Allahın Yüce Addıyla Akşam namazına on beş dakika vardı. Pazar günü İsmail Efendi Camii-şerifinde, kıbleye yönelmiş boyunları bükük zikir, rabıta, murakabe ile meşgul sâlikan arasında bir kıpırdanma oldu. Cami kapısından mihraba kadar yan yana iki kişi geçebilir genişlikte bir yol açtılar. Herkes yönünü o yoldan tarafa çevirdi. Yaşlıca nur yüzlü bir zât birinci saftan kalktı ve mihrabın hemen arkasındaki yere kalın bir seccade serdi. Diz koyma yerine ince bir minder koydu, belli ki o makam sahibinin dizleri ağrıyordu. Derken dervişan mabeyninde bir hareketlenme daha görüldü. Gönüllerindeki heyecan azalarına aks ediyordu.. ve kapıdan zahir oldu Nuru İlahi ve Fuyüzati Rabbani’de fani bir Piri-Fanî. Siması ne kadarda güzel, baksa insana huzur veriyor. Cehresi ne kadarda nuranî, çok yüksek bir saadetini haber veriyor. İnce değil, uzun değil, dar değil ama dairemsi güzel yüzü. Esmer değil, al değil, ak değil ama buğdayımsı. Önüne bakıyordu ama sanki yere değil bilakis ta uzaklara, ve derinlere…Kısa adımlarla ne güzelde yürüyordu, etrafında yâran hizmetine say ediyordu.. Başlarında bembeyaz bir sarık vardı, kalın bir takkeye sarılmış, çok muntazam ve asil, belli ki çok özenilmiş. Ortası tümsekçe ve sargısı düz idi, sakalı çok sık değildi çok seyrekte değil yanakları dolgun dudakları kalın, gözleri irice ama bakışları kısık, dişleri inci gibi sıralı,…