’nin iki evlâdı Ahmed Hoca ile Abdullah Hoca ve ben ( Mahmud Şevket Hoca ) ikindiden sonra gider kendisinden tefsir dersi okurduk. Celâleyn’den başlayıp Nesefî’den devam ettik. Halakada başkaları da vardı ama biz devamlı olarak bu dersleri takip ettik orada.
Orada hem müezzinlik edip, hem bizi okuturken akşam lisesine giderek mezun oldu ve Kartal’da eğitim enstitüsüne girip Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Edebiyata merakı vardı.
Efendi Hazretleri onu evlendirmeyi çok istiyordu. Bir keresinde buyurdu ki: “Bunu evlendirene eğer Cenâb-ı Hak şefaat hakkı tanırsa ilk ona şefaat edeceğim. Ben de bu konuda çok mücadele ettim. Hatırladığım kadariyle 10-15 kişiye aracı oldum. Lakin müyesser olmadı.
Kendisiyle çok hukukumuz vardı. Bana nazı geçerdi. Bana kızacak olsa kendisine asla darılmazdım. Zira bunun samimiyetten ileri geldiğini bilirdim. Adeta bir volkan gibiydi, taşardı. Zaman zaman deşarj olma ihtiyacı hissederdi. “Gel bakalım seninle Fatih Camii’ne bi’ yürüyelim.” derdi. Yol boyunca bana içini dökerdi.
Dünya’da rahat edemedi. Sakalı da bırakamadı ama bu son hastalığında sakal bırakmıştı. Saçlarını kestane rengine boyardı.
Askerden geldikten sonra İsmailağa’da eski müezzin odasında 3 arkadaş kalırlar, hem talebelik eder, hem hocalık yaparlardı. O zaman Taş Medrese bizde değildi. İlim halkaları İsmailağa Camii’nde kurulurdu. Taş Medrese elimize geçince orada da takriben 1968-1975 yılları arasında hocalık yaptı.
Sirkeci’deki Hoca Paşa Camii’nde müezzin oldu ve hep müezzin olarak devam etti. Hiç resmi imamlık vazifesini deruhte etmedi. Hoca Paşa’dan Şehzadebaşı Camii’ne geldi. Bir müddet orada görev yaptıktan sonra Mismarcı Camii’ne geldi. Mismarcı’da 10 seneden fazla kaldı.
Gittiği yerde lojmanda kalırdı. Tek olmak zordur. Yeğenleri adeta yalvarırdı “Amca ev hizmetlerini biz görelim” diye. İsmail Efendi evini kendi temizler, yemeklerini kendi yapardı. Kimseye müsaade etmezdi.
Haftada bir gün çorba yapar bizi davet ederdi. Çok gelmek isteyen olurdu ama o istediğini çağırırdı. İsteyene Mismarcı’da ders okutur, çeşitli medreselere gider vaaz-u nasihat ederdi. Kendisi de ayrıca rast gele bir ayetin tefsirini okuturdu. Bünye olarak sıra ile kitapları tek tek okutmaya dayanamazdı. Tez canlı biriydi. Kuvvetli hafızdı. Bilmeceye merakı vardı. İsmailağa Tekâmül Medresesi’nde akaid derslerine girerdi.
EFENDİ HAZRETLERİNE ÇOK BENZERDİ
Mahmud Efendi Hazretlerinin yanında genç yaşına rağmen uzun yıllar hizmetinde kalan İrfan Hoca da İsmail Hoca hakkındaki mülahazalarını şöyle anlatıyor:
İsmail Hoca’yı ilk defa Efendi Hazretleri’nin hizmetine girdiğim zaman tanıdım. Dersler okunmaya başlandığı zaman Efendi Hazretleri’nin odasına biri gelmeye başladı ama destursuz girip çıkıyordu. Kim olduğunu da bilmezdim. Biri bana dedi ki: “İrfan’ım bu, Efendi Hazretleri’nin kardeşidir.” Ama çok benziyordu Efendi Hazretlerine. Kendisini ilk böyle tanıdım. Sene 1979.
Bir gün kendi kendime dedim ki: “Bu çok kıymetli bir adamdır.” Sonra İsmail Efendi’ye yönelerek, “Hocam bir de sakallı olsanız.” dedim. Dedi ki: “Yok, ne zaman evlenirsem o zaman sakalı bırakacağım.” Hatta Efendi Hazretleri ona tatlı sitem ederdi: “İsmail, bırakmadın şu sakalı” derdi. O da önüne bakarak “Bırakacağım abi” derdi.
Bir gün “Hocam, bu kadar mı benzersiniz” deyince o da işi şakaya vurarak; “Niye sakal bırakmıyorum biliyor musun? Bazı insanlar Efendi’nin sakalsız halini merak eder, bazıları da sakallı halini merak eder. Sakallı halini merak eden Efendi’ye baksın, sakalsız halini merak edenler bana baksın.” demişti.
Efendi Hazretlerine hakikaten çok benzerdi. El, ayak, boy, mimik, yürüyüş, vücut… Bilmeyen ikiz zanneder. Sakal bırakıp camiye girse karşıdan bakan kişi Efendi Hazretleri geliyor deyip ayağa kalkar, o derece. Hatta İsmail Hocaefendiye bir yere gittiği zaman durumu anlamayanlar “Allah, Allah! Efendi Hazretleri tıraş mı olmuş?” diye taaccüp eder, bunun üzerine İsmail Hoca derhal müdahale ederek, “Yok, yok! Ben onun kardeşiyim. Mahmud Efendi ben değilim.” demek durumunda kalırdı.
KARAKTER YAPISI
Kendisine 15 sene yoldaşlık eden bir ağabeyimiz anlatıyor;
Vefalı biriydi. Yanında bulunan hizmet eden arkadaşların da maddi-manevi derdiyle dertlenirdi. Adeta kendine yapılan yardım ve hizmete karşı bunu bir borç bilip, kendi edemese de bir başkasına yönlendirirdi. Vefasını şuradan da anlayabiliriz: Dua mahiyetinde bir yazı kaleme almış ve onu zaman zaman Efendi Hazretlerine okur, duasını alırmış. O yazı şu şekildeydi:
ES SELAMU ALEYKUM
SEVGİLİ AĞABEYİM VE ŞEYHİM
İnsan yaşlanmaya yüz tutunca, hele bir de rahatsız olursa, işlerin yürümesi için; mutlaka bir yardımcıya ve yardımcılara ihtiyacı vardır.
İşlerimin görülmesi ve hayatımın nasip olduğu kadar sürüp gitmesi için, kimler elimden tutuyor ve bana rehberlik ediyor ve edecekse ben de aralarında olmak üzere onlara duacı ve şefaatçi olmanızı diliyorum.Sadece hatırlatmak için söylüyorum. Cenâb-ı Allah “Hel cezaul ihsani illel ihsan.” buyuruyor. “İYİLİĞİN KARŞILIĞI ANCAK İYİLİKTİR.” Bana yapılan ve yapılacak iyiliklerin karşılığı sizin duanız ve himmetiniz olmasını istiyorum. CENÂB-I ALLAH size de hayırlı çok çok uzun ömürler ve sağlıklı günler nasip eylesin.
Hakkınızda yapılan duaları kabul ederek tekrar eski hizmetlerinize dönmenizi, bizlere ve dua edenlere göstersin. ÂMİN.01 KASIM 2013
İsmail hocamız kedileri çok severdi. Yıllarca caminin avlusunda ki kedilere yemek yedirdi. Yardım etmeyi çok sever, camiye gelen hiç kimseyi boş çevirmezdi.
Kızsa bile asla kin tutmaz. İlk önce o yaklaşır; arayı düzeltirdi.
Efendi Hazretlerimizin kardeşi olarak kendini asla ön plana çıkarmazdı. Her kim de ona kardeşi diye ona hürmet etse kızar, “Ben onun kardeşiyim diye değil; Allah için yapın” derdi.
Talebe okutmayı çok severdi. Hastalığında bile talebe okutmayı bırakmadı. Dersleri çok hoş geçer, soru sorar, bilemezse talebeyi sıkıştırırdı. Verdiği dersi talebeden mutlaka alırdı. Okuturken çok itinayla okutur, kelimelerin Türkçe karşılığını bulup ona göre mana verirdi.
Kul hakkına çok dikkat ederdi. Bir dün dolaşırken yolun kenarına çaycıların koymuş olduğu sandalyeye oturduk. İsmail Hoca şöyle dedi; “Çay içmezsek burada oturmamıza razı olmazlar. O yüzden sen bir bardak çay iç. Benim iştahım yok. Hak geçer. Hak geçmesin.”
Efendi Hazretlerinin varlığını kullanarak resmi makamlara bile asla tenezzül etmedi.
Büyük Hocaları evine davet edip, kendi elleriyle kahvaltı hazırlardı. Birine ziyarete giderken yahut doktoruna giderken ‘çam sakızı çoban armağanı’ diyerek bir hediye götürürdü.
Güzel vaaz ederdi. Konulara hazırlanır, onları yazar, tane tane anlatırdı tıpkı Efendi Hazretleri gibi.
Vazifesine çok sadıktı. Hastalığından asla şikâyetçi değildi. Sadece Efendi Hazretlerine bu kadar yakın olmasına rağmen ondan tam manasıyla istifade edemediği için hep bir eziklik ve üzüntü vardı.
Yalnız ve sade bir hayat yaşadı. Kapalı kutu içindeki bir mücevher gibi gitti.
Yoğun bakımda vefat haberi gelip de yanına girdiğimizde adeta yattığı yerde yüzü bir nur gibi parlıyordu.
NEZARET HATIRASI
Camisinde medrese talebelerinin kalmasına ve okumasına müsaade ettiğinden hatta kendisi de camide yatılı talebe okuttuğundan başı sıkıntıya girmişti. Müftülüğe giden bir şikâyet üzerine 28 Şubat baskınlarına denk gelip, polis tarafından camiye baskın verilince ifadesine başvurulmak üzere 24 saatliğine gözaltına alınmıştı. Bu hadiseden dolayı sadece “İzinsiz Kur’ân okutmak suçu”ndan dolayı 2.5 sene mahkemesi devam etmişti. Kur’ân-ı Kerim’e hizmet uğrunda karşılaştığı bu eziyetten dolayı bir kere olsun şikâyette bulunmamıştı.
HASTALIĞI VE VEFATI
İsmail Efendi hastanede yatarken bütün hemşirelere başörtüsü dağıttırmıştı. Kendisiyle Ayşe isminde bir hemşire hususi olarak ilgilenmiştir. Pek çok yardım ederek, hizmetinde bulunmuştur. İsmail Efendi vefat ettiğinde odanın içinin bembeyaz olduğuna Ayşe hemşire şahitlik etmektedir. Kısa bir süre sonra Ayşe hemşire umreye gitmiş ve İsmail Hoca’dan nasibini almıştır.
Vefat etmeden evvel kenarda son kalan 10.000 lirasını da Mahmud Efendi Hazretleri adına Beykoz’da inşa edilen camiye bağışlamıştır. Hastanede kaldığı sürede bazı insanlara haber gönderir, çağırtır helallik isterdi.
29 Ocak 2015 senesinde tedavi gördüğü hastanede vefat eden İsmail USTAOSMANOĞLU Hocaefendi’nin cenaze namazı Yavuz Sultan Selim Camii’nde kılınıp, Sakız Ağacı şehitliğine defnedildi.
Vefat ettiği gün naaşı hastaneden Mahmud Efendi hazretlerinin hanesine getirildi. Mütebessim nurlu yüzünü dostları sevenleri için açtılar, son kez ziyaret edildi. Son zamanlarda sakallarını kesmemiş bir miktar uzamıştı, sakalı güzelliğine güzellik katıyordu. Efendi Hazretleri geldiler, “Kim bu?” dedi. “Kardeşiniz İsmail Hoca, Efendi Baba’mızın yanına götürüyoruz, dua buyurun.” denildi. Efendi Hazretleri, teessürle doldu mübarek konuşamadı ve başını salladı.
Yıkılacak bir ev, ölecek bir oğul bırakmadı, ama yüzlerce gözü yaşlı elleri dualı talebeler cemaatler kardeşler bıraktı.. Allah rahmet eylesin, makamı cennet mekanı âli olsun, Rasulullah Efendimize komşu olsun.
ÜÇÜNCÜ YAZI
Bastığı yeri bile incitmek istemeyen, çevresine ikram eden, insanların dertleriyle ilgilenen, hayvanları gözetip kollayan hal ehli, melek timsal bir insan düşünün. İsmail Ustaosmanoğlu Hocaefendi böyle birisiydi. Hayvanlara karşı özel merhameti vardı. Kendisinde kibir, gururdan eser yoktu. Büyük bir alim olduğu halde hiç çekinmez, lokantalardan tabaklarda bırakılan yemekleri, ekmekleri israf olmasın diye toplar, onları sokak hayvanlarına dağıtırdı.
Sakini olduğu ilçede belediye, kapağı açık çöp konteynırlarını kapağı kapalı ve pedalli olanlarıyla değiştirmişti. İsmail Hocaefendi, yolda rastladığı belediye başkanına bunu anlatmış, çöp konteynırlarının kapakları kapalı olduğu için kedilerin ve köpeklerin içine giremeyip yiyecek bulamayacaklarını ve aç kalacaklarını söylemiş, çözüm bulunmasını talep etmişti.
Şehrin ve yaşadığı mekanın problemlerini dert edinir, çözmek için uğraşırdı. Fatih Çarşamba karakolundan Çarşamba Çukurbostan’a giden, kaldırımından tek kişinin zor geçebildiği dar yolun genişletilmesine önderlik yapmış, bir mühendise yolun nasıl genişletileceğini tarif edip projesini çizdirmiş, belediye başkanına ulaştırılmak üzere belediyeye teslim etmişti. Daha sonra belediye projeyi biraz daha geliştirerek uygulamaya koymuştu.
Aynı zamanda insanı aziz gören bir anlayışa sahipti. Kendisiyle konuşan kim olursa olsun, çocukla çocuk gibi ilgilenir, fakirin derdiyle dertlenirdi. Vefalıydı, daha önce hukuku olmuş eski arkadaşlarını arar, devamlı görüşürdü.
İsmail Ustaosmanoğlu Hocaefendinin gece yürüyüşleri meşhurdu. Bu yürüyüşlerinde rastladığı, sokakta yatıp kalkan garip kimsesizleri sarhoş da olsa lokantaya götürür, gece açık olan işkembeciden çorba içirirdi. Tasavvuftaki seha ve cûd (cömertlik) kavramlarını kendine rehber edinmişti. Evinde ve dışarıda olsun farketmez, ikram etmeyi çok severdi. Ulema-i Uzzab’dan yani ilmi, evlenmeye tercih eden ve hayatı boyunca hiç evlenmeyen bir alimdi. Evine gidildiğinde kendi eliyle yemek pişirir, yardım edilmesine izin vermez, yine kendisi yemeği sofraya servis ederdi.
Hocaefendi, gideceği yerlere çoğu zaman yürüyerek giderdi. Kolunun altında ders çantası ile Haliç sahilinde, Eminönü’nde, Fatih’in sokaklarında yürürken ona rastlamayan yoktur. Vakarlı ve düşünceli haliyle Nakşilikteki nazar ber kadem usulunca ayaklarının ucuna bakarak yürürdü. Müslüman ve veli ahlakıyla yaşadı. Geçtiği sokaklara edebiyle, haliyle manevi rayiha bıraktı.
Mahviyet sahibi bir insandı. Ağabeyi Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi Hz.leri, dünyaca tanınan, sevilen, hürmet edilen bir mürşid-i kamil olmasına rağmen İsmail Hocaefendi kendisini Mahmud Efendi Hz.lerinin kardeşi olarak hiçbir zaman öne çıkarmaz, daima mütevaziliğini korurdu.
Bir defasında “Babam her zaman, Ya Rabbi, şu iki evladımdan birini evliya eyle, diye dua ederdi. Abim Mahmud Efendi Hz’leri evliya oldu, ben ise eşkıya oldum”, demişti. Ancak hayatına baktığımızda İsmail Ustaosmanoğlu Hocaefendinin çok iyi bir mümin ve Müslüman olduğuna, Allah’ın bu gökkubbe altındaki mahfi velilerinden olduğuna bilenler şahittir.
Son nefesinden birkaç gün önce çekilen görüntüde hasta yatağında Kuran-ı Kerim’den ayetler okuyor ve tane tane manasını veriyordu. Hayatında olduğu gibi, son nefesinde bile hakkı tavsiye etmekten geri durmadı. Rabbim, onu ve hepimizi cennette cem eylesin.” Abdullah Kargılı
Bigilerin derlenmesinde katkıları olan Cübbeli hocaefendiye, Mahmut Şevket Hocaya ve Recep Çevik ve Abdullah Kargılı kardeşlere teşekkür ederiz. Allah onları tarafımızdan hayırla mükafatlandırsın.
Derleyip tashih ve redakte eden : İsa Erdoğan
——————————————————————–
[1] Bekâr âlimler için kullanılır.
[2] Efendi Hazretleri’nin hocası Çalekli Hacı Dursun Efendi bu hanımefendiyle izdivaç yaparak aynı zamanda Efendi Hazretleri’nin ve İsmail Efendi’nin eniştesi olmuştur.
Yorum Yapılmamış