Allah’ın yüce Adıyla..
59) Alın işte kız getirdim !
Biz, okullarda çocuğun imanını ahlakını koruyacak hal göremediğimiz için Çocuklarımızı okula değil medreseye gönderdik. Allah emrediyor çünkü “Ey iman edenler kendinizi de ailenizi çocuklarınızı da yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz” Tahrim:5
Çocuklarda ilk aşı çok önemli. ilk aşı Allah sevgisi Peygamber sevgisi, Allah ve Resulüne itaat, helal-haram hassasiyeti” şeklinde almalı. okullarda ilk aşı olarak put/heykel sevgisi verildiğini görüyoruz, bunun vebalinden çok korkuyoruz. Çocuklarımız ahirette anne babasına düşman olup Allah’a şikayet etmelerinden çekiniyoruz.. {Abese:34}
Kızımı bu gayelerle okula vermedim. o yaşlarda o hafızlık yaptı. küçük yaşta ezberlediği için Yüce Kuran’ı çok sağlam oldu.. Sonra eve evrak geldi çocuk nerede diye. müdür adresime geliyor bana baskı yapıyordu. Evrakta “neden çocuğu okula göndermiyorsunuz” yazıyordu. Müdüre ihtar çektim. Soruyu yanlış soruyorsunuz dedim. Soru “çocuk okula neden gelmiyor” şeklinde olursa doğru soru olmuş olur dedim. bu şekliyle kağıda cevap da yazmam imza da atmam dedim..
ve bir kaç gün içinde tuttum kolundan hemen dibimdeki okula götürdüm. “Alın ben getirdim işte dedim. yaşı 9 olmuştu 1. sınıf için fazla büyüktü. intibak imtihanına dahil ettiler 20 sorundan 19 unu doğru yaptı ve doğrudan 4. sınıfa yerleştirdiler. Böylece 3 sene kazanmış olduk. Bu defa kızın örtüsü feracesi söz konusu oldu. “kızım başını açarsın değil mi” dediler. Kızım asla açmam dedi. Bir kadın öğretmen onu ikna etmeye çalıştı “bak kızım ben de kapalıyım(?) ama okuldan içeri girince açıyorum sen de aç” dedi.. ilk günden kızın ahlakını Allah’a itaat şuurunu bozmaya çalıştılar. Ben ibret ve sabırla izliyorum.. Kızım tekrar “hayır açmam” dedi.. Bana hocam sen bi dışarı çık biz bununla özel konuşalım dediler. “bu yaşta bir çocukla tek konuşamazsınız” dedim. kanunları, haklarımı iyi biliyorum. Baktılar olmuyor, bana “sen bunu al eve götür biz sizi ararız” dediler. Aradan 11 sene geçti ne arayan var ne sora. Allah’a hamdolsun
60) Eksik evrakı tamamlama
hayatımda nispeten önem verdiğim bir imtihana girdim niyetim bir görev almaktı. imtihana girmek için bir takım şartlar bazı evraklar isteniyordu bunlardan birisi sağlık raporu o gün müracaatın son günü, acele etmeliydim. evraklarım hala eksikti. gerekli olan sağlık raporunu kayıtlı olduğum sağlık ocağı veriyormuş ama halkalı benim için uzaktı. İsmailağa’nın karşısındaki sağlık ocağına girdim. doktora dil döktüm rica ettim bu rapor benim için çok önemli dedim doktor beni kırmadı tamam ama sadece biriniz için yazarım dedi. yanımda ali kemal hoca da vardı. nüfus müdürlüğü’nde karşılaştık Onun arabası yoktu evrakları yetiştirmeye çalışıyor. doktorun yumuşak yüzünü görünce kendisi atladı “doktor bey benim kaydım dramanda bana verin raporu dedi. doktor da bu defa “Evet Halkalı benim için uzak draman benim için daha uygun” dedi ve bana vermekten vazgeçti Ali Kemal’in raporunu yazmaya durdu. resmen satılmıştım. halkalıya gidip gelsem müracaat süresi dolacak.. Halbuki Ali Kemal dramana gidip gelmesi uzun sürmezdi. Ali Kemal’e küstüm onu terk ettim dışarı çıktım Murat hoca ile karşılaştım “Fatih camii’ne yakın bir sağlık ocağı var o veriyor” dedi oraya gittim oradan raporu aldım. Şimdi sırada sigorta dairesinden almam gereken bir evrak vardı onu almaya koştuğunda bütün memurların kapıdan çıktığını gördüm. ilgili ofisi bulunca birçok memurlar oradaydı ancak benim işimi yapacak olan çoktan çıkmıştı. Aslında yarım saat önceden boşaltıyorlardı. çünkü saat 5’e henüz yarım saat vardı.. çaresiz ümitsiz dışarı çıktım. saat 5 olmadan koştum eksik dosyamla beraber müracaatımı yaptım. o gün cuma idi ertesi gün her yer kapalı eksik evrakı tamamlamak pazartesiye kalmıştı. pazartesi günü gittim kağıdı aldım müracaat ettiğim yere döndüm. bi aralık müracaat dosyalarının rafta dizili olduklarını gördüm aradım kendi ismimi buldum eksik evrakı dosyanın arasına koydum çıktım. Kimse görmedi mi ? bilmiyorum ama göstermeyen Allah orada da beni adeta gözlerden sakladı. LillahilHamd
61) Seçmeli dersim Almanca olsun
Yozgat’tan Kayseri’ye Nuh Mehmet küçükçalık Anadolu lisesi’ne geçiş yapmıştım müdür muavini odasında seçmeli ders olarak hangisini istersin geometri mi Almanca mı diye sordular geometri sayılar rakamlar hiç aram iyi değil Almanca olsun dedim içimden Şöyle düşündüm “Yozgat’ta Almanca nispeten görmüştük en azından yabancısı değilim burada bunlar ilk defa Almanca dersi alıyorlarsa derslerim full olur” dedim. Almanca dersi başladı sınıfa girdim koskoca sınıfın belki sadece dörtte biri vardı hepimiz dağınık bir şekilde bir köşeye oturduk sırtı kambur bir yaşlı adam içeri girdi çocuklar herkes öne diyerek bizi ön sıralarda topladı öğrenciler bir Almanca konuşmaya başladılar çatır çatır Benim ağzım açık kaldı eyvah dedim en iyi dersim olur sandığım Almanca en kötü dersim olmuştu. onlara yetişebilmek için bazı geceler sabaha kadar almancaya çalıştığını biliyorum çünkü ihtiyar baktı ki ben zayıfım benim üzerimde çok duruyordu devamlı beni ayağa kaldırıyordu. Aslında onun dersinde ayağa kalkmak da yoktu yani bana söz hakkı veriyordu çevremdeki öğrenciler bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı utanıyordum o kadar çalıştım ki sonunda geçtim dersi
62) İngilizce ödevi kitap özeti
yine Kayseri’deki okuldayım ıllık ödedim İngilizce bir hikaye kitabını okuyup özetini çıkarmaktı afama göre İngilizce hikaye kitabı bulamadım okul kütüphanesinden Türkçe bir hikaye kitabı aldım özetini çıkardım ingilizce’ye tercüme ettim. ödevimi takdim ettim öğretmen çok beğendi tam puan verdi puanı alınca itiraf ettim hocam ben aslında onu İngilizceden özet çıkarmamıştım Türkçe’den özet çıkarıp İngilizceye tercüme ettim öğretmen anlamıştım dedi güzel yapmışın.
63) Halı parası verin (camiye yeni halı alınacak)
Bilal Habeşi camisi’nin halıları kırmızıydı kırmızı ağırlıklı ve bordo şeritler. kıdemli cami cemaati “Filan Hoca cami halılarını bile Trabzonspor’un renklerine göre yaptırmış” diyorlardı. Cami derneği yönetimi değişti Erdal denilen Samsunlu biri geldi. Başladı ben bu halıları değiştireceğim demeye. sonunda da yapacağını yaptı ısparta’dan Halıcılar geldi bizim halıyı incelediler. Kendi kendilerine bu halının hiçbir şeyi yok mis gibi halı dediler. derneğin bahanesi şuydu yukarıdaki halıyı alt kata indirecekler alt kattaki halıyı da ihtiyacı olan yerlere vereceklerdi. o çıkan halı da sapasağlam çok kaliteli bir halıydı, isteyenler adeta kapıştılar, talipler havada kaptılar. yukarıdakinden daha az kullanılmıştı çünkü alt kat sadece cumadan cumaya açılıyor.. Her neyse.. Hile/kurnazlık neresinde bu işin? halı parasının toplanma şeklinde. cemaate ilan ediliyordu “ey cemaat birer metre halı alın babanızın hayrına alın dedenizin hayrına alın..” gerçekten insanlar da aldılar. paraları getirdi durdular “bu ölmüş annemin hayrına! bu nenemin hayırına ! bu dedemin hayrına..” o kadar çok para birikti ki o parayla cami iki kere halıyla donatılabilirdi. 400 metre cami alanı o zamanın parası 70 bin lira tutuyordu 1. kalite yün halı 1.2 milim. En az iki katı para geldi.
64) Kursu ben aldım
Mevzu bahis o dernek benimle daima mücadele içinde oldular nakit toplama ve harcama konusunda rahat hareket edemiyorlardı çünkü. Beni bozuk işlerine engel görüyorlardı onların kafasında değildim. o yüzden asılsız bahanelerle şikayet edip duruyorlardı. haklı haksız gerçek yalan gözetmeden her konuda.. maksat o mercileri yıldırıp beni yerimden sökmek ! amirim olan filanca zat Allah razı olsun bunların hainliğini biliyordu o yüzden şikayetleri itibara almıyordu. Bir gün amirim beni telefonla aradı dernekçilere kızıyordu “hainler Kur’an kursunu da şikayet etmişler diyordu sen camide para toplamışsın, Kur’an kursu yapmışın” diyordu. Yalan camiden bir kuruş para toplamadım ben o daireyi kendim aldım. Amir tamam sorun yok şu halde dedi ve kapattı. Evet paranın en büyük kısmını akrabalarım yurt dışından göndermişti. Soruşturma açıldı müfettiş dosyama bir de zarf koymuş aleyhime delil güya ! zekat fitre toplama zarfı. Baktım filanca derneğe ait “benim o dernekle hiçbir alakam yok dedim. bu derneğe üye misin diye sordu Hayır değilim. camiden para topladın mı diye sordu. Hayır asla toplamadım toplamadığım gibi kürsüden bir kere olsun “benim de kursum var talebelerim var bize de zekat fitre verin şeklinde bir imada dahi bulunmadım” dedim. ve gereksiz bir soruşturmaydı böylece kapandı
65) Al pamuğu sen yap
Beyoğlu çıksalında bir camide fahri görevliyken aynı zamanda medresem var talebe okutuyorum. o talebelerden birinin dedesi vefat etti memlekete götürülecek orada defnedilecek. hafta sonu olduğu için belediyenin cenaze hizmetleri tatilde imiş cenaze pazartesiye kalmış. talebenin velileri bana rica ettiler babamızın cenazesini sen yıka iki gün beklemesin” Baktım başka çare yok kolları sıvadık. hayatımda bir kere olsun cenaze yıkamamışım yıkayan bir hocanın yanında dahi bulunmamışım ki nasıl yapacağımı bilseydim.. ancak fıkıh kitaplarında okuduğumuz talebelere okuttuğumuz vechile Bismillah dedik. Elhamdülillah cenazeyi sünnet üzere yıkadık cenaze sahipleri de bana yardım ettiler. en sonunda elime bir paket pamuk tutuşturdular al hoca dediler. pamuğu elime aldım ne yapacağımı bilmiyorum. hani hocalar hakkında hep derler ya “Hoca pamuğu tıkayacak sana..” o vakit bunun şakasını bile duymamışım..! Pamuğu veren kişiye tekrar uzattım al bunu da sen yap dedim “ben ne yapacağım bilmiyorum diyemedim. O da pamuğu kopardı kopardı bir kısmını koltuk altına bir kısmını oraya buraya koydu. Pamuk işinden de böylece kurtulmuş oldum. Bu vesile ile söylemiş olayım cenazeye “pamuk tıkamak” diye bir olay yok. çıkması muhtemel nesne kefeni kirletmesin için o bölgeye bir miktar koyarlar hepsi bu.
66) Yüzüne Kur’an sınıfındayım
Sene 1990 Yozgat Anadolu lisesi’ne gidiyorum evimiz ilçede olduğu için Yozgat’ta bir vakıf yurdunda yatılı kalıyorum yurdun görevlilerinden yaşlı başlı İbrahim Hoca dediğimiz bir zat hafta sonları bizleri sabah namazına Çapanoğlu Camii Kebiri’ne götürüyordu. Namaz dönüşü ortalık henüz sakin, reklam panosu üzerinde DYP Tansu çiller’in reklam afişleri vardı Vakıf yetkilileri hepsi Erbakancı olduğu için tepkililer buna. İbrahim Hoca hiç çekinmeden gelip geçerken o afişleri kenarından tutup koparıyordu. Biz de ondan gördüğümüz için dönüşte sağlam olanları da biz kopardık. Meğer birileri bizi şikayet etmiş. Biz hepimiz yurda girmiş olduk ancak arkamızdan polis geldi afişleri koparanları arıyor. Tabii ki biz kopardık diyecek halimiz yoktu. Kimse üstüne alınmadı Ben de tedbirsizce polisin yanına gelmişim merakımdan ne yapıyor diye bakıyorum. O anda nefesimin hızlı attığını farkedince bana sen koşarak mı geldin dedi. kurnaz akıllı Türk polisi. Neden koştun diye sordu. Yani sen de afişleri kopardın sonra kaçmak için koştun” demek istiyordu. Bunu anladım baktım kendimi ele veriyorum.. Camiden dönüşte arkadaşlarla yarıştık dedim. Bana adımı soyadını sordu İsa Erdoğan. Elindeki deftere yazdı. hangi sınıftasın diye sordu. Kur’an-ı Kerim’i yüzüne okuma sınıfı dedim. Sanki orası Kur’an kursuymuş da böyle bir sınıf varmış gibi. Yani “Anadolu lisesi hazırlık sınıfına gidiyorum” demeyerek güya kendimi gizlemiş oldum. Halbuki adımı vermişim, gizlenecek hal mi kaldı !
67) Reşat altını bu
Çıksalında Fahri olarak görev yapıyorum. üç çocuk babasıyım aldığım maaş 600 lira 1 aylık geçimime dahi yetmiyor. Ay sonunu getirebilmek için ya ailemden yardım alıyorum ya arkadaşlardan.. hayatımın en fakir günleri.. fakirin ekmeği umut derler. o günlerde umudumu zirveye taşıyan bir şeyler oldu. Mahallede Arapça ve fıkıh dersleri verdiğim gençler Yusuf ile Hüsnü yanlarında Alparslan adında tanımadığım biriyle geldiler, bir konuda fetva soruyorlar. “toprakta bulunan gömü altın helal midir?” Alparslan’ın akrabaları Denizli’de kendi tarlalarında bir küp altın bulmuşlar. Cevabım şöyle oldu “Altının bulunduğu yer bulana ait ise zekatını da verirse helal olur” dedim. Alparslan altını bulanları telefonla aradı. onlar da tabii ki hayrımızı yapacağız demişler. Ben tekrar açıklama yapmak zorunda kaldım Hayır bu sıradan bir hayır değil bu farz olan zekat çıkar çıkmaz verilmeli.. Bu Allah’ın kesin emri.. onları Evet adı neyse artık zekatımızı vereceğiz demişler. Bu defa dedim ki biz talebe okutuyoruz zekata biz talibiz. Tamam dediler zekât sizim ve böylece işe girmiş olduk. Alparslan güya köylüymüş yol yordam bilmez imiş bu altını bozduramazmış bizim arkadaşlardan altını bozdurup paraya çevirme konusunda yardım istiyor istanbul’a gelme gayesi buymuş. alparslan’ın yanında iki tane de numune altınla gelmiş “işte bunlardan şu kadar adet tartım bu kadar kilo bulduk filan diyor. o iki numuneden birini ben aldım. ben de kendi çevreme bakınacağım aklımda biri var ona soracağım bu altını nasıl nerede paraya çevirebiliriz araştıracağım. Önce karagümrük’te bir kuyumcuya girdim elimdeki nümune altını takdim ederek bu gerçek mi altın mı kaç ayar ? diye sordum kuyumcu altını aldı bir miktar zımparaya sürdü üzerine kimyasal döktü 22 ile 23 ayar arasında gerçek altın dedi. gramını sordum 7. 3 gram dedi. Alparslan 17 kilo şu kadar bin altın var diyordu.. Bir hesap yaptım baktım rakamlar tutuyor. olay gerçek” dedim kendi kendime. Kuyumcuya bir soru daha sordum “bu altının tarihi değeri var mı? kuyumcu bu tedavülde olan bildiğimiz Reşat altını her yerde aralar satılır” dedi. Bu durumda Alparslan’ın ve akrabalarının altını bozdurmak için bize/yardıma ihtiyaçları yoktu. avuç avuç götürüp istedikleri kuyumcuda paraya çevirebilirlerdi.
İşte hile burada oldu ki ben bunu ona söylemem gerekiyordu. Bu da altın işinden de zekattan da bizim çekilmemiz demek olacaktı. Fakru zaruret mi dedek dünya sevgisi mi desek.. mal hırsı devreye girdi ve bunu söylemekten geri durdum. ve aslında zokayı yutmuş olduk! Sonuç ne mi oldu ? sonuç hüsran, hayal kırıklığı. Denizli’ye kadar gittik eli boş döndük çünkü toprakta bulunmuş böyle bir altın maltın yok. olay tamamen düzmece resmen dolandırıcılık. Sonunda elimde O bir altın kaldı. Kuyumcuya çıkmadan sormuştum buna kaç lira ödersin, 250 lira veririm demişti. Tanıdık bir arkadaşla o bir altını kapalı çarşıya gönderdim arkadaş aynı altını 400 liraya bozdurdu. Aradaki fark 150 tl ! yani Dünya hırsı sadece fakirlerde değil zenginlerde de var. Baksana kuyumcuya, bizi bilgisiz gördü ayak üstü çarpmaya çalıştı..!
68) Aaa! Okul tatilmiymiş !?
Yozgat Anadolu lisesine giderken yatılı pansiyonda kalıyoruz okul ortamı o kadar nefsimiz için cazip o kadar sevimli geliyor ki tatil olmasını hiç istemezdik. Yozgat’ta bazen kar yağar okullar kar tatili olurdu. öğrenciler tatil oldu diye sevinmez mi ! biz sevinmiyorduk. Dersleri çok sevdiğimiz için değil okul ortamını sevdiğimiz için ve tatilden haberimiz yokmuş gibi o karın tipinin altında okula giderdik. kalamayacağımızı da biliyoruz geri geleceğimizi de biliyoruz.. yani birazcık olsun okula girmek orada nefsimizin hoşlandığı şeyleri birkac saniyeliğine görmek için buna katlanırdık. Kızlar pansiyonu okula bitişikti kız öğrencilerin yarısı Pansiyonda yatılı kalırlardı. çoğunlukla üstlerini değişip okulun kafeterya bölümüne gelirlerdi okulun alt katı tamamıyla kafeteryaydı. dışarıdan girdiğinde önce kafeteryaya girmiş olursun..
69) Lojmandan kira alacaklar senin yüzünden
Görev alınca cami bahçesi içindeki 4 katlı lojmanın giriş katını gösterdiler. Ali Yılmaz.. şimdilik orası boş olduğunu ama ileride 3 kat boşalacak oraya geçebileceğimi söyledi. buna müsade edecek misiniz diye sorduğumda ne musadesi o vakit sen ben aynı yiz gibi bir şeyler söyledi. ancak dernekçiler anahtarı teslim etmeden önce notere gidip tahliye muvafakatnamesi imzalamam gerektiğini söylediler. Tufan adında biriyle gittik. noterden biz istediğimiz zaman boşaltacağını taahhüt edecek imza almamı istediler. noter böyle bir şey yok bes yıl on yıl gibi vakti belli olmalı dedi. tufan Aliyi aradı durumu aktardı Alinin dediğini duydum on yıl olmaz beş yıl yap dedi. o zaman gerçek dernek başkanı nın Ali Yılmaz.. olduğunu geri kalanların onun emir iti olduğunu anladım. yuttum.
Neyse.. taşındık yerleştik. giriş katı çekme yok balkon yok metrajı küçük ve bir odası eksik girişten boşluğundan ötürü. ve altımızda yemekhane var gürül gürül fanlar klimalar çalışıyor yemek kokusu evin içine doluyor sokak kalabalık bütün pislik ahlaksız konuşmalar evin içinde! çocuklarımla otururken utanıyorum.. ve 3. katta oturan kadın daireyi boşalttı. Ali’yle konuştum geçeyim oraya “dernekçilere söyle benim için sorun yok dedi hâlbuki dernek de dernekçiler de kendisi ! Görüntü başkanı Selahattinle konuştum “elbette geç hocam dedi. Erdal nalburla konuştum “toplantı yapacağız konuyu orada görüşeceğiz benim reyim senden yana dedi. ve güya toplantı oldu sonuç: Olumsuz!! orası Kur’an kursu hocasının dairesiymiş! Yok öyle bir kurs. İki yüzlü yalancılar. Sonra duyduk ki erdal cami lojmanını kendi akrabasına peşkeş etmiş.. camiden hizmetten olmayan birine
70) Molla imtihanına sessiz giriş
çıksalında hz Ali camiinde fahri görevliyim
71) Kovitte camide gizli teravih
covid 19 u önleme tedbirleri kapsamında camide bu sene teravih namazı kılınmayacak denildi
72) umrede 40 vakti tamamladım
2005 yılı ilk umrem..
73) Ali Kara yoluyla umreye gittik (bunun dayısıyım)
2012 yılı.. Mahmud Efendi Hazretleri ihvanıyla birlikte umreye gideceği bilgisi aldık. Bu fırsat kaçmazdı 2005 umresi tadı damağımızda kalmıştı. Çıksalın yıllarım belki hayatımın en zor yıllarıydı maddi açıdan. maaşım bin lira olarak takdir edilmiş bunun 400 lirası kaldığım daireye (lojmana) kesiliyordu elime geçen 600 tl. Bir imam maaşı o vakit 2000 lira gibi. 600 lira ile değil umreye gidebilmek 3 çocukla ay sonunu getirmek bile mümkün olmuyordu. Bunun için en ucuz en uygun bir çözüm gerekiyordu. Kara yoluyla umre teklifi tam bize göreydi. vaktimiz vardı nakitimiz yoktu.. Hatırladığım kadarıyla kişi başına şirket 800 tl istiyordu. Mahalleden bir grup arkadaşla gidecektik 15 kişi getirirsem ben ücretsiz gidiyordum. 15 kişi içinde benim talebelerim de vardı. 3ünün yaşı tutuyordu ancak 2 si 18 yaşından küçüktü velisi olmadan gidemiyorlardı. Suudi Arabistan’ın sıkı kuralıydı bu. Veli de ancak yakın akrabası olabiliyordu. Buna imkan yoktu. Tek çare dayı olmaktı. çünkü dayının soyadı farklı olabiliyordu. Ben Mustafa’nın dayısı Hikmet de Emre’nin dayısı olacaktı. Noterden bir muvafatname ile nüfustan aile kayıt örneği gerekiyordu. Muvafatname yi hallettik. ancak nüfus işi zora sokuyordu çünkü gerçek dayısı değildik. Şirket yetkilileri kesinlikle olmaz. vize çıkmaz bu şekil müracaat edemeyiz dediler. Ben ısrar ettim siz böyle gönderin dedim. nihayet bizim israrımız sonuç verdi “göreceksiniz bu iki çocuğa vize çıkmayacak” dedilerse de zarfları öylece gönderdik. Sonuç ne mi oldu ? Vizeler çıktı elhamdülillah
Aynı kıssayı bir de böyle okuyun >> tıkla <<
74) Esma bebek umreye gidebildi 1 yaş onu kurtardı
Yorum Yapılmamış