Benim hayatım 3

9 Eylül 2019

Allah’ın yüce Adıyla 

Sarıkaya

Sarıkaya Yozgat’ın bir ilçesi kaplıcasıyla meşhur. Eski ismi Hamamköyü imiş. Antik hamam kalıntıları bulunduğundan belli ki çok eski bir yerleşim yeri. Aslında fazla özelliği yok ilçemizin, hamamından başka. Bir de almancısı meşhurdur. Neredeyse her aileden yurt dışında çalışanlar vardır. Bazı aileler ise bütünüyle oradadır yalnızca tatillerde Sarıkaya’ya gelirler. Bu sebeple yazları Sarıkaya’nın en kalabalık, en hareketli olduğu zamandır. On bin nüfüsluk ilçemizde (1990) 10’dan fazla otel vardır. Sebebi Türkiye’den kaplıcaya gelen kişiler. Sarıkaya’da yerleşim beş tepenin ortasında kalır. Bu sebeple nadiren yağan sağnak yağmur sele dönüşür. Bu seli taşısın için tam orta yere uzunca bir kanal yapılmıştır. Bu kanal diğer zamanlarda kirlenir ve etrafa fena koku yayar, sel geldiğinde ise temizlenir tertemiz olur. Bazen de belediye temizlemek için işçilerini görevlendirir. Bu kanalın çarşıdan geçen kısmının üzeri betonla kapatılmıştır. Bu beton otellerin önünde yol olur. Bir defasında soğan yüklü bir kamyon bu beton yolun üzerinden geçerken betonu kırmış ve kanala çökmüştür. O an yanımda fotoğraf makinesi vardı hemen çektim resmi sanırım benden başka da çeken de olmadı.

91 Seli

Sarıkaya Yozgat ve Kayseri’nin arasında kalır yozgata 90, kayseriye 120 km. Çarşısı iki caddeden ibarettir. Etrafı ağaçsız kel tepelerdir. Bitki örtüsü iç Anadolu’nun bitki örtüsü bozkırdır. Toprağı sarı renk balçıktır çamuru ayağa yapışır zor çıkar. Yazın genelde yollar toz toprak olur kışın çamur. Insanlar tipik anadolu insanıdır. Dine ne çok ilgili nede karşıdır. 15 tane camisi vardır. Sabah namazında bir saf cemaat olmaz. Cuma namazlarında camiler dolar ancak cumanın farzından hemen sonra aceleyle çıkarlar sünnetleri pek kılmazlar. Sarıkayalıların geçimi ticaret tarım biraz da hayvancılık iledir.

Sarıkaya’ya Geliş

Fransa’dan göçümüzü yükledik Pejo j9 minibüsle Sarıkayaya geldik. Şöför hariç yedi kişi anne babam ben Mustafa Hatice Abdullah ve Abdurrahman. Evimiz Sarıkayadaydı, Dokuz senede inşaatı ancak tamamlanan evimiz. Nezaket halamın kocası Hüseyin enişteden babam yer satın almış yarım dönüm 500 m. Ve Fransa’da yıllar yılı çalışıp para ayırıp yollamış oraya ev yaptırmış. Bu sebeple hiç para biriktirememiş. Selahattin dayım Mehmet amca ve Yusuf amca bu evin mimar müteahhitleri. Her ay muntazam para geliyor ve bunlar evi yaptırıyorlar. Biz de her sene tatile Türkiye’ye geldikçe inşatımızı inceleyip gidiyoruz. Babamın arkadaşları demişler Yahya etme gitme bu şekilde ev yaptırmak mı olur..!? başında durmadan işleri takip etmeden hem paran dursun cebinde evin âlasını  alırsın..”

 

Hayır babama dinletememişler.. türkiyede ev yaptırmak babamın içinde kalmış bir hayal imiş. Daha önce sebiha yengenin babası filancaya bir arsa parası vermiş köyde Hergöç mevkiinde bir ev inşatı başlasın diye adamcağız da parayı harcamış ve başlamadan ölmüş.. babamın parası da o şekil güme gitmiş. Annem bunu hatırladıkça üzülür iç geçirir çünkü o mevkide ev istemiyormuş hem babam anneme söz vermiş o para anneme alınacak altın Bilezik parasıymış ondan habersiz verilmesi, üstelik hiç bir icraat yapmadan adamın ölmesi vs..

 

Bu sefer ev tamam. Banyo tuvalet ve mutfağında fayans olmasa da ev içine girilip oturulacak kadar olmuş. Evimiz iki katlı her katta ikişer daire. Yarısı amcamın olacak. Çünkü onunla birlikte yaptırmışız. Her ne kadar arsa parasını tümüyle babam ödemişse de evi ortak yapmışlar 

Evin sağ tarafı bizim oldu ve getirdik yükümüzü yerleştirdik. Aslında eşyalarımız bir gün boyunca arabada kaldı benden başka acelesi olan yoktu. Ben ise bagajın en üstünde bulunan iki tane bisikletime binmeye bir an evvel can atıyordum. Abinle karşılaşmamız da biraz tuhaf oldu. Ayrı kaldığımız bir sene sanki bizi yabancılaştırmış gibi biraz soğuk davrandık.. Daha çok ben merak ediyordum aceba abim nasıl oldu ne oldu.. çünkü buraya okumaya gelmişti. Yani babam onu bir sene önce Sarıkayaya bırakıp nurculara ait bir yurda yerleştirmiş ve onsuz Fransa’ya dönmüştü 

Fransadan neler mi getirdik ?

Maalesef asıl getirmemiz gereken şeyi getiremedik; arabayı. Zaten Fransa’da da o vakit arabamız yoktu. Ancak işçilerin gelirken gümrüksüz bir araba getirme hakları oluyormuş. o zamanlar peugot firması en son olarak 505 modelini çıkarmıştı. Abim posterini evde duvara asmıştı bizim için efsane araba gibiydi. ve pejo işçilerine uyguna 35 bin franka veriyor diye konuşuluyordu. onu almış olmayı çok istiyorduk. Ancak sıradan eski bir araç da 5 bin franka alınabiliyordu. Yanı babamın bir maaşı kadar. kaza yaptığımız sene aldığımız ödünç araba da hurdaya dönünce babam 4 bin frank ödeme yapmıştı.. Sudan ucuz denebilir. ancak dediğim gibi, olmadı. Babam ne düşündü bilinmez araba getiremedik. Ancak iki tane büyük halı ve bütün beyaz eşyayı aldık getirdik. Buzdolabı fırınlı ocak çamaşır makinesi derin dondurucu dikiş makinesi ve abime bir daktilo. Benim iki tane bisikletim abimin ve Mustafanın bisikleti de gelenler arasında. 

Sarıkaya Barbaros İlkokulu

Fransa’dan Türkiye’ye temelli dönünce burada sarıkayanın en prestijli ilkolulu Barbaros ilkokuluna yazıldım. kimin fikriydi bilmiyorum ancak bu türkçe bilmiyordur düşncesiyle aslında 6. sınıfa devam etmem gerekirken 3. sınıfa kaydettirildim yani iki sene kaybım oldu. 

Dursun öğretmen

Sınıf öğretmenimiz Dursun Bozdağ idi. bıyıklı dindar iyi bir öğretmendi. vakarlı ciddi idi. oğlu da bizim sınıftaydı. diğer öğrenciler gibiydi. ilk geldiğimde beni tahtaya çıkardı ve imtihan etti. bazı türkçe kelimleri fransızca söylememi istedi hepsini söyledim. türkçe rakam söylüyor tebeşirle tahtaya yazmamı istiyordu mesela bin elli demişti yazarken biraz düşünmüştüm sınıftaki öğrenciler bana kopye vermeye çalışıyorlardı..

Ahmet ve Erol

Benim gibi Avrupa’dan gelmiş iki öğrenci daha vardı sınıfta. Ahmet ve Erol Karakoç iki kardeş. Ürneşliydiler (Konuklar köyü) Onlar Almanya’dan gelmişlerdi. Benim en iyi arkadaşlarım onlardı. Çabuk kaynaştık ve sonra hep birlikteydik. Onların evi okula yakındı. Çok defa evlerine giderdim oturur sohbet ederdik. Onlar bana Almanya’dan anlatır ben onlara Fransa’da yaptıklarımı anlatırdım. Üçümüzün de bisikleti vardı birlikte bisiklet sürerdik. Sarıkayada “3 pisikletliler” olarak meşhur olmuştuk. Sonra ben Yozgat’a yatılı olarak okumaya gittim onlar bir yıl daha sarıkayada kaldılar sonra Almanya’ya döndüler. Artık mektuplaşıyorduk. Düzenli olarak. Elimde Ahmet Erol’un bir yığın mektubu var. Bazen yaz tatillerinde sarıkaya’da buluşurduk. Onlar uzun boyluydu yürürken beni aralarına alırlardı. 

Kadir

Sınıfa ilk girdiğimde baktım en arka sıra boş, gittim oraya oturdum. sonra Kadir geldi yanına oturabilir miyim dedi ve oturdu böylece arkadaş olduk. aslında Kadir beni tanıyormuş bizim Aşağı köylü ve aslında komşumuz, evleri bzim evin karşı tarafında bir birini görüyor. Babası Ala Mustafa lakaplı bir gariban. Gündelik işlere gider hamallık vs yapardı. Kadir’in çocukluğu fakirlik ve zaruret içinde geçmiş. evin tek erkek çocuğu üç tane de ablası var. Babası sigara müptelasıymış Kadire nasihat edermiş “oğlum bak sakın sigara içme içki iç ama sigara içme çünkü bu mereti içersen bir daha bırkamazsın” dermiş. Kadir içki içti mi bilmiyorum ama son gördüğümde sigara elindeydi. Kadir’de fakru zaruretin getirdiği ezilmişlik vardı. Babası o yıllarda vefat etti. cenaze namazı bizim mahalle camisinde kılınmıştı. Kadir imama kızıyor sitem ediyordu “herkesin selasını 3 kere okuyor babamınkini bir kere okudu sadece” diyordu. Kadirle çok birlikteliklerimiz oldu ondan çok şey öğrendim.. Yani bir garibin hayata tutunmak için ufak tefek para kazanma tüyoları gibi şeyleri.. Arabacılık, poşetçilik, ayakkabı boyacılığı, limonata satıcılık ve bakırcılık (yani hurda toplama). Kadirden yöresel bazı oyun eğlenceler de öğrendim bunlar: Tornet yapa, topaç çevirme ve lastik teker çevirme 

 ياسمين توزونر

4 B sonra 5 B sınıfının en güzeliydi. Hatta okulun en güzel kızıydı. Diğer sınıflardan hatta diğer okullardan ona asılanlar bile varmış.. Bunu sonraları Kadir’den Yahya’dan öğrendim. Hafif sarımsı bir çerkez kızıydı babası SES Tur da şöfördü. Poyrazlı köydendi galiba.. Bütün sınıf Anadolu lisesi sınavına Yozgat’a gittik. O erkenden yaptı çıktı hayret ettim ben tüm süreyi kullandım. Ben kazandım Yozgat’a okumaya gittim o sarıkayada kaldı bir daha da görmedim 

 

güreş

 

bisiklet

isa erdoğan
Her hakkı saklıdır

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın