بسم الله الرحمن الرحيم
Bugün Ayasofya açıldı ve ilk cuma namazı kılınacak mutlaka gitmeliydim. Oğlumla birlikte çıktık yollara revan olduk..

11 Temmuz günü yargıtay kararıyla Ayasofya’nın camiye çevrilmesi kesinleşmişti. Tabii ki bu karının gerisinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın özverisi, dirayeti büyük riskleri de göğüsleyerek göstermiş olduğu kararlı ve güçlü tavrı var..
Bugün 24 Temmuz 2020. İlk cuma namazı bugün kılınacaktır. Günler öncesinden bu duyurulmuş ve bir heyecan ve de bir korku Müslümanları sarmıştı. insanlar o gün kalabalık olur düşüncesiyle gelmezlik ederler mi korkusu ? O yüzden sosyal medya aktivistleri olan kardeşlerimiz harıl harıl insanlarımızı teşvik ettiler “aman ha Camiyi dolduralım dosta düşmana karşı rezil olmayalım. bu bizim bir asırlık davamız Ayasofya Camii olsun Cami olsun diye yıllarca ağladık durduk bağırdık isyan ettik ve bugün Cami oldu İlk cuma namazı kılınacak eğer oralar dolmazsa vay bize !” şeklinde iyi niyetli güzel uyarılarda bulundular.
Bu sorundan dolayı değil, Ben bugün orada olmayı kendi hayatım için çok önemli sayıyordum. Bu âna ben de şahit olmalıydım. Çünkü ben medresede aldığım İslami eğitim gereği öteden beri cuma namazının aslî hüviyetine kavuşturulması taraftarıyım. Yani cuma namazı devlet reisinin önderliğinde büyük topluluklarca bütün şehir halkının toplandığı meydanlarda kılınmalıdır” diyordum.
Bundan birkaç sene önce Yenikapı’da yapılan siyasi mitingde 2 milyon insan toplandı denilmişti.. Zaten İstanbul’da cuma namazı kılacakların yükünü de 2 milyon kadar kişidir. Demek ki bu kadar insan bir meydana toplanabiliyorsa Cuma namazını da bu şekilde kılabiliriz” diyordum. Bizler cuma namazının akabinde zuhr-i ahir namazını kılıyoruz ve bunun gerekçeleri içerisinde Cumanın sıhhat şartları yerine gelmediği söz konusu. Bazı sözde hocalar ise ykarıdaki bu ifadelere itiraz ederler “istanbul’da bu kadar insanı nereye toplayacaksınız demek ki böyle bir şart bugün geçerli değildir!” gibi bir itiraz ileri sürerler ve insanları zuhri ahir namazı kılmaktan men ederler. Ancak Yenikapı mitingleri göstermiştir ki hayır eğer istenirse milyonlar bir meydanda toplanabiliyormuş.
Bu itibarla Cumhurbaşkanı’nın bizzat katılacağı bir cuma namazı benim için önemliydi. Ayasofya’nın camiye yeniden dönüşüp özgürleştiği ve ilk cuma namazını bizlere sunacağı bugün o yüzden ben de orada olmalıydım. Ancak benim bir engelim vardı oda sorumlu olduğum bir camim var ve cuma namazı kıldırmak zorunda olduğum bir cematim var.
Camide iki görevliyiz, müezzine bu işi bırakıp kendim gidebilirdim. Ancak korona virüsü sebebiyle camilerin yükünü azaltmak için müftülük açık alanlarda da cuma namazı kılma uygulaması yapıyorlar. Bunun için bize 100 metre uzaklıktaki Beşyüzevler spor sahası Cuma günlerinde Namazgaha dönüşüyor ve müezzinimiz bu hafta orada görevliydi onu camiye çekmeliyim. Olur dedi. ancak oradaki hocaya arayınız yerime kime koyacağız diye sor dedi. Ben bizim talebeyi Hafız Harunu aradım cuma gününde müezzinlik yapacaksın bugün Ayasofya gidecek miydin diye sordum hayır” dedi tamam o zaman sorun yok ve sahada görevli İmam arkadaşı aradık sana müezzin olarak bizim Malik hoca yeğenine Hafız Harun gelecek Sence sıkıntı olur mu diye sorduk olmaz dedi. Benden yana sıkıntı yok ancak geçen hafta burada Belediye Başkanı vardı dedi Tamam sorun değil her hafta gelecek değil ya.. Ve bu şekil cami görev işlerini ayarladım
Gece uykumu almalıydım çünkü erkenden gidip Ayasofya’da yer bulmalıydım ancak bu mümkün olmadı çünkü misafirim vardı kardeşim Abdullah Türkiye’deki tatilini bitirmiş işçi olduğu Almanya’ya dönüyordu. Avrupa kafiri bu sene işçiler Türkiye’ye gitmesinler için birtakım zorluklar çıkardılar gidilebilecek ülkeler listesine Türkiye’yi koymadılar Onlara göre Türkiye riskli ülkeler arasındaydı Halbuki kendi durumları Türkiye’den beter “Eğer Türkiye’ye giderseniz ve hasta olursanız dönüşte size karışmayız tedavinizle ilgilenmeliyiz” gibi tehditlerde bile bulundular. Türkiye’nin meseleye müdahil olmasıyla işi biraz gevşettiler. Bu defa “dönüşte mutlaka covid 19 testi olmalısınız bu testi yaptırmadan gelenler burada 14 gün karantinada kalacaklar ve tabi çalışmadığı için maaşlarını alamayacaklar” dediler. işçiler Bundan korktuğundan dolayı bir test mücadelesi bir dert aldı yürüdü ve bir takım problemler üst üste geldi. Avrupa kafirleri diyorlarmış ki yaptırdığınız testin geçerlilik süresi 48 saattir yani iki gün. Bu süre içerisinde Abdullah Almanya’ya dönmek zorunda idi o yüzden Kayseri’de Yozgat’ta testini yaptırmamış. burada ya İstanbul’da ya da Edirne’de yaptırmak zorundaydı ta ki testi yaptırdıktan 48 saat sonra Almanya’ya giriş yapabilirsin..
Bu sıkıntılarla test yapacak hastane aradık tek sıkıntı bu değildi Avusturya diyormuş ki testini yaptırmayanlar ülkeden içeri giremez işçiler Türkiye’de testlerini yaptırıyorlar ancak ellerine bir kağıt verilmiyor internet uygulamasına sonuç gönderiliyor deniliyormuş işçileri düşündüren bir şey de buydu. Çünkü ellerinde uluslararası geçerli bir test sonucu olmalıydı bunun için gece vakti hastaneleri gezdik ve test sonucunun 48 saatten önce çıkmadığını çıksa bile ellerine kağıt verilmediğini öğrendik
Eve gelip yatalım dediğimizde Saat gece 2 olmuştu Bu saatten sonra ben sabah namazı için tekrar kalkmam lazım. arada bir buçuk saat ya uyudum uyumadım ve Namaza gittim. Namaz dönüşünde hemen uyusaydım 10.00 gibi kalkıp Ayasofya’ya gidecektim ancak Yine Uyku tutmadı ve araya giren bazı meşguliyetler sabahleyin Abdullah gidecek Onu uğurladık arabasını hazırladık Satın almış olduğu zeytinyağları 2 tane kendine, bir teneke de sipariş almışlardı Bunlar arabaya sığmadı ve sipariş olan tenekeyi bırakmak zorunda kaldı ve sair uğraşlarımız neticesinde vakit epey ilerledi bunun üzerine ben yine hemen uyuyamadım bu uykusuzluk ve isteksizlikle yola çıkmam mümkün değildi. Biraz istirahat etmeliydim bu defa kalkma saatin 11 olarak planladım ancak saat 11’de kafamı kaldıramadım Hadi kalkalım abdest alalım iki rekat kuşluk kılalım deyince Saat 12 oldu
Oğlum Muhammed Masum’u aldım minibüsle Taşköprü tramvayına kadar gittik orada tramvaya bindik Topkapı’ya kadar gittik Topkapı’da inip Beyazıt tramvayına aktarma yapacaktık ancak tramvaylar ve bütün toplu taşıma araçları istanbul Sur içi kısmına kapatılmış Tek çare ya taksi tutacaktık ya da yürüyerek gidecektik ancak gelin sizi götüreyim diyen bir adamın peşine düştük ve alakasız yerlere gittik meğer adam rahatsızmış.. az bir süremizi de öylece heba ettik. baktım cuma ezanı okunuyor Bayrampaşada İbrahim Efendi camiine girdik cuma namzımızı orada kıldık

Namaz sonrasında oğlumla beraber bir otobüse bindim ve Aksaray’a doğru ilerledik bir noktaya geldiğimizde otobüs dedi ki Ayasofya gidecekseniz burada inmelisiniz çünkü otobüs buradan dönecek insanları görüyorsunuz herkes oraya gidiyor Siz de onların peşine takılın” ve biz de öyle yaptık telefondan navigasyona baktığımda yarım saatlik bir yürüme mesafesi olduğunu gördüm bazen gölgede bazen güneşin altında yürüyerek Ayasofya’ya ulaşmaya çalıştık oğlumun halinden bitkin olduğunu anlayabiliyorum.
Muhammed Masuma dondurma almak istedim ancak cebimde hiç para yoktu. Aslında 100 liram vardı ilk metroya bindiğimde kartımın basmadığını boş olduğunu gördüm Metro gelmişti acele ile para yüklemem gerekiyor saniyelerle boğuşuyorduk makineye 100 lira verdiğinde bana bir miktar teklif edeceğini düşündüm 20 lira gibi bir rakam yüklemeyi istiyordum. ancak makine 100 liranın tamamını aldı ve yüklemeniz yapılmıştır dedi dolayısıyla beş parasız kaldım. kredi kartları vardı Halk Bankası’nın makinesini aradık oradan para çektik oğluma 5 liralık bir dondurma aldım en ucuz dondurma buydu az bir şey verdi yine de oğlumun keyfi yerine geldi 50 lira da cebine harçlık koydum bugünü ve bu yolculuğu sevsin istedim
Biz Ayasofya’ya doğru giderken insanlar karşı yönden geliyorlardı ama o nasıl gelme öyle sanki barajın duvarları yıkılmış insan Seli üzerimize doğru akıyor! Tabii ki biz gölgeden yürüyorduk ve karşıdan gelen insanlar da Gölgeyi tercih ettiklerinden onların arasından zorlukla geçmek durumundaydık. Hayır ben şikayetçi değildim bu kalabalığı görmekten ve onların içerisinde olmaktan son derece mutluydum. Hatta karşıdan gelmenin söyle bir güzelliği vardı Müslümanların yüzlerini görebiliyorduk insanların yüzünde bir mutluluk vardı bir vakar ve haklı bir gurur vardı. benimle aynı duyguları paylaşan aynı dert aynı dava için yürüyen bu kadar kalabalıkları görmek Bu da beni Mutlu ve gururlu yapıyordu. insanların resimlerini çektim kısa bir video da yaptım. evimden Ayasofya’ya ulaşmak için çıkmıştım mutlaka Ayasofya’ya kadar gitmeliydim O yüzden yarı yoldan dönmek istemedim Evet Cuma namazını Ayasofya’da kılamadık veya Ayasofya’nın çevresindeki Müslümanlarla birlikte de kılamadık ama yine de Ayasofya’ya ulaşmalıydık
Ben İstanbul’da 1994 yılında geldim 2000 yılına kadar İstanbul’da kaldım Sonrasında da istanbula yakın illerde görev yaptım ve belki her hafta tekrar tekrar İstanbul’a geldim sonra 2009 yılından 2020’ye kadar yine İstanbul’da vazife aldım ve Ayasofya’nın yanına çok defalar vardım Sultanahmet’te Namaz kıldım ancak Ayasofya müzesinin içerisine girmedim çünkü Ayasofya esaret altındaydı imansız gusülsüz kafirlerin istilası altındaydı Ayasofya’yı bu şekilde garip mahzun ve çaresiz görmeye dayanamazdım. O yüzden Ayasofya’ya girmek için bu günü bekliyordum ben eğer Ayasofya’ya geleceksem onu bağlayan zincirlerini kırdıktan sonra girmeliydim ve Allah’a sonsuz hamdü senalar olsun ki desteklediğim, oy verdiğim bir lider irademi reyimi emanet ettiğim bir Önder benim adıma bizler adına Ayasofya’yı açtı. dolayısıyla Ayasofya’yı Elhamdülillah biz açtık bu sevaba ortağız Allah’ın izniyle.
İnsan kalabalıklarının üzerimize aktığı ve bizler bu kalabalığı yara yara ilerlediğimiz o yolculuğumuzda Sultan Abdülhamit Han hazretlerinin türbesi önüne varmıştım ki Edirne’den bir dostu karşı istikametten gelirken gördüm. Aslında o beni gördü ve Yüzümdeki maskeye rağmen Beni tanıdı bu Milli görüşçü, ileri Saadetçi Levent Kardeşimdi. Biz Levent ile Edirne’de tanıştık Ben Edirne’de görevdeyken Levent’te orada Saadet Partisi’nin gençlik teşkilat başkanıydı ve hakikaten çok başarılı zeki bir kardeşimiz. Ben Levent’i her zaman takdir ediyordum ve AK Parti’ye karşı olduğunu da biliyordum. İşte bu Levent’i Ayasofya açılışından dönerken görmek beni çok sevindirdi ve şaşırdım “Levent sen ha ! Sen de mi buradasın ?” dedim “Biz olmayacağız burada kim olacak” dedi. Öyle ya millî görüş lideri muhterem Erbakan hoca’nın en büyük idealiydi Ayasofya’yı camiye açmak. “Eğer bir gün Ayasofya yeniden cami oldu duyarsanız bilin ki Millî Görüş iktidardadır” diyordu.. ve Levent’le ayaküstü sohbet ettik Biz oradayken konuşmasından Arap olduğunu anladığımız bir adam yanı başımızda duran görkemli Sultan Abdülhamid Han Türbesinin ne olduğunu bize sordu. söyledim Sultan Abdülhamid Han Türbesi dedim Fatiha oku” dedim. adam itiraz etmedi hemen Fatiha’yı okudu Biz de okuduk türbenin duvarında bir afiş vardı afişte 2 tane resim sağ taraftaki Recep Tayyip Erdoğan sol taraftaki resim Sultan Fatih Muhammed Han Hazretleri ve ortasında bir yazı vardı “işte Ecdat işte Torun” insanlar o afişin önünde hatıra fotoğrafı çekiyorlardı ben oğluma dedim ki “Oğlum sen de geç oraya senin de resmini çekeyim”
Levent’le ayrıldık ve Ayasofya’ya doğru devam ettik Ayasofya’yı uzaktan görünce İçim içime sığmaz bir hal aldı hıçkırarak ağlayacaktım kendimi tuttum gözümden akan yaşları sildim. Çünkü bu kapılarına kilit vurulmuş Allah’a ibadeti yasaklanmış müzeye dönüştürülmüş Ayasofya değildi artık bu içinde Allahu ekber nidalarının, Allah’ın isminin çokça zikredileceği Ayasofya Camii idi artık… Bu günleri görmenin Bu günleri idrak etmenin sevinciyle içim taşıyordu Ayasofya’nın sevincine adeta ortak oluyordum.
Yolda gördüğüm insan manzaları
الحمد لله sanki bütün ihvanlarım buradaydılar yüzlerce sarıklı Cübbeli nurlu yüzler gördüm benim başımda Sarık yoktu Sadece takke vardı aslında sarık takmayı çok istemiştim takabileceğim hafif kısa bir Sarık aradım bulamadım sarıklarım uzun ve sarılmamıştı. Aslında medresede vardı ama vakit kaybetmemek için acele etmiştim . Bazı Hoca kardeşlerimiz insanları Ayasofya’ya davet sadedinde “Haydi sarığını sar Ayasofya’ya gel” sloganını kullanmışlardı. Bunu görmüştüm ve hoşuma gitmişti
Bir diğer gördüğüm şey ise farklı İnsan Manzaraları oldu tipinden giyinişinden asla bu Davaya destek olacak zannetmeyeceğin kişiler oradaydılar. Bu da artık bu zamanda insanlarımızın popüler kültürden, Emperyalist küfür kültüründen ne denli etkilendiklerini, dolayısıyla insanları görünüşleriyle kıyafetleri ile kategorize etmenin artık ne kadar zor olduğunu gösteriyordu.
Ayasofya önünde kalabalık vardı.. polis kontrollü olarak içeri alıyor hatta hiç almıyor içeridekilerin çıkmasını bekliyorduk.. bu şekilde insanlar içeri girmeyi Beklerken bir kadın uzaktan geldiğini ima ederek ben ta karşıdan geldim demişti yanındakiler ise “Biz Antalya’dan geldik” dediler kadın utandı ve hayret ettik. Meğer tüm ülkeden müminler atlamış gelmişler..
Yolun ortasında karşılaştığım Levent benim Ayasofya’ya girmek istediğimi öğrenince şu anda mümkün değil henüz devlet ricali Ayasofya’dan ayrılmadığı için kapılar kapalı içeri almıyorlar demişti. Ben ise sonuna kadar ilerlemeye kararlıydım yolun ortasından dönemezdim ben oraya gidene kadar belki de açılır umuduyla.. Ben yine de gideyim dedim ve Ayasofya’nın yakınlarında yerleştirilmiş büyük ekranlardan içerisi gösteriliyordu. Ayasofya’nın içine halkın girdiğini ekranlardan gördüm ve oğlumla beraber heyecanlandık “açılmış Elhamdülillah insanlar girmişler Haydi oğlum.. Ve bir gayret oraya kadar yürüdük.
Ayasofya önüne geldiğimizde insanların orada beklediğini, kimisi çimenler üzerinde oturmuş kimisi uzanıyor.. çoğunluğu ise ayakta izdiham halinde içeri girmeyi bekliyorlardı. insanların konuşmalarından duydum ki bir kısım Müslümanları içeri alıyorlar sonra onları çıkarıyorlar ve ikinci bir partiyi içeri alıyorlarmış. Bir miktar orada sıramızı beklerken Muhammed Masum oğlum “Baba beni sırtına alır mısın” dedi. Bir kadın bunu duydu vah evladım çok mu yoruldun’ diye ona merhamet gösterdi. Ancak ben de yorgundum oğlumu sırtıma alacak durumda değilim O yüzden kalabalıktan çıktık bir ağacın altına geçtik biz de oradan manzarayı seyretmeye koyulduk. Sonra tekrar kalabalığa karıştık “aceba girebilir miyiz diye bekledik ancak gördüm ki bekleyenler çok, içeri alınanlar az. Oğlum yorgun ben de yorulmuşum bitmişim şekerim var.. ve oradan geri döndük.
Bu saate kadar tramvaylar kapalıydı çalışmıyordu tramvay istasyonları önünden geçerken bir ses kaydı dinletiyorlardı “istanbul Valiliği’nin aldığı karar doğrultusunda istanbul sur içine doğru yapılan bütün seferler iptal edilmiştir” diyordu. Yani CHP’li ibb seferlerin iptal sebebi biz değiliz” demek istiyordu kurnaz tilki. Bu defa baktım tramvay gelmiş Bağcılar istikametine giden tramvaya bindik Topkapı’da indik Topkapı’da Mescidi Selam istikametine giden tramvaya bindik ve Taşköprü durağında indik minibusümüz oradaydı. Masum’un annesi de oralardaymış onları da arabaya aldık ve evimize döndük saat akşam 6 gibiydi.
İsa Erdoğan
Yorum Yapılmamış