Yüce Allah’ın adıyla..
Kıymetli okuyucu, tarih boyunca her değerli metanın çakması, her pahalı eşyanın sahtesi olduğu gibi Peygamberin de sahtesi çıkmış Mürşidlerin de sahte kopyaları çıkmıştır. Hatta şeytanın avanesi sahtelik üretmede sınır tanımamış ilah’ın bile sahtesini çıkararak kullarını Allah’tan koparmak istemiştir.
Bu bakımdan insanların bir uğraşı da her devirde sahteyi gerçeğinden ayırt etme meselesi olmuştur. Bunun için türlü aletler, marka tesciller, patent sistemleri icat etmişlerdir. İnsan meslekleri arasında sahte olanı gerçeğinden ayırt etmek için ise diploma/ icazetname sistematiği ihdas etmişlerdir.
Dolayısıyla bir mürşid, bir Tarikat şeyhinin hakiki ve gerçek olabilmesi için Şeriatta istikametli, Sünnete ittibalı olması yanında sağlam hakiki bir mürşid elinde terbiye görmüş, kemal’e ermiş ve ondan irşad konusundaki izinli icazetli olması gerekmektedir.
Masum Bayraktar’a gelince..
Masum Bayraktar sayılan şartlardan hiç birini taşımaz. Bir mürşid elinde terbiye görmemiştir, herhangi bir izni, icazeti, yeterliliği de yoktur ve hatta şeriatta istikamet sahibi olmaktan bile uzaktır. Bu Masum Bayraktar adlı şahsın şeyhlik taslaması her açıdan geçersizdir boştur. Nefsani emellerine matuf, saf ve bilgisiz insanları kandırıp peşine takmaktan ileri bir şey değil.
Bunun Tarikatta en yüksek bir noktaya; şeyh olmaya nasıl göz diktiğini İsmailağa Mahmud Efendi Hz tarikatı büyükleri yıllar öncesinde tespit etmişler ve bunu afişe ederek halkı uyarmışlardır. Bu o zamanlar o garazını inkar etmiş “yok öyle bir şey iftira palavra” diyerek bir de yazı yazmış, ancak üzerinden beş sene geçmeden “yok yalan” dediği şeyi alenen ortaya çıkararak “var gerçek” olduğunu, hasılı asıl yalancının kendisi olduğunu cümle aleme göstermiştir. Bir yalancı nasıl mürşid olacak!!
Bunun nasıl bir düzenbaz olduğunu anlamak için 2017 yılında yazmış olduğu o yazısını okumak yeterlidir, aşağıda arz ettik.
Bu yazı sahte şeyh Masum Bayraktar’ın Eylül 2012 yılında yazdığı ve kendi sitelerinde yayınlayıp sonra da sildiği yazısıdır :
http://www.fatihmedreseleri.org/?p=213
“Tatlı Bir İkaz mış! (masum bayraktar)
3 Eyl 2012
Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c.) adıyla başlarım…
Öncelikle, her şeyi yoktan var edip hayat veren, bizleri varlıkların şereflisi yapan, şereflilerin en şereflisi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) ümmet kılan ve o ümmetin içinde en şerefli insan olan Efendi Hazretlerimize (k.s.) manevi evlat olma güzelliğini bahşeden Yüce Mevla’mıza sonsuz şükürler olsun.
Bu yazı, bize karşı yapılan haksız ithamları kabullenmek istemeyen ya da atılan iftiraları kaldıramayan bazı arkadaşlarımızın şahsıma yönelttikleri; “Hocam neden susuyorsunuz? Neden bir şeyler söylemiyorsunuz? Ya da neden bir şeyler yazıp bunu kamuoyuyla paylaşmıyorsunuz?” gibi soruların, son bulması adına kaleme alınmıştır. Arkadaşlarımızın yoğun talepleri doğrultusunda yazdığımız bu yazı, ilk ve son olma niteliğindedir. Yoksa atılan iftiralara karşı sabrederek susmayı ve Efendi Hazretlerimize (k.s.) yakışır ölçüde çalışmayı daha uygun gördüğümü belirtmek isterim. Eğer bu çocukça tavırlara karşılık vermiş olsaydım, Efendi Hazretlerine (k.s.) en büyük ihaneti o zaman yapmış olurdum. Mevla’m hepimizi böylesi bir duruma düşmekten muhafaza etsin.
Hakkımız Helal Olsun!
Değerli kardeşim, şahsıma yönelik iftiralar yaklaşık on üç yıldır devam etmektedir. Vahdet-i vücut ekolünü benimsemiştir, tasavvufu bozacaktır, şeyhlik iddia ediyor, kendisine rabıta yaptırıyor gibi safsatalarla yıllardır saldırılara maruz kaldım. Bir insanın, arkasından konuşulmasına rağmen sessiz kalması dışarıdan bakıldığında kolay gibi gözükebilir. Kıymetli kardeşim, yıllardır aynı iftiraların tazeliğinin korunarak gündemde tutulması ve buna rağmen hiç karşılık vermeden sabırla suskunluğun korunması, hele de insanın en sevdiği kişi olan Efendi Hazretleri ile imtihan edilmesi hiç kimseye kolay gelmesin. Bu oldukça zor bir durumdur. Bunu ancak o sıkıntıyı çeken bilir. Olsun! Hiç önemli değil! Arkamızdan kim konuşursa konuşsun, hakkımız helal olsun!
En Büyük Hainlik
Sevgili kardeşim, iftiraların mahiyetine bakıldığında hiç kimsenin bir şey anlamadığı görülecektir. Gerçi fitneyi öne sürenlerin hangi amaca hizmet ettikleri ortadadır. Onlar için önemli olan, insanların ne anladığı değil, fitnenin hâkim olmasıdır. Fitne hâkim olmalı ki karışıklık sürekli var olsun. Bu gün Hızır Hocamızı ve Bayram Hocamızı şehit eden zihniyet, farklı bir açıdan propaganda yaparak cemaatimizi yıpratmak istemektedirler. Cemaat içi kavgaları ve ayrılıkları sürekli canlı tutmak isteyenler, emin olun ki Efendi Hazretlerimize (k.s.) ve cemaatimize en büyük hainliği yapmaktadırlar.
Cemaatimizin Başarısını Gölgelemek İstiyorlar
Aziz kardeşim, dikkat edersen sürekli içerden ve dışardan cemaatimize yönelik sözlü ve fiili saldırılar yapılmaktadır. Bu saldırıların tek bir amacı var, o da İsmailağa camiasının maddi ve manevi başarılarını gölgelemek. Bilindiği üzere Efendi Hazretlerimizin (k.s.) 42 ülkeden 300 küsur ulemanın ve Allah dostunun ittifakıyla 21. Yüzyılın müceddidi ilan edildiği ödül töreni İnönü Stadında geniş bir halk kitlesinin katılımıyla gerçekleşecekti. Ama maalesef şer odakları bunu engellediler. Böylesi muhteşem bir hadise ne yazık ki bir otelin seminer salonuna hapsedildi. Şer odakları sürekli çalışmaktadır. O yüzden bize düşen fitne ve iftiralara çanak tutmak değil, Efendi Hazretlerinin (k.s.) buyurduğu ölçülerde çalışmaktır. Bu kötülük ancak samimiyetle, azimle, birlik ve beraberliği muhafaza ederek çalışmakla bertaraf edilebilir. Bundan başka çıkar yol yok.
Velev ki İftiralar Doğru Olsun
Kıymetli kardeşim, her şeyi bir kenara bırakarak, hakkımda atılan iftiraların bir an için doğru olduğunu düşünelim. Bu hadise şuna benzemektedir. Diyelim ki bir kula, Allah (c.c.) tarafından sevilmediği ve cehennemlik olduğu bildiriliyor. Sizce bu durumda kul ne yapmalı? Allah (c.c.) beni sevmiyormuş hem de cehennemliğim, o halde kendime başka bir Allah (c.c.) bulayım mı demeli? Elbette hayır! Peki, bu kulun yapması gereken ne? Elbette ki boyun bükerek; “Sensin Ya Rab! Senden başka gidecek kapım yok!” diyerek kulluğa devam etmektir. İşte bu minval üzere bize düşen de Efendi Hazretlerine (k.s.); “Efendi Hazretleri (k.s.) senden başka Efendi yok! Gidecek başka yerim yok!” diyerek, kapısında köle olmak ve hizmet etmektir.
Samimi Olan Kazanacak
Bu yazı on üç yıllık suskunluğun bozulması olarak algılanmamalıdır. Ayrıca bu yazıyı birilerini ikna etme kaygısıyla da yazmış değilim. Bunca yıllık suskunluğumuz, atılan iftiraları kabullendiğimiz anlamına da gelmiyor. Suskunluğumuzun tek sebebi var o da Efendi Hazretlerimize (k.s.) ve bu yüce kapıya karşı edepsizlik etmek istemeyişimizdir. Bu hususta kalben müsterihim.
Efendi Hazretlerinin (k.s.) kimi ne kadar seveceğine nasıl karar veremiyorsak, kimi ne kadar dışladığına da karar veremeyiz. O Efendi ki (k.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahlakındadır. Sevdiği hiçbir müridini terk etmez! Ayrıca hiç kimse insanların, Efendi Hazretlerine (k.s.) olan samimiyetini, teslimiyetini, ideallerine sahip çıkışını ve bakış açısını değerlendirme salahiyetine sahip değildir. Kendine bu işi görev edinenler, yarın mahşer gününde hesapların inceden inceye görüleceği o büyük mahkemede yaptıklarının karşılığı muhakkak alacaktır.
Masum Bayraktar olarak hakkımda ne kadar sözlü ve fiili saldırılar yapılırsa yapılsın, benim düsturum Efendi Hazretlerimizin buyurduğu üzere “Her mahalleye bir kız bir erkek medresesi açın size Kur’an nurunu söz veriyorum” sözünü yere düşürmemektir. Tüm çalışmalarımız, bu doğrultuda devam edecektir. Zaman dedikodu ve iftira üretme zamanı değil, çalışma zamanıdır. Biz bu kapıya şeyh olmaya değil, köle olmaya geldik. Kölenin, Efendisi karşısında hiçbir hükmü yoktur. Efendi ne derse köle koşulsuz hizmet etmelidir. Kim Efendi Hazretlerine samimi olarak bağlanıp çalışırsa o hem bu dünyada hem de öte dünyada kazançlı çıkacaktır.
Son olarak şu ikazı yapmak istiyorum. Sevgili kardeşim sakın ola unutma! Fitne dışı tatlı, içi zehir olan bir meyveye benzer. Başta gelen tatlılık, zamanla zehre dönüşür. Ve o zehir sonunda insanı helak eder.
Mevla’m hepimizi fitnenin tuzaklarından muhafaza etsin. Efendi Hazretlerimize (k.s.) layık hizmetkâr eylesin.
Masum Bayraktar

masum bayraktarın silinen yazısından orijinal resim
CEVAP :
Masum Bayraktarı tanıyoruz. ve hadiselerin en başından Masumculuk akımının ne olduğunu biliyoruz ve Mahmud Efendi hz’nin masumcuları tarikatından kovması işine de vakıfız. Bu kovulmadan sonra gelişen süreçte şeyh efendinin emri gereği bunlara karşı konulan mesafeye eğer fitne deniyorsa bu fitneyi bu ateşi yakan bizzat masum Bayraktar’dır.
Özetle: Masum Bayraktar’ın Mahmud Efendi hz tarafından kovulmasını gerektiren suçları üç şeydir:
- Vahdet-i vücut fikrine sapmış olması ve bunu cemaat içinde yayma çabası
- Mürid olmayı tam başaramamış iken.. kendisine rabıta yaptırması, dolayısıyla şeyhlik taslaması
- Ve benzeri zaviyelerden Tarikat’ı ifsat etme, kapıyı kirletme eğilimde olması
Allah aşkına! Masum’un yukarıdaki laflarını okuyun, hakkında söylenen o iki isnad ile ilgili herhangi bir aklanma bir arınma gayreti var mı !? Yok. Psikolojiden anlayanlar şu müdafayı analiz etsinler, göreceksiniz ki atılan suçların hiç birini ne inkar edebiliyor ne de kendini savunabiliyor ! Çünkü her ikisi de mevcut. (2022 yılında bu marazı dışına çıktı nitekim, yetkisiz izinsiz hayasız bir şekilde çıktı ben de rüya görüdm rüyamda kendimi şeyh gördüm dedi ve şeyhlik taslamaya başladı. Sübhanallahi amma yesıfun
İSLİMA
iSLAMİ iLİMLER ARAŞTIRMAM
Benzer konular:
Mahmud Efendi Hazretleri bu Masum Bayraktar’ı tarikattan neden kovdu, neden müritlikten sildiği ile ilgili >> yazıyı okumak için tıklayın <<
Yorum Yapılmamış