Allah’ın yüce Adıyla. Çoban Vaktiyle bir alim şehrin gürültüsünden sıyrılıp bir süre başını dinlemek, inzivaya çekilip tefekkür etmek istemiş. Bunun için dağda bir kulübeye girmiş. Tam rahata erdim tefekkür için fırsatı buldum derken.. bakmış ki bir çoban sabah erkenden geliyor oralarda sürü otlatıyor elinde bir kaval akşama kadar kaval çalıyormuş. Alimin canı sıkılmış. Şehrin gürültüsünden kurtulduk derken bunun kavalına tutulduk demiş ve çıkmış kulübeden çobanla konuşmak istemiş “çoban kardeş Ne kadar güzel çalıyorsun ne kadar içli çalıyorsun Ben senin bu kavalından çok etkilendim O yüzden sana her sabah bir hediye vermek istiyorum sabah olunca şu taşın üzerinden Şu 1 lirayı alırsın olur mu” demiş. Çoban fakir memnuniyetle kabul etmiş ve daha bir şevkle çalmaya başlamış. Çalıyor çalıyor sabah olunca taşın üzerinde o 1 lirayı alıyormuş. Bir sabah bakmış para yok ! Belki unuttu diye düşünmüş yine çalmış. Ertesi gün bakmış yine para yok! Çoban alime kızmış “para yoksa ben de yokum” demiş ve kaval çalmayı bırakmış. Kıssa bu. Hal-i pür meali bu kıssadaki çoban gibi olan nice hizmet erleri var. O yüzden hocalarımız bu kıssayı anlatır, talebelere nasihat ederlerdi “Siz de buradaki çoban gibi olmayın. Buraya Allah için geldiniz sonra dünyacı olmayın. Bulamayınca küsüp gitmeyin” derlerdi. Ancak bu iş bu…