İzmir (askerlik) Hatıralarım 1

22 Kasım 2020

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla..

İzmir’e Askere gidiş

Benim İzmir’e yolum ilk 1996 yılında düştü. Sarıkaya-İzmir otobüsüne bindim askere gidiyorum. Yüzümde sünnet sakal sırtımda cübbe başımda takke.. otobüs İzmirde oturan Yozgatlılarla dolu. Yanımdaki amcayla konuşuyorum.. Askere gittiğimi sakalımı keseceklerini filan söyledim “üzülme kökü sende nasıl olsa yine çıkar diye beni teselli ediyor kendice.. Sonra sağ tarafta oturan başı örtülü bir kadın sigara içmeye başladı dumanı koridora üfürüyor bana da biraz geliyor. Aslında dumandan rahatsız değilim ama örtülü bir kadının millet içinde böyle sigara içmesini yadırgadım. Yozgat’ta bu tür hareketler yadırganır o zaman. Şimdi sene 2020 hala da yadırganıyor çok şükür. Mahalle baskısı iyidir. insanı tutar. İzmir’in ilk tesirini o şekilde gördüm. Döndüm “bayan dumanı başka bir yere üfler misiniz” dedim

“Sana ne ay ne yobazlara çattık be ya! sen dön bir aynaya bak ne hakla bana karışırsın seni mahkemeye vereceğim. kaptan ben bu yobazdan şikâyetçiyim ya bunu atarsın otobüsten ya da ben inerim..” falan demedi çok şükür. Kadın Yozgatlı bilakis mahcub oldu özür diledi belli ki tam İzmirlileşmemişti..

Bir süre sakin gittik. Ben medrese mollasıyım öyle boş oturamam yanımdaki adamla konuşma bahanesiyle vaaza başladım “Herkes huzuru mutluluğu bir yerlerde arıyor kimi parada kimi maçta kimi kadında kimi eğlencede arıyor.. huzur Allahın huzurunda, huzur secdede huzur namazda” dedim. Raad 28. Ayeti okudum. O ayete iyi çalışmıştım. Ilk tepki o kadından geldi. Döndü bana “çok güzel konuştunuz teşekkür ederim” dedi..

insanımızda bir kor var üflemek lazım. sabah oldu İzmir’e indim. Erken geldim kasıtlı olarak çünkü medrese kitaplarım var yanımda onları emanet edecek güvenli bir yer bulmalıyım. Çarşı iznine çıktıkça içeri alacağım planım bu. Şeyhim Mahmud Efendi öyle buyurdu bana “kitaplarını götür ama gösterme onlara tekrar et, unutma okuduklarını, dönüşte inşallah hoca olursun” Biliyorum İzmir’de muhterem Hüseyin Avni Kansız hocaefendi var. Mumyakmaz Hacı Veli Camiinin imamı.. Bu bilgileri İsmailağadan önceden aldım. Öğleye kadar bir yerde takıldım çarşıda bir Müslüman görmüştüm arkadaş olduk beni dergâhlarına götürdü garip Gureba bir mekandı orada abdest aldım..

Mumyakmaz Hacı Veli Camiinde Bir Fitne

İzmir’de Basmahane denilen mevkiye gitmeliyim aradığım cami orada. Konak meydanında küçücük bir mescit var oraya uğradım görevlisine yolu sordum. tarif etti. kıyafetimden Mahmud Efendinin talebesi misin diye sordu gururla evet dedim. Mumyakmaz Hacı Veli Camiine geldiğimde farz başlamıştı Hüseyin Avni hocam mihrapta namazı kıldırıyordu ancak camide bir tuhaflık vardı içeride iki saf cemaat var, caminin gerisi boş. arka bölmede ise 3 kişi imama uymaksızın kendi baslarına ayrı bir cemaat yapmışlar güya namaz kılıyorlardı. Mihrapta salih bir imam varken aynı anda ayrı bir cemaat yapmak en hafif tabirle fitnedir. Bu şeytanlığı hayatımda bir kerecik gördüm onu da İzmir’de gördüm ! La havle çekerek cemaate katıldım. Mektubat Hadis Fıkıh Arapça vs kitaplarımı oraya bıraktım ve tekrar yola düştüm çünkü teslim olacağım birlik İzmir’de değil Manisa Kırkağaç’taydı.

Aslında izmir bana yarıyordu hem Hüseyin Avni hoca, medresesi ve camisi var hem de 19 Eylül’de okuyan abim var. Öğrenci evinde kalıyor. Yani hafta sonu gideceğim 2 yerim vardı.. Takdir böyleymiş.

İndim Manisa’ya ikindi olmuştu namazı kıldım teslim olmak için nizamiyeye geldim asker “buyur hacı abi” dedi. Hâlbuki aynı yaştayız. Askere geldim dedim. Kimi getirdin ? dedi. “Kendimi” dedim. Beni elli yaşında gibi görüyorlardı herhalde. Gurur duyarım. Hayretle yüzüme baktı Allah yardımcın olsun dedi. Amin. Içeri girdim. Komutan olacak biri sertçe başındakini çıkar dedi çıkardım. Diğer askerlerin olduğu yere geçtim beni traş sırasına koydular saçım için değil sakalım için. Bu esnada neler oldu? Askerler bir bir yaklaştılar “hocam hoşgeldin..”

Askere Teslim olurken ben. isa erdoğan

Askerde Hoş-âmedî

“Hocam hoşgeldin ben Mehmet şu bölükteyim beklerim “hocam ben Hüseyin şuradayım “ben İbrahim 4.bölük mutlaka gel..” böyle kaç tanesi.. Anında çevrem dostlarım oldu. Asker sakalımı makineyle keserken aynaya bakamadım. Pişmanım da o sakalları toplamadığıma yerde öylece bıraktığıma pişmanım. Çünkü biz Mahmud efendi hazretlerinde öyle görmüştük bir tek sakal telini yerde bırakmaz arar bulur cebinde defter var arasına koyar. Babam “oğlum kes de git orada sıkıntı yaparlar” demişti. Babam da sünnet sakallı intisaplı. “Hayır bunun sorumlusu ben olmayacağım” demiştim ve olmadım kesmeden gittim elhamdülillah

Takke sakal cübbe bir bir gidince bir tek bacağımdaki Yavuz Selim tarzı şalvarım kaldı farklı olarak. Bir salona girdik yan yana masalar önünde doktorlar var muayene oluyoruz hesapta.. çizikleri çürükleri ayıkladılar ben sonuna kadar gittim sağlamdım. ölçtüler boyum 1.66 kilom 66 çıkınca asker takıldı hoca sportif olmalısın memleket nire dedi? Dedim yozgat 66 iyi denk geldi ama 🙂 ben de şaşırdım. Salonda işimiz bitti iki koluma iki igne yedim artık içeri girmem gerek. Tam oracıkta bir üstteğmen beni alıkoydu. herkesi alıyordu beni bekletiyor.. Elinde dosyam “hmm demek Yozgatlı’sın? Evet. Kilon 66 ? Evet ? Sivilde neydin? Hoca. Hmm Şurada bekle” dedi. Geçtim dikildim. “işte şimdi başlıyoruz bu bana eziyet edecek..” dedim.

Bir asker geldi tekmil verdi “götürdüm onu komutanım” “Şunu da götür.” ve aldı beni gidiyoruz. Dostlarımdan biri geldi bizi kesiyormuş o askere “bırak sen onu ben götürürüm” dedi o gitti. Bana dedi ki “hocam seni İzmir’e gönderiyor ama üzülme orası buradan çok daha iyi” Kapıda kuyruk vardı, beni en ön sıraya aldı önce bu arkadaşın işini yapın dedi sözü geçiyordu. ilk sıradan elimde sevk kağıdı Manisa piyade er alayından böylece tekrar İzmir’e geldim Narlıdere İstihkam Okulun’a. Mevlam sen nelere kadirsin..!

İsa Erdoğan

Devamını okumak için tıkla : << İzmir Hatıralarım 2 >>

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın