Ağır Karantina Altında Geçen Yıllarım

9 Nisan 2020

İntikam Sahibi Allah’ın Adıyla..

09 Nisan 2020

Korona virüs salgını sebebiyle hayatımıza girmiş yeni bir tabir “karantina”. Ancak biz “karantinaya” aşinayız daha doğrusu alışığız. Nedenini birazdan anlatacağım.

Evet, karantinada yaşamak zordur sıkıcıdır.

Zorluğu şuradan anlayın. Bazı insanlar yurtdışında idiler koronadan sebep uçak seferleri durmuş orada mahsur kalmışlardı. Devlet özel uçak gönderdi, oradan onları adeta kurtardı ve ancak virüslü ortamdan geldikleri için 14 günlük zorunlu karantina altına alındılar.. ve bu kadarına dahi isyan ettiler ve camlardan küfrettiler onları kurtaran devlet büyüklerine..! Bunca iyiliği zorunlu olmadan kendilerine yapanlara ! Neydi isyanın sebebi? Çünkü sadece on dört gün bir dairede, kapalı alanda kalacaklardı. Bu işkence gibi geliyordu insanlara. Halbuki ellerinde telefon var, internet var karşılarında televizyon, önlerinde bol yiyecek, camı açınca temiz hava, gökte güneş, sıcak ve güvenli ortam, korku yok heyecan yok..!

Ya bizim, medrese talebelerinin karantinası? Bunlardan hiçbiri yoktu

Karantina altında olmak neden zor ? Çünkü insan hür olmak ister, baskı altında, emir altına olmak istemez. Hayvan da öyle ya. Kim, hangi hayvan bir kafese kısılmayı sever ? Kafeste yaşayan hangi yırtıcı, hangi kuş, hangi fare fırsatını bulsa kaçmaz !?

Yıllarca karantina

Biz ise, Mahmud Efendinin medrese talebeleri olarak 90 lı yıllarda yıllarca karantina altında yaşadık. Evet bir daire içinde 14 gün değil 14 hafta değil.. en güzel yıllarımız karantina altında geçti. Önümüzde bol yiyecek yoktu. Camı açınca temiz hava imkanı da yoktu, parlayan güneşin güzelliği de yoktu. Çünkü biz camları açamıyorduk. Kalplerimizde güven ve emniyet de yoktu, korku ve heyecan duyuyorduk.. Aceba gece polis baskını olur mu, mahalleden biri şikayet eder mi..!?


28 şubat zulmünün en büyük mağdurları biz olduk.

Medreselerimiz polis ve asker baskınlarına maruz kalmaya başladı. Terörist muamelesi yapıyorlardı. Anadoluda Trakyada polis medrese binasının etrafını sarıyor bazıları ellerinde ağır silahlarla çatıya çıkıyor ve anonslarla içerideki talebeler dışarı çıkması isteniyordu. Mahalle korku ve meraklı gözlerle izliyordu. Bir suç aleti bir vukuat yoktu. Mahkemeye sunulacak herhangi bir delil de yoktu. İzmitte benim medresem basıldığında suç aleti (!) olarak sadece ajandam karakola gitti, bir de ranzaların resimleri ve duvarda asılı “yazılı sonuçları” yazan bir küçük kağıt. Ajandamda Pakistanda olan bir medresenin adresi yazılıydı. Talebelere sormuşlar sorgulama esnasında “sizi buradan Pakistan’a göndereceğiz diyorlar mıydı ? Hayır böyle bir vaadimiz düşüncemiz yoktu. Sadece bir arkadaşım Pakistana gitmişti oradaki medreseyi çok methetmişti bana, ben de yurt dışına çıkma merakımdam adresi almış kaydetmiştim gideceğimden değil.

Edirnedeki medresemiz baskına uğradığında yine karakola ibraz edecek bir şey bulamadılar duvarda asılı “medrese adabı” yazılı bir kağıt dışında. Bir tek daire ve içinde sadece on’a yakın kız talebe vardı. Sekiz dokuz adet polis arabası içinde 20den fazla polis gelmişti baskına.

İşte o yıllarda bizler kendi kendimize karantina uyguluyorduk. Gözle görünmeyen bir virüs korkusuyla değil, medresemiz kapanacak, kapısına mühür vurulacak ev sahibi ürküp bizi çıkaracak ve medrese binası bulamayacağız endişesiyle.

Nitekim Ümraniyedeki beş katlı medrese binamız defaaten baskına uğramış ve nihayet ana kapısı polis tarafından mühürlenmişti. Beş yüz kadar talebe kapıda kalmıştı, Kuran eğitimi ciddi bir sıkıntıya girmişti. Bu talebeyi evine göndersen bir daha toplaması çok zor.. Recep hoca durumu Efendi hazretlerine arz etti. Şeyhimiz Mahmud efendi hazretleri Allahın korkusuz aslanı: “Medresenin arka duvarı kırın oradan kapı açın. oradan girin” buyurmuştu. Ayen öyle de yaptılar polis geliyor ön kapıyı kontrol ediyor mühür yerinde, basıp gidiyordu. O esnada talebe adeta korkudan nefesini tutuyor içeride oldukları fark edilmesin için dualar niyazlarla mırıldanarak öylece bekliyordu.

Mahmut Eren hocamızın medrese binası da baskına uğradı ve binayı boşaltmak zorunda kaldık. Hocamız çare olarak daire tipi medrese düzenine geçtiler ve ağırlaştırılmış karantina yılları işte o zaman başladı. camlarına kalın battaniye çekilmiş ekseriyetle bodrum katı olan daireler içinde okudu talebeler. cam açmak yoktu, sesini yükseltmek yoktu, istedikleri yiyecekleri yoktu, girip çıkmak yoktu.. Her biri iki hafta 14 gün süren karantina dönemleri bir ardınca diğeri takip edip duruyordu.. nihayet karantinanın biri dolunca talebe hafta sonu evine gidiyor bir gün. Ve pazar akşam tekrar gelip yeni bir karantinaya başlıyordu.. Karantinada yaşamak Mahmud efendinin medrese talebeleri için bir yaşam şekli olmuştu.
Çünkü laikler Kuran eğitimini; Medreseyi yasak etmişlerdi. Ve bu yasak bin yıl sürecek diye ant içmişlerdi.

O yıllarda İzmit’e göreve başlamıştım. İzmitte ki hocamız Hamit hocanın de kız medresesi vardı hanımı işletiyordu. Hamit hoca beni İstanbul’a Mahmud Efendi hazretlerine gönderdi “git sor Efendi hazretlerine medreseyi muhafaza etmek için ne yapalım nasıl tedbir alalım?

Geldim sordum. Şeyhimiz : “Saat gece on’dan sonra giriş çıkış yapsınlar, medresede sessiz olsunlar” buyurdular. Talebeler zaten yatılı. Giriş çıkış hafta içi yok. Yani hafta sonu evden geldiklerinde gece saat ondan önce gelip gitmesinler, mahalle onların giriş çıkışını fark etmesin ve seslerini işitip içeride oldukları da belli olmasın. İşte sana ağırlaştırılmış karantina.

Allah’a şükürler olsun. Bu dine hizmet için sıkıntı cefa çekmiş ilk yiğitler sahabeler olmuştu. Onların yaşadığı ağır karantina şartlarını tarihte kimse yaşamadı. 3 sene boyunca Ebu Talip mahallesine kısıldılar ve yiyecek bulamaz oldular öyle ki açlıktan artık ağaç kabuğu kemirmek zorunda kaldılar.

Rasulullah’ın yüce ashabı kadar olmasa da biz de elhamdülillah bu din-i mübini İslam’a hizmet yolunda çilemizi çektik. Ve gerekirse yine çekmeye azimliyiz. Allah bu davaya her koşulda sahip çıkmayı nasip eylesin. Hiçbir dert sıkıntı çekmemiş, kolaydan kendini bu yolda buluş neferlere bu ibret levhalarından ibret almayı ve kıymet bilmeyi nasip eylesin.

isa Erdoğan 9 Nisan 2020

Yorum Yapılmamış

Bir Yorum Yazın