Salatı Tefriciye ve Yaşanmış İki Tecrübem

30 Mart 2021

Allahın yüce Adıyla..

İmam Rabbani KS “Bir mürşidden alınmış tarikat virdi müstesna, kişiyi Allah’a yakınlaştıracak en önemli bir vird salevat okumaya devam etmektir” der.

Salevatı şerifeler arasında Salat-ı Tefriciyye’nin müstesna bir yeri vardır. Evet Peygamber Efendimiz sas tarafından öğretilmiş duaları okumak sünnettir ve ancak bunun dışında insan her türlü duayı da canı gönülden yapabilir. Bu salevat da bu kabildendir. belki de Allah dostlarının kalbine ilham edilmiştir.

Salat-ı Tefriciye islam dünyasında meşhur olup müminler tarafından kabule şayan olmuştur. İhlas ve samimiyetle devam edildiğinde hastalık, zorluk ve sıkıntılarının kalkması ve isteklerin hasıl olmasında çok etkili olduğu tecrübe edilmiştir.

İmam Kurtubi “Her gün 41 veya 100 defa okumaya devam eden kimsenin, zaman içerisinde sıkıntısı gider, işi kolaylaşır, içi nurlanır, itibarı artar, hali güzelleşir, rızkı bollaşır, ona hayır kapıları açılır..” demiştir.

Muratların bu salât sebebiyle çabuk gerçekleşmesi dolayısı ile Salat-ı Tefriciye veya Salât-ı Nâriye denmiştir.

Yine İmam Kurtubî belanın def’i gibi önemli ve hayırlı işlerin hasıl olması için 4444 kez okunmasını tavsiye etmiştir.(*)

Biz İslam ulemasına itimat ederek bu salevatı o sayı ile defaaten okumuş, okutmuş ve her seferinde Allah’tan faidesini görmüşüz. Salevatın makbul bir siğa olduğunu böylece tecrübe de etmişiz ElhamdüLillah

Salat-ı Tefriciyye okumanın meşruiyyeti

Bizler günlük dualarımızda elimizi açıp türkî lisanla Allah’a dua, peygamberine salevat okumamız nasıl caiz ise ve kimse “senin yaptığın bu dua peygamberin sözleri içinde yok” demiyorsa ve “Peygamberin yapmadığı bir dua yapılmaz” diye bir fetva da yoksa arabî lisanla okunan bu salât ve selamın kıraatinde de bir beis yoktur.

4444 Sayısı..

Bir duayı bu denli fazla tekrar etmek en azında duada “ısrar ve devam” etmektir. Allah ise duada ısrar edenleri sever. [2] Ve bu süre içinde olur ki duan icabet saatlerinden birine muvafık düşer. Şu halde bu sayıya riayette bir beis yok. Hulus-i kalp ile okuyun, okutun. 

Mahmud Efendi ve Salat-ı Tefriciyye

Türkiyede deprem ve felaketlerin peş peşe geldiği bir zamanda camilerde ve İsmalağa’da her namazdan sonra salat-ı tefriciyye okunmaktaydı. Bir sabah müezzin efendi unuttu okumadı. İmam Mahmud Efendi Hz mihrabın arkasında namazını kılmıştı oradan ikaz etti “salat-ı tefriciyye’yi okuyun” buyurdu. Müezzin efendi açıktan okur bizler el kaldırarak topluca amin derdik yine öyle yaptık.

Salat-ı Tefriciyye’nin Okunuşu

Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedin illezî tenhallü bihil-‘ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve husnül-hkavâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechih il-Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma’lûmin lek.”

Salat-ı Tefriciyye’nin Manası :

 “Allahım! Peygamber Efendimiz Muhammed’e kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet ver ki onun hürmetine düğümleri çözesin, sıkıntıları ve belaları onun hürmetine açıp dağıtasın, hacet ve ihtiyaçları Onun hürmetine yerine getiresin. Maksatlara O’nun hürmetine ulaşalım, güzel sonuçları O’nun hürmetine elde edelim. O’nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmuru isteriz. Allah’ım, Onun Ehl-i Beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an) her nefes sana malum olan varlıklar sayısınca salât ve selam et.”

Salatı Tefriciyye Tecürbemiz (1)

İstanbul laik zihniyetin istilası altında olduğu 90’lı yıllarda bereketsizlik yerden semaya vuruş ve yağmur yağmaz musluklardan su akmaz olmuştu.. Bu durum cenabetler için o kadar sıkıntı teşkil etmese de namaz ehli insanlar için gerek taharet gerek abdest konularında çok büyük sıkıntılar demekti. İnsanlar ellerinde bidonlar cami cami geziyor akan bir tek musluk arıyordu. Belediyeler çare olarak mahallelere tankerler gönderiyor insanlar uzun kuyruklar oluşturarak bir iki bidon su almaya çalışıyordu. Biz erkekler neyse de çarşaflı mesture hanımefendilerin ellerinde bidonlar cami şadırvan su aradıkları manzara hala zihnimde acı bir hatıra olarak yerini korur,

İşte İstanbul gibi bir şehr-i payitaht-i Devlet-i Osmaniyye’nin 90’lı yıllarda durum ve ahvali böyle iken müminler gökten yere inecek bir damla suyun hasreti ve intizarında ellerinden gelecek işlerin en iyisi Allah’a tövbe, yalvarış ve yağmur duası olduğunun farkında olarak İmam Mahmud Efendi Hz sevenlerini de davet ederek topluca Yuşa Peygamberin kabri çevresine çıkıyor ve Efendi Hz imametinde uzun uzun dualar nizyazlar ediyor İstiska namazları kılıyor ve Allah’ımıza yalvarıyorduk.

Bu dualar içinde SALATI TEFRİCİYYE toplamda 4444 adet olacak şekilde haziruna pay ediliyor ve okunuyordu. Ekserimiz o gün pazartesi orucuna niyetli olarak oruçlu ağızlarla yağmur duamızı ediyor ve Allah’a sayısız hamd-ü senalar olsun ki her seferinde Rabbimizin lütfunu mutlaka görüyorduk. Yağmur ya o anda, ya dönüş yolunda, ya da en geç ertesi gün yağıyordu.. Bazen oluyordu ki yağmurun baskınına uğruyor yere serdiğimiz sergilerimizi zor topluyorduk Elhamdülillah 

Tarihe not düşmek için yazayım:

Tayyip bey 1993 te belediye başkanı oldu, gazeteciler etrafını kuşattı “şimdi iş sizde, söyleyin istanbulun su meselesini nasıl çözeceksiniz plan projeniz nedir ? diye sordular. İnançlı bir Müslüman evladı olan Tayyip Erdoğan da “Yağmur yağmazsa elimizden ne gelir. Yağmur vermesi için Allaha dua edeceğiz” demişti. O gazeteler ertesi gün şu manşeti atmışlardı “İstanbulun işi Allaha kaldı Tayip dua edecekmiş hiç bir projesi yok” ve o gazeteciler köşe bucak Tayyibi aramış takip etmiş onu dua ederken resmedip istihza ve inkar şeytanlığı için pusuya yatmışlardı. Ve nihayet bir gazete sarıklı cübbeli sakallı insanları açık bir alanda ellerini semaya kaldırmış dua ederlerken buldu ve fotoğraflarını jurnalledi. Haber diye altına şöyle yazmışlardı  “işte bulduk bakın Tayyip bunlar içinde yağmur duası ediyor!” Yalan söylüyorlardı. Evet onlar bizdik ve Yuşa tepesinde yağmur duası yapıyorduk ama sn Tayyip Erdoğan orada değildi..

Ve gerek istanbulun işi gerek Türkiyenin işi de tüm dünyanın işi her daim Allaha kalmıştır Allah’ın elindedir. elhamdülillah ki iş Rahman ve Rahim olan Allaha kalmıştır.

Ve Allah samimi kullarını mahcup etmemiştir İstanbul bu dualarla yağmura doymuş ve o zamanlar Türkiyenin en kritik gündem maddesi olan “İstanbulun su meselesi” çözülmüş ve unutup gitmiştir.. 

Salatı Tefriciyye Tecürbemiz (2)

(İzmir Hatıralarım 4 yazısından alıntı) Usta birliğine, İzmir Narlıdere Karargah bölüğüne geldik yerleştik. Kıdemli askerler bize çömez derler.. Herkes birbiriyle tanışıyor arkadaşlar birbirini tanımaya çalışıyordu. Benimse merakım “aceba imam sıfatıyla başka bir asker geldi mi gelmedi mi ?”

Bir öğlen vakti ictimaya hazırlandığımız esnada sıranın arka tarafında bir konuşma vardı.. “ulan şarapçı imam olmuşun ha nasıl yapacan lan imamlığı !?” diyordu birine. Duyunca afalladım. “şarapçı ve imam !” Bu iki kelime nasıl yanyana olabilir! Bu da neydi şimdi ve kimdi bu ? Arkamı döndüm baktım, Bizim yeni arkadaşlardan biri.. Ona diyorlarmış “şarapçı” ! O da nazenin bir sesle pişkin pişkin “ne yapalım.. yap derlerse yapacaaz” dedi.

İçimde bir feryat koptu “Eyvah imam hatip mezunu imamı bulmuşlar” dedim. Huzurum kaçtı. Mescid görevini kaçırdığıma mı üzüleyim, camiye gittiğimde bir şarapçının arkasında namaz kılacağıma mı üzüleyim..! Bu sonuncusu beni daha çok sarstı. Allah’a kuvvetli dua etmeye başladım “Ya Rabbi namazlarımızı mescidimizi içkicilere bırakma” diyordum. Gerçekten o arkadaş alkol bağımlısı imiş ve sivilde içkili bir market işletiyormuş ve ama imam Hatip lisesinden de mezun imiş. Komutan adam seçme ictimasında bana “imam hatip mezunu bulamazsak sana geliriz” demişti ve gelmemişlerdi.

Bir gün koridorda gözlerimle gördüm, dolabından kolonyağı çıkardı bir bardağa meyve suyu doldurdu sonra içine kolonyağı sıktı ve başına dikti. Bunu yaparken de birileri onu görüyormuş felan hiç umurunda değildi.. Aşmıştı artık ! Allah kurtarsın 

Bunu Mescide bunu da Gazinoya ver

İmam ben seçilmek için evi aradım anne babamdan dua istedim. İstanbul’u aradım medrese arkadaşlarımdan dua istedim. Sonra öğrendim ki o günlerde bir molla arkadaşım İsmailağa Medresesinde sınıf arkadaşlarıma durumu aktarmış ve benim için topluca Salât-ı Tefriciyye okumuşlar Allah razı olsun.

Önceki imamın anlattığına göre, birden fazla imam adayı olursa komutan sözlü sorguya alıyormuş. Eğer ikimize sorular sorar inceden inceye araştırır “tahsilin ne imam hatip lisesi mezunu musun filan” derlerse “ben yandım” kesin o seçilir diyordum.. Bizim eski imam Adanalı Ahmet hoca kısa devreydı erken terhis olduğu için mescide bir görevli acil gerekiyordu. Sabah içtimasında bu iş halledilecekti. Bölük assubayı Muammer Kontaş bölük komutanına bizi arz etti. Ben ve yanımda şarapçı ikimiz hazır ol vaziyette beklerken yüzbaşı da geldi “Komutanım iki tane imamımız var hangisini mescide vereceğiz” diye sordu. Yüzbaşı bize baktı. Ben “şimdi sorular başlayacak” diye kaygı ederken yüzbaşı Nezih hiç soru sormadan eliyle beni işaret ederek “Bunu mescide ver” şarapçıyı da göstererek “bunu da gazinoya ver” dedi. Salatı Tefriciyye’nin bereketi.. Sübhanallah ve Elhamdü Lillah !

isa erdoğan, 29.03. 2021 ist.

————————–

(*) Muhammed Hakkı b. Ali Nazillili, Hazînetü’l-Esrar ve Celîletü’l-Ezkar, İstanbul, Matbaa-i Âmire, 1891. s167-168; Hür Mahmud Yücer, agm, 256-257

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın